Ihlamuru hep ayrı bir sevmişimdir. Kokusunu, tadını... beni adeta sıcacık sarar sarmalar. Ihlamur bana ev hissini veriyor. Sanki evini bir bardakta taşıyor ve buharıyla birlikte nereye gidersen git yanında götürebiliyormuşsun gibi bir his. Küçükken de hani ev çizince bacasından buhar çıkarırdık ya... bence buharın bu bağ ile yakinen bir ilgisi var.
Peki taşınmak nasıl hissettirir? Evini kutulara sığdırmak. Senin olan veya hayatın tamam burası olur dediği yerde kök salmak... O kök nereden gelir? Yaşamının başlangıcından mı filizlenir yoksa zamanla bir noktada mı oluşur? Bu kök hissi buhar gibi midir? Her an havada kaybolacakmış gibi... Yoksa tıpkı o buharın yüzünde hissettirdiği sıcaklık, burnuna yerleşen koku, hafızanda yer eden aşinalık gibi bir yerden mi varlığına kazınır?
Ihlamurun kokusunu içime çektiğimde nostaljik hissediyorum. Nedense ilkokuldaki pazar günlerim aklıma geliyor. Banyo yaptıktan sonra sobanın başında oturmak. Oysa bu bana evdeymişim gibi değil, göçebeymişim gibi hissettiriyor. Acaba bundan mı durduğum, hatta kök saldığım yerde bile göçebe hissetmem...
Devamını düşünüyorum. Bunu güzel bir yere bağlamayı. Böylece yazıma ''anlam'' katmayı. Ancak bende devamı yok. Bu kadarı bile zorlama, değil mi haydi söyle, itiraf et sevgili okur. Yine de gerçek. Bir göçebenin gerçeği. Bir göçebeye belki de her şey evini hatırlatıyordur.
Sanırım bundan olacak, 10'lu yaşlarımın sonunda bir göçebe olmayı hayal etmiştim. İnsanların aklına bile getirmeyecekleri veya yadırgayacakları pek çok yeri gezmeyi. Biliyor musun, ben aslında hep bir evim olmamasını istemiştim. Yani... daha gençken. Böylece içimdeki hisle dışım eşitlenir ve gerçek hissederim sanmıştım belki de.
Ama ben korkaktım. Hayır değildim. Sadece kafası karışmış bir kızdım. Kafam öyle çok karışmıştı ki, ben de korkak olduğumu sanmıştım. Oysa ben hayatta benim kadar cesur ikinci birini daha tanımadım. (Yine de tamam, korkaktım :). Acaba şimdi nasılım? Evim, bahanelerim olsun istemiyorum. Peki ama, bunu istemiyorsam, ne istiyorum? Yıllar içinde ne istemediğimi o kadar çok düşündüm ki, ne istediğimi bulmak için de düşünmem gerektiğine inandım. Oysa bu bir yanılgı.
Yine de bugünüme baktığımızda... ne bir göçebeyim, ne de bir yere kök saldım. İnsanlarda en çok bunu gözlemlerim. Bunu bilmeden yapıyorum. İnsanların kök saldıkları noktaları keşfetmeyi seviyorum. Belki de kendime bir cevap arıyorum. Şimdilerde bunu yapmıyorum. Galiba bu yüzden yazıyorum.
Bu, ıhlamurun son yudumları gibi hissettiriyor. Soğumuş ama bir aroması var. Unutulmuş bir sıcak içecek gibi eksik ama yine de bir aroması var işte.
Ev bir haldir derler. Sence ev nedir?
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder