Biliyorsun, seninle daha erken buluşmak istemiştim. Ama sana ne söylemeliyim bilemedim. Seni sadece izlesem... duru gözlerindeki pırıltıya baksam, siyah saçlarının yüzündeki kıvrımlara uzanan şeklini incelesem... Hiç kıpırdamayan kirpiklerin, hafif eğik başın ve arkanda birleştirdiğin ellerinle beklentili halin... Bunları izlesem, bu sefer bizi okuyanlar bir şey göremeyecekler.
Sana ne demeliydim? Böyle düşündüm. En başta mı hatalı kelimeler bulmuştum? Sanırım öyleydi, böyle dedim. Sana, değişen yüzlerindeki tüm senlere böyle dedim. Bazen sen bana böyle diyorsun sandım. İkisi farklı şey biliyorum. Aynı gibi görünen ama farklı şeyler.
Aramızda mekan farkı olması sorun değil ama zaman... Ah Tanrım lütfen onunla aramda çok uzun zaman olmasın!
Bunu demiştin. Gözyaşların neden akıyordu hiç anlamadan böyle demiştin hatırlıyor musun? Hayır ağlama. Sen ağlarsan ben de ağlarım.
Bak işte ağlıyorum. Tabi ki seni kıskanmıyorum. Hem de hiç. Belki biraz... biraz, imreniyorumdur. Beni bulduğun zamanları hatırlıyor musun... Gözlerinde aynı şimdi beliren pırıltıdan vardı. İlk zaman o zaman mıydı ben bilmiyorum, şu an ve artık bilmiyorum ama artık kaçamadığım ve senin bana dokunduğun bir andı. Kısacık, ancak saniyelerle ölçülebilen ama bana çok daha uzun anların toplamıymış gibi gelen, belki de fark etmediğim tüm anlar bir araya gelip bana ancak temas edebilmişti, ilk an o andı.
21 yaşındaydım. Sen kaç yaşındaydın çok merak etmiştim biliyor musun? Sanırım ben hayatta hep en çok bunu merak ettim: Aramızda ne kadar zaman var...
O kadar... o kadar... Parladığını biliyordun ki! Sonrasında da seni görmek istedim. Ama gelmedin. Bana kendini gösterip kayboldun. Yaşlı hanımın gençliğinin hayaleti ne kadar ısrarcıysa, sen... Başta seni o sandım biliyor musun? Yaşlı hanımın gençliğinin solgun hatırası. Seni o sandım. Sen o musun Aslı?
Aslıcığım. ''Cığım...'' Bu eki sevmiyorsun değil mi ahahahah, seni tetikliyor biliyorum. Bir tek onun ağzından duymayı seviyorsun. O da ''m'' eki sayesinde. Bir tek o öyle diyebilir, değil mi? Hayır. O deyince tıpkı Bezelyecik'e sarılmış gibi hissediyordun, öyleydi biliyorum. (Çünkü benim de sana temas edebildiğim anlar oldu.)
Seni, onu görebildiğin için kıskandığımı düşündüm. Ama aslında... seni, beni görebildiğin için kıskandım. Ne o, şaşırdın mı? Demek ki ben de seni şaşırtabiliyormuşum Aslımcığım?
Seninle daha evvel buluşmak istediğimde, onlar görsün istemiştim. Bu nedenle gelmek istemedin değil mi? Bana saldırdığını bile düşündüm biliyor musun? Bağırıp çağırdığını, hesap sorduğunu. Bana kızdığını. Sana bakamayacağımı düşündüm, sen delici bakışlarını üstüme dikerken, ben şaşkındım hayalimde. Oysa sen, şimdi sen bana ne yumuşak bakıyorsun.
Bileğime uygun bileklik bulmak benim için de zor. Sanırım bilek kemiklerim gerçekten ince. Senin istediğin ay taşı bilekliği aldım ama biraz bol gibi. Yine de takmayı deneyeceğim. Bizi birbirimize bağlayacağını hissediyorum.
Ah, bana kırgınsın. Düşündüğüm gibi öfkeli değilsin ama kırgınsın işte. O bakış da neyin nesiydi Aslı?
Bir keresinde, seni ilk kez gerçekten görebilmemin, senin bana, gözlerimin en içine bakmanın üstünden 2-3 yıl geçmişti. Sen yine geldin. Merak ediyorum da, ne yapıyordum da sen beni buluyordun? Rastlantısal mıydı yoksa, yoksa... Doğru bir şey mi yapıyordum? Doğru bir izi mi takip ediyordum? Beni kafana göre mi buluyordun Aslı?
Bu seferkinde yaşını yine kestiremedim. Belki sen hep aynı yaştaydın ama her seferinde aramızdaki zaman farkı bazen azalıyor, bazen artıyordu. Senin benden büyük mü küçük mü olduğunu bile anlayamadım. Sadece o an, o gün... O akşam. Bir hayal mi kurmuştum yoksa Aslı? Sadece ikimizin olduğu bir hayal. Beni hep böyle zamanlarda buldun değil mi? Biliyorum.
Yaz dizilerinden fırlama bir mekandı. Ama kabul et güzeldi. Tam bizlikti. Tatil gibi değildi, bizim yaşantımız gibiydi.
Başta sadece ben varım sanmıştım. Sonra sen, iki kahve yudumu arasında yanıma oturuverdin. Benimle aynı şimdiki gibi tek kelime etmedin. Sadece bakışların, bakışların farklıydı. Çok daha netti. Çok daha kendinden emin. Senin benden büyük olduğunu düşündüm. En olmadı 4-5 yaş. Bunu düşündüm. Bana umut verdin. Umudun bir şekli olsaydı, o ana yayılırdı.
Tek kelime etmedik, yani sen etmedin. Tamam belki ben de... Ama onlarla konuştuk, bizi görenlerle. Ben konuştum. Okurlarıma seni anlattım Aslı. Adını söylemedim, çünkü senin o olduğunu bilmiyordum. Beni çekiştirmiştin hatırlıyor musun? Sahi, beni nereye götürüyordun öyle? Ağzımdan bir şeyler kaçırmamdan, konuşmalarımızı okurların duymasından çekindin. Bana öyle bir bakmıştın ki aniden susuvermiştim. Sadece ikimizin bilmesi gereken bir sır vardı ortada. Bir yanıt: Sen kaç yaşındaydın? Bunu ben de anlamadım Aslı. Anlamadığımı anladın ama sonra yine de, belki de başka türlüsü olamayacağı için yavaşça boşluğa karıştın.
Beni nereye götürmüştün, nereye götürmek istemiştin... Neyi anlamak istemiştim ve hatta, neyi anlayamamıştım; anlamadım. Sadece seni gördüğüme sevindim.
Aradan bir bir buçuk yıl geçmişti. O teras katında beni yine sen buldun. Bana sıkıca sarılmıştın. Dümdüz saçların vardı hatırlıyorum. Ne kadar düz, hiç kabarmamış diye düşünmüştüm.
Oradan geldiğini sezmiştim. Beni götürmek istediğin veya bana göstermek istediğin ama belki de zaman kanunlarının bu kadarına izin vermediği o yerden. Belki de o sahil kasabasından.
Bir keresinde, geçen yaz, bu sefer ben seni bulmuştum anımsıyor musun? Üzerinde pembe bir elbise vardı, saçların beline geliyordu. İnce yüzün solgun ama çok güzeldi. Aramızda 19-20 yıl vardı. Seni etrafında döndürmüştüm. Bir yıldızın ışığına sığınıp başıboş dolanmıştık. Bir şarkılık kısa bir kalp atımıydı o an. Mutlu olmuştun değil mi? Biliyorum. Bir yıldıza gitmeyi hep çok istemiştin ama ben hep seni değil Ozan'ı götürmüştüm oraya. Bana bu yüzden mi kırgındın canım Aslı?
Pembe elbiseli momiçentse. Ne tatlıydın. Ben hep sen olmak istedim biliyor musun Aslı? Sen nasıl görünebilirdin hep bunu merak ettim. Evet seni yıldızlara hiç götürmedim. Çünkü ben seni bir güneşin ışığında izlemek istedim. Bunu başaramayacağımı düşündüm. Zamanın aramıza duvar ördüğünü. Senin artık Aslı olduğunu ve ayrıldığımızı. Şimdi ve...
Sus demiştin bana o sahil kasabasının pusunda. Sus, söylersen gerçek kaçar. Böyle der gibi bakmıştın da, susmuştum.
Şimdi nereden geldin Aslımcığım? Hangi yıldızların ışığının altında yürüdün sen? Hangi güneşin ışığının altında yaşadın? Bunu düşündüm. Ben hep seni değil ama yıldızını düşündüm değil mi Aslı? Acaba Aslı'nın yıldızının adı nedir?
Benim yıldızımın adı, Güneş. Ancak ben onun aydınlattığı uydunun parlaklığına sığınıyorum çoğu zaman. Gölgeler arasında beliren ışık... Senin de en çok ilgini bu çekmişti değil mi?
Aslı. Seni parladığın için sevmedim hayır. Sana beni bir uydunun ışığında bir başıma bıraktığını düşündüğüm için de kızmadım hayır. En çok Ozan'ı da özlemedim hayır.
Artık özlemiyorum. Çünkü belki de aramızda ne galaksiler, ne de bir türlü aşamadığım yıllar yoktur. Aynı Güneş'in sıcaklığında, aynı bedenin sarmalayışında çarpıyoruzdur. Sonuçta ruh, tüm olasılıkların içinde aynı anda yaşar.
Senin olabileceğin kız bendim değil mi? Her olasılıkta, her seçenekte... Hep bendim. Benim olabileceğim ama olamamaktan paniklediğim her kayboluşta olduğu gibi, aslında sen de hep, bendeydin.
(Biliyor musun Aslı... Senin benimle olduğun hiçbir yazımı saklamak istemiyorum. Çünkü o zaman aynı zamanda var oluyoruz.)
Not: Momiçentse, Bulgarca ''küçük kız'' demektir.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| (Bu Beden Benim Evim, Rupi Kaur) |

Müzik çok güzelmiş emeklerinize sağlık
YanıtlaSilTeşekkürler :)
SilAa bezelye! Benim en sevdiğim serin. İşte bu kadar basit cadı, bunun devamı gelmeli.
YanıtlaSilBezelyenin bu serisi zamanın ve kimliğin sınırlarını bulanıklaştıran bir hayal günlüğü gibi olmuş. Okurken sanki bir karakter değil, bir ruhun yankısını takip ettim. Aslı arasındaki bağ, gerçek ile kurgu arasında gidip geliyor. Hatıra, hayalet, olasılık konuları güzelmiş. Aslında en marjinal kısmı bence yaş sorusunun cevapsız kalışı olmuş. Umarım Aslı seni teras katında her daim bulmaya devam eder. Yaş sorularına hiç cevap verilmemeli! :)
Bu arada Bulgar göçmenliği var mı cadı?
Bu seri benim de gözdelerimden laf aramızda (iyi ki devam etmelisin demişsiniz :). Bu arada cidden, ben 3. bölümden sonra onların hikayesi bitti artık diye bırakacaktım ama devam edince ibre bana döndü ve bu nedenle yazmak daha farklı hissettirdi ve aslında uzun zamandır yazarken tam olarak hissedemediğim o uçuyormuşçasına yoğun özgürlük hissine erişmemi sağladı.
SilBu arada ben her gün 3-5 yazı yazıp 5-10 yazı da yayından kaldırınca :) arada kaynamış. Aslında arada okumadığınız bir 4. bölüm var. İşte linkini bırakıyorum:
https://www.neptunlucadi.com/2026/02/sevgili-bezelyecik-4.html
Bu 4. bölümde yaşlı hanım olayına değiniyordum ondan haber vermek istedim. Bu arada Allah korusun bir daha teras katında falan sarılmayalım aman aman tahtalara :) Hayatımın en kötü günlerindendi. Bir daha olmasın. Ama Aslı'yla başka ve güzel şekillerde, güzel ve çeşitli yerlerde yeni bölümler yazmak isterim dermişim :P Ve evet yaş soruları kritik :)
Yorumlarınız için teşekkür ederim, sevgiler.
Diyordum ki... son sorunuzu gördüm :) Evet baba tarafından göçmenlik var. Ve yazımda geçen kelime benim ilk öğrendiğim Bulgarca kelimemdi (zaten pek yok *-*)
Yayınladığın postlarda Bezelye serisi varsa kaldırma, kaldırırsan Neptün'e kötü baykuş arkadaşlarımı gönderirim galaksini feth ederler ;)
SilBezelye 4'ün yayınlandığını bile o karmaşada görememişim. Okuma listesi zaten ruhsal problemli, eh sen de yayından kaldırıp ard arda bombardıman misali yapınca bezelyem de görünmez olmuş, lütfen hanımefendim lütfen ;)
Ahahahha, mesaj alınmıştır (koruma büyüsü hokus pokus :). Şaka bir yana evet kaldırınca okunmuyor. Ben de karar veremiyorum, sonra yeniden paylaşıyorum. Arada kaynıyor. Ama bu seriyi kaldırmam tamam. Ben de sevdim çünkü :P
Sileh bu öykü de zaman içinde değişim geçiriyor. hayali olmuş bu kez de :) iyi ki artık yazamıyorsun bu öyküyü yaniii hihi :)
YanıtlaSilEvet hayalle gerçeği iç içe geçirmeyi seviyorum. Sanki, kendi dilimi bulmaya çok yaklaşmış gibi hissediyorum :) Aslında bu kadar çok yazı yazma sebebim belki de budur :)
SilÇok samimi ve derin yazıyorsun. Hikayelerinden en çok bunu seviyorum. Karakterlerin gerçek gibi. :) Yaş konusunu çok güzel ele almışsın. Bazen o an nasıl, kaç yaşında hissettiğin önemlidir. :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim, böyle düşünmene gerçekten sevindim :)
Sil