Sayfalar

Dolunay | Nisan 2026

 

En son yazdığım dolunay yazısının üstünden bir ayın geçmiş olması tuhaf. Yaşarken zaman akmıyor gibi geldiğinde bile, sonra geriye bir bakıyorsun ve o akmayan günler geride kalmış. 

Bu ayki dolunay ayın başına çok yaklaşmış. Bundan sonraki dolunaylar ayın sonundan itibaren döngülerini tamamlayacaklar. Dolunayların ilgimi çekme nedeni de budur: Bırakmaları. Topladıkları tüm ışığı, bırakmaları.

Ben aslında küçülen veya büyüyen ay döngülerini daha gizemli bulurum. Hele hele Ay'ı gece değil de, gündüz göğünde gördüğümde ürperirim. Ciddiyim, böyle hissederim. Belki de bana orada olmaması gereken bir şeyi görme halini düşündürür gündüz beliren Ay. Bu nedenle, gizemli bir varlığın hareketlerini inceler gibi bakarım mavi gökteki solgun Ay'a.

Onu gece gördüğümde ise, tıpkı eski bir ahbabımı görmüş gibi olurum. Gece ve gündüzün birbirinden bu kadar zıt etkiyi bana hissettirmesi mi daha tuhaf, yoksa bu etkinin diğer insanların genelinin hissettiklerine tamamen zıt olması mı... karar veremiyorum.

Aslına bakarsanız uzun zamandır Ay'ı şöyle rahat rahat izlemedim. Bunun için onu uzun uzun izlememe gerek yok, hissetmem yeter. Onu görmem, iç dünyamda görmem yeter. Buna karşın, onu uzun zamandır kısacık da olsa izlemememe karşın, içimdeki etkisinin bir yazıya dek uzanması tuhaf.

Bu yıla başlarken, yılın ilk dakikalarında gördüğüm ilk şey oydu, Ay. Tam değildi ve gece bulutlarının arasında kaybolmaya meyilliydi. Yine de oradaydı ve çevresindeki bulutlar, onun ışığının şekliyle adeta bir gökkuşağı gibi ışık demetlerine bölünmüşlerdi. Gökyüzünün böyle şakalarını severim. Böyle ışık oyunları sanki uzayı ayağımıza, daha doğrusu saçımıza?? :), getirmiş gibi hissettirir. Çoklukla, ışık yapar bunu. Işık, şakacıdır. Gökyüzüne dağılan demetleriyle, türlü şekiller oluşturur. İşte, Ay da yılın o ilk dakikalarında formundaydı ve ışığıyla bu şakaya ortak olmuş, beni güldürmüştü. Onu daha fazla izlemek için üşümeyi bile göze almıştım!

Uzun zamandır sevdiğim bir şeylerle uğraşmadığımı fark ettim. Tamam, kitap falan okuyorum yine ama onu da, sevdiğim bir şeyi yapar gibi yapmıyorum sanırım. Sevdiğin bir şeyi sevdiğin şekilde yapmak farklıdır, bilir misin? İşte, bunu yapmak istiyorum Ay'ın giderek gece göğüne karışacağı ve sonra yeniden ışığını toplayarak bir Dolunay'a dönüşeceği bir aylık kısacık zaman diliminde. Bunu yeniden yapmak istiyorum. Yeniden, bir şeyi sevmenin nasıl hissettirdiğini hatırlamak istiyorum.

Buna değer veriyorum. Benim için her şey bununla mı ilgili acaba? Tipik bir şekilde sevgi değil kastettiğim. Belki o da vardır, tamam. Ama bu değil; daha geniş, daha derin, daha anda ve senden olan şey. O sevgi. İçinden akan, tanımlamadığın, hissettiğin; sevgi. Bir şeyi yapman için sana nedenler ve motivasyon veren, bunun da ötesinde aldığın nefese tat katan şey olan sevgi. Bunun adı gerçekte nedir acaba? Belki de ben yanlış çevirmişimdir, sen bu hissi veya hali, hangi kavram ile ifade ediyorsun sevgili okur?

Dün sabah, kuş seslerini duydum. Tüm günü kaplayacak yağmurdan habersiz, öttüler. Yoksa haberleri var mıydı acaba? Emin değilim. Bence onlar da emin değillerdi. Varlıklarından gelen bir doğallıkla ve biyolojik saatlerine uygun olarak belki de, öttüler. Şakıdılar. Tatlıydı ama bunu kalbimde hissetmedim. Sonra bağdaş kurup oturdum ve bir müzik açtım. Bu, kuş seslerinden önce miydi sonra mı emin değilim. İkisi de olabilir ve ikisinin olması da sanırım bir şeyi değiştirmez. 

İnsan güncel bir sorunu olmadan ağlarsa, ne olur? Ben, hani bazen zaman kaybettim diyorum ya; bahsettiğim kayıp zaman geçmişe ait değil aslında. Tamam o da var ama tam olarak değil. Ben, gelecekten zamanımı kaybetmişim gibi hissediyorum. Sanki geçmişte kaybettiğim her an, benden gelecekteki bir anımı almış gibi hissediyorum. Bu bir yanılgı mı sence? Ben bir adım attığımda, gelecekteki bir an benden on adım uzaklaşıyor gibi. Gerçekten böyle. Neden böyle? Ona hiçbir zaman ulaşamayacak mıyım? Ben artık veya daha evvel bile, ağladığımda bunun için ağlıyorum. Gelecekten giden zamanlarıma ağlıyorum. Artık o kadar sık ağlamıyorum ama yine de, dün sabah bunun için ağlamıştım. Usul usul, biraz da müzikten güç alarak :), ağlamıştım. Ağlamak istediğim için müzik açmıştım. Müzik olmasa ağlamazdım. Ağlamak istedim. İstediğim için de ağladım. 

Acaba gözyaşlarımı mı hissetmek istedim? Bazen, hislerim hiçliğe karıştığında, varlığımdan da bir şeyler yok olmuş gibi hissediyorum. O hisleri zaten gören kişi bir bensem benimdir herhalde. Ben bile artık o hisleri göremediğimde, varlığımın o hissi üreten parçası da bana yok oluyormuş gibi geliyor. Bu kadar derin değil ama zamanla bu anlar arttığında, bu kadar üzücü oluyor. Ben dün sabah sanırım bu nedenle bilerek ağladım. Kendim için değil hayır. Bir şey için bile değil hayır. Yok olan ve görülmeyen parçalarım için ağladım sanırım. Bu, üzücüydü.

Sonra ellerimi kalbimin üstüne koydum ve onun atışını hissettim. Bu his, ellerimle onu, kalbimi, duymak gibi bir etki bıraktı bende. Kalbimin atışını duymak beni sakinleştirdi. Zaten sakindim de, bu sanki sarılmak gibiydi. Kalbime sarılmak gibi bir histi. Bunu sevdim.

Bu ay da geçecek sevgili okur. Bunu biliyoruz. Onu güzel geçirelim. Bir şeyler yaparak, bir şeyler yaparak geçireyim.

Belki de aslında biraz hissetmesem iyi olur. Sanırım kalbimin atışı, bana yardımcı olabilir. Sonuçta hislerim, beni sadece hep eksiltti. Yine de doğallıkla akan sevgiyi yaşamak isterdim. Hissetmek değil, yaşamak. Belki de bu da, insanın kendi eliyle yaptığı bir şeydir. Muhtemelen öyle. Dolunay bile, o pek ilgi çeken ışığını her ay bırakıyor ve karanlıkla bir oluyor. Akışa güvenmeli. Artık kaçan anlarımı hissetmek istemiyorum. 

Ben sadece güvenmek istiyorum. Hayatımın beni götürdüğü ve benim henüz bilmediğim bir ana güvenmek istiyorum. Umarım bunu başarabilirim.


yazımda bahsettiğim şarkı bu değildi, tabi ki. :)






2 yorum:

  1. Hadi buzlarımız çözünsün nisan güneşi ile. Söylemesi ne kolay, keşke cümlelerin akıp gittiği gibi hayatlarımız da su gibi aksa böyle gürül gürül, gitmesi gereken yere doğru, bıktırmadan usandırmadan, bizden fazla bir şey beklemeden hatta haha. Amin ya bakalım daha görecek günlerimiz var :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya valla kalbimde güneş açmayalı, içim ısınmayalı asırlar geçti ne yalan söyleyim :) Güneş açsa garipserim yani o kadar uzun zaman oldu. Yine de hadi amin diyeyim :)

      Sil