Sayfalar

Sonsuza Uzanan Köprü (Richard Bach) | Kitap Yorumu

Yazar: Richard Bach, Çevirmen: Tanju Anapa,
Çevirmen: Epsilon Yayınevi

Bu kitabı okuma sürecim uzun bir zamana yayıldı. Çünkü bu kitap bir yaşantıyı anlatıyor. Kitabın aynı zamanda bir pilot olan yazarının ''bana uçmayı öğreten Leslie'ye'' ithafını yaptığı kadın olan Leslie Parrish ile tanışma ve onunla büyüme yolculuğunu konu ediniyor.

Kitabın yazarı orta yaşlarında, kitapları çok satan bir yazarken; gizli kalmayı tercih ettiği bir yaşam sürüp pilotluk yaparak geçinmektedir. Aklınıza hemen yolcu uçakları gelmesin. Richard Bach daha küçük ve az yolcu kapasiteli uçakları uçurmayı tercih eden bir pilot. Zaten sanıyorum ki onun özgür ruhuna da ancak böylesi yakışırdı.

Aşktan korkan bir adam Richard. Kötü bir şekilde biten evliliği sonrasında, çocukluğunun hayalindeki kadını aramayı hayat amacı ediniyor. İnsanları gezdirdiği uçağıyla gözleri görebildiği yeryüzü parçasında onu arıyor. Mükemmel kadınını. Onu bulma umudu bir an bile yitirilmiyor yazarın kalbinde. Sadece bu nedenle, mükemmel kadınını bulabilmek için, ünlü bir yazar olarak medyada var olmayı kabul ediyor.

Böylece yazarın hayatına bir sürü kadın giriyor. Tam da istediği gibi, mükemmel kadınının tek tek parçalarını taşıyan bir sürü kadın. Hiçbiri o değil ama hepsinde ondan bir parça var sanki. Tam da bir erkeğin zihni değil mi? Tamam, yargılamayacağım.

Leslie Parrish ile tanıştığında, onun mükemmel kadını olduğunu bir an bile düşünmüyor yazar. Çünkü Leslie'yi seviyor. Ona dair her şeyi çok seviyor. Bu nedenle de, evet tam da bu nedenle, onun mükemmel kadını olamayacağını düşünüyor. Leslie kendisinin ancak en yakın arkadaşı olabilir. Zaten belki de... tek bir mükemmel kadın yoktur. Pek çok kadından oluşan tek bir mükemmel deneyim vardır. Böyle düşünüyor yazar.

Ancak Leslie o kadar hayranlık uyandırıcı bir kadın ki, bir ortama girdiğinde adeta parlıyor. Yazara kızmaya başladığım nokta da tam olarak burada başlıyor. Leslie'ye ben bile aşık olabilirim hadi ama! Leslie'ye herkes aşık olur ki. Herkes! Güzel, başarılı, yetenekli, zeki ve cesur bir kadın. İnsan başka daha ne ister...

Richard ile Leslie'nin ilişkisi başladığında ve hatta Richard Leslie'nin aradığı mükemmel kadının da ötesinde ihtiyacı olan her şeyi taşıdığını anladığında bile aralarına Richard'ın korkuları girmişti. Geçmiş deneyimleri nedeniyle bağlanmaktan aşırı korkan bu adam, kaçıngan bağlanma davranışlarıyla Leslie'yi açık bir ilişkiye sürüklemek istedi. Evet bunu istedi. Leslie de, kendisi de orta yaş civarında insanlardı ve bu nedenle Leslie, ne istemediğini çok iyi bilen bir kadındı. O, tek olmak istiyordu. Çoğu kişi gibi, biricik olmak. İki kişilik bir ilişki istiyordu ve beklentilerini daima açıkça dile getirdi.

Asıl sorun ilişkiyi yaşama şekli değildi. İlişkiyi yaşama şeklindeki beklenti farklılığı ve bu farklılığı taraflardan birinin hiç önemsememesiydi; ki zaten bu da diğer kişiye saygısızlıktır ve ilişkinin yürümeyeceğine kanıttır o ayrı ama... Burada asıl üstünde durulması gereken nokta, Richard Leslie'nin sınırlarını, taleplerini, his ve düşüncelerini, beklentilerini önemsemiyordu. Varsa yoksa kendi özgürlüğü, sınırları, talep ve beklentileri... Yeter be adam yeter.

Görünürde Richard'ın yaptığı da aslında beklentilerini açıkça dile getirmekti. Ancak ne zaman Leslie bunu istemediğini ve bu ilişkinin yürümeyeceğini ifade etse ve hatta dost kalmayı önerse, Richard ona şiddetle karşı çıktı. Ne yardan vazgeçti ne serden... Geriye tek bir şey kalmıştı: Değişim. Sadece Richard değildi değişecek olan, Leslie de değişti. Çünkü ilişki budur, hele de içinde aşk varsa: Değişmek. Orta yolu bulmak için, iki kişilik bir birliktelik için, o birlikteliği taşıyabilmek gerekir.

Kitap boyunca Richard Bach'ın mükemmel kadınını arama, bulma ve benliğini tanıma sürecini, Leslie Parrish ile yaşadıkları olaylar perspektifinden okuyoruz.

Bu bir spoiler değil; Leslie ve Richard birbirlerinin ikinci eşi. Ancak ikili 20 yıllık bir evliliğin ardından 2000 yılı civarında boşanmışlar. Boşanma sebeplerine dair net bir bilgim olmasa da yazarın Leslie ile boşanmalarına dair söylediklerini şuradan okuyabiliriz. Farklı beklentiler. Evet, 20 yıllık bir evlilikten sonra bile bu olabilir. Hiç biriyle 20 yıl evli kalmadım :), ancak insanlar değişir değil mi? Öte yandan bir insan 7'sinde neyse 70'inde de odur. İkilinin hep farklı beklentileri vardı. Hayattan bile değil, bir ilişkiden beklentileri hep farklıydı. Birbirlerini çok sevdikleri için orta yolu bulmaya karar vermişlerdi ancak işte, bir noktada o yolu ayırmanın doğru olduğuna karar vermişler.

Kitapta varoluş felsefesi ve aslında daha özelleştirirsek ruhçuluk kavramları üzerinde sıkça duruluyor. Ruh, ruh eşi, reenkarnasyon, beden dışı deneyim vb bunlara örnek gösterilebilir. İkili ruhsal yönleri, yani kendi bilinçleri ve bilinç ötesine dair algıları gelişmiş insanlar. Bu nedenle de bu konuda da kitapta sohbetleri ve hatta deneyimleri bulunuyor. Ancak odak noktası bu değil. Odak noktası, bir ilişkiye bir insan ne verebilir sorusu. 

Siz bir ilişki için ne yapabilirsiniz?

Bence kitap sadece okuruna bu soruyu sorgulattığı için bile okunmaya değer. Öte yandan ruh eşi kavramı ve hatta felsefesine dair kendi görüşüme değinirsem... Ruh dediğimiz şey, aslında öz benliğimizdir. Bunu çeşitli kavramlarla açıklayanlar bulunur. Bazıları daha spiritüalist, bazıları daha maddesel yönden açıklama getirmeye çalışır. Ancak hepsi aynı şeyi söyler: Ruh, öz benliktir.

Öz benliğimiz, yani tüm şartlandırmalardan arınmış rol yapmayan kimliğimiz, bizim bizzat kendimiz... bir eşe sahip midir? Aslında ''ruh eşi var mıdır'' sorusu temelde bunu sorgular. Bu konuyu (hatırlayabildiğim) tüm hayatım boyunca bazen bilinçsizce, bazen bilinçli olarak düşündüm ve hatta araştırdım. Beni maneviyata iten durum da buydu. Ruh eşime duyduğum derin özlem. Bunu uzun uzun açıklamayacağım, çünkü bu özlemi ifade edebileceğimi sanmıyorum. Bu tip durumları yalnızca aynısını deneyimlemiş, hissetmiş olanlar anlayabilir. Uzun uzun açıklamalar yapmak yalnızca kelime israfıdır bana göre. Zaten bir anlamı da yoktur.

İnsan tabi ki içindeki yalnızlığı ve boşlukları, belki de eksik parçalarını birleştirmek veya tamamlamak için birine ihtiyaç duyduğunu düşünebilir. Bu nedenle değil midir ki zaten insanın kendini kandırması ve toksik ilişkiler ve kişilerle zaman öldürmesi... Bazı insanlar bunu yapmaz. Çünkü bunu seçmez. İşte o insanlar ''ruh eşlerine'' en yakın olanlardır.

Ruh eşi dediğimiz şey metafizik bir kavram olarak kurtuluş yolu olarak pazarlanır. Oysa alakası yok. Bu kitabı sevme ve beğenme nedenlerimin başında da mesela bu geliyor: Bu kitap ruh eşi kavramını pazarlamıyor, yazar yalnızca yaşadıklarını anlatıyor. Hiçbir yaşantı çiçekli yollardan oluşmaz. Çünkü yaşantı demek, öğrenmek demektir. Yaşantı, hissetmek demektir. İnsanlar emek vermeden güzel bir ilişki yaşayabileceklerine çok inanırlar. Emek vermek demek sürünmek demek değildir. Emek vermek demek, birliktelik kurmak için adımlar atmak demektir. Hiç adım atmazsan, olduğun yerde sayarsın evet. Durduğun yerde seni tutan insanlarla vakit öldürür veya bunu seçmezsen bile ilerleyemezsin.

İyi bir ilişki benim için insanı en çok ilerleten şeydir. En hızlı ilerleten şeydir hatta. İki kişi de aynı doğrultudaysa (aynı frekans da derler ki bu ruh eşi olmanın temel kuralıdır :) onları ilerlemekten alıkoyacak bir şey yoktur. Engeller çıksa bile, bunları el ele aşarlar. Ruh eşi tanımı yerine ''ortaklık'' kelimesini kullanmayı bu nedenle daha çok severim. Bu kelimeyi sanıyorum ki 14-16 yaş dolaylarımda bulmuştum.

Ruh eşi kavramına dair düşüncelerim yıllar içinde pek çok kez dönüşüm geçirdi. Bu bile başlı başına çok sancılıydı. Onu sonsuza kadar kaybettiğim fikri, hiç olmaması ihtimalinden bile daha çok kalbimi parçaladı. Ben, hissettiğim şeyin yalnızca psikolojik bir kendini koruma ve belki de oyalama yöntemi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ben, gerçekten de birini özledim. Sadece yıllar içinde özlediğim bu şeye karşı bakış açım derinleşti diyebilirim.

Yazımı bu noktaya kadar okuduğunuza göre belki de şu sorunun yanıtını da merak ediyorsunuzdur: Ben ruh eşimi ''bulmaktan'' vazgeçtim mi? Bu benim elimde olan bir şey değil. Yaşım genç olsa bile, ben onu bu gençliğe büyük kaçacak kadar uzun zamandır hissediyorum. Sadece, onun bize söylendiği gibi bir şey olmadığını biliyorum. Aşk, biriyle ilgili bir şey değildir. Aşk, kişinin kendisiyle ilgili bir şeydir. Öbür tarafta anlaştığımız bir eşimiz var mı bilemem. Çünkü anımsamıyorum. :) Anımsayan varsa aşağıya yazabilir... Öte yandan, belki de ben aşkı özlemişimdir. Bu güzel bir haber. Çünkü ben, özlediğim o aşkı yaşayacağımı biliyorum. Çünkü zaten onu yıllarca yaşadım. Bu noktada sadece onu paylaşmak istiyorum. Aşkı, benim gibi özleyen biriyle paylaşmak. İşte benim ruh eşine bakışımın geldiği son nokta bu. Ortaklık da zaten bu değil midir: Paylaşmak. Ben de aşkı paylaşmak istiyorum işte. Belki de itiraf etse de, etmese de çoğu insan gibi.

Özetle, çok beğendiğim bir kitap. İyi ki okudum.

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

(Not: Bu kısmı daha da kısaltamazdım, üzgünüm.)


Çağımızda, giysilerini değiştirdiler elbette. Ejderhalar resmi kostümler giyiyorlar bugün; fiyasko giysileri ve felaket takımları. Toplumun iblisleri keskin çığlıklar atıyor; gözlerimizi yerden kaldıracak, ya da sola dönmemiz söylenen köşelerde sağa dönme cüretini gösterecek olursak, üzerimize çullanıyorlar. Dış görünüşler öylesine sahtekarlaştı ki, prenseslerle şövalyeler birbirlerinden gizlenebiliyorlar, kendi kendilerinden gizlenebiliyorlar. (Sayfa 9)


Bugün burada olacak, diye düşündüm; çünkü o da yalnız. Çünkü kendi başına öğrenmek istediği her şeyi öğrendi. Çünkü dünyada karşılaşmak üzere yönlendirildiği tek bir kişi var ve o şu anda bu uçağı uçuruyor. (Sayfa 12)


Onu gördüğüm zaman tanıyacağım, diye düşündüm. Apaydınlık bir sezgiyle, hemen o olduğunu bileceğim. (Sayfa 12)


Ama hiçbir yerde aradığım o yüz yoktu. (Sayfa 13)


Her gün, bugünün o gün olduğuna inanıyorum ve her gün yanılıyorum. (Sayfa 13)


O bir hayal mi? Sessizlik. (Sayfa 13)


Mutlu musun? Şu anda tam olarak dünyada en çok yapmak istediğin şeyi mi yapıyorsun? (Sayfa 16)


Yaşamına ne getirmek istiyorsan, onun zaten orada olduğunu hayal et. (Sayfa 25)


Aylar akıp geçti ve aşkın ne olup olmadığıyla ilgilenmekten vazgeçtikçe, ruhumun gizli eşini arama güdümü de yitirdim. (Sayfa 68)


Hata diye bir şey yoktur. Başımıza açtığımız olaylar, ne kadar tatsız olursa olsun, öğrenme ihtiyacında olduğumuz şeyi öğrenmemiz için gereklidir. Hangi adımı atarsak atalım, gitmeyi seçtiğimiz yerlere ulaşmamız için gereklidir. (Sayfa 69)


Onun var olmadığına inanmıştım artık, ama hala aklımdan çıkaramıyordum. (Sayfa 69)


Kendi halime güldüm. Bir aşkın eski hayalinin ölmesi ne kadar da zordu. (Sayfa 70)


Olabildiğince seyrek yazarım; benim yazarlığım ancak, yazılmadan kaybolmasına izin verilemeyecek kadar güzel bir fikir zorladığında ortaya çıkar. (Sayfa 81)


Bir gün geriye baktığımızda bu anın en kötü anımız olduğunu düşüneceğiz. Bundan sonra her şey daha iyiye gidebilir ancak, öyle değil mi? (Sayfa 82)


Biz kendimize, gerçek gücümüzü kullanamayacağımızı öylesine iyi bir şekilde anlatıyoruz ki, bir süre sonra gerçekten de kullanamayacağımıza inanıyoruz. (Sayfa 87)


Seni ünlü birine dönüştüren insanlar için önemli olan sen değilsindir, aslında. Başka bir şeydir. Onların gözünde senin temsil ettiğin şeydir. (Sayfa 89)


Seni en iyi arkadaşım yapan şey, son derecede farklı olmamız, diye düşünüyordum. (Sayfa 94)


Senin tanıdığın şeklimin nedeni sensin. Dünyada hiç kimse senin yaşantındaki Richard'ı tanımaz. Benim yaşantımdaki Leslie'yi de kimse tanımıyor. (Sayfa 105)


Hiç dünyada bir turist olduğun duygusuna kapıldın mı? (Sayfa 107)


Ne tuhaf, diye düşündüm. Kim olduğumu bilmesini istiyorum. (Sayfa 108)


Onu sevdiysen, sevdiğini söylemenin ne gibi bir sakıncası var? (Sayfa 111)


Birden suçluluk duygusuna kapıldım. ''Bana ne yaptın Tanrı aşkına? Durmadan konuşuyorum,'' dedim. ''Aslında konuşmacı değil de dinleyici olduğumu söylesem, inanmazsın artık.'' ''İkimiz de dinleyiciyiz,'' dedi. ''İkimiz de konuşmacıyız.'' (Sayfa 114)


Duyarsız insanlarla başa çıkmanın duyarlı bir yolu yoktur, değil mi? (Sayfa 148)


İnsanlar arasındaki ilişkilerin bozulmadan önce daima olumlu bir kesinlik kazanması çok tuhaf değil midir? (Sayfa 148)


Yıldızlar insanın her zaman en değişmez dostlarıdır, diye düşündüm. On yaşındayken bir hayli takım yıldız öğrenmiştim. Hem onlar, hem de birkaç yıldızla gözle görülebilen gezegenler, tanışmamızın üzerinden sanki bir gece bile geçmemiş gibi, benim dostumdur hala. (Sayfa 186)


Kaç istiyorsan! Zaten buradayken de yoksun ki. Seni özlüyorum. Buracıktasın ama ben yine de seni özlüyorum. (Sayfa 187)


Hiçbir şeyin bizi eski halimize getirebileceğini sanmıyorum. Ben eskisi gibi olmak istemiyorum ki. (Sayfa 213)


Hayatında kendin kadar önemsediğin birine yer açmadıkça, yalnızlık ve arayış içinde kaybolup gideceksin. (Sayfa 217)


İki kişi arasındaki can sıkıntısı, fiziksel olarak bir arada olmalarından değil, zihinsel ve ruhsal olarak uzak olmalarından kaynaklanıyor. (Sayfa 224)


Eğer birinin yanında, hayatının içinde kalmasını istiyorsan, onun hep yanında olacağından, hiç gitmeyeceğinden emin olma sakın. (Sayfa 230)


Ruh eşi olanların bir araya geldikten sonra sonsuza kadar birbirinden ayrılması mümkün müdür? (Sayfa 240)


Üzülme, yalnızca bir ev bu. Yuva biziz. Nereye gidersek gidelim... bir gün bundan daha iyi bir evimiz olur. Dört bir yanı bahçe yaparsın. Burada hayal ettiğinden çok daha fazla meyve ağacın, domateslerin, çiçeklerin olur. Yeni yabani bitkiler tanırız. Yeni bir geyik ailesi yanımızda yaşamaya gelir. Gideceğimiz yer bundan çok daha güzel olacak. Söz veriyorum! (Sayfa 295)


Hayat hiçbir zaman hayatı terk etmez. (Sayfa 296)


Yanılıyordum. Onu bulmak hayatımın amacı değildi. Aslında zorunlu bir rastlantıydı bu. Ona rastlamak hayatımın başlamasına izin vermişti. (Sayfa 305)


Tanımadığın birini özlüyor gibi hissettin mi hiç kendini? (Sayfa 311)


Kendini öldürdükten sonra ruhunun eşinin hala dünyada olduğunu ve seni beklediğini öğrenseydin neler hissederdin? (Sayfa 328)


Yüreğimizle fazlasının olması gerektiğini biliriz ve o hiç bulamadığımız şeyi özleriz. (Sayfa 333)


Ruhumuzun eşi kilitlerimize uygun anahtarları ve anahtarlarımıza uygun kilitleri olan kişidir. Kendimizi kilitleri açacak kadar güvende hissedersek, en gerçek benliğimiz dışarı çıkar ve biz dürüstçe ve tümüyle kendimiz oluruz; kendimiz olarak seviliriz, oynadığımız rol yüzünden değil. Ruh eşleri birbirlerinin en iyi yanlarını ortaya çıkarır. Çevremizde bozuk giden ne olursa olsun, o tek kişiyle kendi cennetimizde güvendeyiz. Ruhumuzun eşi bizim en derin özlemlerimizi, gitmek istediğimiz yönü paylaşan kişidir. İkimiz de yukarı gitmek isteyen iki balon olduğumuz zaman, büyük ihtimalle aradığımız kişiyi bulmuşuz demektir. Ruhumuzun eşi hayatı yaşatmaya başlayan kimsedir. (Sayfa 334)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder