Sayfalar

Asla Unutmamak İçin.

 

Benim bir defterim vardı. Bu defteri o amaçla mı almıştım bilmesem de, muhtemelen dış kabı nedeniyle, tamamen içgüdüsel olarak o defteri dilek defterim yapmaya karar vermiştim. Yazıcıdan istediğim şeylerin fotoğraflarını çıkarmış, onları kesmiş karşıma koymuş, hatta hangi sayfanın neresine resim yapıştıracağımı belirleyip yazmaya başlamıştım. Hayatımı yazmaya başlamıştım. Aslında bunun için iyi bir manifest yöntemi derler ama... belki de ben pek beceremedim.

Bu defteri 2019 yılının eylül ayında yapmıştım. Tam da yeni okul döneminin öncesinde. Odama vuran güneş ışığı bugün bile aklıma gelebiliyor, ne tuhaf... Ellerime yapıştırıcı bulaşmasın diye uğraşmam, resimler ikinci sayfaya taşacak genişlikteyse onları düzgün katlamak için harcadığım çaba... Bölük pörçük ama canlı sahneler halinde aklıma gelebiliyor.

Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosundan esinlenilmiş bir kapağı vardı defterin. Tam olarak aynı tablo olmasa da, benzerdi. Hatırlıyorum vaktiyle çok da ucuza almıştım o defteri. Hele şimdi günümüzde o fiyata defter almayı rüyamızda bile göremeyiz sanırım. Güzel defterler alırdım o yıllarda. Elimde yedek defter bulunmasını önemserdim. Tamam, hala önemsiyorum ama o zaman defter fiyatları da makul olduğundan bunu yapmak daha kolay ve zevkliydi. Sonuçta ne zaman bir deftere ihtiyacım olacağını bilemezdim ya!

O defterin ilk sayfasına önce tarihi yazdım. Sonra da altına kocaman ''NE İSTEDİĞİMİ ASLA UNUTMAMAK İÇİN'' yazdım. :)

Bu gerçekten mantıklı bir yöntem benim için. Ben çok unutkanım. Değil yazmadığım şeyi unutmak, ben not aldıklarımı bile unutabilirim. Evet, anları, gerçekten yaşadığım anları unutmuyorum, aslında unutamıyorum... Belki de görsel hafıza dedikleri şey bende güçlüdür kim bilir... Veya mekansal\ uzamsal zeka? Bilemiyorum. Ama evet, bir anı aklıma getirmekte iyi gibi görünüyorum. Buna karşın, bildiklerimi kolayca unutabiliyorum. Sanırım yaşantı elde etmeye dair çekincelerimin de verdiğim önemin de en birinci nedeni bu: Hatırlamak. Ben benden akan ve bana akan, yani etkileşime girdiğim, yaşadığım şeyleri unutmuyorum. Yoksa hepsi zaten silinir ki.

O deftere yazdıklarımı büyük oranda unuttum. Hikaye gibi yazmıştım. Sanki o, benim hayatım gibi. Bu ilginç. Çünkü o yıllarda bu tip yöntemler henüz popüler değildi ve sosyal medyada dolaşmıyordu. Yine de bunu kendi kendime bulup yapmış olduğumu da sanmıyorum. Bunu yıllar sonra başka bir defterde bir daha yaptım. O daha yakın bir tarih. Ama nedense o ilk defterimin yeri bende hep özel kaldı. Belki de daha ilk sayfasına yazdığım not yüzündendir... 

İstekleri gerçek yapan da zaten bu değil midir: Asla unutmamak ve harekete geçmek.

Ne istemiştim peki yaşamdan... O deftere göre 2026 yılında sahip olmam gereken her şeyi yazmıştım biliyor musun? Bana o zamanlar -yani artık 7 yıl öncesi- içinde bulunduğumuz bu 2026 yılı çok uzak geliyordu çünkü. O zamana kadar olur herhalde amannn, diyordum. Hatta bir ödül aldığımı yazmıştım da, ödülün üstüne 2026 yazmıştım ahahhahahahahHSKJZGVKJDHXCKJHKJ tamam. Bu komik, çünkü buna inanmıştım. Yani, tamam, bana kimse ödül vermeyecek olsa bile (ki aladabilirdim! :P) bir ödül hissi yaşatacak bir şey... Bunu başarırım herhalde sanmıştım. Aslında makul bir istekti. Düşünsene, 7 yıla ne çok şey sığabilirdi.

Defterin ilk sayfalarına -tabi ki- aşkımı anlatmıştım. Sevgilimi ahahhahah. Onunla istediğim ilişkiyi. Uzun uzuuunnn yazmıştım. Sonradan arada okuyordum da onları. İnanarak mı okuyordum acaba... Bilmem. Ama gülerek okuyordum, mutlu olarak. Bazense hüzünlenerek. Olmayacakmış gibi bir hisle. Belki de bundan dolayı olmadı. Beni o zaman en çok bu üzüyordu. Şimdiyse bu bana komik geliyor. Bu isteğim, hayır isteğim değil (öyle olsaydı bunu sana yazmazdım), bu isteğimi isteme şeklim bana tatlı geliyor. Masum, saf, güzel. Bu nedenle artık beni hüzünlendirmiyor.

Sanırım -bir itiraf- bunu hiçbir zaman gerçekleşeceğini düşünerek istemedim. O zaman ne için? Bilmiyorum. Ama hiç gerçekten inanmadığımı biliyorum.

İkinci isteklerim başarılarımla ilgiliydi. Bu kısımdan hala ümitliyim. Bu nedenle ''manifestim bozulmasın'' :) diye sana onları açıklamayacağım. Ama şu an onlara aslında uzak değilim. Yine edebiyat\ Türkçe ekseninde isteklerdi. Ben zaten hep böyleydim. Daha liseliyken, hatta ortaokulda bile kendi kendime kendimle bu özelliğim nedeniyle övünürdüm. Kendi iyi olduğum alanları bilmemle yani. Ya da belki de, bildiğimi sanmamla. Ben hep iyi olduğum ata oynadım. Bir konuda baktım yeteneğim yok, kafam almıyor ve ''başarılı'' olamayacağım... Yeteneğime yöneldim. Zaten bu doğallıkla da oldu. Çünkü ben, zevk aldığım şeyde zaten hep öne çıkabilirdim ki. Benim alana ihtiyacım var. Büyüyünce işlerin hep böyle gitmeyeceğini anlıyorsun tabii ama... Ah buna hala inanmıyorum ve inanmayacağım! Sence ben hiç büyüyemeyecek miyim? Ben, iyi olduğum şeyi yapacağım. Bunun için doğmadıysam ne için doğmuş olabilirim!? Tabi ki bunun için doğdum, iyi olduğum şeyi yapıp diğerlerine de alan açmam için. Başka ne için olacak ki akılımm lım lım! :)

Sadece ötelendi. Ben o kadar içime gömüldüm ki... İyi olmayı, hazır olmayı beklerken... Yeterli olmayı, yetkin olmayı... Ödül alabilecek kadar mı yetkin olmayı yani?... Sanırım öyle. Saçma, evet. Ben de biliyorum! Ama insan bir şeye alışınca... O zaman başka şeye alış! Tamam biliyorum.

Biliyorum.

Üçüncü konu başlığım ise arkadaşlık üzerineydi. Hayatımda olan herkese hep değer versem de... Hani ''ortak bir dava'' derler ya... Ortak bir amaç. Buna sahip olduğum bir grup istemiştim. Sanırım ben hep bir grubun parçası olmayı istedim. Bir yere ait olmayı. Bunu gerçekten hep çok istedim. Ait olmayı, hep çok özledim. Bu gerçekten kalbimi bile sızlatabilir. Şu an sızlatmıyor ama istersem... 

İnanmadığım için sızlatıyordu. Önceden. Hiçbir yere ait olamayacağıma çok inandığım için, bu istek kalbimi çok sızlatırdı. Ne tuhaf... Artık ait olabileceğime inanıyorum. Bu nasıl olmuş olabilir? Üstelik bunun üstüne uzun zamandır hiç düşünmedim bile! 

Belki de onu dürtmediğim için. Korkumu. Sonra da o, erimiş gitmiş.

Ve bugün beni en çok mahcup hissettiren isteğim de bununla bağlantılıydı: Büyük işler yapmak. 

Instagramda bir sayfayı takip ediyorum. Çocuklar isteklerini yazıyorlar ve bu sayfa yöneticileri de gerçekleştiriyorlar. Genelde maddi durumu düşük ailelerin çocukları oluyor bu istek sahipleri. Çok basit şeyler istiyorlar. Çok çok basit. Bu düzenin adil olmadığını gösteren şeyler. Bu basit şeyler onlara kocaman gülümsemeler veriyor. Belki de yaşamları boyunca asla unutmayacakları hediyeler oluyor bu gerçekleştirilmiş dilekleri.

Şimdi, yine karşıma çıktı. Bir kız çocuğu sadece döner yemek istemiş ya. Kardeşiyle birlikte sadece bunu yemek istemiş. Tek de değil, kardeşimle birlikte yemek istiyoruz demiş. Döner ya. Bir çocuk bunu istemiş. Her şeyi isteyebilecekken sadece döner istemiş ve kardeşini de düşünmüş üstüne! Çok utandım. O kadar çok utandım ki. 

Hayatta beni en çok etkileyen dört grup vardır. Özellikle bu dört grubun yardıma ihtiyacı olması beni derinden sarsıyor: Çocuklar, hayvanlar, doğa ve yardıma ihtiyacı olan yaşlılar. Bu dört grup kırmızı çizgim. Çünkü birine ihtiyaçları var. 

Benim isteklerimden biri de buydu. Yardım etmek. Aktif olarak bunu yapmak. 

Bazen, kendi hayatımın beni mutlu edebileceğine inancımı yitirdiğimde de bunu düşünüyordum. Kendini adamak bence çok uç bir durum ve bu yaşamda benim de kendi yaşamımı yaşamam lazım. Ama bunu düşünüyordum. Hiçbir şey olmasa bile, kendi yaşamımı yaşamasam bile, yardım edebilirim. 

Yardım etmek için buna gerek yok tabi ki. Ama işte kendimi iyi hissetmediğimde bile bu yaşamda bir ışık hep bulurdum: Diğerleri.

O gönderi beni gerçekten etkiledi. Çocukların bu kadar basit bir şeyi istemeleri ve benim ''basit'' dediğim şeyin onların en büyük istekleri olması... Çok üzücü. Çocuklar bunu düşünmeyi, bunun hesabını yapmayı bile hak etmiyorlar. Onlar yiyecek düşünmemeliler. Tüm çocukların temel ihtiyaçları tabi ki sağlanmalı. Bu nasıl lüks bir istek olabilir ki?! Bu, bu gerçekten ağır. 

İnsan yanılgıya da düşmemeli. Üzgünüm ve öfkeliyim ama tüm dünyayı kurtaramazsın. Böyle düşünüyorum. Ama yine de, bir kişiye bile, bir canlıya bile yardım edebilirsin. 

İnsan kör olmamalı. Yaşama, kör olmamalı. 

O defterimi hala seviyorum. Hepsi de gerçekleşebilir şeylermiş aslında değil mi? Yazınca fark ettim. :) Sadece ben, büyük büyük yazmışım işte. Abartarak. Ondan dolayı gerçekleşmezmiş gibi olmuş. Sonra da buna inanmışım.

Yine de onu yazdığım için mutluyum. Özellikle de ilk sayfasındaki notumu: ASLA UNUTMAMAK İÇİN.


bu şarkıyı en son yıllar önce dinlemiştim.

şöyle bir versiyonu da varmış, güzel.





4 yorum:

  1. “Asla unutmamak için” diye başlayıp aslında kendini yeniden hatırlamaya dönüşen bir yazı olmuş. Çok samimi ve düşündürücü.Sana diğer konularda da katılıyorum. Yaşlılar da önemli tabii ama benim için en çok o daha hayata yeni başlayan, yolu bile yarılamayan çocuklar... En hassas noktam...

    Ben son zamanlarda şunu fark ettim, hoş bir kabulleniş değil ama “insan olmak” bu aslında… İnsanın her türlüsü var ve olacak da hep. Hiçbir sistem ya da kural bunu tamamen değiştiremiyor belki ama yine de bireysel olarak iyi kalabilmek, birine dokunabilmek çok değerli. Sanırım anlamı da biraz burada buluyoruz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu defter amacına ulaşmadı sanmıştım. Oysa sanırım amacı tam olarak buymuş: Harekete geçmem için hatırlamam. Zaten dümdüz bir istek listesinin ötesinde -yine ilk sayfaya :)- ''motisvasyon amaçlıdır'' yazmışım. Niye her şeyi açıklıyorum (kendime bile) bilmiyorum doğrusu :) ama bana ilham verdi ve beni de düşündürdü diyebilirim.

      İnsan olmak ile ilgili söylediklerine katılıyorum. Burası iyi ile kötünün iç içe olduğu bir dünya. Özellikle bazı haberler beni çok öfkelendiriyor. Üzülüyorum da ama bir yerden sonra bu bazen bencillikten, bazen saf kötülükten oluşan olaylara öfkeleniyorum.

      Çocuklar konusunda söylediklerine katılıyorum. Benim için de çocuk ve hayvanlar ayrı bir kategoride. Çünkü kendilerini koruyamazlar bile... Her neyse, dediğin gibi her şey iç içe. Önemli olan bu iç içeliğin içinde insan olduğunu, veya daha da özelleştirirsek ''ruhun olduğunu'' hatırlamak belki de. Zaten bir sebebi bile olmasaydı da, yardıma ihtiyacı olan birine veya bir şeye (doğa da olabilir) yardım ederdik.

      Teşekkür ederim yorumun için, sevgiler.

      Sil
  2. Bir yere ait hissedememek kötü gerçekten. Uzun zaman benim de hisettiğim şeydi. Sanki etrafımda görünmez duvar var da birileri beni duymaktan aciz gibi. Bana ihtiyaç duyan biri yok gibi. Anne baba ile olan bağ ise bu hissi gideremiyor. Çünkü hep onların arasındaydın zaten ve onların isteğine göre yetiştin. Kendin olmayı hissetmek ayrı bir şey. Birilerinin önceliği olabilmek, belki bir yerlere çağırılmak, o kişiyle rahatça saçmalayabilmek istiyorsun bir yerde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, benim sorunum bundan farklı. Ben kendim olmayı fazla keşfettiğim için bağ kuramıyorum. :) Önceden sorunum daha farklıydı bu arada, geliştirilebilirdi. Şimdiyse gerçek bağ kurabileceğim kişilerden beklentim farklı. Yıllar içinde ben bilincime\ ruhuma fazla odaklandım ve bu iyi bir şey miydi artık emin değilim. Bu arada ben kendimi yetiştirdim. Aileme göre yetişmedim, malesef. Beni ''yalnız'' hissettiren de bu. Evet, kendi fikrimi kendim oluşturdum. Ben şu an neye inanıyor ve savunuyorsam, kendim buldum. Bu ağır bir şeydi bu arada. Evet özgürlük verir ama ağır.

      Sil