Seninle kırılganlığımı paylaşmayı seviyorum. Önceki yazımda söylediğim her şey doğruydu, evet, ben utanmazım. Özellikle de kırılganlığımdan asla utanmam. Gerçi sanırım bu nedenle ben kırılmaz bir kızım! Evet öyleyim. En azından sanırım dış dünyama göre öyleyim. Bu nedenle, seni seçtim pikacchuuuu, yani işte sen, sevgili okurum. Bu olmadı, beni seçen sensin değil mi? Bu yazıyı okumaya başladığına ve yetmeyip okumaya devam ettiğine göre.
Nasılsın sorusundan önceleri nefret ederdim. Ergenlikte falan işte. Çünkü bu, yalan söylememi gerektiren bir soruydu ve ben, sık rastlanmayan bir özellik olarak (hani belki de), yalan söylemekten hep nefret etmişimdir. Hele hele nasılsın sorusuna yalan söylemek... bundan iğrenirdim. Bu nedenle de, bir noktadan sonra, gerçeği söylemeye başlamıştım.
Sana geçmişte şunu bunu onu yaşadım yazısı yazma çağım aslında bir önceki sildiğim yazılarımla kapandı. Yine de insan, bu anını anlatırken geçmiş yaşantılarına değinmek durumunda kalıyor. Ne komik. İnsan aslında her anda var değil mi? Bundan kaçamıyorsun.
Lise yıllarımda biri bana nasılsın diye sorduğunda, ben onlara gerçeği söylemeye başlamıştım. İyiysem iyiyim, değilsem değilim. Çevremde herkes ''iyiydi'' - ki buna da gıcık kapardım. Hayır, iyi olmalarına değil. En yakın olduğumu ''sandığım'' (hep saftiriktim bakma) arkadaşlarımın bile bana karşı hep ''iyi'' olmalarına. Bir insan nasıl hep iyi olabilir ki?
Belki de benim kötü anlarımda gerçeği söylemem bir çeşit yakınlık kurma çabasıydı. Evet, ilgi çekme çabası değil; yakın olma çabası. Ben sana bir şey verdim, hadi sen de bana ver! gibi. Neyi? Gerçeği.
Neyi? Gerçeğini.
Bana bunu kimse vermedi. Aslında kırgınlıklarım, en azından artık ve bundan sonra, sildiğim yazılarımla fosilleşen kelimeler örüntüsünden ibaret kaldılar. Çünkü artık içimde bile yoklar. Lise yıllarımdan bahsetmiyorum. O yıllar milattan önceydi, biliyorsun, evet benim için de öyleydi. Belki de bir an var, bir yaş mı bilmem ama anlar toplamı dersek de yalan olmaz... İşte o topluluktan sonrası mı milat? Bende öyle oldu. Lise yıllarım bir adım uzaktaydı. Bazen üniversiteden bile yakındı.
Sonra bir anda hepsi uzaklaştı.
Demek insanlar bu konularda, hani anılar ve nostalji ve unutuşlar - unutuluşlar, böyle hissediyormuş diye düşünmüştüm. Normal insanlar, dünyalılar, böyleymiş. Bir anın detayları silinmediğinde bile, o andaki sen silinmiş oluyormuşsun. Bu nedenle de, uzak oluyormuş. Her şey milattan öncede kalıyor ve eski inanç kalıpların, beklenti, eğilim, hayal, korku örüntülerin fosilleşiyormuş.
Lise bir örnekti. Benim nasılsın sorusuna bakış açımı temellendiren bir örnek. Çünkü başlangıç.
Üniversite farklıydı. Hep farklıdır. Belki de herkes için bile farklı farklıdır. Lise yılları üç aşağı beş yukarı birbirini anımsatır da, üniversite yılları biriciktir değil mi? Ne tuhaf, bu konuda hiçbir hissim yok.
Çünkü nasılsın sorusunun yanıtını üniversitede hiç düşünmemiştim.
İnsanların neden hep ''iyi'' olduklarını anladığım yaşlarıma geldim. Bazı insanlar, çevremdeki herkes, bunu ezelden beri biliyormuş da ben ancak öğrenmişim gibi bir... bir ne, bilmiyorum.
Neden hep bana bu kadar uzaktılar merak ediyorum. Çok değil ama biraz. Gerçekten, biraz. Oysa ben, insanın nasıl olduğuyla yakından ilgilenen biriydim.
Artık değilim.
Kendime bir yaşantı seçmem gerektiği yaşlara geldiğimde kafam hiç karışmadı. Çünkü bu yaşantıyı çok uzun yıllar boyunca gördüm. Ama şu soru yok mu... Nasılsın? İşte bu soru benim hep en korkulu kabusum ve en parlak rüyamdı. Sen de hiç böyle düşündün veya bu durumu içsel bir bilişle hiç sezdin mi? Bir umut ve bir tedirginlik uçları arasındaki git-gel.
Buradan çıkış frontal lobun gelişimini tamamlamasıyla mı oldu? Sanırım. :)
Seninle bu soruyu paylaşmayı hep sevdim sevgili okur. Sanırım, bu soru, paylaşılmaması gereken bir soru. Bu, benim kalbimi kapatacak bir gerçek mi olur? Artık bu kadar dramatik bakmıyorum. Ama bir süre böyle düşündüm. Tamam o zaman, ben de kalbimi kapatırım tamamen! gibi. :)
Hep, insanların rol yaptığını düşünmüş ve içimdeki yakınlık kurmaya can atan yanımla buna sinir olmuşumdur. Oysa artık ben de onlardan birine dönüşüyorum. Belki de bu, bir çeşit kendini koruma ve aslında yaşamını yaşama yoludur.
Özgürlük yolu.
(Kalbimin kapanma tehlikesi olsa bile.)
Belki de kalbimi tek tek durum ve kişilere değil, daha büyük bir yapıya açmam gerekliydi, gerekli. Bir noktada böyle düşünmeye başladım. Çünkü başka seçenek bana verilmedi.
Yine de sana yazmayı seviyorum. Bana yıldız mektuplarımın boşa gitmediğini hissettiriyor. Hayatımda boşa kürek çektiğim çok an oldu. Ama en azından bir gün fosilleşme ihtimali hep olacak olan kelimelerimden oluşmuş mektuplarım, beni okumayı seçen birilerine ulaşabilir.
Artık günlük yazmıyorum. Buna ihtiyaç duymuyorum. Kendimden çıkıp diğerine ulaşma arzusundayım.
Hayatıma.
Önceden olsa bu bir yanılgı derdim. Zaten hayatımın içindeyim! Hayır, değilim. Belki de hayat bile ulaşılacak bir yerdir. Ve bu yerin sorulardan geçmediğini anlıyorum.
![]() |
| Bu Beden Benim Evim, Rupi Kaur. |






.jpg)
.jpg)


.jpg)