Sayfalar

Sevgili Bezelyecik #6

 

Hayatıma bin beş yüz otuz beşinci kez yeniden başlamaya karar verdim.

Bir keresinde bir rüya görmüştüm. O zamanlar bu blog bile meydanda yoktu. Başlangıçta yine sanki üstümden örtüm kaymış rüyalarımdan birine benziyordu. Ancak rüyam aktıkça ve olaylar absürtleştikçe, rüyamın hatırımda kalma oranı arttı. İşte bugün bile o ele avuca gelmez gariplikte ve boşluktaki rüyamı anımsıyorum. 

Rüyamda eskiden tanıdığım ve birbiriyle alakasız insanlarla aynı ortamdaydım. Onlara bir kitabı anlatıyordum. Üstelik yıllar önce okuduğum bir kitabı! (Rüyamı da artık yıllar önce görmüş bulunuyorum ama o yıla rağmen bile o kitabı yıllar önce okumuştum.) Dahası, kitabın favori kitabım olduğunu bile söyleyemeyiz. Hatta kitaptan hiç hoşlanmamıştım. İlginç bir kitaptı kabul. Filmi de fena değildi. Sonra, kitabı okuduğum dönemde okula giderken çantama su girmişti de kitap ıslanmış ve dokusu bir daha asla eskisi gibi olmamıştı... Sonra da o kitabı sahafa mı verdim acaba... Ah neredeyse unutuyordum, kitabın adı Marslı (yazarı Andy Weir).

Rüyamda kitabı o birbirinden alakasız gruba anlatıyordum. Daha yakın olan tanıdıklarım kitabın konusunu zaten biliyordu. İçlerinden bana eeeennnn uzak olanı ise anlattığımı eeeennnn ilgili dinleyen kişiydi. Ona kitabı kötülüyordum! Diyordum ki, ''eh işte bir kitap aslında yaniii... ilginç ama ben daha 'felsefik' düşünceler okumayı beklemiştim, bu kitap fazla bilimbilimbilimkurgu, beynim yandı!'' Ah, tabi ki tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum sevgili okur ama üç aşağı sekiz yukarı böyle bir şeydi.

O kişi kitapla veya benim kitabı beğenmememle ilgilenmemişti. Kitabın mis gibi kitap olduğunu savunuyor ve ona haksızlık ettiğimi söylüyordu. Bense ona anlam veremiyor (ve kitabı okumuş olmasına şaşırıyordum). Sonra rüyam aktı devam etti bitti. Ama sanırım bu rüya bilincimin altında yaşamaya devam etti. O zamanlar eski bloğumda olan ben, bu bloğa geleceğimi tahmin bile edemezdim. İki bloğum arasındaki kısa evrede ''yeni bir bloğum olsa adını ne koyardım sence Fred\ George (kardeşimin iki balığı vardı ve ikisi de turunçgil olduğundan isimlerini ayırt edemiyordum)'' diye fikir birliğine varmak için oylama yapıyordum. -En iyi yüzen kazansın!-

Sonra Neptün kazandı.

(Ben zaten Marslı olamazdım.)

Yani bu rüyam, bloğumun adını buluşuma dek içimde yaşamış da bilincim duymamış. Bu rüya beni sandığımdan daha çok etkilemiş olmalı. 

Her neyse, o kadar da sarsılmamıştım aslında (hala öyle). 

Sana evin nasıl bir şey olabileceğini sormuştum. Sanırım bu benim gibi biri için yanıltıcı bir soru sorma şekli. Çünkü bir his benim evim olamaz (hep taşınmam gerekir ha-ha). Yine de yaklaşmışım. Ev, içimizde dermişim. Ama öyle. Bunu fark ettim. Bunu belki bazı sezgisel\ duygusal yönü ağır basan başka insanlar da söyler ama benim asıl bahsettiğim aslında... Somut durumlara kendi kendimize içsel olarak yüklediğimiz anlam gibi bir şey değil. Ben somut olarak, bizzat, ev içimizde diyorum. Yani anladığımızın tersi bir akışı savunuyorum. Çoğu kişi -sanıyorum ki- dıştan gelen şeylerin içe yansımasına ev der (ve mantıklı). Ama ben diyorum ki -yine egzantrink bir şey çıkıyor- içimizde olan soyut şey dışımıza yansıyarak evi oluşturuyor. (Ya da şanssız insanlar\ veya şanslı insanlar ??? bunu yapmak zorunda kalıyor???).

Mesela buna en somut örnek olarak bloğumu söyleyeyim (hadi söyleyim madem). Bloğum aslında içimin (soyut düzlem) dışa (somut olarak) yansıması. İşte böyle böyle ev oluşuyor. Ev oluşuyor da doğru kelime değil aslında. Çünkü ev zaten içimizde oluşmuş bir şey. Biz, bence, onu sadece dış dünyaya projekte ediyoruz. (Veya bazı şanssız veya şanslı... -anladııkkkk! :).

Hayatıma bin beş yüz otuz beşinci kez yeniden başlamaya karar verdim. 

Hep hala çok genç olduğumu unutuyorum. Hayır unutmuyorum. Bir şey unuttuğum yok, sorun da bu! 

Yine aynı olacak diye düşünüyorum. Aslında böyle bile değil. Kötü olacak. En kötü senaryo. Böyle düşünüyorum. 

(Böyle böyle bir şeyi isteme becerimi kaybettim.)

Ama, hayatıma bin beş yüz otuz beşinci kez yeniden başlamaya karar verdim! Bu bile başlı başına bir ''istek'' değil midir?

Bu sefer eskiye dair bir şey taşımıyorum. Az evvelki Dolunay yazımda (ki çok hoş bence git oku bi :) *-*) aslında sana -yinee- zihin albümümden bir sahneyi gösterecektim: Ayçiçekleri. Sonra konu başka yerlere gitti ve ben, yazarların başkalarının hikayelerini nasıl yazabildiklerini merak ettim. Hatta bunu sana da sordum. Sonra anladım ve sonra, sana bunu anlatmayı denedim. (Sonra) anlattım da ve bunun anlattığım şeye ters bir hareket olduğunu fark ettim. Yazarlar, başkalarının hikayelerini sadece yazarlar. Hepsinin tarzı farklıdır tabii; kimi karakterin içine girer, kimi uzaktan gözlemler. Ama sonuçta yaptıkları özünde aynıdır: Yazmak.

Bu bana ilham vermiş olmalı.

Başkalarının öykülerini yazma fikri beni yaşamım boyunca çekmiştir. Küçük bir kızken bile (sanırım 6-7 ve 9-10'a uzanan yaş dolaylarımda bu oyunu oynardım) başkalarının öykülerini düşlerdim. Bir x karakteri belirler ve... ona bir yaşam kurgulardım. Bunu o kadar sık yapardım ki, bu benim en sevdiğim ve kimseye anlatmadığım oyunumdu. Bunun sebebi tatlı bir yerden gelmiyordu ama sonuç tatlı bir yere çıkıyordu. Onlar benim ilk hayallerimdi. O ana karakter, hiçbir zaman yalnız değildi. 

Sonra büyürken, bir noktada bu oyunumu unutmuşum. Çok çok nadiren, otobüs trafikteyse veya izban\ metro çok geciktiyse, bu oyunu yeniden oynadım. Hani şu ''insanların değişen yüzlerindeki hikaye'' meselesi. Bu konuda gerçekten iyiyim. Vay be... bu yazdığım otuz beş bin milyon iki yüz beş yazım içinden en derin farkındalığımdı.

Bu seferki ilhamım, başkalarının yaşamlarını yazarlar nasıl yazar acaba soruma gelen iç yanıtım, aslında tam tersi yönde oldu: Kendi yaşamını nasıl yazardın? Bunu ilk kez seninle birlikte keşfediyorum. Kutu açılımı videosu gibi, ha ne dersin biraz benzedi sanki. :)

O kutudan ne çıkacak emin değilim. (Ve bu yazının konusu bu değil).

Dolunay dönemleri bırakmak için iyi zamanlar denir. Ay tüm ışığını toplamış ve gezdiği yerküreden bir sürü deneyim, bilgi, öğreti, çerçöp edinmiştir. Dolunay evresinden sonra artık yavaş yavaş küçülecek, yok olacak ve yeniden büyüyecektir. Bu nedenle de zaten, dolunay evresinde yüklerinizi bırakın derler (isteyen kendi kendine havaya girip yazı çalışması da yapabilir). 

Ben neyi bırakabilirim diye düşünüyordum. Sanırım cevap... kendimiymiş.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.





12 yorum:

  1. Ouv! Epicalı bezelyecik! Harika ;)
    Bezelyecik 7'de lütfen Epica - Beyond the matrix ile açılış yapsın hanımefendim ehe.

    Bezelye bu seride yeniden başlama fikirleri ile karşımda. Rüyadan başlayıp blogun adına, ev kavramına ve dolunayla bırakma ritüeline kadar uzanan akışın aslında içsel bir yolculuğun dışa yansıması gibi. Ev içimizde vurgusu özgün olmuş. Bu serideki en hoş taraf, kendi hikayeni yazma fikrini çocukluk oyunlarınla bağlaman olmuş cadı ;) Hayat kurgulama da gayette şık. Kişisel bir keşif yolculuğu tadında post olmuş, zihnine sağlık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahahha, aslında sizin için bir yazımda Beyond the matrix'i sürpriz olarak eklemek aklımdaydı ama olaylar böyle gelişmiş üzgünüm. Bir sonraki yazımda o müziğin tınılarını duyabiliriz tabi :) Teşekkür ederim bu ince yorumunuz için, sevgiler.

      Sil
  2. Önceden ben de çok yapardım bunu. Sonra baktım gördüm ki darmadağın olmuş her yer, temiz bir başlangıç için fazla dağınık. Öyle olunca nihayet, çok çok uzun bir zaman ve öteleyişlerden sonra toplamaya başladım ufak ufak her gün, şimdilik elimden bu geliyor çünkü. Dağılsın ki toplayalım değil mi.. :)
    Ah bir de merak ettim haritada en çok balık mı vardı neptünlünün :) Burç muhabbeti severiz *_*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bırakıp gitmeye tahammülüm yoktu, hatta bundan korkuyordum sanırım. Mutlaka her şey nihayete ermeli, düzenlenmeli... Böyle düşünüyordum. Ama bu süreçte işime yaramayan düşünce kalıpları başta olmak üzere bırakmaktaki ''düzeni'' kesfediyorum :) Bazı şeyler dağınıkken aslında zamanla düzenini buluyor belki de.

      Neptünlü olmam gönül bağımdan :), haritamla ilgili değil. Hatta çok ilginç bir şey söyleyim, doğum haritamdaki tek su grubu burcum mars burcumda. :) Genelde toprak ateş etkiliyim ve kova dağılımı var haritamda. Güneşim oğlak, yükselen başak. Yani aslında somsomut Dünyalı olmam gerekli :) Neyse, ama doğum haritasında elementten de ziyade burç ve ev konumları belirliyormuş bunları. Yapay zekadan az buçuk bir şeyler öğrendim ama astroloji beni aşıyor sanırım, kafam karıştı :)

      Sil
    2. Oo tam ters köşe :)
      Astrolojiyle amatör olarak ilgilenmek eğlenceli ve yeterli bence, fazlası da artık sağlıklı kafalar değil ya, gayet iyiyiz böyle :)
      Sailor Neptün çok havaliydi bir de aklıma o geldi, sizi de andırıyor bence artistik sanatçı derin ruh wuhu

      Sil
    3. Ters köşe değil aslında ya :) Bu yorumunuzdan sonra doğum haritamı kopyalayıp yapay zekaya sormuştum, her şey yerli yerinde :) Tek tek burçların pek anlamı yok bence ama doğum haritası gerçekten kişinin varlığı hakkında bilgi veriyor. Teşekkür ederim bu arada sondaki iltifat için :) <3

      Sil
    4. hıhım ben neptünlü diyince balık etkili sanmıştım ondan didim :)
      Evet doğum haritası bayağı keyifli ya, ben de bakıyorum arada :) Yani mesela benim güneş ve yükselen koç ama koç gibi değilim pek, empat duygusal hassas biriyim ama koç için tersi addedilir hep. Terazi baskınmış haritamda o da koç burcunun zodyaktaki karşıt burcu oluyor hahah
      Ne demek efem olanı söylüyoruz hehe <3

      Sil
    5. Aslında tabi tek tek burçların özelliği de gelir ama işte sen falanca burcusun böylesin olayı günlük burç yorumu okumakla eşdeğer diye düşünüyorum :) Dediğiniz gibi haritadaki genel dağılım aslında kişinin eğilimleri hakkında fikir verebiliyor (kendi haritama bakınca kendimi görüyorum mesela :). Ama ben güneş yükselen vb gibi burçlarımın tek tek özelliklerini de taşıyorum yalan yok. Bu nedenle düzen takıntılı bir psikopatım dermişim ahahahhah :)

      Güneş oğlak kişiye zaten bir ciddilik veriyor, üstüne yükselen başak da detaycılık, mükemmeliyetçilik falan... Bu kombinasyon benim dış yüzüm mesela. Güneş yükselen kombosu aslında insanların size bakınca gördüğünü verebilir (haritadaki başka önemli noktaları bilmiyorum). Zaten güneş, iç çocuğumuzla ilişkilendirilir. Eğer spritüel öğretilere de ilgiliyseniz (ki bunu astroloji bağlamında birinden duymuştum ama) yaşamda biz aslında güneş burcumuzun temsiline doğru (ve kuzey ay düğümü) ilerleriz. Yükselen ise dış dünyadan nasıl göründüğümüzle ilişkili. Zaten dış görünüşe bile yükselen burcun etkisi oluyor deniliyor. Yani hiç görmediğiniz birine yükselenini sorarak dış görünümünü tahmin edebilirsiniz :P ama doğru tutmazsa bilemiyorum. :) Bir de ay burcu var mesela üç büyüklerden. O da iç dünyamızı, çalkantılarımızı ve özellikle annemizle olan ilişkimizi temsil ediyor. Yani kimsenin tam olarak görmediği ama özellikle sanat vb faaliyetlerle açığa çıkardığınız, belki insanların sizde gizemli gördüğü noktalarınız. Çünkü o sizin bilinçaltı parçanız, ay bilinçaltını temsil eder.

      Neyse, stelyumunuz vs varsa o da önemliymiş (bu kısım beni aşıyor :). Benim haritamda asıl yay ve kova baskınlığı bariz belli. Bu da bana farklılıklara ilgi vermiş. Bunun dışında doğum haritanızın geneline bakarak (ki bakıyormuşsunuz belki bakmışsınızdır buna da) yeteneklerinizi vs keşfedebilir, iş ve aşk alanındaki eğilimlerinizi görebilirsiniz. Bana tam olarak uyuyor. Başarılı olunabilinecek iş alanları bile bu yolla keşfedilebilir, mesela benim Neptünlülük oradan geliyor :) Su etkisi az ama iletişim kurma, özellikle sanat sepet yoluyla kendini ifade etme, bilinçaltı, psikoloji vs bu alanlara eğilimim zaten varmış. Doğum haritası aslında kişinin kullanım kılavuzu gibi bir şey diye düşünüyorum :)

      Sil
    6. Hıhım bir de şey var mesela mart koçu balık ayında doğduğundan balık burcu etkisindedir ondan özellikler taşır ama nisan koçları daha çok klasik koç burcu tipi özellik gösterir. Ben mart koçuyum :) Doğulan aya göre de kendi içinde ayrılıyor yani güneş burçları, ilginç bir anekdot :)

      Sil
    7. Evet evet o da etkili. Eğer ki yeni aya girmeden evvel o burcu taşıyorsa iki burç karışıyor sanki :)

      Sil
  3. rüya, blog, ev içimizde, dolunay, yine yeniden başlamak :) senin temaların :) romancı olsan belki bu temaların temel olabilir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben biraz Japonları örnek alıyorum galiba yazı dilimde. Dilime işlemiş adamlar :) Daha sade, belki basit ama derin yazdığımı düşünüyorum. İnsanın özünü yazmak ama bunu süslü bir dille yapmak yerine şiir gibi yapmak istiyorum.

      Sil