Cırcır böcekleri ötüyor. Bir keresinde inanır mısın taaaaa ekim ayında bile seslerini duymuştum. Bence artık o bir ''cırcır böceği'' değildi ancak pencerenin açık olduğu son akşamlardan birinde bana serenat yapıyordu. Hatta sizlere de yazmıştım. Bunun beni gülümsettiğini. Onu dinlemenin bana ilham verdiğini. Yine öyle oldu. Cırcır böceklerinin serenatını dinledim ve bu bana, sana yazmak için bir el uzattı sevgili okur.
Hayattan böyle anları çekip oradan taaaa uzay boşluğuna kadar süzüleceğim yazılar yazmayı seviyorum. Bugünlerde yaşı küçük çocukların hoplamalı zıplamalı yürüyüşlerini görüyorum. Sanırım en çok da hopladıkları an ile yeri düşüşleri arasındaki hava akımı beni güldürüyor. Komik görünüyorlar, çizgi film karakteri gibi.
Böyle detayları görüyorum. Böyle detayları çekip çıkarmak benim için çok kolay. Kalbim kapalıyken bile kolay. Belki de benim hayata karşı kalbim asla kapanamaz. Sana söylemiştim, ben lanetli doğmuşum. Öyle gerçekten. Her yeni günde bunu kabulleniyorum. Drama yaparak kabulleniyorum. Keşke bir gün olsun bunun nimetlerini yemeyi deneseydim. Yapamadım, çünkü... bu bir lanet.
Aksini olamam. Benden bunu almışlar. Bu, yapımda yok. Psikolojinin bile ötesinde. Psikologlar bunu sağlıklı olmak ile tanımlarlar sanırım. Hayattan keyif alsana kızıımmmm... Keyfi bu kadar berrak görebilen, hissedebilen ben... Hayattan bir gün keyif almamışımdır. Bu bir lanet işte sana dedim.
Tazelenmek nedir, bunu yazacaktım. Sonra başka bir şey yazmak istedim. Aklımda üç farklı yazı konusu vardı ve bak işte ortaya hiçbirinin de yazılmadığı bu bulamaç çıktı. Hepsi... hepsi şundandı diyecektim de uygun kelimeyi bulamadım.
Sana ben kendimle doluyum demiştim değil mi? Hepsi boşluktan, da diyemem o zaman. Boşluk yok, ezici bir his var. Belki de kendimle dolu olmak beni asıl ezen şey. İnsanlar, biraz da olsa kendileriyle dolu olmamak zorundadır anladın mı? Benim neden başka çarem yok?
Bunların önemi var. Bunlar çok önemli meseleler. Belki de hep, ''bunların önemi yok,'' diyerek geçiştirmemden böyle oldu. Ezici bir his oldu. Önemi vardı, hep var ve hep var olacak!
Yeni bir şeyler deneyeceğim. Hayatımı doldurmak gibi. Eğlenceli aktiviteler belki. Bunları ve yeni insanlar tanımayı. Bir de bugünlerde aşık olmak istiyorum. Bunu artık öfkeyle anmamak. Belki de ben aşık olmaktan hep yanlış şeyler bekledim. Beni kendimle dolu olmaktan kurtarmasını bekledim biliyor musun? Çok küçükken bile beklentim buydu. Belki de ölen, aşk isteğim değildir. Sadece, bu kurumuş beklentim ölmüştür. Ölü bir şeyi tutmayı bırakmışımdır.
Aşk da dememeliyim, aşk dolu ciddi bir ilişki demeliyim. Evet bunu istiyorum. Yani hemen bugün değil tabi ama bunu istiyorum artık karar verdim.
Nasıl seveceğimi düşünmüştüm. Hazır olmak için hep bunu düşündüm. Hatta yine ''kediler gibi sevmek'' yazımı yayınlayacaktım (belki yine yayınlarım). Sonra ardından hemen şimdi ''kediler gibi sevilmek'' diye bir yazı yazacaktım (belki yine yazarım). Sevmek, sevilmekten ayrı düşünülemez. İkisi bir pakettir, best couple, power couple'dır. Ben bunu göz ardı etmişim galiba.
Sevmek ve sevilmek istiyorum diyebiliriz ama içimizde bu iki kavrama yönelik kendi tanımlarımız yoksa... Yine de, öyle olduğunda bile, seven ve sevilenler var tabi, öyle şanslı (maşallah :) insanlar var tabi. Bazıları da işte, kendileri veya boşluklarıyla dolu insanlar oluyorlar.
Ben hayatımın çok uzun bir döneminde boşlukla doluydum. Boşlukları olan arkadaşım, beni okuyanlar arasında onlardan biri varsa, bana darılmasın. Belki de bu bir süreçtir. Bir dönem öylesindir, bir dönem başka.
Kendi hayatımı yaşamak istiyorum tabi ki. Aşk dolu bir ilişki deyince insanlar ne anlıyor bilmem. Ben hep, ortaklığı anladım. Sekiz yaşındayken bile.
Bu benim için artık bir ''hayal'' değil. Bu isteğimin de ötesinde, bu hayatta yaşayabileceğimi öngördüğüm bir durum. Bu noktaya gelmek iflahımı kuruttu bilmelisiniz. Çok yorucuydu ve yalnızdı. Adaletsizdi de, bunu söylemeliyim. Yine de insan, kendi inançlarını seçebilir. Neye inanırsak, sahiden de onu yaşarız çünkü.
Bu aslında tabi ki bir lanet değil. Sadece yalnız olduğum için böyle düşündüm. Yıllarca, böyle düşündüm. Neden yalnız görmek, fark etmek, hissetmek, yaşamak, deneyimlemek zorundayım? Bu bir tercih olsa tamam, ama ben bunu tercih etmedim. Bir gün bile...
İşte hepsi bakış açısı. Bu hissetme yeteneğimi birazcık değerli görseydim, belki böyle olmazdı... Bu kadar sert olmak, sert olmayı öğrenmek zorunda kalmazdım. Kendi içimdeki pınarı ben içseydim... önce ben içseydim... böyle olmazdı.
.jpg)
.jpg)
.jpg)