Peygamberin Şarkısı (Paul Lynch) | Kitap Yorumu

Yazar: Paul Lynch, Çevirmen: Mert Doğruer,
Yayınevi: Delidolu Kitap

Kitabı okumak gerçekten çok zordu. Daha ilk sayfalarından beni yoğun bir belirsizlik, kasvet ve düşünce selinin ortasına çeken kelimeler hızla etrafımı sardı. Başlangıçta olayların ne olduğunu tam olarak anlayamasam da, karakterlerle birlikte bir çeşit kaosun içine çekildiğimi hissettim. Kaosun verdiği merakla hem hızla, hem de sarsılarak Eilish'in değişen yaşamına adımlarımı attım.

Kitap, İrlanda'da otoriterleşen reijimin sıkı yönetim ilan etmesiyle başlayan süreci, giderek artan baskı, yasaklar ve sebepsiz tutuklanmalarla gücünü arttırması ve nihayetinde muhalefet kanadındaki isyanlar ile otorite arasında çıkan iç savaşta yaşanan olayların etkilediği yaşamları, dört çocuklu bir ailenin üzerinden anlatıyor. Öncesinde evin babası Larry Öğretmenler Sendikası'nda yönetici olduğu için tutuklanıyor. Eşinin nedensiz olarak tutuklanması ve adeta kayıplara karışması evin annesi olan Eilish'in bir yandan ailesini bir arada tutma, diğer yandan inandığı değerlerin ellerinden kayıp gidişini sindirme mücadelesinin başlangıcı oluyor.

Kitap 3. tekil kişi ağzından ilahi bakış açısıyla yazılsa da, olayların anlatımı sanki gittikçe gerçeklik algısını yitiren Eilish'in birey olma halinden çıkıp dış bir göze dönüşerek, hatta kendini bile 3. tekil kişi olarak görerek, yaşadıklarını anlatıyormuş gibi bir his verdi bana. Kitabın anlatımı bilinç akışı tekniğine çok benziyor. Karakterlerin konuşmaları da, yaşanan olaylar da ayrıca bir noktalama işareti veya paragraf başı yapılmadan tek bir anlatı içinde yalnızca virgülden yardım alınarak ifade edilmiş. Bu durum kitabı okumayı benim için zorlaştırmadı, aksine bu anlatım şeklini beğendim, ancak kitabın diline alışana ve olayların içerisine girene kadar anlatımı biraz yadırgadığımı söylemeliyim.

Kitap gerçekten yaşanmış olayları anlatmasa da, dünyanın başka köşelerinde yıllardır otoriter rejimin ağır yaptırımlarını yaşayan özgürlüklerinden edilmiş ve hatta bu kitapta anlatılanın bin beterini deneyimleyen, insan olarak bile görülmeyen pek çok insan var. Orta Doğu yıllardır cehennemi yaşıyor. Bence distopik bir kitabın bile gerçek yaşamların korkunçlarının yanında hafif kalması, dahası bu kitabı okuyan muhtemelen pek çok Avrupa vatandaşının (kitap İrlanda'da geçiyor) bu gerçeği bile tam olarak anlayamayacak olması, çok daha sert bir distopyayı gösteriyor bize. Üstelik bu distopya bir kurgu da değil, gerçek. Aynı şekilde bu baskıcı rejimlerin nasıl küçük görünen değişimlerle başlayıp asla durmayacaklarını, tıpkı bir canavar gibi önce parmağınızı (ses çıkarma hakkınızı) sonra tüm ruhunuzu (varlığınızı) ele geçirmek isteyeceklerini, tüm bunların nasıl anlaşılamayacak kadar hızlı, adeta bir anda olabileceğini ve geriye düzeltilecek bir şey kalmayana kadar baskının, zorlamanın, ruhunu satanların size ve özgürlüğe dair her şeyi yutabileceğini göstermesi bakımından sarsıcı bir kitap.

Kitabın ilk yarısını okumak nispeten daha kolaydı ancak ikinci yarısında resmen boğulduğumu hissettim. Bence yapılan yaptırımların dehşeti kitapta tam olarak yansıtılamamıştı ya da dediğim gibi çok daha kötülerini bildiğim için beni derinden sarsmadı (karakterler en azından insan yerine konuluyorlardı??). Evet, hak ihlali ile başlayan sürecin hakların elinden alınması ve ardından savaş atmosferine dönen bir ülke tasviri yeterince korkunç ancak kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınızdır... bence kitaptaki somut olaylardan çok, Eilish karakterinin birbiri ardına yaşadıkları kayıplar, güçlü olma çabası, her kötü olayın ardından hala şaşırabilecek bir yan bulurken zamanla gittikçe katılaşması... kayıplarını değil yüreğinde, tüm ruhunda ve hatta bedeninde yanında götürmesi... Beni asıl boğan aslında buydu. Zaten kitap her ne kadar totaliter rejimlerin insanın yaşamını kabusa çevirebileceği konusunu işlese de, kitabın odak noktasında Eilish vardı. Eilish'in ailesi bile değil, Eilish'in gözlerinden değişen dünyası anlatılıyordu bence kitapta. 

Kitabı asla tekrar okuyamam. Gerçekten böğrüme öküz oturmuş gibi bir sıkkınlık hissediyorum. Ancak böyle ifade etmeme bakmamanızı istiyorum. Gerçekten çok etkileyici bir kitaptı.

Kitaplarla kalın.


Tarot Kartları #5: Deli (The Fool).

sol: klasik tarot, sağ: manga tarot

Artık ufaktan büyük arkana serisine de başlayalım diyorum. Aslında tamamen içgüdüsel bir şekilde element odaklı gitmek yerine, numarolojik olarak ilerlemek istemiştim ancak anlatımlarım ilerledikçe bu yolun (en azından şu anlık) daha ufuk açıcı ve isabetli bir seçim olduğunu fark ettim.

Şimdi de gelelim büyük arkana serimizin ilk kartı olarak bilinen 0 numaralı deli\ budala\ joker (the fool) kartına.

Öncelikle büyük arkana serisinin tam olarak ne anlama geldiğine biraz değinmekte yarar var. Aslında tarot yazı dizimin ilk yazısında tarot kartlarıyla ilgili genel bir bilgilendirme yapmıştım. Ancak hem bu konunun üstünden geçelim, hem de biraz detaylandıralım istiyorum.

Tarotta 22 (0-22 numaralı kartlar) büyük arkana, 56 küçük arkana (element kartları + saraylılar yani kişilik kartları) olmak üzere toplamda 78 kart bulunur. Büyük arkana kartları ile kastedilen kadersel, ruhsal olaylar ve hayat dersleridir. Daha kader planı, yani ruhun büyüme planının parçası olan, uzun vadeye yayılan ve ders verici olay ve durumları ifade ederler. Ayrıca büyük arkana kartlarının enerjisi daha baskındır. Yani bir açılımda büyük arkana baskınlığı varsa... geçmiş olsun dermişim ahahahah, yok yok, yani baskın olarak büyük arkana kartı çıkmışsa demek ki yaşamınız dönüşüyor, iç dünyanız değişiyor demek. Ayrıca büyük arkanalar (açılımdaki yeri önemli) küçük arkanaların okunmalarını (anlamlarını) da etkiler. Yani büyük arkana kartlarının etkisi daha güçlüdür.

Küçük arkana kartlarında ise 4 elementi simgeleyen 10'ar kart ve ayrıca prensler, şövalyeler ve kral + kraliçelerden oluşan kişi kartları yer alır. Küçük arkana kartları daha kısa vadeli ve kişilere bağlı gelişen, etkisi o anki durumların şartlarıyla şekillenen olayları ifade ederler. 

Deli kartı ise büyük arkana serisinin ilk kartıdır. Zaten kartın numarası da 0'dır ve hiçbir şeyin olmadığı yerden başlayan saf bir başlangıcı sembolize eder. Bu noktada 0 numarasının üzerinde durmakta kartın felsefesini ve aslında hikayesini anlamak için yarar var. Dediğim gibi 0 bir başlangıcı işaret eder ancak bu başlangıç aslında içerisinde tüm potansiyelleri barındıran, çünkü daha önce hiç olmamış, yapılmamış, başlanmamış, deneyimlenmemiş; hiçlikten atılan adımla gelişen bir başlangıçtır. Bu bakımdan Deli, adı üzerinde, bir çeşit deliliğe kalkışmaktadır.

Klasik destedeki deli kartını incelediğimizde soytarı kıyafetleri içerisindeki bir karakteri uçurumun kıyısında görürüz. Bu karakterin bir maceracı olduğu su götürmez bir gerçektir ve bu maceracının yanına aldığı sadece üç şey göze çarpar: Omzuna attığı küçük çıkını, elinde taşıdığı gülü ve ona eşlik eden küçük köpeği.

Kartın temsil ettiği element hava, gezegeni Uranüs olarak bilinir. Bu kart yeniliği, keşfetmeyi, özgürlüğü ifade eder. Güneş tepede parlamaktadır. Yani bu, neşeli, hatta çocuksu bir coşkuyla gerçekleşen aydınlık bir başlangıçtır. Buradaki aydınlık, zihnin ve kalbin açıklığını simgeler. Karakter eylemlerinin önünü ardını pek düşünmez; öte yandan omzundaki çıkını onun bu başlangıç noktasına bomboş bir şekilde de gelmediğini bize gösterir. Sonuçta deli, delirmek için de deneyim elde etmelidir. Yanındaki köpeği ise maceracının yanında olan sadık dostunu simgeler. Bu dost bir insan olabileceği gibi, bir his, düşünce ve beceri alanı da olabilir. Bu başlangıç belki anidir, belki spontane bir şekilde gerçekleşir ancak karakter yanında kendinden olan parçaları da beraberinde götürür.

Güneşin gökyüzünde parlaması ve kartın geneline hakim olan sarı tonu ise zihinsel açıklığı ve aydınlığı simgeler. Yukarıda da dediğim gibi bu ani bir başlangıçtır. Daha önce deneyimle kirlenmemiş, açık bir şekilde üzerine atladığın sıfırdan bir başlangıç. Karakterin elindeki beyaz gül ise saflığı ve açık bir niyeti sembolize eder diyebiliriz. Ayrıca gülün çiçek ve diken olmak üzere iki farklı özellik barındıran kısımlardan oluşması, karakterin yolculuğunun dualiteyi\ ikiliği (acı ve sevgi, kayboluş ve özgürlük, sezgi ve mantık gibi) beraberinde getireceğini de bizlere gösterir.

Kartın olumsuz yani aslında ''gölge'' yönü ise, düşünmeden dikkatsizce atılan adıma işaret etmesidir. Bir konuda yeterince hazırlık yapmadan üzerine atlamak, her şeyi ben bilirim hatasına düşmek, bilgiye deneyime gözlerini kapatıp burnunun dikine gitmek, düşüncesiz risk almak, cahil cesareti göstermek ve sorumluluk almamak olarak ifade edilebilir (aynı durumu kırk farklı şekilde ifade ettim, bence ne demek istediğimi anladık :). 

Bunları olumsuz bir durum olarak değil, gölge yön olarak ifade etmem bilinçliydi. Çünkü bu kart eğer ki kişinin kendi davranış örüntüleri için çıkmışsa, kişi bu hatalı ve ona yarar getirmeyen durumu görüp dönüştürebilir. Böylece gölge yönünü, aydınlık bir yönü olarak yaşamına entegre edebilir. Gölge yönlerimiz dediğimiz durumlar aslında bizim ilerleme alanımızı görmemeyi seçmemizle oluşur. Eğer ki kişi öğrenme alanının genişliğini kabul ederse, bilinçli körlüğünden kurtulursa, gölge yönlerimizle aslında büyüme imkanı buluruz. 

Kart ters çıkmışsa, aslında kartın aydınlık enerjisinin düzgün akmadığını ve enerjinin bloke olduğunu, diğer ve anlayacağımız bir ifadeyle kartın özgürlük, ilerleme gibi olumlu anlamlarının yaşamımızda düzgün çalışmadığını ve yaşanan sıkışıklık nedeniyle ya bir şeye başlamakta güçlük çektiğimizi ya da sorumsuzluk, laubalilik gibi olumsuz özelliklerin bizden veya dış etkilerden kaynaklı yaşamımızda kendini gösterdiğini söyleyebiliriz.

Kartın anlamını ve numarası olan 0'ı göz önünde bulundurduğumuzda zamansal değer olarak olayların bir anda, hızlı, ani ve çabucak gerçekleşebileceğini, hatta gerçekleşme anının bizim beklemediğimiz bir anda olabileceğini söyleyebiliriz.

Kart bir aşk okumasında çıkmışsa (dizilim önemlidir unutmayalımmm), yeni bir başlangıç enerjisini ifade edebilir. Ancak bu başlangıç önünü ardını düşünmeden olacak bir başlangıç olacağından dolayı en azından başlangıçta ciddiyetsiz olabilir. Çünkü deli kartı aslında ''aman beee oturmaya mı geldik başlayalım bakalım'' enerjisidir. Ciddi ve ilerisine yönelik detaylı bir gözlem, beklenti, adım vs bu kartta yoktur. Ancak aşk özelinde düşünürsek, karşınıza çıkan kişi size çocuksu, saf bir heyecan verip aklınızı başınızdan aladabilir. Çok kapılmayın bence. :P

İş gibi somut bir durum için çıkmışsa, daha çok stajyer enerjisinde olabilirsiniz. Çünkü bu kart deneyim vermez, başlangıç verir. Öğrenme fırsatı verir. Zaten hava elementi de bizlere öğrenme alanıyla ve iletişim temasıyla ilgili durumları verir. Yeni bir işe başlayabilirsiniz ancak daha yolun çok başındasınız. Aynı zamanda iş daha toprakla yani maddi dünyayla ilgili bir alan olduğundan bu bağlamda çıkan deli kartı riskli bir başlangıcı da verebilir. Örneğin sağlam bir işiniz vardır ama alan değişikliği ile risk alabilirsiniz veya risk almanız gerekebilir gibi. Yani bu kart biraz da, yarını düşünmeden kahraman olmak için adım atmayı ifade eder.

Manga tarot destesindeki kart tasarımına baktığımızda karakterin konumunu bir uçurumun kıyısında görmesek de karta hakim olan koyu renkler aslında bizlere bilinmeyen yollarda ilerleme temasını verir. Bu karttaki güneş tepede değil, karakterin başının tam arkasında doğar. Yani güneş aslında karakterin zihninden parlar. Yeni bir fikirle yola çıkan karakterin yanında sadece elinde tuttuğu değneği (tutkusu, isteği, merakı, heyecanı) ve sadık dostu köpeği (bir dost olabileceği gibi zanaatı yeteneği ve hatta kendine inancı da olabilir) vardır.

Evet, bu kart adı gibi aksiyonlu bir anlamı simgeler. Bu bakımdan hareket enerjisi taşır. Bu kart açılımınızda gelmişse yakında hayatınızda sizi gerçekten etkileyecek çok taze bir hareketlilik ve başlangıç olabilir. Bu başlangıç size ferahlık verebileceği gibi, ani olduğu için geredebilir.


bunu geçen paylaşmıştım ama bu yazıya çok uygun, bir daha dinleyelim.


Tarot Kartları #4: İkililer.

klasik tarotta ikililer.

Tarot serisine dair üstüne konuşmak istediğim bazı kartlar var. Ramazan'dan önce bunu yapmak istiyorum. Hoş, aslında Ramazan ayı boyunca da paylaşsam bence sıkıntı olmaz ama belki hassas karşılayacaklar da çıkabilir. Bu nedenle şimdilik zihnimden fikirler akarken yazabildiğim kadarını somut olarak görmek istiyorum. Bazen bazı düşüncelerimi ilgili anda yazmazsam, sonrasında ya sonsuza kadar, ya da bir kez daha o uygun ilgili an gelene kadar yazamıyorum. Bu nedenle musluk akarken yazılarımı dolduruyorum. Kaldı ki, ilerleyen süreçte buna sadece zihinsel değil fiziksel olarak da yeterince zaman bulamayabilirim. Her neyse, konumuza geçelim.

Bir önceki tarot yazımda aslara yer vermiştim. Bu şekilde sayı merkezli ilerleme sebebim ise aslında numarolojik olarak her rakamın elementler üzerindeki etkisini görmemizi istemem. Belki ilerleyen ay veya yıllarda (üzerine yeni deste de alırsam) elementleri merkeze aldığım anlatımlarda da bulunabilirim. Neyse şimdiki konumuz, ikililer.

Aslarda başlangıç enerjisi olduğunu söylemiştik. Aslar 1 rakamına karşılık gelirler, yani öncülerdir. İkililer ise adı üzerinde ve gördüğünüz gibi karşıtlık ve denge sembolleri üzerinden işlerler. O mu bu mu, orası bu burası mı, öyle mi böyle mi... İkililerin üzerinde durduğu diğer bir önemli sembol (ve kavram) ise birlikteliktir. Ben ve sen, öyle ve böyle... gibi gibi. Bu bakımdan kartların en baskın gölge yanı için ise kararsızlık diyebiliriz sanırım. Eğer ikililerin aydınlık yanları olan denge ve\ veya birliktelik tutarlı bir şekilde sağlanamazsa, ortaya kararsızlık olarak bir gölge yön çıkar ve bu da pek tabii dengesizliğe neden olur. Dengesizlik kişinin zaman kaybetmesine, aklının bulanmasına, yorulmasına vs neden olabilir.

Şimdi de tek tek elementleri inceleyelim. Ancak elementler hakkında zaten az önce bahsettiğim bir önceki yazımda detaylı diyebileceğim açıklamalarda bulundum. Elementlerin doğası üzerinde şimdi bir kez daha durmayacağım. Bu bakımdan öncesinde bahsettiğim yazımı okuyup bu yazıma devam etmeniz sizin anlamanız için daha verimli olacaktır. Bu yazımda elementlerin ikili sistem üzerindeki etkisini anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.


sol: klasik tarot, sağ: manga tarot

İlk elementimiz ateş. Ateş elementi tarotta değnek serisi ile sembolize edilir. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz üzere ikili kartlarda değnekler karakterin bir sağında bir solunda - bir ilerisinde bir gerisinde bulunur. Bu noktada (aslında önceki yazımda da söylemiştim ama) bir küçük parantez açmalıyım. Ben blogda yazdığım tarot serimde klasik tarot ve manga tarotu baz alarak açıklamalarda bulunuyorum. Çünkü elimde olan, benim olan ve dolayısıyla bilgi\ fikir sahibi olduğum iki deste bunlar. Ancak yukarıda da dediğim gibi belki ileride başka destem veya destelerim de olursa o destelerdeki sembolizmi ve tasarımı hoşuma giden bazı kartlar için ek yazılar yazabilirim (nasip kısmet :). 

Aslında klasik tarot ile manga tarot birbirine çok benziyor (klasik tarottan çok farklı çizilmiş desteler de var). Benim başlangıçta manga tarotu isteme sebebim çizimlerinin hoşuma gitmesiydi. Klasik tarot zaten bir klasiktir, onu da bu yüzden ilk destem olarak almıştım. Ancak zamanla destelerimle haşır neşir olduktan ve aslında onlarla tanıştıktan sonra, insana başlangıçta küçük gibi görünen bazı sembol ve çizim farklarının kartın anlamını beslediğini ve hatta belki değiştirdiğini fark ettim. Bunu sadece ikililer özelinde söylemiyorum. Aslar yazımda da buna örnek vermiştim mesela; genel olarak bazı sembol değişimleri kartlardaki anlamı dönüştürücü etkide bulunmuş. Bu da benim için keşif alanını genişleten bir şey. Tarotun ilgimi çekme sebebi de temelde zaten bu: Keşfetmek. Tarot aslında bir enerji okumasıdır (fal gibi okuyan da çıkar ama özü enerji okuması olmasıdır) ve kişiye kendi doğasını keşfetmesi için alan açar. Enerji okuması demek ise, mevcut düşünce ve eylem durumundaki halinin yakın geleceğini nasıl şekillendirebileceği üzerine tahminde bulunmaktır. Bu, faldan farklı bir şey. Çünkü iki kere iki dört değil; iki kere iki senin aklın kalbin bedenindir. :)

Her neyse, biz mevzubahis kartımıza dönelim: Değnek ikilisi.

Değnekler dediğim gibi ateş elementini simgeler ve ateş de tutku, heyecan, ilk kıvılcım gibi anlamlara gelebilir. İkili sistemde bu element, gelecek planlarını ve bu planlara ulaşmak için izlememiz gereken stratejik planları ifade eder. Bakın, bu noktada aslında elementin kendi içindeki anlamını kavramak çok önemli. Çünkü aslında her elementin kendi ana özelliği kartlar değişse bile korunuyor ve başka sahnelerde dönüşmüş versiyonlarıyla karşımıza çıkıyor. İkili kartlar için geçiş anıdır diyebiliriz sanırım (kupa ikilisi daha özel ve farklı tabi, oraya geleceğiz). Değnek ikilisi kartını incelediğimizde ise aslında kartın açıkladığım anlamını çizim üzerinde net olarak görebiliyoruz.

Klasik desteyi inceleyelim. Bir adam bir elinde bir değneği, diğer elinde dünyayı tutuyor. Aynı zamanda adamın arkasında da yere sabit başka bir değnek var. Adam, balkon\ teras gibi bir yerden ileriye, açık havaya bakıyor. Yani bu adam ununu elemiş değneğini sabitlemiş ve artık önünde tuttuğu değnek ile yeni bir yol aramaya hazırlanıyor. Dünya sembolü ise karakterin yeni bir vizyon arayışı içinde olduğunu gösteriyor. Karakterin beton zeminde (sağlamlık) durup yeşil çayırlar ve mavi gökyüzüne (özgürlük, ferahlık, belki belirsiz idealler) çevirmesi ise oldukça manidar. Bu adam, yola çıkmaya hazırlanıyor. 

Değnek ası kartında tutkulu, heyecanlı, içini kıpırdatacak bir fırsatın göklerden uzatıldığını görmüştük. Aslında değnek ikilisi kartına baktığımızda da adamın elinde tuttuğu değnek için ona uzatılmış yeni fırsat diyebiliriz. Karakter o fırsatı yakalamış ve şimdi onu nasıl büyütebilir onun planlarını yapıyor. Bu bir ilerleme kartı değil. Bu bir seçim aşaması kartı. Manga tarotta ise adamın ayakta değil oturmuş bir şekilde iki değneğini iki kolunda tuttuğunu ama dünyayı merkezine, iki değneğin ortasına, aldığını görüyoruz. Bu manga destesinde kartın bekleyiş anlamı karakterin oturuşuyla desteklenmiş. Aynı şekilde karakterin arkasında pek çok bulut var. Yani karakter henüz karar vermemiş, belirsizlikte. Bir yerde bulut varsa bilin ki orada kararsızlık vardır. Ahanda bunu bilir bunu söylerim. :) Öhömmm, neyse geçelimmm.

Ah geçmeden önce... Değnek ikilisi zaman olarak ne bildirir dersek... Vallahi kartın çıktığı bağlam ne ona bakmak lazım derim. Hangi konu özelinde çıktı, dizilimde mi çıktı tek kart olarak mı? Dizilimde çıktıysa hangi konumda çıktı... Bunlar hep önemli. Ancak şu var! Değnek serisi en hızlı seridir; çünkü, evet, ateş elementiyle ilişkilidir. Yani değnek ikilisi diğer ikili kartlara göre daha hızlıdır denilebilir ve kartın rakamı ikili olduğu için ikili vadelere dikkat etmekte yarar olabilir. Genellikle iki hafta denebilir belki... Biliyorum değnekler için günleri de ifade eder demiştim daha öncesinde ancak burada kartın anlamı da önemli. İkili kartlar kararsızlık, seçim öncesi belirsizliktir demiştik. E adam hangi ara karar verdi de, uygun adımı seçti de adımını attı? İşte buna bakıp, karta sorulan soruya bakıp zamanı tahmin edebiliriz. Bu kart(lar aslında - tüm ikililer) bende bir de şöyle işliyor... Herkeste böyle olmayabilir ama tarot okuyucusunun kartlarla deneyimi de önemli kartın anlamını çözmesinde. Bu ikililer benim için aslında karar verilince anlamı taşıyor. Değnek ikilisinde alınacak karar diğerlerine göre biraz daha hızlı olabilir.


sol: klasik tarot, sağ: manga tarot

Geldik kılıç ikilisine. Kılıç serisi tarotta hava elementi ile ilişkilidir ve zihni yani düşünceleri simgeler. Kartımızı incelediğimizde (klasik destedekini) kartın orta yerinde gözleri bağlı bir karakter ile karşılaşırız. Bu karakterin kolları çapraz bir şekilde yukarı kalkmıştır ve iki elinde iki kılıç tutar. Bu iki kılıç, belki artık sizin de anladığınız üzere, iki fikri simgeler. Fikirler kılıç gibi keskindir. İki fikir arasında kalmak ise insanın önünü görmesini engeller. Gerek klasik desteyi, gerek manga tarotu inceleyelim; her ikisinde de karakterin arka planında dalgalı bir deniz (manga tarotta bataklık) ile karşılaşırız. Deniz\ su sembolü duyguları simgeler. Karakterin zihninin karmaşıklığından dolayı önünü görememesi duygularını yönetememesine neden olur. Hatta manga tarotta bu durum bataklık olarak sembolleştirilmiş dediğim gibi. Yani zihnindeki ikilem, kişiyi duygusal olarak aşağı çekiyor. 

Klasik tarotta karakter beyazlar içerisinde. Bu beyaz giysi aslında (BENCE) karakterin henüz bir fikri benimsememiş olma halini, yani araf halini simgeliyor. Karakterin elleri kolları bağlı değil. Ellerini bağlayan kendisi. İki tane kılıcı havada tuttuğu için ellerini kullanamıyor. Dahası, kaç zaman boyunca iki kılıcı öylece havada tutmaya devam edebilir... Belirsizlik insanı yorar. Gözlerindeki bağı çözmesini engeller. Karaktere bu durumunu sorsak bize eminim ki, ''yapamıyorum,'' derdi, ''gözlerimdeki bağı çekip çıkaramıyorum.'' Çünkü iki kılıçtan birini (veya ikisini birden) bırakmaya hazır olmadığını düşünüyor. Bu sadece bir düşünce. Gözleri bağlı olan karakterin düşüncesi. İşte, kararsızlık insanın zihnine bunu yapabilir diyor kart.

Manga tarotta ise -destenin genel tasarımından kaynaklı olarak- maceracı gibi giyinmiş bir karakter göze çarpıyor. Yine klasik desteyle benzer bir konumda. Tek fark, bu karakterin kolları zincirlenmiş halde. Karakterin kollarını kavuşturduğunu ve belki de bundan güç alarak iki kılıcı (iki fikri) aynı anda havada tutmaya çalıştığını görüyoruz. Daha evvelce şu yazımda kupa 9'lusu kartı üzerinden şu ''el kol bağlama'' olayına değinmiştim. Kollarını bağlayan kısmetini alamaz; çünkü yeniliği alamaz. Aynı şeyleri tutar durur. Kol bağlamak, ben istemiyorum demektir. Karakter iki kılıcıyla yorgun ama onu kimse kurtaramaz. Çünkü kollarını bağlayan kendisi. 

Kartı incelerseniz fark edersiniz, karaktere bağlanmış zincirler de aslında kollarının kavuşmuş halde durması için var. Zincirler, karakterin kollarının birbirine kavuşmuş şekilde durmasını sağlıyor. Bu aslında içe dönüşün de sembolüdür. Ancak ferahlatan bir yerden değil; içe çöktüğün, büzüldüğün, tek bir canlılığı hissedemediğin bir yerden. Ayrıca bu destede karakterin gözlerinde bağ yok; karakter gözlerini kendi kendine yummuş. İsterse o gözleri açabilir, ancak açmamayı ''seçiyor.'' İşte, kararsızlık insana bunu da yapar. İnsanın zihnindeki ikilemler, gözleri kapatmasını sağlar. Belki başlangıçta bilerek kapatır karakter gözlerini. Ancak zaman geçtikçe fark eder ki, göz kapakları onları kaldıramayacağını ''düşüneceği'' kadar ağırlaşmış...

Kılıç kartları zihinsel süreçleri simgelediğinden dolayı zaman anlamı da biraz daha yayılım gösterebilir. Kılıç ikilisi zihindeki netleşme hali sağlanınca olur der. Ancak kartın numarası iki olduğundan ikili vadelere (iki hafta, iki ay gibi veya ayın 2-12-22-32 (pardon ahahaha) gibi zamanlarına da) dikkat edilebilir.


sol: klasik deste, sağ: manga tarot

Bir sonraki elementimiz su. Kupa kartları tarotta su elementi yani duygularımız ile ilişkilendirilir. Kupa ikilisi ise birliktelik, beraberlik, ortaklık, anlaşma, buluşma, belki kavuşma, uyum ve hatta ruhsal bağ gibi anlamlara gelebilir. Tek anlamı bu değil ama romantik anlamı yüksek olan da bir kart. İkili kartlar içinde de en minnoş olanı sanıyorum ki kupa ikilisi olarak bilinir. Bu da tehlikelidir. Çünkü hiçbir ''minnoşluk'' gökten zembille hayatına inmez. Emek vermen, onu var etmen veya var olmasına izin vermen gerekir. Ayrıca bu karttaki ''ruh eşliliği' imgesi gerçekten de aşk ilişkisi özeline daha yakındır. Tarotta kupa 6'lısı kartı da ruh eşliliğini ifade eder ancak o kart daha çok geçmiş yaşam bağından (gerçekliğine inanıyorsan reenkarnasyon da olabilir, normal bu yaşantından eskiden tanıdığın biri de) olan arkadaş, eş dost, hatta aile bireyi de olabilir. Kupa 2'lisi ise (birazdan uzuncaaa değineceğim) daha çok eril-dişil dengesi üzerine bir kart ve bu ikilik en bariz romantik ilişki deneyimiyle anlaşılır.

Kartı incelediğimizde birbirine dönük olan bir erkek ile bir kadının birbirlerine birer kupa uzattığını görüyoruz. Buradaki erkek ve kadın sembolleri aslında eril ve dişil yanımızı simgeliyor. Yin yang gibi. Eril ve dişil enerji sosyal medyada anlatıldığının ötesinde ve farklı olarak aslında bir arada bir bütün oluşturuyorlar ve birbirlerini besliyorlar\ destekliyorlar. Onlar bir arada bir takım. Aslında her iki enerji türü de (cinsiyetten bağımsız) birbirinin eşiti. Bu eşitlik temasını her iki karakterin de ne daha az ne daha çok, aynı şekilde ve aynı anda birbirlerine uzattıkları kupalardan (yani duygulardan) anlayabiliriz. 

Dişil enerji, besleyen büyüten ve aslında bunun için alan açan (yaratan\ oluşturan) enerjidir. Bakın mesela ''toprak ana'' bunun için güzel bir sembolik örnektir. Toprak anamız ne yapar; bitkilerin büyümesi için alan açar ve biz o alana tohum ekeriz, o tohum topraktan beslenir, büyür ve yayılır. Böylece yaşam alanı genişler. Dişil enerji genişleyen enerjidir (bu konuya eğer yazısını yazarsam ''İmparatoriçe'' kartında değiniriz). Tabi dişil enerji tüm bunları yaparken eril enerjinin eli armut toplamayacak herhalde. İsterse toplasın... kendi eder kendine bulur. Eril ve dişil enerji, bir takımdır. Eşitlerden oluşmuş bir takım. İnsanların çoğu bunu anlayamaz, belki de kavrayamaz. Ama gerçek bu. Her neyse, eril enerji, yapan eden enerji demektir. Zaten ''premses erkek'' söylemi de erkeklerin bir şey yapmak istememesinden türedi, yine kadınların kendi ayağına sıkmaları bence bu söylem bile ama neyse konumuz bu değil. 

Ne diyordum eril enerji yapan eden, başlatan, aksiyon alan aktif enerjidir. Kaldı ki bu iki enerji türü de zaten her insanın içinde bulunur. Yin yang'deki (bu sembolü severim) yin dişil yanımız, yang eril yanımızdır. Yang enerjisi düşükse kişi hareket edemez, eyleme geçemez ve hatta kıskançlık gibi semptomları bile olabiliyor imiş (bilemiyorum). Bunlar, bu enerji türleri, aslında cinsiyetten bağımsız çalışıyor ve her insanda var dediğim gibi. Ancak siz bir kadınsanız dişil enerjinizi dengelemeniz, kendi merkezinize dönmeniz lazım kız kardeşlerim veya ablalarım. Yoksa evet, üzgünüm, pehlivan olma enerjisini kabul eder onu yaşarsınız. İnsanlar da buna amenna der ve siz her şeyi tek başınıza yaparsınız vallaa. Alan oluşturamazsınız (çünkü başka başka işlerde zaten enerjiniz piliniz vs bitti gitti yok artık). Dişil enerjinizi çevreniz yer yutar size bir şey kalmaz öylece kalakalırsınız. Bu nedenle zaten kadınlara çok oynarlar. Neyse, konumuz bu değil.

Eril enerji ise erkek bireylerde daha çok oluyor. Kaba saba hırt olmak değil eril enerji bu arada. Veya dağ magandası olmak da değil. Bunlar enerji diyoruz, hırt olmaksa hırt olma seçimidir; ikisini karıştırmayalım. Öhömmm neyse, bazılarınız bana sinir olabilir, olmasın, benim okurlarım tatlı ve düşünen insanlar biliyorum. Enerji nedir dedik: Duygu düşünce eylem birliği. Eril enerji koruyan, sağlamlaştıran (imparator kartında değinirizzz - yazısını yazarsam), karar alan net olan, adım atan aktif (yang) enerjidir. Yani ben demiyorum spritüel camia diyor, kulağımıza küpe diye anlatıyorum hepimize. Bunları krallar ve kraliçeler kartlarında da (yazarsam) konuşuruz. Ayrıca evrenin doğumu bile bu iki enerji ile gerçekleşmiş diye bazı bilgiler edinmiştim ama bilimden sapmak veya insanların kafasını karıştırmak da istemem. Aşkı ararken evrenin doğumuna kadar gitmiştim tey yavrum teyyy... dünyaya bakmak aklıma gelmemiş, neyse. :) 

Bu arada yang (eril enerji) sembolleri güneş, aslan gibi şeylerdir. Aydınlık enerji yang enerjisidir. Aydınlık, hareketle oluşur. Bu bakımdan yang (eril) enerji aktif, hareketli enerjidir. Tarottaki güneş kartı da mesela eril enerjiyi simgeler. Ancak yang enerjisi sağlıklı çalışmazsa (az veya çok çalışırsa) kişi ya eylemde bulunmaz, ya da kendini paralar. Oysa sağlıklı bir yang enerjisi parlar, erkekler duyun! :)  Yin (dişil) enerji ise karanlık enerjidir. Buradaki karanlık-aydınlık zıtlığı, iyilik-kötülük olayıyla zerre alakalı değil. Bu daha çok zıtlık teması için söylenen özellikler. Yoksa ikisi birleşince hiçlik de varlık da bir olur, ikilik ortadan kalkar. Yin (dişil) enerji sabittir, durağandır. Onu harekete geçiren yang (eril) enerjidir. Ateş ve su imgelerinde de (tahminimce) ateş yang, su yindir. Çünkü yang sıcak, yin serin enerji olarak bilinir. (Bu konuya 'büyücü' ve 'azize' kartlarını anlatırken de değinebiliriz, kartlar birbirini tamamlar yani bunları boşa yazmıyorum, ana felsefe bu). Ateş elementinin arttırılması harekete geçme gücünü arttırır da derler (erkek olmanız gerekmiyor bunun için :). Yin (dişil) enerji ay ile ilişkilendirilir. Karanlık (ay'ı, güneş aydınlatır yani aydınlık karanlığı harekete geçirir), ve durgun olan yin enerjisi aslında alan açar. Yukarıda dişil enerji için ''genişleyen enerji'' ifadesini kullanma (ki bunu ben uydurmadım) nedenim de bu. 

Özetle arkadaşlar, okurlar, Neptün misafirleri... Bu yin yang felsefesi aslında bir'den gelip iki'ye ayrılma ve sonra yeniden 'uyumu' yakalama olayını anlatır. Bu dünyada her bi' şey ikilik üzerinden anlaşılır ve aslında çalışır (illüzyon metaforları burada devreye giriyor, ki bence bu metaforun kendisi bile bir illüzyon da neyse beyinleri yakmayalım). Karanlık aydınlık ile, sıcak serinlik ile, aktiflik durağanlık ile anlaşılır. İkili kartların da üzerinde durduğu temel prensip denge olduğundan dolayı konu konuyu açtı buralara geldik af buyrun ahahhah.

Ne dedik, eril dişil enerji menerji... Bunları geçelim. Ruhlar dünyasında yaşamıyoruz. Ancak geçmeden önce de bir sorgulasak da iyi olabilir sankim... Buna neden değindim? Pek çok tarot okuyucusu bu kartları ''ruh eşi'' kavramıyla ilişkilendiriyor, ruh eşi deyip geçiyor. İnanır mısınız ben (ki yıllar içinde bir sürü tarotçu izledim işsizliğimden) sadece tek bir kişide (buradaki kanal) bu kartın ''ruhunuzla\ yüksek benliğinizle\ veyahut içinizdeki çocukla buluşma'' (yani içinle kavuşcan gözün aydın) yorumunu duydum. Bir şeyleri, kavuşmaları hep dışarıdan bekliyoruz. Oysa daha kendimiz bile kendimizle parçalanmış halde iki farklı uçta yaşıyoruz... Ondan diyorum zaten tarot kendini tanıman içindir, yoksa onu bunu şunu anlasan ne anlamasan ne... (anlayamazsııınn da zaten de neyse).

Neyse lafı sulandırdım. Özetle bu kart çıkmışsa şayet... Eğer aşk bağlamında çıktıysa gözün aydın; ya sevdiceğinle barışacaksın kavuşacaksın vs., kimse yok diyorsan da ruhuna bedenine uygun birisi duygularını sana sunabilir (veya aynı anda sunarsınız ama mutlu son oranı yüksek). İş\ okul için bakıyorsan; anlaşma yapabilirsin, ortaklık kurabilirsin vs vs anlamlar. Birisiyle küssen veya aran limoniyse (aile, arkadaş, sevgili veya öğretmenin bile olur kimi sorduysan) onunla barışma olabilir. Çünkü kupa ikilisi duyguların birbirine sunulmasını simgeler özünde. İş ortaklığında bile aslında duygusal bir yerden uyum yakalamak vardır bu kartta. Kupalar duyguları anlatır. İkili sistemde kupa ikilisi ise eşitlik ile temellendirilmiştir. Karttaki iki karakter de birbirinden üstün değil. Ayrıca yüzleri birbirine dönük. Kaçan göçen yok. Arkadan iş çeviren yok. Alnı ak, sırtı pek birbirlerine bakıyorlar. 

Klasik tarottaki aslan ve onun altından aşağı inen birbirine dolanmış yılanların sembolü ise derin anlamlar taşır. Buradaki ''aslan'' yürekliliği, açıklığı, cesareti, kalpten gelen adımı, tutkuyu, çekimi, en önemlisi 'hareketi' de simgeler. Yılanlar ise ruhsallıkla ilişkilendirilir. Ruhsal şifayı, eril dişil dengesini (bunları laf olsun diye anlatmadık yaaa :) vs simgeler. Zaten karta ''ruh eşi'' anlamını veren başlıca sembollerden biri de bu yılanlardır. 

Bu kart dışarıdan çok ponçik görünse de aslında BENCE duygulardan doğan tutkuyu da ifade ediyor bir yandan ve bunu dünya düzleminde yapıyor. Bakın daha anlatmadık ama bir ''Aşıklar'' kartı da romantik bağlamda (ki tek anlamı bu değil bakmayın adına) değerlendirilebilir ancak Aşıklar kartı bu dünyayı değil (neptün'ü dermişim :) öte alemi simgeler. Göklerde buluşmuş iki karakter vardır orada. Kupa ikilisinde ise yeryüzünden bir sahne görmekteyiz. (Ki aşk bağlamında öne çıkan kartlar üzerine bir yazı 14 Şubat haftasına iyi gider hııımmmm :). Yani aslında bu kart, maddeden temellenir manadan değil. Bu nedenle de bu kartı çok seviyorum. Çünkü bu iki karakter (her ne kadar ''ruh eşi'' olsalar da) ruhsal düzlemde bir güçle değil, birbirlerini seçerek eşleşiyorlar ve bunu bilinçli bir seçimle yapıyorlar. İkili kartlar içinde diğer tüm elementler (birazdan tılsım ikilisine de değineceğiz) kararsızlık anlamı taşırken, bir tek kupa ikilisi ''seçim'' anlamına gelir. Zaten kupa ikilisi bir küçük arkana kartı; yani küçük arkanalar kadersel durumları değil, insanların eylemleriyle şekillenen durumları simgeledikleri için kart emek kokuyor emeeek.

Manga tarotu incelersek onda da benzer bir sahne görürüz. Ancak bazı ''küçük'' görünen farklarla. Örneğin bu destedeki kartta karakterler yeryüzünde değil bulutların arasındadır. Bulutlar için yukarıda ne demiştim?: Belirsizlik. Bulut ve belirsizlik ilişkisi aslında bu ikili sistemdeki kararsızlık temasıyla çok uyumlu. Desteyi tasarlayanlar detaylara dikkat etmişler ve küçük dokunuşlarla bile iyi yorumlamışlar. Ancak tüm bu belirsizliğe rağmen iki karakter birbirlerine dönük ve birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlar. Birbirlerini belirsizliğe rağmen bilinçli olarak seçmiş iki kişi var kartta. Ayrıca ''ben seni seçtim pikachuuu aman ruhumun eşi'' deyip olayı havada bırakmıyorlar; ikisi de birbirlerine somut bir şey uzatıyor. İki kupa: Karşılıklı duygular.

Stardust (Yıldız Tozu) isimli çok sevdiğim bir film var. Orada geçen çok sevdiğim ve hatta izlediğim tüm filmlerde duyduğum tüm replikler arasında favori repliklerim arasına giren repliği sizlerle paylaşmak istiyorum (ne cümle kurdum be :): ''Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyor. Sanki artık bana ait değil de sana aitmiş gibi. Kalbimi istersen sana veririm. Hediye, mal mülk istemem. Bağlılığını kanıtlaman da gerekmez. Sadece senin de beni sevdiğini bilmem yeter. Sadece, kalbim karşılığında... kalbin.'' - Stardust (Matthew Vaughn, 2007). 

Burada aslında ''bağlılığını kanıtlaman da gerekmez'' derken karakter karşısındaki kişinin kalbine (hislerine) güvendiğini ifade ediyor. Yani sadakat eksikliğini bilmemeyi istemeyi veya tek taraflı bir çabayı değil; içten bir güveni, bilme halini simgeliyor. Bunu kendi başına edinmemiş repliği söyleyen yıldızımız Yvaine, partneri eylemleriyle ona bu bilme halini (güveni) vermiş. Bu çok nadir ama çok gerçek bir şey değil mi? Burada filmi uzun uzun anlatmayacağım, zaten yazı çok uzadı ancak konuyla ilişkili olduğundan filmin içeriğine de biraz değinmek istiyorum. Tristran filmin başında hoşlandığı kız olan Victoria ona ilgi göstersin diye ''benden ne istersen sana getiririm'' modunda takılıyordu. Kız ondan kayan bir yıldızı istedi. Çünkü Tristran'a inanmıyor ve onun ilgisinden besleniyordu. Onun aşkı değildi inanmadığı, Tristran'ın kendisiydi. Bu yüzden zaten başaramaz diye onu gözden çıkardı ve ondan bir yıldız istedi (evet gerçek bir yıldız). Tristran aşkı için duvarın ötesindeki diyara gitti ve gerçekten de kayan yıldız Yvaine'ı buldu. Onu bir esir gibi yakaladı ve sevgilisine götürmek üzere peşinden sürüklemeye başladı. Ancak yolda, bir şey oldu... Tristran'ın ikili dünyasının (yaşadığı coğrafyadaki duvarla oluşan sınır) ötesinden gelmiş bu yıldız, ona bilmediği bir şeyi gösterdi. (Ne göstermişti net anlatabilmem için filmi yeniden izlemeliyim sorry).

Bu gerçek, Yvaine'nın söylediği gerçek, pek çoğumuza ''masal'' gibi geliyor değil mi? Oysa gerçek budur, insanlar uyumayı seçerler. Sonra da göremediklerine inandıkları asıl dünya gerçeklerine ''masal'' derler. Gerçek bir güven, sadakat, bağ ve uyum gibi şeylere. Herkes demez ama demeyenler bile... malesef, içgüdüsel olarak kendilerini geri tutarlar. Bunun doğru olabileceğine inanamazlar. Haklılar. Çoğunluğun inanmadığı bir şeye sen inansan bile fayda etmez. Bu nedenle kendini koruman gerekir. Yine de ben en çok, bu repliği sevdim. Sadece romantik bulduğum için değil, gerçek bulduğum için.

Ah laf lafı açtı yoruldum... Kupa ikilisi için zaman olarak ne söyleyebiliriizzz... Kupalar duygusal olgunluk ile ilişkilendirilir. Yani kupa serisinin olayı, kişiye katmak istediği ana ders budur: Duygusal olgunluk. Duygusal olarak karar alma halini simgeleyen kupa ikilisi ise bizlere biraz daha beklemelisin diyebilir. Su akışkandır ve onun durulup kişinin iç dünyasının berraklaşması, adım atabilmesi bu nedenle zaman alabilir. İkili vadeler göz önünde tutularak, aylar içinde sorulan sorunun yanıtının gerçek olabileceğini söyler kupa ikilisi. (İşte ne sorduysan ona göre yanıt değişecektir ama ikili vadeler ve haftalar - özellikle aylar teması önemli).


sol: klasik tarot, sağ: manga tarot

Geldik son elementimize ancak ben de açılım yapmışım gibi yoruldum. Hoh. Son element de böyle aslında biliyor musun? Ben tılsım ikilisine bakınca yorgunluğu görüyorum. :)

Tılsımlar, maddi\ somut dünya ile ilişkilendirilir ve toprak elementi ile sembolize edilir. Bu bakımdan en yavaş işleyen elementtir. Bir şeyin mana (düşünce) durumundan madde (fiziksel form) durumuna geçmesi için uygun koşulların sağlanması gereklidir. Bu da tabi ki zaman alır. Zaman demişken, bu sefer farklılık yapıp kartın zaman anlamını sonda değil başta ifade edelim madem. Tılsımlar yıllar ile ilişkilendirilir ancak tarot o kadar uzak vadeye kadar göremez. Zaten yukarıda ve önceki tarot yazılarımda bir milyon kere söylediğim gibi öncelikle kartın çıktığı bağlam yani soru önemlidir. Eğer ki sizin sorunuz uzun bir süreci kapsayan bir konuyla ilgiliyse, evet, gerçekleşmesi yılları bulabilir. Ancak yine yukarıda söylediğim üzere bazen tarot zamanı direkt vermez de olaylar üzerinden verir. Sen hazır olunca, şu falanca olay\ durum olunca vs gibi. Bu kartta da denge teması öne çıkıyor (inceleyeceğiz), yani mevcut durum somut olarak dengelenince veya stabilleşince o sorduğun şey olacak denebilir. Ama bu kart çıktıysa (dizilim önemlidir tabi ama yine de...) sorduğunuz şeyin olmasına daha var diyebiliriz. İkili vadelere dikkat, sabır önemli. Toprak olduğu için aslında buna göre mevsim tahmini de olabilir. Örneğin ezoterik olarak mevsimler de elementlerle simgelenmiş.

Ateş: İlkbahar.

Su: Yaz.

Hava: Sonbahar.

Toprak: Kış.

Bu sezonlara (açılımı yaptığınız zamana bakarak) dikkat edebilirsiniz. Siz açılımı yazın yaptınız ama toprak ağırlıklı bir sonuç çıktı diyelim. Kışa kadar yolu olabilir o olayın. Aslında bahsettiğim temelde bu.

Kartı incelediğimizde, ki artık bence siz de alıştınız bazı sembollere, ön planda bir karakterin iki elindeki iki tılsımı dengede tutmaya çalıştığını ve bunu yaparken gerçekten zorlandığını görürüz. Neden bu kadar zorlanır peki? Ben sustum, hadi size zaman veriyorum. Düşünün ve yanıtlayın. Cevabınız hazır mı? Az daha bekleyelim isterseniz... :)

.

.

.

Evet bence yeterince bekledik. Tılsımlar somut durumlarla, sistemlerle ilişkilidir. Bu nedenle de tutkulara, düşüncelere, duygulara benzemezler. En başta ağırdırlar; çünkü bir ''ağırlıkları'' :) vardır. Bu şey (ağırlık) sorumluluklar gibi soyut gibi duran durumlar bile olsalar, aslında ağırdırlar çünkü senin maddi dünyada bazı eylemlerde bulunmanı gerektirirler. İş, eğitim, para, mal mülk, kariyer ve hatta aile içi sorumluluklar... bunlar hep maddi düzen ile ilgilidir ve taşıması zordur. Bu nedenle de karakter iki tane tılsımı dengede tutmakta zorlanıyor işte.

Karakterin tılsımları durmadan birbirleri arasında hareket ettirerek kendince bir ritim, düzen, uyum tutturmaya çalıştığını, tılsımlar arasında çizilmiş 8'den yani sonsuzluk sembolünden anlayabiliriz. Bu kart, denge kurma çabasını yansıtır. Ancak karakter bu çaba içinde kendini kaybeder ve uzun süre bu ritme takık kalırsa, bir döngüye girebilir (sonsuzluk sembolü bunu anlatır). Karakterin arka planında gördüğümüz dalgalı deniz ise onun bu denge kurma çabasındaki iç dünyasının dengesizliğini, duygularının yükselip alçalmasını anlatır. Denizdeki tekneler göze çarpar. Teknelerin hareket etmesi için suya olduğu kadar rüzgara da, yani havaya da ihtiyaç vardır. Peki biz daha önce hava elementi için ne demiştik? Hava, düşünceleri simgeler. Karakter içinde bulunduğu maddi ikilikle cebelleşirken aslında aklında kırk tekne döner durur ahahahahha, bakın bu kartı böyle anlatan da çıkmaz değerinizi bilin. :)

Karta bakıyorum başka söylenecek bir şey var mı... İlgimi ilk kez çeken bir şey var: Karakterin bastığı zeminin düzlüğü. Her ne kadar kartın arka planında kaotik ve aslında hareketli bir manzara bizi karşılasa da, karakterin bastığı zemin yani toprak, dümdüz. Hiçbir engebe, yokuş, çukur vs yok. Manga tarotta az biraz taş eklenmiş ama zemin hala düz. Yani karakter tüm bu ikilikle uğraşmakta aslında stabilite buluyor. Bu durumun gölge yönü şu olabilir: Karakter kendini ikilik döngüsüne (üstelik maddi düzlemde bunu yaşamak çok daha kolaydır) kaptırıp kendini (duygu ve düşünceler tarafında) zorlayabilir. Denge yalnızca stabilliği (maddeyi) korumakla gelmez. Denge, farklı unsurların varlığını görmek, bilmek ve tanımakla gelir.


Özet geçersek... ikili kartlar aslında planlama kartlarıdır diyebiliriz. Elindeki durumları göz önünde bulundurup ileriye doğru gitmek için dengeyi sağlamayı, doğru adımları tespit etmeyi, ardında bırakacakları seçmek için geçiş anını ifade eder. İkililer bir çeşit geçiş anıdır.


Evet. İkili kartlarımızın hikayeleri böyleydi. Bu kadar uzun bir yazı ben de beklemiyordum. Ama keyifliydi kabul edin. Keyifli ve yorucu. Şu eforu başka alanda gösterebilseydim ah ah. İşte, fikrimi aktarınca ben de genişliyor, yayılıyor ve büyüyüp parlıyorum. Aktaramayınca, sıkıştırılınca, zorlanınca, içimde tutunca... büzülüyor, daralıyor, karanlıkta kalıyorum. Gerçi bu yazıyı yazınca parlamadım yoruldum gereksiz yere ama olsun en azından farkındalık oldu biraz. :P 

Neyse, hoşça kalın.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Kediler gibi sevmek.

 

Kediler gibi sevmek. Bunun üzerine düşünüyordum. Bu söylemi her dile getirdiğimde yüzümün aydınlandığını hissediyorum. Sanki... Sanki, uzun zamandan sonra ilk kez gerçek, sahici ve anlamlı bir şeyi, içimdeki bir rengi keşfetmişim gibi bir his.

Son yayınladığım hikaye bölümlerim üzerine sevgili chat gpt ile biraz konuştuk. Bu biraz şey gibiydi doğrusu (en azından başlangıçta), hani okuduğun ve üstüne hoşuna da giden bir kitap hakkında arkadaşlarınla konuşursun ya, işte öyleydi. Tabi ben bunu kendimi anlamak için yaptım. Ah, kendimi kendim bile anlayamıyorum ahahahah. Olsun, bu sıkıcı dünyada keyiflenme yollarımdan biri de bu işte.

Kedi metaforu aslında çok uzun zamandır hayatımda olan bir şey. Bunun nasıl başladığını anlamak için, sanırım evet yine, çocukluğuma gitmeliyiz. Kedilerle ilk tanışmamız nasıl oldu orasını tam anımsayamasam da, onların zihnimdeki ilk fotoğrafı büyük anneannenin evinin terasında geçirdiğim zamanlarda çekilmişti. Hatta acaba bunu uyduruyor muyum, yoksa gerçekten küçük Ben o anı benim için yıllar boyunca saklamış mı diye teyzeme de sordum. Evet! Yaşasın ki doğru anımsıyormuşum. O teras kedilerin sevdiği bir mekanmış. 

Kediler deyince aklıma mutluluk geliyor. Ve eşsiz bir an. Ben İzmir'de doğdum büyüdüm (inşallah burada ölmem amin). Buraya kar falan yağmaz. Yağarsa da yağmurdan hallice yağar. Ancak yaşamımda sadece tek bir kere lapa lapa kar yağdığını, yine hayal meyal, hatırlıyorum. Çok çok çok çok çok küçüktüm. Buna rağmen, belki de fotoğrafımdan aldığım destekle, o anı anımsıyorum. İzmir, Neptün'e benzeyen bir yer. Tabii Neptün pis kokuyor mu bilmiyorum. Aynı zamanda yağmur yağınca taşkınlar oluyor mu onu da bilmiyorum... Ama evet, ilginç bir şekilde İzmir ile Neptün birbirine benziyorlar sanki. :) Bu nedenle de buraya kar yağmıyor. Küçükken yağan o lapa lapa karı neyse ki değerlendirmişim ve bir kardan adam yapmışım. 

Acaba o günkü Ben ne düşünmüştü? Sanırım düşünmemiş, sadece mutlu olmuş ve heyecanlanmıştı. Biliyor musun küçük Ben'i çok seviyorum. Şimdi burada olsa onu mıncırırdım, ona sarılırdım ve ne anlatacak bana onu dinlerdim. Ben küçük çocukların konuşmalarını dinlemeyi çok seviyorum. Galiba kendi yaşıma yakın bulduğumdan hahahahahh neyseee. Ama sonra annesiiii diye geri gönderiyorum. Bizde böyle. Yine de küçük Ben usluydu diye anımsıyorum. Sadece çeneliydi. Hem de gerçekten çeneliydi :).

O fotoğrafta kediler yok. Veya, bence, o fotoğraftan iki tane çekilmiştim ama elimizde biri kalmış. Çünkü ben çok net bir şekilde o günkü fotoğrafı anımsıyorum: Ben, kardan adamım ve kediler. Ya da... eğer ki ortada somut bir fotoğraf yoksa, gözlerim gerçekten güzel bir fotoğraf çekti ve bu nedenle onu hiç unutmadı. İşte, kedilerle o yıllarda tanıştığım aklımda. O mutlu günüm ise çok net aklımda. O gündeki sevincimi, kedilerle paylaşmıştım.

Kedilerle olan bağım ergenliğimde de devam etti. Kedi metaforumun o yıllarda şekillendiğini sildiğim ve artık olmayan bir yazımda bahsetmiştim. ''Kendimi bir sokak kedisine benzetiyorum...'' Gerçekten de benziyorum bu arada. :) Konumuz her mecazlı anlatımımı uzun uzun açıklamak değil, bu nedenle kedilerle olan zihinsel temasımı açıklayacak kadarına dokunuyor ve geçiyorum.

Kedilerle olan diğer bir temasım gece oturmalarımda yaşanmıştı. Artık ergenliğin ötesinde, genç yetişkinliğin en başındaydım. Ne yapacağımı, değil bu dünyadaki, bu evrendeki yerimi uzun uzun ve dramlı dramlı sorguluyordum. Sonra, onları gördüm. Önce birini, az sonra öbürünü. Sessiz ve insanı bunaltmayan yaz gecelerinden biriydi. Ortamda yalnızca ben, yıldızlar ve kediler vardı (sonradan merakına yenilip ortaya çıkan Ay var mıydı tam anımsamıyorum). Kediler tıpkı Ornitorenk Perry gibi bir ajan edasında gecenin içinde ilerliyorlardı. Bu bana başta çok ilginç, sonradan çok komik geldi. Bir yerde duruyor, sonra hızlı hızlı yer değiştiriyorlardı. Zihnimin bir köşesine bunu not aldım. Baş karakterinin bir kedi olduğu bir hikaye yazmayı tüm ruhumla istedim (hala yazmadım...).

Ne yazacağımı bilmediğim ama bir şeyler anlatmak istediğim (özellikle) gecelerde, imdadıma yayınladığım son kurgu yetişti. Ne anlatmak istediğimi bilmediğim için anlatmak çok daha fazla keyifliydi. Sonra, hikayede boşluklar oluştu. Üstelik bu imgesel öykünün bile kaldıramayacağı derin yarıkların meydana gelme tehlikesi baş gösterdi. Tam o sırada, hikayenin eski bölümlerinde bir küçük dokundurduğum, kedi imgesi imdadıma fiziksel varlığıyla yetişti. Kedi, sevginin sembolü oldu. Aradaki boşluğu dolduran bir gerçek.

Kedilerin nasıl sevdiğini düşünüyorum. Özellikle de sokak kedileri, gerçekten yaşamı tanıyan kedilerdir. Onlar kolayca kendilerini sevdirirler ancak iş birini sevmeye gelince, pek oralı olmazlar. Sevdiklerindeyse yolunu gözlerler. Hatta kendi kendilerine sana gelir, üstüne sırnaşırlar. Sana hediyeler getirirler. Bazen bir yaprak, oyuncak veya böcek? :) Onların, yani işte kedilerin, sevgi dili paylaşmaktır. Onlar gördükleri, bildikleri, sevdikleri şeyleri, sevdikleri kişilerle paylaşırlar. Bu, benim sevgi dilime birebir uyan bir şey.

Ben paylaşarak seviyorum. Hatta birini sevmişsem, bazen malesef orantısızca, her şeyi ona akıtıyorum. Yapraklar gibi, parıltılı nesneler gibi... herkesin değil, bazı kişilerin görebileceği bir sürü değerli şeyi bir anda akıtıyorum. Sanırım beni ''cırcır böceği kız'' yapan da bu. Paylaşmaya olan açlığım ve tutkum. Ölçü kaçınca bu durum açlığa dönüşüyor ve bu, yıkıcı bir şey bunu biliyorum. Oysa merkezde kendim kalırsam, bu, tutku gibi. Beni de, çevremi de aydınlatıyor. Bazen, bazı kırgınlıklarım bunu bastırmama neden oluyor. Sanıyorum ki, beni kıran bu sevgi dilim. Ama hayır, beni kıran... kaçmak saklanmak falan. 

Ve aslında en önemlisi de, bence... kediler yoğun değil, sürekli seviyor gibiler. Bir anda değil, zamanla seviyorlar. Bu da bana daha gerçek geliyor. Onlar zorlanamazlar ve kimseyi de zorlamazlar. Onlar özgürdür.

İşte, kedilerin sevgisi bana böyle ilham verdi. Artık sıkça kullanacağım bir ifade olarak lugatımda bulunuyor. Kediler gibi sevmek...

Kediler gibi seviyorum!

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

bonus.

bonus 2 :P

bonus 3 ahahahha tamam son.

son :) :)


(Her Çocuğun Bir Yıldızı Var - Mustafa Ruhi Şirin)


Bazı karakterlerle toplaşıp sadece eğlenmek falan isterdim.

 

Kitaplar okuyor, filmler izliyoruz. Sonra belki onlar üzerine düşünüyoruz. Hatta belki o kitap veya filmler kimi zaman aklımıza geliyor. Sözgelimi, ınstagramda gezinirken :) veya birileriyle sohbet muhabbet ederken. Hatta belki, beni anlayanlar çıkacaktır, öylece oturmuş kendi kendine dalmışken bile. Ancak düşündüğümüz tam olarak ne oluyor? O kitabın\ filmin konusu mu? Karakterlerin eylemlerinin akışı, doğruluğu\ yanlışlığı veya havalılığı mı? Yoksa... edebi değeri veya psikolojik anlamı mı? 

Karakterlere, en azından genellikle, faydacı bir yerden bakma eğilimindeyiz değil mi? Onları sadece yazıldıkları kurgu kadarınca değerlendiriyoruz. Bunda aslında bir bakıma haklıyız da; çünkü onları ancak gördüğümüz kurgunun sınırları kadarınca tanıyoruz. Öte yandan bu karakterin de kendi düş ve düşün dünyası olduğunu unutuyoruz. Onun da, her ne kadar kurgu dahilinde bunu görsek de, bir benliği olduğunu aklımıza getirmiyoruz.

Geçen gün aklıma aslında yakınlarda okuduğum ama karakterlerine yeterince ilgi göstermediğimi düşündüğüm bir kitap geldi: Bitmeyecek Öykü. Kitaba bayılmıştım! (Ve şurada da yorumlamıştım). Kitabı dikkatli okuduğumu, severek de okuduğumu söyleyebilirim ancak onu okudum ve bitti. Kitabı, onu okuduğum aralık ayının son günlerinde bıraktım. Zaman onun zihnimdeki izlerini yavaş yavaş (hatta şimdiden başladı) silecek ve geriye belki de sadece, ''o kitabı çok sevmiştim,'' cümlesi kalacak. Kitabın bana verdiği hoş his benimle kalacak ancak öte yandan karakterler zamanla benim için hiçliğe karışacaklar.

Sanırım bazı karakterlerin neler yaptığını zamanla unutabiliyoruz ancak onların benliğimizle uyumlu gördüğümüz veya bize bir şeyler ekleyen ya da bizden bir şeyler çıkaran parçaları (tamam! bizi değiştiren parçaları) bizimle kalıyor. Böyle olunca da karakter bir şekilde bizden ayrılmamış oluyor. Çünkü içimizdeki bir yerle karakterde gördüğümüz bir yan biz bile belki fark etmeden birbirine kaynaşıyor. Bu nedenle de bazen bazı karakterleri düşünebiliyoruz ancak düşündüğümüz aslında çoğu zaman karakterin kendimizde saklamaya değer gördüğümüz parçası oluyor. 

Bu aslında gerçek yaşantımızdaki ilişkilerimiz için de geçerli. Birileriyle artık bir arada olmadığında bile onu ancak içinde seninle kaynaşmış (sadece olumlu olmak zorunda değil, olumsuz da olabilir) parçası kadar anımsıyorsun. Bu bakımdan acaba gerçekte kimse kimseyi gerçekten göremiyor mu merak ediyorum.

Bazen bazı karakterleri keşke ben yazsaydım diye düşündüğüm de çıkıyor. Bazen bazı karakterleri kurgu evreninden çekip çıkarabildiği için bazı yazarlara\ bazense senarist-yönetmenlere imreniyorum. Böyle karakterleri ben de yazabilirim veya daha iyi yazabilirim diye düşünüyorum. Bence tam olarak bu kalıpla olmasa bile kurgusal ürünleri tüketen herkes bir noktada bunu düşünüyor ki bu karakterleri benimsiyor ve bir bakıma onları zihinlerinde yeniden yaratıyorlar. Belki de insanın en ön plana çıkan özelliklerinden biri de budur. 

Bir karakterle bir araya gelme ihtiyacımı sanırım günlüklerime isim takarak bir şekilde gidermeye çalışıyormuşum. Böyle yaparak hem o karakterin en azından bazı yanlarıyla kaynaşıyor, hem de karakter ile kendimi bir şekilde ayrıştırabiliyorum. Anlatılarda yazar ile okur arasında bir noktada birleşim oluyor. Okur aslında kendisi kadarını anlam dünyasına katıyor. Yazar ne yazarsa yazsın, aklındaki gerçekliği her okuruna aynen aktaramaz. Dikte etse bile bunu yapamaz. Üniversitede bununla ilgili makale ödevleri hazırlamıştık veya ben hazırlamıştım. Metin yazar okur bağlamında bir şeyler, hey gidi. :)

Makale yazmayı açıkçası hep çok sevmişimdir. Bu işler tam benlik. Küçükken bile -o zaman bilgisayarımız yoktu- kardeşimin (evet benim bile değildi ahahah) oyuncak laptopunu alıp bir şeyler yazıyor gibi yapardım. Ondan da öncesinde 2.'cil dereceden sevgili kuzenimin anneannesinin evindeki ansiklopedileri karıştırır, bir çeşit araştırma görevlerini yapardık. Sahi... acaba o ansiklopedilerle nasıl oyunlar uydururduk? Hatırladığım tek şey cilt cilt dizilmiş o kalın kitaplar ve onları karıştırışımız. Hatta bazı sayfaları belli belirsiz zihnime kazınmış.

Kitaplar da belli belirsiz zihnimize kazınmış parçaların birleşimi gibi oluyor zamanla. Özellikle aktif olarak kitap okuyan insanlar bu durumu sıkça yaşarlar diye düşünüyorum. Çünkü bir yerden sonra artık okumak senin için alışkanlık falan da olmuyor. Benim için öyle en azından. Belki (benim takipçimsen) fark ettiğin üzere bazen çok fazla okuyorum, bazense hiç okumuyorum. Bu bende şey gibi çalışıyor biraz, susadığımda su içmek gibi. Bazen resmen içim kavruluyor, öyle zamanlarda delicesine okuyorum. Bazense, zamanım olsa bile, okuyasım gelmez. 

Bence bu da insanın içindeki parçalarla ilgili bir şey. Anlam katmanlarının yer değiştirdiği aşamalarda farklı anlatılarda gezinmek bana iyi geliyor. Ancak bir noktada durulup onları sindirmeye ihtiyaç duyuyorum ve aslında bunu bilinçli bir çabayla ve hatta bilinçli zihnimle bile yapmıyorum. Aslında benim gibi olan okurlarda okumayı alışkanlık boyutundan çıkaran da bence bu oluyor. Okumak daha doğal bir hale evriliyor. Çünkü sonuçta kendini bildin bileli okuyorsun, bu, yürümek gibi bir şey. Evet kaslarını çalıştırmalısın, sağlığın için yürümeyi alışkanlık edinmelisin ama yürümeyi seçmediğinde de yürümeyi unutmuyorsun. İşte, kitaplarla geliştirilen bağ da bir noktadan sonra böyle gelişiyor diye düşünüyorum. 

Acaba karakterle olan bağım da mı buraya evrilmiş ki? Her neyse. Yine de bazı karakterlerle toplaşıp sadece eğlenmek falan isterdim. Evet bunu isterdim. Onlardan bilgece öğütler veya sorularıma yanıtlar almayı değil, bazı sevdiğim karakterlerle sadece eğlenceli, keyifli, hoş vakit geçirmek isterdim. Bu arada Bitmeyecek Öykü kitabı sadece bir örnekti. Bu kurgunun fantastik dünyasının katmanları, beni benliğimdeki misafir odasına yerleşmiş diğer karakterleri düşünmeye itmiş olmalı. Buluşmak istediğim isimler başka kitap ve filmlerden\ dizilerden. 

Senin de buluşmak istediğin karakterler var mı? 


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.



(Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak, Joe Dispenza)



Tarot Kartları #3: Aslar.

klasik tarot destesinden aslar.

Kartları nasıl ele almam gerektiğine başlangıçta karar veremedim. Elementleri mi merkeze almalıyım, yoksa rakamları mı? Kısa bir anlığına da olsa yaşadığım bu bocalama, kararsızlığımın ürünüydü. Kararsızlık insanın başlamasını, yani kişinin zihnindeki gerçekliğin somut dünyaya adımını engeller. Bu nedenle ben de sadece başladım. 

Aslar başlangıç kartlarıdır. Dört asta da gördüğümüz genel tema aynıdır: Göklerden yeryüzüne uzanan bir el bize bir değneyi (tutkuyu), bir kılıcı (düşünceyi), bir kupayı (duyguyu) veya bir tılsımı (somut fırsatı) getirir. Dört element için de bu el gökyüzünden havaya uzanır. Elin devamında ne olduğu veya nereden gelmiş olabileceği belirsizdir. El, bir bulutun içinden yeryüzüne uzanmıştır. Şimdi bu noktada bazı sembolleri düşünmekte yarar var.

Elin bir buluttan uzanması belirsizlikten var olduğunu gösterir. Yani buradaki bulut, bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz çünkü kartta (yani dünya düzleminde) çizilmemiş, herhangi bir nesne ile simgelenmemiştir. O el sadece buluttan, yani belirsizlikten, gelir. O belirsizliğin ne olabileceği (yani o fikir kıvılcımını kişinin nereden, kimden, hangi bağlamdan yakalayacağı) kişilere göre değişim gösterecektir. Bu el, ilahi bir dokunuşu simgeler. Elin öylece havada belirmesinden bunu anlarız. Elin dört element için de gökyüzünde belirmesi, yani ''hava''da var olması, durumu ise bu tutku, düşünce, duygu veya madde kıvılcımlarının yeryüzüne bırakıldığını, bize doğru uzatıldığını, ancak onu değerlendirip değerlendirmemenin veya en başta o ''ilahi fırsatı'' görüp görmemenin tamamen bizim elimizde olduğunu ifade eder. Bu da pek tabii kişinin farkındalık düzeyi ile ilişkilidir. Bunu örneklendirip somutlaştırmak olayı kavramakta yararlı olacaktır. Çünkü aslar aslında bir fikrin oluşumunun, o fikre bakış açımızın ve içimizde oturacağı yerin ilk noktasıdır.

Bir konu hakkında izlenimlere sahip değilseniz o konuyu kavrama ihtimaliniz yoktur. Çünkü o konu hakkında varlığınızda, belleğinizde, içinizde artık her ne derseniz belirli kodlar, tanımlamalar oluşmamıştır. O şey, sizin için tamamen yabancı, hatta yabancı bile değil (çünkü bir şeyin size ''yabancı'' gelmesi için bile aslında ona dair izlenim sahibi olmanız gereklidir), sizin için direkt o şey algı alanınızın içinde değildir ve bu nedenle o şey sizin için ''yoktur.'' 

Örneğin; sizin ilgi alanlarınız a, b, c olsun. İlgi alanınız olmasa da bilginiz dahilinde olan (somut bilgiyi kastetmiyorum, izlenimlere ve fikre sahip olmanız yeterli) ayrıca bir d, e, f konuları da olsun. Hadi hiçbir şey anlamasanız bile varlığını duyumsadığınız bir g, h, ı alanları da sizin belleğinizde tanımlanmış olsun. Şimdi sizin algılarınız, yani dikkatiniz, bu 9 başlık hakkında açık olacaktır. Ancak, yine örneğin, ortamda bir z konusu belirdiğinde o şey sizin dikkatinizi çekmeyecek belki de onu algılamayacak, varlığını bile bilemeyeceksiniz. 

Bu nedenle de size göklerden gelen bir z fırsatı uzatılsa, o fırsatı tepmeniz olası olacaktır; çünkü o fırsat sizde tanımlı değildi bu nedenle anlamadınız. Ancak başka bir kişi için z fırsatı tanımlı bir durumdu, yani ya ilgi alanıydı ya da bir yerlerden fikir edindiği bir ''şeydi.'' Bu nedenle de o fırsatı siz değil, o değerlendirdi. Tabii ki bir fırsatı değerlendirebilmek için başka maddi manevi nedenler vardır ancak ilk nedene gittiğimizde aslında diğer tüm maddi manevi nedenlerin var olup olmayacağını belirleyen sizin o söz konusu fırsatın ifade ettiği anlamlara dair bir algıya sahip olup olmamanız olacaktır. O algı ne kadar kuvvetliyse, size gelen veya havada beliren fırsatı değerlendirmeye dair en başta psikolojik olarak hazırbulunuşluğunuz ve motivasyonunuz diğerlerine göre fazla olacak ve önünüze çıkabilecek olası maddi manevi engelleri aşmak, yani çaba harcamak emek vermek için daha azimli olacak, göklerden ''öyyylece'' beliren fırsat kıvılcımını büyütmek için olayın içinde baş aktör olacaksınızdır. Yani fırsat gelir ama sen onu görür müsün, görsen değerlendirir misin o sana kalmış oluyor.


manga tarot destemdeki aslar.

Bakın, siz bir şeyi büyütmek için emek vermezseniz o şey sadece bir kıvılcım olarak yanıp zamanla yok olmak durumundadır. Akabinde benzer başka fırsat kıvılcımları belirir ya da belirmez, o bile önemli değil, önemli olan o kıvılcımı büyütebilmek. Bazen o ''kıvılcım'' için sizin taşı taşa sürtmeniz de gerekebilir. Bu nedenle ''göklerden uzanan el'' simgesi aslında salt ilahi bir sembolden ziyade, kişinin kendi gelişim evresiyle de ilişkilendirilebilir. O fırsat ister öylece ''şans eseri'' belirsin, ister siz kendiniz onu oluşturun, her iki durumda da onu görebilmek, değerlendirebilmek ve büyütüp dönüştürebilmek kişinin elindedir.

Yukarıdaki fotoğrafta elimde bulunan diğer bir deste olan manga tarot destesinden (başka destem olsa ondan da örnek gösterirdim) aslara yer verdim. Size önceki tarot yazılarımda her destenin klasik desteden oluştuğunu ama farklı eklemelerle yeni tasarımların kartların anlamını zenginleştirip genişlettiğini söylemiştim. Hatta hadi yine manga tarotta klasik desteden çok bariz değişiklikler yok ama bazı destelerde (isimleri aklımda değil ama çok deste var, bir pinterest gezintisine bakar :) kartlar yine anlamlarını korumakla birlikte çok farklı tasarımlarla ifade edilebiliyor.

Neyse biz gelelim elimizdeki manga tarot destesine. Bu desteyi sizinle paylaşmamın nedeni şu ''taşa taşa sürterek kıvılcım çıkartma'' olayını örnek üzerinden göstermek istemem. Manga tarotun aslarının tasarımında tam olarak bu var. Kartlara dikkatli bakın, bu destede klasik desteden farklı olarak yalnızca bir el ilgili simgeyi uzatmıyor, kartlarda aynı zamanda o elin kime ait olduğunu simgeleyen yüzler var. Yani bu da o fırsatın yine belirli kişilerin, insanların, ellerinden çıktığını (oluştuğunu) gösteriyor. O kişi siz veya bir başkası olabilir ancak önemli olan o fırsatı birilerinin var etmesi. Bu destede fırsatların öylece hiçlikten gelmediği, birileri tarafından oluşturulduğu betimlenmiş. Bu bakımdan destenin tasarımındaki eklemeyi değerli buluyorum.


sol: manga tarot, sağ: klasik tarot

Her element kendi içinde özel bir anlama sahip (onlara sırasıyla değineceğim). Bu da kartlara ''zaman bildirme'' özelliği katan temel etken oluyor. Tarotta en hızlı zaman bildiren kart değneklerdir. Değnekler ateş elementini simgeler. Ateş genel olarak tutku, heyecan anlamına gelir. İçimizde hissettiğimiz o ilk kıvılcım, bir şeye karşı oluşan ''merak'' içimizdeki ateşi, yani tutkuyu, yani o ilgili ''şeye'' ilgimizi oluşturur. Bir şeye meyil etmeden önce (bir iş, bir insan, bir eylem vs) o şeye karşı ilgi duymamız, o şeyin bizim alanımıza girmiş olması gerekir. İşte, tutku (merak) kişiyi ilerletecek olan o ilk itkidir. 

Ateş elementinin vadesi kısadır. Ancak direkt olarak şudur da diyemeyiz. Açılımdaki bağlama (konuya veya özel olarak sorulan soruya) ve çıkan kartın\ kartların tam olarak ne olduğuna (değnek ama kaç numaralı değnek 1-10?)  bakmalıyız. Yine de genel bir tahmini değer verirsek, değnekler günlere tekabül ediyor denilebiliyor (hatta - nadirenn- bazen saatlere). Ancak bence bundan da ziyade buradaki ana tema elementin doğasından ileri geliyor. Ateş bir anda parlar değil mi? Ateş elementinin verdiği vadede işte budur: Bir anda, aniden, beklenmeyen hızda, beklemediğin anda, her an olabilir, eli kulağında... Burada dikkat edilmesi gereken ateşin harlı olmasıdır. Ateş bir anda yanar, belki parlar ama sönmesi de çabuk olur.

Her elementin simgelediği burçlar da bulunuyor. Ancak aslar direkt olarak şu burçturdan ziyade, o söz konusu durumun enerjisini simgeler. Yine de burç tanımlamak gerekirse, her elementin genel olarak o element grubundaki burçları simgelediğini söylemek mümkün. Yani ne demek istiyorum? Ateş elementi, ateş burçlarını simgeler: Yay, koç, aslan.

Koç dönemi: 21 Mart - 20 Nisan

Aslan dönemi: 22 Temmuz - 23 Ağustos

Yay dönemi: 22 Kasım - 22 Aralık

Ancak dediğim gibi bunlar semboliktir. As kartları, 1 sayısını temsil ettiğinden öncüdür. Yani olayın doğasını simgeler. Ateş ası (değnek ası) ise bir anda olma halini ve tabi ki as (yani 1 rakamı) olduğu için ise 1'li vadeleri (ayın 1-11-21-31'i de denebilir) simgeleyebilir. Böyledir demiyorum, ama tüm bu anlamları kapsayabilir. Ben bir açılımda zaman olarak değnek asını değerlendirsem şey derdim: Olmuş bile.


sol: manga tarot, sağ: klasik tarot

Kılıç serisi tarotta zihni yani düşünceleri temsil eder. En sancılı elementtir dememizde bir sakınca yok sanırım... Çünkü kılıç, tıpkı fikirler gibi, keskindir. Kılıç ası ise anlık gelen fikri temsil eder. Anlık dediğime bakmayın, bu fikir kılıç kadar keskin olabilir. Bazen hani bir ideale tutunursunuz ya, işte o, (yukarıda da anlattım) havaya karışmış (çünkü henüz mana dünyasından madde dünyasına onu indirmedin) fikir kıvılcımıdır. Var olabilir, yok da olabilir. Çünkü aslar sadece başlangıç kartlarıdır. Öncüdür ama bir şeyin tam olması için yeterli değildir. Fark ettiyseniz manga tarot destesinde kılıcın çevresinde bulutlar görüyoruz. Bu sembol boşuna çizilmemiş. Bulutlar dağınıklıktır. Bulutların arasından yükselen kılıç ise keskin fikri, netliği, simgeler. Kart, dizilimde çıktığı soru veya yere bağlı olarak değişmekle birlikte, bir durumun netleşeceğini de ifade edebilir.

Kılıçlar zamansal olarak değneklerden sonra gelirler. Çok çok uzun zamanları temsil etmeseler de, biraz daha vadesi olan durumlardır. Kılıçlar vade olarak ortalama bir süre verirsem haftaları simgeler. Aslar (yukarıda da yazdım) 1 rakamına denk geldiği için kılıç ası 1'li vadeleri ifade edebilir. Aylar yıllar sonrasını ifade etmez, belki haftalar veya (birkaç) ay olabilir. Zaten tarot atıyorum bir beş yıl sonrasını bilemez (5 yıl sonrasını oluşturmadın). Zaman ve olaylar eylemlerle değişebilir. Zaten geleceği kimse bilemez. Bu yüzden hep altını çiziyorum, tarottan ancak rehberlik alabilirsiniz. Fal gibi algılarsanız iş sanrısal bir yere kayar ve kişinin kendi gücünü bloke etmesine neden olabilir. Her neyse, hava elementi de dediğim gibi yakın geleceği simgeler ancak olayların netleşmesi gerektiği için biraz zaman da gereklidir.

Aslar direkt şu burçtur demez, direkt o burç grubunu ifade eder. Hava grubu burçları: Kova, terazi, ikizler.

Kova dönemi: 21 Ocak - 18 Şubat

İkizler dönemi: 21 Mayıs - 22 Haziran

Terazi dönemi: 23 Eylül - 22 Ekim


sol: manga tarot, sağ: klasik tarot

Kupa serisi su elementi ile yani duygular ile ilişkilendirilir. Zaman olarak diğer iki elemente göre daha yavaştır çünkü söz konusu durumun gerçekleşmesi için duyguların olgunlaşması gereklidir. Su elementi, yani kupalar aylar ile temsil edilir. Kupa ası ise yine öncü bir sayı olan 1'i temsil ettiğinden çok uzun vadeyi temsil etmez ama 1 ay civarı denebilir herhalde. Suyun akmasına izin vermek gereklidir. Çünkü (değnek kısmında da yazdım) aslında önemli olan elementin ana kimlik özelliğidir burada. Su akışkandır, tıpkı duygular gibi. 

Yukarıdaki görseli incelediğinizde nasıl bir his aldınız? Ben destelerde genelde kupa ası çizimlerine bayılıyorummm. Benim destelerimdeki tasarımlar da çok güzeller. Fark ettiyseniz kupalar lotus çiçeklerinin üzerinden uzatılıyor. Lotus çiçeği etrafındaki kire, çamura, pisliğe rağmen temiz kalmasıyla bilinen bir çiçektir. Bu sembol, duyguların saflığını simgeler. Hiç mi pis duygu yok? Onu demiyoruz. Pis duygular farklı bağlamlarda, farklı kartlarla (uyarı olarak) temsil ediliyor. Zaten ''pis'' duygular daha çok mana değil maddeden gelen egosal parazitik hislerdir. Temeline inmek gerekir. Bu yüzden de zaten kötü kart yoktur, uyarıcı kart vardır diyorum.

Konumuza dönersek, kupa serisi söz konusu konunun gerçekleşmesi için zaman gerektiğini söyler. 

Su elementi burçları: Balık, akrep, yengeç.

Balık dönemi: 19 Şubat - 20 Mart

Yengeç dönemi: 21 Haziran - 22 Temmuz

Akrep dönemi: 23 Ekim - 22 Kasım


sol: manga tarot, sağ: klasik tarot

Son elementimiz ise toprak. Tarotta toprak elementi tılsım (para) serisiyle, yani maddi, somut, beş duyu organıyla kavranan durumları ifade eder. Kartların tasarımlarını incelediğinizde de zaten toprağı çağrıştıracak yiyecek, bahçe vs gibi sembollerin kullanıldığını görebilirsiniz. Buradaki toprak hem gerçekten toprağı simgeliyor, hem de mecazi olarak beslenmek\ beslemek, büyütmek gibi durumları ifade ediyor diyebiliriz.

Tılsımlar maddi (somut) dünyayı temsil ettikleri için en yavaş gerçekleşen elementtir. Bir şey önce manada var olur (fikirde vs), sonra da maddeye iner (belirir, oluşur). Tılsımlar somut, kalıcı durumları oluşturur. Yani tılsım serisi sağlamlığı, güvenceyi de ifade eder ancak bu nedenle de gerçekleşmesi uzun zamana yayılır. Tılsımlar ayları, hatta yılları (evet çok uzun vadeyi net veremez ama uzun zaman sonra gerçek olabileceğini) ifade eder. Burada yine elementin genel doğasını ele almalıyız. Toprağa bir şeyi bugün eksek yarın ürün alamayız değil mi? Veya bugün bir ağaç fidesi eksek, yarın kocaman bir ağaç bulamayız. Bu da öyle. Bir işe bugün girişsek, yarın tamam olmaz. Zaman ve emek verirsen o şey büyür. Tılsımlar da bunu anlatır.

Toprak burçları: Oğlak, boğa, başak.

Oğlak dönemi: 21 Aralık - 19 Ocak

Boğa dönemi: 21 Nisan - 20 Mayıs

Başak dönemi: 23 Ağustos - 23 Eylül.


Aslar dediğim gibi bir hissin, fikrin, durumun, olayın ilk kıvılcımını simgeler. Aslar, prensler ve şövalyeler haberci kartlar olarak da geçerler. Yani dışarıdan gelecek bir haberi, bir adımı da ifade edebilirler (kişinin kendi yapacağı bir şey de olabilir ama dışarıdan da gelebilir). Yukarıda adettendir diye zamana değinsem de aslında burada önemli olan, bin kere tekrar ettiğim gibi :), elementin doğasıdır. Bir açılımda ateş elementi (değnekler) çoksa, o olay\ durum hızlı olacaktır denebilir. Eğer ki tılsımlar vs çoksa, daha aylara yıllara yayılan, bekle kuzum diyen bir süreçtir.

Aslar, güçlü başlangıçları simgelerler. Çünkü dediğim gibi 1 rakamıdır, ilktir, öncüdür, kirlenmemiştir. En saf tutkunuzu, duygunuzu, fikrinizi ve adımınızı düşünün... Henüz acabalarla kirlenmemiş o ilk kıvılcım anını. İşte! Aslar bunu simgeler: İlk nokta. Bazense ilahi bir fırsat, şansın ayağınıza gelmesi... Ancak şansı değerlendirmek de, tepmek de kişinin eylemlerine bırakılmıştır. Aynı şekilde siz bir fırsatı değerlendirmek isteseniz de zamanla o şeyin size uymadığını fark edebilirsiniz. Örneğin bir kupa asıyla birinden hoşlandınız veya biri sizden hoşlandı diyelim. O saf potansiyel zamanla anlamını yitirebilir. Aynı şekilde bir iş kurmak için adım attınız, bir fikriniz var diyelim. Sonrasında işler istediğiniz gibi gitmeyebilir ve o potansiyeli siz istemeyebilirsiniz. Her şey kişilerin düşünce, duygu ve eylemlerine bağlı olarak şekillenmek durumundadır. 

Bir as kartı ters gelmişse (önceki yazımda da değindiğim gibi) enerjinin doğru akmadığını veya akamadığını düşünebiliriz. Bir fırsat ayağınıza kadar gelmiştir veya tüm şartlar yaşamınızda sağlanmıştır ama yine de bir durum (genellikle sizin bakış açınızla ilgili olur) enerjinin akışını tıkar. Sizin olan fırsat, size gelemez. Gecikme yaşanabilir. Aynı zamanda asın bir dizilimde çıktığı konum da önem taşır. Kartın sağındaki solundaki (varsa altındaki üstündeki) kartlar aslında asın, yani fırsatın gelme\ gecikme şekli, yönü, nedeni hakkında bilgi verebilir.

Aslar yeşermeyi bekleyen ağaçlardır diyebiliriz. Onları görmeniz, emek vermeniz ve büyüyeceklerine inanmanız gereklidir. Aynı şekilde siz susuzken birisi size çok istediğiniz bardağı uzatabilir ancak onu alıp almamak size kalmıştır. 


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Tarot Kartları #2: Mutluluk Tanımını Güncellemek.

Japon Çocuk Öyküleri (Kolektif), İthaki Yayınları.

Geceleri sevdiğim şeylerden biri, evet, yıldızları izlemek; diğeri seninle sohbet etmek (ve sonra silmek, evet) ve bir diğeri de tarot bakmaktır (ve reels kaydırıp uykuya dalmak).

Çıkan kartları genelde ters okumam. Bunu pek sevgili kartlarıma da bildiririm. Bakın kartlarım, ben ters okuma yapmıyorum ona göre mesajınızı verin yoksa karışmam diye baştan uyarırım. :P Kartlar genelde düz düşse de, ters düşünce onu düz alıp koyarım (çünkü baştan söylemiştim niyetimi). Ancak bazen, içimdeki bir his o kartın ters geldiğini, özellikle ters geldiğini bana bildirir. Kartın ters gelmesi aslında kartın anlamını negatif yapmaz. Zaten daha evvelki tarot yazımda da kartların iyi veya kötü, müjdeci veya öcü olmadıklarını, sadece ''olduklarını'' ifade etmiştim. Önemli olan kişinin alacağı mesajdır. Kartın ters gelmesi veya düz gelmesi olayın boyutunu alabora etmez yani. Ancak tabi ki kartın anlamını farklılaştırır (yoksa neden ters\ düz ayrımı yapalım?).

Bir kartın ters gelmesi aslında o kartın ifade ettiği enerjinin, yani anlam akışının, doğru çalışmadığını, bir çeşit tıkanıklık yaşandığını ifade eder. Tabi bu noktada hangi kart ters düştü ona da bakmalıyız. Bazı kartlarda durumun vadesinin uzadığı yani sürecin yavaşladığı, bazı durumlarda ise enerjinin dışa değil içe aktığı söylenebilir. Tüm bunlar da aslında enerjinin doğru akamaması ile ilişkilendirilebilir temelde. Benim de bu geceki okumamda bir kartım ters düştü ve ben de onu düzeltmedim. Bu kart, ters kupa dokuzlusuydu. Yani bu durum bana şu cümleyi fısıldadı: Mutluluk tanımını güncellemelisin.


klasik destedeki kupa 9 ve kupa 10 kartları.

Kupa 9 kartı klasik destede (tüm farklı deste tasarımlarında aslında bu klasik deste merkeze alınır) bir figür önde kollarını kavuşturmuş bir pozisyonda oturmaktadır ve arkasında ise sıra sıra dizdiği, adeta sergilediği, kupaları bulunmaktadır. Bu kupalar kişinin başarılarını, sıfatlarını; bazense bahanelerini simgeler. Kupa kartları tarotta en basit ifadeyle duyguları ifade eder. Bu bakımdan benim en çok hoşuma giden seridir. Kupaların da kendi içinde sınavları vardır (hayal kırıklığı, illüzyon, tembellik vs gibi) ama özünde, örneğin bir kılıç serisi kadar (kılıçlar zihni simgeler), sert bir yerden yaklaşmaz. Ancak doğru akış önem taşır. Çünkü duyguların azı da çoğu da kişiyi sersemletir. Dengesini bozar.


klasik destedeki kupa 8 ve kılıç 6 kartları.

Bu kartın olumsuz denebilecek yanı, kişinin rahatlığına fazla alışmasıdır. Bu diziler ile ilgili sıralı bir yazı yazmak aklımdaydı ancak bana belli olmaz. Anlamanız için bu yazımın konusu olmasa da bu konuya değinmek yerinde olabilir. Kupa 9'un bir öncesindeki sahneyi simgeleyen kupa 8 kartında kahramanımız dizdiği kupaları bilinçli bir tercihle ardında bırakarak yeni bir yolculuğa çıkmayı seçer. ''Bilinçli bir tercih'' kısmını vurguluyorum, çünkü kılıç 6 kartı da benzer bir şekilde yolculuğu anlatır ancak kupa 8 ile kılıç 6 arasında çok net ve önemli bir fark vardır. Kılıç 6 (kılıçların zihni yani düşünceleri simgelediğini söylemiştim) artık mevcut konumunda duramadığın için çıktığın bir yolculuğun simgesidir. Kartı incelediğimizde kayıkla uzaklara yelken açmış, başları önlerine eğik figürler görürüz. Başlarının öne eğik olması bir çeşit teslimiyet sembolüdür. Her ne kadar bu bir kılıç kartı olsa da, karttaki kayığın üstünde ilerlediği su, aslında duyguların akışını da bizlere gösterir. Bir yakadan öbür yakaya ilerlemek için düşünce ile duygular işbirliği yapmak zorundadır. Bu bakımdan kılıç 6'daki suyun dalgalı ve yüksek seviyede olması bizlere düşüncelerimizin duygularımız üzerindeki etkisini de gösterir diyebiliriz.

Kupa 8 kartında ise kahramanımız zoraki olarak değil, yani başka şansı kalmadığı için değil, o kupalar artık onu tatmin etmediği için kupalarını yol kenarına güzelce dizer ve ardında bırakarak ilerler. Bu kartı incelediğimizde bizler, elinde değneği (sopası) ile adeta trekking yapan bir figürle karşılaşırız. Tabii böyle yazdığıma bakmayın, bu figürün de başı önüne eğiktir. Elindeki değneğinden (değnekler, tarotta tutkuyu simgeler) destek alarak gökte dolunay (ay, belirsizlik ve sezgilerdir), ufukta sıra dağlar (bu bir kupa serisi kartı olsa da kartta toprak parçaları da göze çarpar ve toprak, maddi yani somut dünyayı simgeler) yavaş yavaş ilerler. Her ne kadar bu gidiş bilinçli bir seçim olsa da, her ayrılık kişinin kopuşunu gerektirir ve kopma, insanı yoran bir sürecin ilk (bazense son) boğucu\ yakıcı adımıdır.

Kupa 8 kartını anlattım; çünkü anlatmak durumundaydım. Kahramanımız artık 8 kupası onu tatmin etmediği için yeni diyarlara yola çıkmıştı. Sıradaki kartımız ne?: Kupa 9. Kupa 9'da ne görüyoruz demiştim?: Halinden memnun, keyif içinde bir karakter 9 kupasını ardına dizmiş biz izleyicilere bakıyor. Tatmin olmak istediği için yola çıkan figür, şimdi başka bir sınav vermeli. O tatmin olma hissinde kaybolmamak, rahatına düşkünlüğünün cıfkını çıkarmamak en başta gelen uyarılardan olmakla birlikte; aslında bu kartta bize gelen ana mesaj, bizi tatmin ettiğini düşündüğümüz şeyleri tıpkı o karakter gibi güzeeeelce sıraya dizip onları incelememizdir. Bu kart ters geldiğinde bu kupaların artık bizi tatmin etmediği, daha doğrusu bu tatmin olma rahatlığının, diğer bir ifadeyle konfor alanının, bize kendimizi rahatsız hissettirdiğini anlarız. 

Kupa 9 bir çeşit dinlenme ve keyif alanı olduğu için diğer kupa kartlarından farklı olarak sezgisel hissedişlerden çok, dünyaya (somutluğa) has zevkleri temsil eder. Yani bir histen bahsediyoruz yine ancak o hissin bize sağladığı konforu, o hissi düşünmenin bile bize tatmin olmuş hissettirmesini ifade ederiz kupa 9 ile ve bu bakımdan da bu kart (bence) kupa serisi kartlarının içinde en dünyavi diyebileceğimiz karttır. Karakterin ellerini bağlaması ise aslında oradan kalkmaya pek de niyetinin (aslında hevesinin) olmadığını bize gösterir. El bağlama almaya da vermeye de kapalılığı simgeler (eskiler ne dermiş: kollarını bağlama kısmetin bağlanır :). Diğer su kartlarının aksine bu kart aslında sabitliği gözümüze gözümüze sokan bir karttır. Bahsettiğim ''dünyavilik'' de aslında kartın bu özelliğinden ileri gelir. Karakterin yediği önünde yemediği arkasında, oturduğu yer rahatken oradan neden kalkmak istesin ki?

İstesin, istesin. Çünkü kupa 9'u takip eden kart... Kupa 10'lusudur (paylaştığım ilk fotoğrafa gidiniz). Kupa serisinin son kartı olan bu kart aslında duygusal anlamda tam bir doyumu simgeler. Kupa 9'un rahatım yerinde ama içimde bir çeşit huzursuzluk (belki hazımsızlık - çünkü figürümüz yeni yemek yemiş gibi de görünmekte :P) vardır. Kupa 10 kartında ise bizleri mutlu aile tablosu karşılar. Dünyavi bir sahne olmakla birlikte bu kart içsel tatmini ifade eder. Dünyada (somut yaşamda) yaşanan bir durumun bizdeki duygusal tamlığını gösterir.

Kart açılımı tabi ki önce 8 geldi sonra 9, 10 diye olmaz. Ancak ilk yazımda da bahsettiğim gibi (ve tarot konusunu açtığımda hep bahsettiğim gibi) tarot aslında joker kartıyla (ki numarası 0'dır, yani hiçlik ve tamlık) başlayan kahramanın yolculuğunu anlatır. Bu bakımdan, her ne kadar açılım örneği vermesem de kart serilerini belli bir çizgisellikte ele almanın olayı kavramakta önemli olduğunu düşünüyorum. Benim kendime yaptığım açılımı burada açıkça yazmayacağım (o kadar da açık sözlü değilim :) ancak bu açılımda beni düşündüren ana kart bahsettiğim ters gelen kupa 9 kartı oldu. 

Bazen istediğimizi sandığımız veya mevcut rahatlığımız bizi tatmin etmez. Yerimize öyle rahat yerleşmişizdir ki, oradan kalkmak zaman geçtikçe gözümüzde büyür de büyür. Şu zaman olsun kalkarım diye diye kupalarımızın başını (bizi tatmin olmuş hissettiren o şey veya şeyler her neyse) bekler de bekleriz. Ta ki artık oturmaktan ayaklarımız ve belki popomuz bile uyuşana kadar.


manga tarot destesindeki kupa 9 kartı.

Farklı tarot destelerinde kartlar anlamlarının dışına çıkmamak kaydıyla farklı çizimlerle (ve sembollerle) ifade edilebilirler. Bu durum aslında kartların anlamını (bence) zenginleştiren bir durum. Tarota dair en sevdiğim şeylerin başında da aslında bu geliyor. Benim elimde bulunan ''manga tarot'' destesinde kupa 9 kartında yer alan figür yine önde durmakta ancak klasik destedeki temsilinden farklı olarak bulutların arasında ayakta ve gözleri kapalı bir şekilde durmaktadır. Bu figür gözleri kapalı, hayal aleminde keyifli vakit geçiriyor gibi görünmektedir. Bu keyif, rüyalar aleminde olduğunu belli eden yüz ifadesinden okunur. Figürün arkasında ise havada uçuşan 9 kupa yer almaktadır. Bu destedeki kupa 9'un figürü klasik desteden biraz daha farklı görünmektedir. Sadece karttaki konumu ve yüz ifadesiyle değil, giysileriyle de. Bu figürün üzerinde eski zamanlardan kalma gibi duran bir serüvencinin giysileri vardır. Karakter hayaller aleminde nerelere yolculuk yapmaktadır kim bilir... Karakterin kollarının iki yana açık olması ise onu izleyen bizlerde daha ferah (klasik desteye göre ''daha'') bir etki bırakır. Bu karakter iki yana açık kollarıyla gelecek ''hayali\ hissi\ doyumu'' almaya açık bir pozisyondadır. Kupalarının konforunu ardına almış, belki de, sonraki sahnesini düşler. 

Size farklı tarot destelerinin anlamı zenginleştirdiğini söylemiştim. Bu nedenle bakılan tarot destesi de önem taşır. Ben kendime manga tarot destesi ile açılım yaparken karşıma çıkan ve beni düşündüren kart ters kupa 9'lusu olmuştu. Yani gözlerim kapalı bulutlar üzerinde, üstelik ellerim iki yanda yani savunmasızken, hop yere kapaklanmışım. :) Aynı şekilde tarot kartının baktığı yön de önem taşır (zaten bu nedenle dizilim önemlidir diyorum). Özellikle saraylı kartlarında (prensler, şövalyeler, krallar-kraliçeler) bu bariz belli olan bir durumdur. Ancak diğer kartlarda da bakış yönü olabilir. Bazı kartlardaki figürler ise sağa sola gitmez veya sağa sola bakmaz; doğrudan karşıya, yani onu okuyan kişiye bakar. Kupa 9 bu kartlardan biridir. Karakter düz bir duruşta, bize dönüktür. Durağan gibi görünen bir kart, ancak arka planda (zaten kupa yani duygu kartı olması da bunda etkili) hareket vardır ve bu hareketi okurun (veya tarot bakılan kişinin) kendi içinde anlaması gerekir. Yoksa kart zaten sadece bir karttır ve durmaya mahkumdur. Önemli olan yansıttığı veya ifade ettiği enerjinin kişinin içinde akmasıdır, kişinin buna izin vermesidir. (Not: Karakter aslında dalgaların arasında duruyor ama her gördüğümde önce bulut diyorum, vardır bunda da bir hayır :P).

Bahsettiğim gibi kupa serisi duyguları temsil eder, yani su gibi akışkan ve nereden sızacağı belli olmayan oluşumlardır. Duyguları kişi kendi içinden dışına var eder. Ancak bu duyguların dıştaki yansıması da sadece soyut değil, somut karşılığı olan bir durumdur; ki bizi kupa 10'a götüren, yani duygusal doyuma götüren de budur. Eğer ki kupa 9 kartındaki enerjide fazla uzun kalırsak, artık o kupaların tarihi geçebilir. Tarihi geçmiş kupalar ise bizi dengesizliğe sürükler. Biz daha ne olduğunu anlayamadan bulutların üstünden yere çakılırız veya hiç hareket etmediğimiz için karnımız şişer şişer şişer ve artık sandalye bizi taşımaz yere kapaklanırız. Kupa 9'un dünyavi uyuşukluğu üzerimize siner. Duygular uyuşukluğu sevmez bilir misin? Duygular, hareketi severler. Hep aynı yerde aynı şekilde kalamazlar. Bazen büyürler, bazen azalırlar; bazense, dönüşürler.

Bugün seni tatmin ettiğini düşündüğün kupaların neler sevgili okur? Onların üretim tarihi ile şu anki zamanın arasında ne kadar süre geçti? O kupaların bir son kullanma tarihi var mı? Ne zaman bitecek veya bitti? O tarihi uzatmak için ne yapman iyi olabilir veya bir maceracı olarak yeniden kupa 8'in yolcusuna mı dönüşeceksin, yoksa kılıç 6'nın zoraki seferini mi bekleyeceksin? Duyguların zihnine mi akacak, kalbini mi dolduracak?

En son ne kalbini doldurdu? En son ne zihninden taştı? En son neyi erteledin? En son kimi erteledin?

Senin kupa 10 sahnende, ne vardı? 

Senin kupa 10 sahnende, şu anda ne varmış?


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Popüler Yayınlar