Yeryüzü Güncesi #18 (15.03.25)
''Sevgili Güneş! Ne güzelsin...'' Genç kadın,
kollarını tüm gökyüzünü kucaklarcasına iki yana açıp etrafında hızla
döndü. ''Aman!'' dedi genç adam genç kadını son anda tutarken, ''çok da
heyecanlanmasak mı acaba diyorum... hani ne olur ne olmaz.'' Genç adamın
yalandan çattığı kaşları genç kadının gülüşüyle bozuldu.
''Ne var canım! D vitamini d vitamini deeee
vitamini!'' Genç kadın belini tutarak, sanırım birazcık çıtlamıştı, yavaşça
doğruldu. Kollarını sağa sola çevirip d vitamini almayı ihmal etmeden yürümeye
başladı.
''Sonunda yaz geliyor sanki Ozan. Bu konuda ne
düşünüyorsun?''
''Bu konuda... Bir şeyler yapmamız gerektiğini
düşünüyorum.'' Genç adam genç kadının parmaklarına parmaklarını doladı. ''Ama
ne yapsak ne yapsak...''
Genç kadın başını yavaşça genç adamın omzuna
dayadı ve ''bir süre yürüyelim, sonra aklımıza gelir!'' dedi.
Gerçekten de ne yapmaları gerektiğini
bilmiyorlardı. Sanki diledikleri kelimeleri seçip kendilerine bir bölüm
yazabilirlermiş gibiydi. Hatta isterlerse, evet evet bu kesinlikle mümkündü,
bir son bile yazabilirlerdi. Evrenlerinin bir köşesinde otururken aniden onları
anımsayan yazarları, bu özgürlüğü onlara vermişti.
Bu özgürlüğün içinde kaybolan genç adam ile genç
kadın, sanki hiç aceleleri yokmuşçasına aheste aheste yürüyorlardı. Yürüdükleri
yollardan en basit kelimeleri seçtiler. Sakin bir yol, buluşmuş eller ve
parlaklık.
Genç adam genç kadının yüzüne büyük gelen
gözlüğünü hafifçe oynattı.
''Seneye de giyerim diye'' dedi genç kadın
gözlüğünün üstünden bakışlar atarak. ''Hem bak,'' dedi sonra, ''yanlarında
güneşler var. Aslında yıldızlısı da vardı ama güneş en büyük yıldızdır!''
''Sanki güneşler de biraz büyük gibi mi ne?''
''Hem bak ışıl ışıl parlıyor da.''
''Evet öyleymiş,'' dedi genç adam ''ışıl
ışılmış.''
Rüzgar hafifçe eserken, ikilinin kulaklarına
müzik dolmuş. ''Bu şarkıyı çocukken dinlemiştim en son. Güneşli bir...'' Genç
adam genç kadın daha cümlesini bitiremeden onun hala koluna dolanmış olan elini
kavrayarak etrafında döndürmüş. Genç kadın bir elini savrulan eteğine götürüp
diğer eliyle genç adamın omzunu tutmuş. Genç adam ve genç kadın müzik olan her
yerde dans edebilirlermiş. Hatta bazen müzik olmadan bile dans ederlermiş.
Belki birbirlerine tutundukları için, belki de dünyaları etraflarında döndüğü
için... veya belki de kalpleri içlerinde savrulduğu için dans etmeyi çok
severlermiş.
Sokak müzisyenleri bir şeyler çalıyorlarmış.
Başta müziğe eşlik eden ikili, biraz sonra düşüncelerinde kaybolmuş. Bu ilk kez
oluyormuş. İkisi de ayrı ayrı ama aynı şeyi düşünüyormuş. Sonra genç adam,
ellerini genç kadının rüzgarda hafifçe dağılmış saçlarının arasından geçirmiş
ve ''benimle evlenir misin,'' diye sormuş. Deminden beri bu soru üzerinde
düşünüyormuş. ''Evlen benimle'' mi demeli, ''hadi evlenelim'' mi... Yok yok en
iyisi sormasıymış. Yazarları onları başıboş bırakmasaymış... anca evlenirlermiş
evet. O yüzden elini çabuk tutmuş ama çok da aceleci görünmek istememiş ve bir
anda ağzından bu soru dökülüvermiş.
Genç kadın aslında içinde, en içinde, öylece
kalakalmış. Ama dudakları bu anı bekliyor olmalıymış ki, ''evet evet evet!''
diye bir nida yükselmiş. Etraflarındaki insanlar, hatta müzisyenler bile aniden
susmuş ama ikili o an sadece birbirlerini fark ediyormuş. Genç kadın genç
adamın elindeki papatyayı alıp ceketinin cebine iliştirmiş. Genç adam o anda
çok önemli bir adımı atladığını fark etmiş.
Diz çökmüş ve cebinden çıkardığı yüzüğü genç
kadına uzatmış. Evlilik tekliflerinin böyle yapıldığını bir yerde duymuş,
yazarı da ona yardım etmediği için, öylece diz çökmüş ve bu klişe sahneye hayat
vermiş. Tüm sakin duruşuna rağmen delicesine çarpan kalbi, insanın nefesini
kesen gülümsemesi ve ışıl ışıl gözleriyle, ''benimle evlenir misin?'' demiş.
O an genç kadın ağlamaya başlamış. Neden
ağladığını kendi de bilmiyormuş.
''Her şeyi birlikte yapalım. Sen ve ben. Biz,
ikimiz.''
Genç kadın genç adamın yüzüğü parmağına takmasına
izin vermiş. ''Seni seviyorum,'' dışında tüm kelimeleri tükenmiş. Ama tabii
bunu, kendi bildiği şekilde söylemiş. ''Çok seviyorum, seni.''
''Ben de çoooookkk seviyorum,'' demiş genç adam,
''seni Aslımcığım.''
Sarılmışlar, sarılmışlar, sarılmışlar. Güneş
parlamış. İnsanlar alkışlamış. Hayatlarında duydukları en güzel müzik çalmaya
başlamış.
Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.







