Sayfalar

Öyküye Övgü.

(Aramızdaki Şey, Tomris Uyar)

Öykü ve roman arasındaki fark üzerine düşünüyorum. 

Türkçe\ edebiyat derslerinde bizlere bu iki türün arasındaki en önemli ayrımın ''yoğunluk'' olduğunu söylemişlerdir. Öyküler romanlara göre çok daha sınırlı bir zaman dilimini, sınırlı karakterler ve sınırlı olay çeşitliliği ile bir araya getiren anlatılar olarak tanımlanır. Buradan öykü ile romanın arasındaki temel ayrımın ''sınır'' probleminden doğduğunu anlamlandırırız.

Bu ayrım temelde ve ilk anlamıyla evet doğrudur. Gerçekten de öyküler daha küçük bir alanı kapsayan anlatılardır. Aynı şekilde öykülerde karakterlerin geçmişlerini ve\ veya geleceklerini geniş ölçekli olarak göremeyiz. Öte yandan öyküler, karakterlerin şu anını anlatır. Şu an, karakterlerin tüm varoluşlarına yayılır ve biz okurlar da bu karakter ve onun çevresindeki diğer figürlerin varoluşlarını daha yakından inceleriz. Evet doğru okudunuz, üstüne düşünürseniz sizler de fark edeceksinizdir, öykülerde gerçekten de, aslında, bir karakterin varlığını çok daha yakından görme imkanı ediniriz. Çünkü öyküler romanlar gibi tüm zamanlarda var olmaz, tüm zamanlara akmaz; öyküler şu anı anlatır ve şu an aslında karakteri bir nokta haline getirip bizlere izletir.

Öykülerde genelde anlık akıştaki hareket veya düşünce akışlarına tanık oluruz. Tasarılar bile şu an dediğimiz zaman dilimine yayılır. Bu da bir çeşit illüzyon yaratarak sanki karakteri yeterince tanıyamayacakmışız, çünkü onunla yeterince vakit geçiremeyecekmişiz algısı yaratır. Öykülerin başlangıcının nereden geldiğini ayırt edemediğimiz durumlar olur. Tıpkı sonucun nereye akacağını net olarak bilemeyeceğimiz gibi. Öyküler zamanda bir yarık açıp gelmişçesine aniden sayfalarda belirmiş bir karakteri bizlere gösterir. Bir karakteri evet. Bu karakterin çevresinde belki başka karakterler de olsa da, öyküler bir romanın geniş ölçekli merceğini taşımadığı için, bizler aslında sadece tek bir karakterle vakit geçiririz. Bir buluşmaya gitmek gibi. Bu bakımdan öykü okumak biriyle tanışmak için gidilen bir çeşit ilk buluşmalardır. O anda o karakteri görür, dinler ve sadece onunla bir arada olursun. Sonra, öykü biter. 

Romanlar böyle değildir. Romanlar, bence, bir çeşit buluşmalar toplamı da değildir. Ben romanların daha çok, zaten tanıdığın birisiyle olan iletişiminin toplamı olduğunu düşünüyorum. Karakterle uzun zaman geçirmişsin veya geçireceksindir; bunun verdiği güvenle ona istediğin saatte mesaj atabilir, arayabilirsin. Onunla aniden bir buluşma ayarlayabilir, istersen bu karakteri sabahın ilk ışıklarına dek gözünden uyku akarken bile okuyabilirsin. Roman karakterleriyle geçirdiğimiz zaman, aramızdaki çekinceleri ortadan kaldırır. Bundan olacak çoğu kişi kendini roman karakterlerinin yanında daha güvende hisseder. Öyküler tekinsizdir, azdır, elbet bitecektir.

Oysa öyküler de en az, hatta bazı durumlarda daha bile fazla, gerçek karakterleri içerisinde taşırlar. Bu karakterler sizlere uzun zaman ayırmaz belki ama böylesi -özellikle de bir yazar için- çok daha zor bir durumdur. Çünkü o sınırlı zamana aslında enine değil, dikey olarak bir varoluş sığdırmak zorundadır. Bu bakımdan öyküler romanlara göre sınırlı değil, derindir denilebilir. Bir romanın her kısmı iyi olmasa da gözden kaçabilir. Birlikte o kadar zaman geçirdiğin birinin (kitabın kendisinin veya karakterlerinin) üç beş falsosuna göz yummak çok daha kolaydır. Öte yandan öykülerdeki tek bir yanlış bile hayatidir. Okur, o kurguya veya karaktere anında notunu verir; gözünün yaşına bakmaz. Sen zaten kısa bir oturma için geldin yandan bakışı bir öykünün ilk karşılanma bakışıdır. Ama kaderi olmak zorunda da değildir.

Bazı öyküler bizi şaşırtır. Onlarla geçirdiğimiz sınırlı zaman tüm zamanlarımızın tek bir noktada toplanması kadar yoğun gelir biz okurlara. Karakteri sınırsızca tanımasak, tanıyamasak da, aslında derinlemesine tanırız. Tanımanın ötesinde, o karakteri biliriz. Tıpkı bir anda sanki hep tanıyormuşçasına yakın hissettiğimiz insanlar gibi. Öykü karakterlerinin hafızalardan silinmesi, belki de, kaçınılmazdır. Yine de bu karakterler, roman karakterleri kadar değer görmeseler de, içimizde iz bırakır. Bu izi şudur diyerek anmayız çoğu zaman, ama yine de o tüm zamanların toplandığı noktadaki buluşmamız, öykü karakteri ile bizim aramızda oluşmuş bir çeşit anlaşmadır. 

Öykülerdeki mekan betimlemeleri de şu andan ibarettir. Öykülerde gördüğümüz mekanlar bir an sonra geçmişe karışabilir. Romanlardaki gibi devamlılığını korumaz. Öyküler, şu anın hiçliğinden doğan varlıklarıyla bizlere buradasın farkındalığı katan kısa yaşantılardır. Zaten roman dediğimiz de nedir ki... birçok öykünün art arda anlardaki toplamından başka.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


(Aramızdaki Şey, Tomris Uyar)




8 yorum:

  1. Güzel bir içerik olmuş. Öyküler de romanlar da ayrı güzel. Çarpıcı öykülerin etkisi uzun süre silinmez, güzel romanlar da kendine sıkıca bağlar. :) Ben daha çok romanları seviyorum sanırım, çünkü en sevdiğim karakterler hep roman karakterleridir ve ben karakterlere çok önem verir, onları derinlemesine tanımak isterim.
    Bir de iki türün arasında yer alan kısa romandan bahsetsek. Bu aralar yazma konusunda buna taktım. Ne romanlar kadar dallı budaklı ne de öyküler kadar kısıtlıdır. Olabildiğince derdini anlatır ama çok uzatmaz. Olması gereken misafirlikler gibi. 😅

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Evet aslında uzun öykü (veya kısa roman) türü de üstünde durmaya değer. Öykücüler genelde öyküden romana geçerken bu yola başvuruyor. Romanlarda tekrara düşme durumu olabiliyor ama öykü ile roman arasındaki metinler hem derdini anlatıyor, hem de sıkmıyor. Bence daha da yaygınlaşmalı :)

      Sil
  2. uzun romanları sevmiyorum ya hikayeler daha iyi hemen okuyabiliyorsun en azından

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben ikisini de seviyorum ama romanların çok kayırıldığını düşünüyorum :)

      Sil
  3. Öyküyü “ilk buluşma”, romanı ise zaten tanıdığın biriyle geçirilen zaman gibi anlatman çok hoşuma gitti. Gerçekten de öykülerde karakteri geniş geniş tanımayız ama bir anda çok yakından hissederiz. Galiba bu nedenle öykülerde karakterin boşluklarını kendim doldurmayı seviyorum. Yine de iyi kurgulanmış karakterlerin olduğu romanı öyküye tercih ediyorum sanırım. Bu arada canım İlkay ben senin sayfana okuldan giriş yapamıyorum. O nedenle hep evde müsait olunca toplu okuyabiliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykü karakterleri bizimle bir anda samimi oluyor. Dan diye başlıyor kendini göstermeye. Anlatmaya bile değil aslında, direkt gösteriyor kendini. O muydu bu muydu yok, ben bu hali seviyorum sanırım :) Roman karakterleri öyle değil. Onlar daha gizli saklı oyuncu oluyorlar. Tabii zamanla onlarla daha derin bağ kurarız ama bu aslında geçirilen zamandan çok karakterin işlenişi ve doğasıyla ilgili bence.

      Ve bence, öykü yazmak aslında risk almak. Herkes iyi öykü yazamaz. İyi roman da yazamaz tabi ama romanın hatırı olur dediğim gibi. O kadar zaman geçirdik, olsun o kadar da madem olur. Ama öykülerin genelde gözünün yaşına bakılmaz. Oysa öyküler aslında tek okumalık değillerdir. Her okumada, belki de, kendilerini yeniden yazma imkanına sahiplerdir. Okurun o anki varlığına, bulunduğu ruh haline göre öyküler ve karakterleri de şekil değiştirir. Romanlarda da bu olabilir ve olur da tabi ama genel olarak bence romanlar daha sabittir, öykülerse uçucu. Yani en azından şimdilik böyle düşünüyorum bu iki tür hakkında :)

      Ne zaman müsait olursanız o zaman beklerim bloğumda severek ağırlarım :) <3 Ben de zaten maşallah durmadan yazar oldum. Sanki içimden akmak isteyen bir şey var, durduramadığımdan yazıyorum. Belki zamanla bu parça parça üretimler daha bir şekilli bir şeye dönüşürler... Gerçi böyle diyerek de yazımla çelişiyorum değil mi :) Bu yazılar da kendi içlerinde anlama sahipler neticede.

      Sil
  4. iyi anlatmışsin. edebi öykü yazmak roman yazmaktan daha zor gibi, roman okumak ise daha kolay gibi, sanırım gerçeklerden uzun süre kaçabilmek için roman okuyoz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Romanda bir gerçeklik oluşturuyorsun oysa öykü daha düşünce düzeyinde kalan bir şey bence. Onun da bir kurgusal evreni olsa da, detaya inilmediği için daha dikkatli olman lazım. İkisini yazmak da zor ama öyküdeki hata daha çok göze batar bence :)

      Sil