Bulutların ardına saklanmış bir dünya yıldızın altında.

 

Küçük Bir Kesit #22 (Kelime Oyunu 103)

''Sanki kasımı yaşamaya devam ediyormuşuz gibi değil mi?'' diye sordu genç kadın yavaşça yürürlerken. Neredeyse aralık ayının ortalarına gelmelerine rağmen hava sahiden de güzeldi. Yağmur yerleri ıslatmıştı, hava toprak kokuyordu ve bulutlar, hiç olmadıkları kadar yakın görünüyordu ikiliye. Böyle düşündüler, o ılık akşam üstünde öylece yürürlerken.

Sonra, genç adamın telefonu çaldı. Genç kadın ilk kez bakışlarını bulutlardan ayırıp genç adama çevirdi. ''Ozan,'' dedi ''açmasan.''

Genç adam, tam da bunu beklermiş gibi, telefonunu sessize aldı ve ikili sessizlikten başka hiçbir şeyi duymadı. Uzun bir süre. Yavaş yavaş yürürlerken. Gökyüzü bu kadar yakınken ve hava bu kadar durgunken. Bulutlar kararmaya başladığında bile ikisi arasındaki sessizlik ışıl ışıl kaldı. Eski günlerdeki gibiydi; ama değildi. Yeni günlerdeki gibi, diye düşündü genç kadın. Bu onu gülümsetti.

''İletişim kurmak için... sadece sessizliğe ihtiyaç var değil mi?'' dedi genç kadın bir süre sonra.

''Bunu senin söylüyor olman gözlerimi yaşarttı,'' dedi genç adam derinden gelen hafif bir gülüşle. Genç kadının vuruşu da derinden ama ağırdı. ''Komik misin sen? Hah!''

''Aslı...'' dedi sadece, genç adam. Bakışları parlaktı, tıpkı genç kadınınki gibi. Böyle anlarda, aralarındaki görünmez bariyer kalktığında, hiçbir şey söylemelerine bile gerek kalmadan düşündükleri uçurumlar kapanıyordu. Sadece hissetmeyi düşündüklerinde, fırtına uzaklarda kalıyor ve sanki gri bulutlar sadece güzel anların şahidiymiş gibi gökyüzünde yükseliyordu.

''Kavramlarla düşünüyoruz,'' dedi bir an sonra genç kadın. Sonra da sadece dalgın dalgın akşam sisini izledi.

''Ama,'' dedi genç adam, ''ama Aslı, kelimeler değil midir zaten düşüncelerimiz? Ya neyle düşüneceğiz?''

''Neyle değil, nasıl?''

''Aynı şey değil midir? Kendinle çelişiyorsun. Kavramsızlığı bile başka kavramlarla anlatıyorsun bana.''

''Kavramlar bize bir çember çizer Ozan. Evet, belki bu gereklidir ama ya çemberlerin şekli, bir aradayken diyorum. Bu çemberler hiç mi kesişmez, hiç mi paralel gitmez. Hiç mi rastlantısallık yoktur peki? Her şey net midir, yoksa her şey akışkan mı?'' Bir an durduktan sonra genç kadın devam etti. ''Rüzgara bak Ozan. Onu tut ve bırak. Ne değişti? Hiç.''

Genç adam, genç kadının havada daireler çizen elini tuttu. Genç kadın da, genç adamın elini. Çok geçmedi ki, ''Ozan'' dedi genç kadın ''İçelim mi?''

''Bu sefer benimki kakaolu olacak ama,'' dedi genç adam.

''Bu sefer ikisi de kakaolu,'' dedi genç kadın ve ikili, pipetlerini çeke çeke, bulutların ardına saklanmış bir dünya yıldızın altında sessizce oturdular.

(15.12.22)


Geçen Zamandan Sonra.

 

Küçük Bir Kesit #21 (Kelime Oyunu 102) 

''Aslı!''

''Uzun zaman oldu değil mi?'' dedi genç kadın yüzündeki kocaman gülümsemesiyle. ''Seni çok özledim Ozan.''

Genç adam, genç kadını gördüğünde yerinden nasıl fırladığını bilememişti. Ceketini bile yanına almaksızın soluğu dışarıda almış, insan selinin arasına karışmıştı. Ancak ne soğuğu hissediyor, ne de kalabalığı umursuyordu. Gördüğü tek şey oydu, genç kadın.

Şimdi, onca zamandan sonra, genç adam ve genç kadın karşı karşıya durmuş tek kelime etmeden, belki de edemeden, birbirlerine gülümseyerek bakıyorlardı. Dışarıdan onları izleyen gözler, aralarına giren bunca zamanı göremezdi. Ancak ikisi biliyordu, zamanın hızını. Buna karşın geçen zaman bakışlarındaki çekinceleri almış gibi görünüyordu. Onları değiştirmiş gibi.

Bakışları, diye düşündü genç kadın, farklı. Onu gülümseten buydu, buna sevinmişti. Genç adamsa bir şey düşünecek halde değildi. Onu ne çok beklemişti. Oysa şimdi aniden, hiç de beklemediği, beklemeye bile korkmaya başladığı bir zamanda, o karşısında belirivermişti. Hep yaptığı gibi, diye çarptı kalbi. Genç adam düşünmedi. ''Hoş geldin.'' Genç kadına sarılışı beceriksizceydi.

''Ah Ozan!'' dedi genç kadın bundan güç alarak ''bensizlik sana nasıl da yaramış!'' Oysa onun da kalbi beceriksizce çarpıyordu. Bu yüzden kelimelerini büyüttükçe büyüttü; ta ki onların ardında güvende olduğunu hissedene dek. 

''Öyle tabii,'' dedi genç adam ikisi yan yana yürürken. Nefesi soğuk havada halkalar oluşturuyordu. ''Sonuçta artık can güvenliğim tehlikede değil.''

''Sonoçto artok con govonlogom tohlekodoo... Booo!'' Genç adam, genç kadının şekilden şekile giren yüzüne ilk kez dikkatle baktı. Zaman sahiden geçmiş, diye düşündü. Sahiden de onca zaman benden uzaktaydı. Bölünmeyen sabah uykuları, çekiştirilmeyen kolu ve sessizlikle tek başına kalmıştı. O gittikten sonra onu sevdiğini duyabileceği kadar sessizleşmişti hayatı. Şimdi genç kadına bakarken daha iyi anlamıştı bunu. Acaba, çok mu geç olmuştu?

''Geç oldu,'' dedi genç kadın aniden ''acıktım.'' Sonra da yavaşça güldü, genç adama hiç bakmıyordu. ''Senin adına çok sevindim Ozan, burada olduğun için. Umarım...'' dese de devamını getirmedi. Başını iki yana yavaşça salladı. Mutlusundur, diye geçirdi içinden. Artık içerideydiler. Genç adam eski küçük müzik stüdyosundan ayrılıp yeni bir hayata taşınmıştı. Bir kurumda ders veriyordu. Araya sessizlik girdi. Ancak genç kadın oralı değil gibi gözüküyordu. Müzik aletlerini ilgiyle incelerken bir anda durdu. ''Seni dinlemeyi çok isterim Ozan.''  dedi. Hareketleri aynı diye düşündü genç adam. Kafasını hafifçe önüne eğmiş dudaklarını ısırırken, kocaman gözlerinin gerisinde muzipçe parıltılar dolaşıyordu. Nihayet, onu çözmeyi öğrenmişti. ''Demek mesajlarımı okumuştun...''

''Tabi ya, ne sandın! Hem... Okumasam burayı nasıl bulayım? Yanıt da veriyordum ya akıllım. Sana da yaranılmıyor...'' Yine kaçıyor, diye düşündü genç adam. ''Öyle, öyle tabii. Ama keşke sen de bana biraz neler yaptığını anlatsaydın Aslı.''

''Anlatmadım mı onca...'' 

''Anlatmadın.''

Araya giren rüzgarın ıslıkları ikiliyi birbirinden uzaklaştırdı. ''Bu da ne be, fırtınanın göbeğinde miyiz'' dedi genç kadın kafasındaki şapkayı tutmaya çalışırken. ''Hem de içeride. Hadi canım! Hem burası da...'' Sözünü bitiremeden elektrikler kesildi. Oradan oraya koşuşturan insanların gürültüsü dışında duyulan tek şey rüzgarın sesiydi. ''Bu da ne böyle...'' dedi genç adam.

''İşte ben de onu soruyorum,'' dedi genç kadın gölgelere karışan şapkasını el yordamıyla ararken. ''Bu da ne böyle? Korku filmi mi çeviriyoruz?'' Sonra aniden arkasını dönerek bakışlarını genç adamın yüzüne dikti. Kocaman açtığı gözleri karanlıkta parlıyordu. ''Ama bak bu sefer benim bi' suçum bi' kabahatim yok, vallahi yok billahi yok, daha yeni geldim!'' Genç adam yavaşça başını sallamakla yetindi. Macera başlıyordu. Onun olduğu bir yer sakin kalabilir mi sanki, diye düşündü genç adam iç çekerek. ''Hadi gel,'' dedi yerde sürünen genç kadını ayağa kaldırırken ''çıkış ters tarafta kaldı.''

İnsanlar akın akın binayı terk ediyorlardı. Şimdi havayı dolduran tek ses alarmın sağır edici yankılarıydı. ''Sizin binanın akustiği de iyiymiş,'' dedi genç kadın karanlıkta koştururlarken. Diğer yandan da valizini çekiştirdiği için genç adamın gerisinde kalmıştı. ''Bırak şimdi onu Aslı,'' dedi genç adam genç kadının eline uzanırken ''şuradan bir çıkalım da.'' Şimdi valizi genç adam taşıyor, diğer yandan da genç kadının elini sıkı sıkı tutuyordu.

İkisi yere kapaklandığında etrafta kimse kalmamıştı. ''Aslı,'' dedi genç adam bezgince, ''Burada öylece ölelim mi yani!''

''Ayağımı burktum ne yapayım canım! Allah Allah! Beni çekiştirip durursan olacağı bu! Hem yangın kokusu da gelmiyor, deprem de olmadı, savaşta da değiliz! Yetti be!'' 

Hem suçlu hem güçlü, diye düşündü genç adam derin nefesler alırken. ''Tamam, hadi kalkalım,'' dedi yavaşça her kelimeye vurgu yaparak. Tam o esnada bir şey oldu. ''O neydi?'' diye sordu genç adam.

''Bir kükreme!'' Genç kadın daha iyi duyabilirmiş gibi iki elini kulağının yanına açmış kafasını yukarı kaldırarak karanlığın ortasında bekliyordu. 

''Kükreme mi?'' dedi genç adam bezgince. ''Aslı Aslı Aslı! Kalkar mısın artık? Lütfen?'' Bir yandan da genç kadını kaldırmaya çalışıyordu.

''Sen bana ağırsın mı demek istiyorsun?'' dedi genç kız. Şimdi yere iyice yerleşmişti.

''Hayır Aslıcığım, hayır. Ölmek istemiyorum demek istiyorum.''

''Off sen de Ozaaann... Sanki içeri aslanlar kaplanlar mı girdi?''

''Ben onu mu diyorum Aslı!''

''Tamam anladım.''

Genç kadın anlamıştı. Ancak tam da o esnada, ikili uzun koridorun orta yerinde öylece dururken, bir şey oldu. Gölgeler ayaklandı ve ikilinin üzerine doğru yürümeye başladılar. ''O da ne öyle?'' dedi genç adam. Üzerlerine gelen şekilleri gözleri karanlıkta seçemiyordu. Pencerelere çarpan yağmur damlalarının sesi koridorda ritmik yankılar oluştururken genç kadın avazı çıktığı kadar bağırdı. ''Bir kabile! Aaaaaaa!''

Genç adamın sırtına yapışmış onu ileriye doğru itiyordu. ''Aslı! Eğer şu an bir kazadan ölmezsem, senin yüzünden öleceğim,'' dedi sıktığı dişlerinin arasından. Şekillerse gittikçe üzerlerine doğru geliyordu. Gerçekten de bir kabile, diye düşündü genç adam gölgeleri incelerken, ama onlar ne?.. Sonra aniden, tam da ikilinin bakışları duvardaki gölgelere kilitlenmişken, bir pençe havaya kalktı ve... ''Miyav!''

''Yaaaa!'' dedi genç kadın genç adamı duvara savuştururken ''bak Ozan... Kediymiş.''

''Yaaaa... Kediymiş!''

''Hem de bir kedi kabilesiymiş!'' Aniden gelen elektrik kedi ailesini ortaya çıkarmıştı. Genç kadın tüm ilgisini bu kabileye vermiş, hiçbir şey olmamış gibi şimdi büsbütün yere oturmuştu.

İnsanlar üçer beşer içeriye giriyorlardı. ''Bir şey alarmı çalıştırmış. Bir telaş dışarı çıktık biz de. Sen nerdesin abi ya?''

''Ben... Ben neredeyim bilmiyorum,'' derken genç adam gerçekten de nerede olduğunu bilmiyordu. Dalgın bakışları genç kadını buldu. ''Hoş geldin başımın belası,'' diye fısıldarken genç kadın onunla hiç ilgilenmiyordu.

(03.12.22)


Yanılgılar artık onu bunaltıyordu.

 

Küçük Bir Kesit #20 

Genç kız derin bir nefes aldı. ''İşte başlıyoruz.''

''Neye?'' diye sordu genç adam şaşkınlıkla. 

''Neye olabilir şaşkın?''

Genç adamın boş bakışları genç kızı gülümsetti. ''Yaşamaya.''

''E şimdiye kadar n'apıyorduk, hava çarptı galiba.''

''Şimdi ben çarpacağım göreceksin,'' dedi genç kız kocaman gülümseyerek. Genç adam genç kızın gülüşünü her gördüğünde adeta büyülenirdi. Böyle anlarda genç kızın ağzından dökülen kelimeler ona adeta sihirli gibi gelirdi. Her ne kadar kimi zaman azarlansa da.

Genç kızın kafasına esip gittiği zamanlarda genç adam kendini çok yalnız hissederdi. Genç kıza sitem de işlemezdi ki... Bu dünyada ona işleyebilecek bir şey var mı, diye düşünürdü genç adam kimi zaman. Bu düşünce onun gururunu zedelerdi. Neden derdi, neden böyle olmak zorunda...

''Böyle olmak zorunda,'' dedi genç kız düz bir şekilde.

Genç adam afalladı. Bazen böyle şeyler olurdu. Sanki genç kız, genç adamın düşüncelerini okuyormuş gibi konuşurdu. Genç adama bu durum çok garip gelirdi. Belki de gerçekten okuyordur diye düşünürdü. Garip biriydi genç kız. Genç adama gurur yaptıran da işte tam olarak buydu. Ben bu kadar kolay okunabiliyorum demek ki, diye geçirirdi içinden. Ama ya o? Ben neden onu anlayamıyorum. Neden? Bu kadar kolayca olmasa bile, en azından biraz...

''Yollarımızı ayırmanın vakti geldi Ozan,'' dedi genç kız. 

Genç adam kalakaldı. 'Yollarımızı ayırmak mı' dedi zorbela. 

''Evet yollarımızı ayırmak.''

''Ama... Ama neden? Hem sen neyden bahsediyorsun?'' diye kekeledi genç adam.

''Birbirimize iyi gelmiyoruz. Birlikteyken her şey güzel gibi geliyor ama bu... Bu bağımlı bir şey. İnsanlar bir şeyleri yaparken kendileri için yapmalı en başta. Ama sen... Ve hatta ben de, bir şey yaparken ilk düşündüğümüz onu birbirimize göstermek bir şekilde. Bu ilk etapta güzel geliyor doğru ama ya sonrası... Kendin için yaşamıyorsun Ozan. Ben bunu istemiyorum. Ben benim için yaşayacak birini değil, benimle yaşayacak birini istiyorum. O yüzden... O yüzden şimdilik bitmeli.''

''Şimdilik mi?'' dedi genç adam fısıltıyla.

Genç kız sessiz kalmayı yeğledi. 

''İstediğin zaman gelip istediğin zaman gidebileceğini mi sanıyorsun!'' dedi genç adam hiddetle. Sanki etraf bulanıklaşmıştı. Şimdi odağında yalnızca genç kız vardı. 

Genç kız kararlıydı. ''Şimdilik Ozan, şimdilik. Belki bir gün yeniden buluşuruz. İşte o gün seni dinlemek istiyorum. Müziğini dinlemek. Artık çabalamaktan yoruldum. Seni çabalatmaya uğraşmaktan da. Anlıyor musun?''

''Anlamıyorum...'' dedi genç adam sıktığı dişlerinin arasından. Oysa genç kızı çok iyi anlıyordu. İstemediği kadar iyi anlıyordu hem de.

Genç kız genç adamın yanağına hafifçe bir buse kondurdu. Varlığı gibi hafifti. Hisleri gibi hafif, diye düşündü genç adam. Yanılıyordu. Genç kız bunun da farkındaydı. Tam da bu yüzden gidiyordu. Yanılgılar artık onu bunaltıyordu.

(19.10.19)

 

Her şey gelip geçiyor, baksana.

 

Küçük Bir Kesit #19

''Gülümsee!''

''Aslı...''

Çıkan patırtı genç kızı yerinden sıçratmıştı. Oysa genç adam yerinden bir milim bile kıpırdamamış, gözlerini öylece genç kıza dikmişti.

''Şu işe bak Ozan! Kenara çekil de şurayı süpürelim. Görüşmeyeli bir arpa boyu yol katedememişsin. Hala misafirlerini adamakıllı karşılamayı bilmiyorsun. Çıkçıkçık!''

Genç kız, genç adamı azarlaya azarlaya garajın içinde turlamaya başladı. Gülmemek için yanağını kemiriyordu.

''Üstelik hala oldukça dağınık ve pasaklısın!'' Genç kızın sesinde sahte bir azar vardı. Motor yağının kokusunu bile özlediğini düşündü.

''Aslı...''

''Ne Aslı Aslı? Adımı mı ezberliyorsun?''

...

''Zaten görmeyeli etrafı kendi haline bırakmışsın belli. Her yer kir pas içinde!''

''As..''

''Şu haline bak! Yüzün de iyice çökmüş. Yemek de mi yemiyorsun?''

''A...''

''Ah şu çocuk! Cidden çocuk gibisin Ozan!''

Şimdi genç adam ve genç kız yüz yüze, hatta dip dibelerdi.

''Ama buna rağmen... Buna rağmen seni çok özledim.''

Genç kızın kolları genç adamın boynuna dolanmıştı.

''Aslı boğulu..''

''Kendine daha iyi bakmanı söylemedim mi ben sana? Niye böyle yapıyorsun? Hep burnunun dikine gidiyorsun Ozan!''

...

''Ah!''

''Aslı!''

''Ne Aslı Aslı?'' 

...

''Tamam biliyorum... Sadece seni daha farklı bulmayı ummuştum.''

...

''Daha enerjik?''

...

''Bir de seni duyamayacağım diye çok korktum. Ama şu hale bak şimdi de lafı ağzına tıkıyorum değil mi?''

Genç kızın gözleri dolu dolu olsa da yüzüne yerleşen kocaman bilindik gülümsemesi genç adama iyi geldi. Gerçekten de uzun zaman olmuş olmalı, diye düşündü genç adam. Bu anı görmeyi ne kadar da özlediğini göz ardı etmeye çalışarak. 

''Kafa dinlemek bana da iyi gelmiş olmalı aslında.''

''Yalancı!''

''Niye yalancıymışım ha, niye niye?''

''Çünkü sen de gülümsüyorsun.''

''Kim? Ben mi!''

''Yalancı!''

''Ah sen... Yine başlıyoruz değil mi?''

Genç kız bakışlarını çizmelerine indirip muzipçe başını salladı. Ayakkabıları çamurluydu.

Dışarısı yağmurlu, diye düşündü genç adam. Üşümüş olmalı.

''E içeri gel o zaman burada seninle çene çalacak vaktim yok.''

''Ona ne şüphe...''

''Efendim?''

''Hiç... Düşünüyordum da, görüşmeyeli çenen açılmış sanki.''

''Sen!..''

Genç kızın gülümsemesi yine genç adamı susturmuştu. Bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü. Birden numaradan da olsa genç kızla atışacak hali olmadığını fark etti. Daha fazla bir şey söylemeden içeri girdi. Pot kırmaktan hala çok korkuyordu.

''Ama ya burası?''

...

Genç adam oralı değildi.

''İyi o zaman çöp ev olsun burası!''

...

''Çöp garaj...''

...

''Hıh, peki bana neyse?''

.

.

.

''Pek çok yeri gezdik.''

''Belli. Yine bir şeyler anlatacaksın değil mi?''

''Tabi ki! Ne yani o kadar macera boşa mı gitsin?''

Genç adam bıkkınlıkla başını salladı. Ama dudaklarına yapışmış yarım bir gülümseme vardı.
''Anlat o halde dinliyorum.''

Genç kız anlatıyor, anlatıyor ve anlatıyordu. Sanki başka bir dünyada gibi, diye düşündü genç adam. Sanki anlattığı ana geri dönmüş gibi, gözü hiçbir şeyi görmüyor gibi. Genç kız anlatmayı heyecanla sürdürürken, genç adam onu arada başıyla onaylasa da anlattıklarını dinlemekten ziyade anlatışını izliyordu. 

''Bir sürü, bir sürü, bir sürü fotoğraf çektik bir görsen.''

''Göster de göreyim o halde.''

''Olmaz. Sergiyi bekleyeceksin. Kimseye torpil yok!''

''Kimseye mi?''

''Kimseye.''

''Peki...''

''Ama senin de hatırın var tabi şunun şurasında.''

''Tabii.''

''Sana tek bir kare gösterebilirim.''

''Tek bir tanecik mi?''

''İstemiyorsan...''

''İstiyorum!''

Genç kız sırt çantasından çıkardığı defterin arasından tek bir fotoğraf karesi çıkardı. ''İşte.''

Genç adamın gülümsemesi yüzünde donmuş kalmıştı.

''Görsen harika bir yerdi. Denizin kokusu, konser, müzik...''

Genç adam fotoğrafı bakışlarını üzerinden ayırmadan genç kıza uzattı. ''Güzel gibi gözüküyor.''

''N'oldu?''

''Hiç...''

''Ozan!''

''Burada olduğun için mutluyum.''

''Açıkçası ben de.''

Genç kız dikkatle genç adama bakıyordu. Numaracı, diye düşündü. Beni daha iyi geçiştirmeyi öğrenmelisin.

''Zaman ne çabuk geçmiş. Sanki daha dün vedalaştık, daha dün sesini ilk kez duydum gibi.'' Genç kız her gergin olduğunda yaptığı gibi dudağının bir köşesini ısırıp bakışlarını genç adamın yüzüne çevirdi. 

''Aslı...''

''Tamam tamam. Neden, niçin yok!'' 

...

''Soru yok!''

Genç kız elini dudağının bir ucundan diğerine götürerek genç adama göz kırptı. Zaten nedenini, niçinini biliyordu. Belki de genç adamdan bile daha fazla.

''Her şey gelip geçiyor baksana. Tüm anlar. Tüm şimdiler. Her şey gelip geçiyor.''

...

''Geriye kalan tek şeyse biz oluyoruz, değil mi?''

Genç adam soran bakışlarını genç kıza yöneltti.

''Geriye kalan tek şey biziz Ozan. Tüm geçmiş ve şimdilerde geriye kalan tek şey biziz.''

''Yani?''

''Yani... Daha fazla gülümsemelisin.''

''Nasıl?''

Genç adamın bakışları hala hüzünlüydü. Bu bir gün değişebilecek mi acaba, diye düşündü genç kız. Ama sonrasında, hüzünlü bakışlarının altında genç adam da tıpkı genç kız gibi gülümsedi. Belki biraz daha buruk. 

''İşte bunun gibi.''

(21.11.18)


Seni çok özledim.

 

Küçük Bir Kesit #16 

''Görüşmeyeli biraz oldu değil mi?''

''Aslı!..''

''Hadi ama orada öylece duracak mısın, dondum burada.''

Genç adam kapının önünde öylece kalakalmıştı. Genç kızı görmeyeli tam beş ay olmuştu. Koskoca beş ay. Şimdi onu karşısında görünce, sanki daha dün görüşmüşler gibi hissetti. Sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Hatta genç kızın o beş ayda onu bir kere bile aramadığını unutuverdi. Çünkü koskocaman gülümsüyordu genç kız, her zamanki gibi.

''Ah Aslı...'' dedi genç adam genç kıza sarılırken. Sarılışı yumuşacıktı. O kadar yumuşaktı ki, bu yumuşaklık genç kıza bir anda fazla geldi. Kendini aniden geri çekmiş bulundu bu yüzden. İmdadına her zamanki gibi gülümsemesi koştu. 

''Bakıyorum da yine ortalık darmaduman,'' dedi genç kız bakışlarını içeride gezdirirken. ''Hadi dışarı çıkalım.''

''Üşüdüm demiştin,'' dedi genç adam şaşkınca. Genç kızı karşısında görmenin şoku hala üzerindeydi. Onu o kadar çok beklemişti ki, şimdi tam umudunu kesmişken onu karşısında görmek belli ki bünyesine fazla gelmişti.

''Üşüdüm ama acıktım da. Bahse girerim evde yiyecek namına bir şey yoktur. Baksana ortalığa, yine boşlamışsın her şeyi. Pasaklı, sen de!'' 

Genç kız her zamanki gibi genç adama şaka yollu sataşıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Mesafeleri kat etmenin en etkili yolu buydu, bunu genç kız çok iyi biliyor ve çok da iyi uyguluyordu.

''Hadi hadi toparlan, toparlan.''

Genç kız genç adamı kolundan tuttuğu gibi çekiştire çekiştire dışarı sürüklemeye başladı. Her zamanki yerlerine gidiyorlardı ama; biliyordu genç adam bunu. Çünkü her şey her zamanki gibiydi işte. Her zamanki gibi...

Güneş batmaya yüz tutmuştu. Denizin üzerinde koyudan açığa doğru pembemsi turuncumsu bulutlar belirmişti. Hava serindi ama eskisi kadar soğuk değildi. Genç kızın ''bir süreliğine yurt dışına gidiyorum'' dediği gün daha dün gibi aklındaydı genç adamın. O zaman hava nasıl da soğuktu, buz gibiydi hatta. Hava mı, yoksa içindeki bir şeyler mi daha soğuktu kendi bile kestirememişti o gün genç adam. Öylece kalakalmıştı, gitme bile diyememişti. Genç kız öylece gitmiş, üstüne üstlük hiç arayıp sormamıştı. Yeni yıla girerken de, doğum gününde de. Hatta o günde bile... Çok ağırına gitmişti genç adamın, hiç bozuntuya vermemişti. İnsanlar giderdi çünkü, artık bunu iyice kavramıştı genç adam. Dengesiz işte, diye düşünmüştü genç kız için. Ama şimdi sanki içinde o gün soğukla birlikte katılaşan bir şeyler genç kızın parıldayan gözleri ve kocaman gülümsemesine dayanamamış ve öylece çözülüvermişti. 

''Bu renge bayılıyorum,'' dedi genç kız. Gözlerini sımsıkı yummuştu.

''Gözlerin kapalı ama,'' dedi genç adam kendini tutamadan. Gülümsemesine engel olamamıştı. Oysa sert olmalıydı.

Genç kız, genç adama küçümsercesine baktı. ''Resmi burada, merak etme'' dedi elleriyle şakaklarına dokunarak. Sonra ''Mehmet ağabey, buraya iki köfte ekmek iki de ayran'' dedi. 

''Hemeeenn geliyor kızım'' dedi yaşlı adam.

Genç adamın dikkatini çeken bir gariplik vardı. Aslında kendi de bunun adını koyamıyordu ama genç kız bir garipti. Cıvıl cıvıldı her zamanki gibi ama aynı zamanda hüzünlü bakıyor diye düşündü. Genç kızı hep biraz garip bulmuş, bu garipliğin adını bir türlü koyamamıştı. İşte şimdi her şey daha belirgindi. Bakışlarıyla gülüşü uyuşmuyor, diye düşündü genç adam. 

Genç kız da incelendiğinin farkındaydı. Bu farkındalık ona pek yarar sağlamıyordu. Abartıyor muyum acaba, diye düşündü. Yapabileceği pek bir şey de yoktu sonuçta...

''İşte ekmekler ve işte ayranlar,'' dedi yaşlı adam siparişleri hasır masaya bırakırken.

''Yaşşa bee Mehmet amca'' dedi genç kız. 

''Afiyet olsun'' dedi yaşlı adam kocaman gülümseyerek. 

Bu kızın özel güçleri olmalı, diye düşündü genç adam. Yanına yaklaşan herkesi gülümsetiyordu ama sanki kimse ona değemiyordu. Ben bile değemiyorum, diye düşündü acı acı.

''Eee söyle bakalım ne var ne yok'' diye sordu genç kız ağzının dolu olmasına aldırmadan. Genç adamı her hareketiyle gafil avlıyordu. Genç adam böyle biriyle bir daha tanışabileceğini sanmıyordu. 

''Aynı işte, malum. İş güç...''

''Peki ya keman, besteler, çalışmalar?'' dedi genç kız bir solukta gözlerini kocaman açarak.

''Konser verebilecek konumda değiliz şu an. Ama özel ders vermeye devam ediyorum çocuklara. Çalışmalar sürüyor bir yandan,'' dedi genç adam. Kendini rapor veriyor gibi hissetti ve tam da o an uyandı. ''Peki ya sen; neredeydin, ne yaptın bunca zaman? Hiç arayıp sormadın da,'' dedi soğuklukla.

Geç bile kaldı, diye düşündü genç kız. Önüne eğdiği başını hafifçe gülümseyerek kaldırdı. Bakışlarının keskinliği genç adama fazla geldi. Sanki bana saplanacak gibiler, diye düşündü genç adam. Cesaretimi kırmayı iyi biliyor.

''Ne yapayım işte, yardım turuna çıktım. Zaten bir süredir istediğim bir şeydi. Afrika'ya gittik. Çok farklıydı Ozan çok. Burundi, Nijer, Somoli... Hep gitmek istiyordum zaten.''

Ben Avrupa'ya gideceğini düşünmüştüm, hiç söylemedin,'' genç adam şaşkındı.

Genç kızın yüzünde buruk bir gülümseme vardı. ''Hiç sormadın ki...''

Genç adam bakışlarını aniden genç kıza çevirdi. Sormadın mı demişti? Sormadın, sormadın! Hakikaten sormamış mıydı? İç sesi o sıra o kadar çok konuşuyordu ki neyi dillendirdiğinden emin değildi doğrusu. Mahcupça bakışlarını eğdi. Genç kız da üzerinde durmadı.

''Neyse, zaten bana da sürpriz oldu. Dağcılıkta tanıştığım bir grupla gittik. Yardım kapsamında. Ama Ozan, öyle bir şey ki; fakirlik her yerde. Salgın gibi. Hem birçok şeye ihtiyaçları vardı, hem de her şeyleri var gibiydi. Gülümsemeleri... Ne garip, bizler uzaya çıkma hazırlıkları yaparken onların orada sefalet içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları. Çocukların, hatta bebeklerin açlıktan ölmeleri. Ama buna rağmen aralarındaki bağı ve inançlarını kaybetmemeleri. Yardıma ihtiyacı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı karar veremiyorum Ozan. Belki maddi şeyler bir şekilde dolar ama ya yeri dolmayacak şeyler? İşte bunu kimse kimseye veremez.''

''Ama bu yaptığın yine de çok güzel bir şey Aslı. Keşke bana da haber verseydin belki...''

''Ne yani, sen de mi gelirdin?'' dedi genç kız.

''Gelemezdim ama...''

''Ama?''

Genç adamın verecek bir cevabı yoktu. Zaten ne söylerse söylesin, amadan sonra gelecek cümle ilk kurduğu cümleyi değersiz kılacaktı. O yüzden sustu; ''haklısın gelemezdim'' dedikten hemen sonra.

''Aman ben de. Senin burada işlerin var. Hem birilerine yardım etmek için Afrika'ya gitmene gerek yok ki, değil mi?'' dedi genç kız gergin ortamı yumuşatmaya çalışırken.

''Hem zaten konserler vereceksin yakında. Dinletiler belki. İşte belki o zaman yardım kapsamında bir şeyler çalarsın. Çalarsın değil mi Ozan?''

Genç kız konuya nereden gireceğini iyi biliyordu. Genç adamın insanların önünde artık çalmak istemediğini çok iyi bildiği gibi.

''Bakarız'' demekle yetindi genç adam. Henüz hazır değildi.

Henüz hazır değil, diye geçirdi içinden genç kız. Sessizce yemeklerini yediler. Hava da iyiden iyiye kararmıştı. 

''Sanki biraz serin oldu'' dedi genç adam. ''Üşüdün mü, istersen..''

''Yok hayır. Bu hissi seviyorum. Yani gece havasını duyumsamayı. Serinliği hissetmeyi. Özgür hissettiriyor. Sana da öyle hissettiriyor mu?''

''Galiba,'' dedi genç adam yeni bir şey fark etmiş gibi. ''Haklısın, özgür hissettiriyor.''

''Dolunayı hep sevdim,'' dedi genç kız. ''Bazen gökyüzüne çok uzun süre baktığımda sanki ay ve yıldızlar sallanıyor gibi geliyor. Dolunaya baktığımda sanki koca bir pinpon topu tepemizdeymiş gibi hissediyorum. Komik,'' dedi genç kız hafifçe gülümseyerek.

İşte gerçek bir gülümseme, diye düşündü genç adam. Abartıdan uzak. Bu gülümsemeler o kadar nadir oluyordu ki, ikisi arasındaki farkı ayırt etmek genç adam için zor oluyordu. Ama işte, bir şekilde hangisi gerçek biliyordu.

''Aslı,'' dedi farkında olmaksızın.

''Efendim?'' dedi genç kız. Yüzüne yansıyan ay ışığıyla çok masum göründü genç adama.

''Seni çok özledim.''

''Ben de,'' dedi genç kız. ''Ben de seni çok özledim.''

(08.03.18)


I Will Always Love You.

 

Küçük Bir Kesit #15 

''Görüşmeyeli uzun zaman oldu.'' 

Genç kız, genç adamı yine gafil avlamıştı. Her defasında bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü genç adam. Sonra sanki somutlarmışçasına elleriyle bu düşünceleri kovaladı. Genç kız, genç adamın tepkilerini kahkahalarla karşıladı.

''Bakıyorum da yine modundasın Ozan.''

...

''Beni çok özlemiş gibisin.''

Genç adamın dudakları garip açılarla yukarı kıvrıldı. 

''Bari yalandan gülerken düzgün becer şu işi.''

...

''Hep somurtmak da nereye kadar Ozan.''

...

''Hem sen n'apıyorsun bakalım?''

Genç kız başını genç adamın uğraştığı işle kendisi arasına set çektiği omuzlarından ileri uzatmaya çalıştı. Sonunda genç adam iç çekerek geri çekildi.

''Hıı, radyo bu.''

...

''Çok uzun zaman oldu radyo dinlemeyeli. Açsana bir şeyler.''

Genç adam bakışlarıyla alet kutusunu gösterdi.

''Yoksa tamir mi edeceksin?''

...

''Vay, on parmağında da on marifet,'' dedi genç kız dirseğini genç adamın göğüs boşluğuna geçirirken.

Ne tepki verirsem vereyim gitmeyecek, diye düşündü genç adam. Genç kıza bir tabure getirip başıyla işaret etti.

''Gözlerim yaşardı doğrusu Ozan. Görüşmeyeli baya centilmen olmuşsun baksana.'' Genç kızın kahkahaları garajı doldurdu.

Genç adam bıkkınlıkla kafasını sallasa da, bu sesi ne kadar çok özlediğini fark etti. 

''Tamir etmene daha çok var mı?''

...

''Elini çabuk tut ama. Sıkılırım ben.''

Şu kız, diye düşündü genç adam, artık uygun kelime bile bulamıyorum!..

Genç adam son ayarları yaparken genç kız elleri ve ayaklarıyla ritim tutuyordu. Şarkı olmadan da dans edebiliyor, diye düşündü genç adam yüzünde beliren gülümsemeyle. Sonra odayı başlarda tiz çıkan müziğin sesi doldurdu. Genç adam düğmelerle oynadıkça ses netleşiyordu.

''Whitney Houston değil mi?''

...

''Bir ara çok popülerdi bu şarkı.''

...

''Öhhö öhhöö!''

Acaba yine ne yumurtlayacak, diye düşündü genç adam.

''Bu dansı bana lütfeder misiniz beyefendi?''

Genç adam itiraz etmenin yalnızca yorgunluk olarak geri döneceğini bilerek genç kızın elini tuttu. Elleri soğuk, diye düşündü genç adam. Soğuk ve incecik.

Genç kız telaffuzuna zerre dikkat etmeden bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordu. Genç adam kahkahalarına engel olamadı.

Sanki genç adamın kahkahaları genç kızın gözlerinin içine akıyor gibiydi. İkisi de öyle genç ve öyle ışıl ışıldılar ki, yoldan geçen biri gerçekten de parıldadıklarını düşünebilirdi. 

Şarkı bittiğinde genç kızın bakışları hüzünlüydü. Genç adamın geri çekilmesine fırsat vermedi.

''Benimle hiç konuşmayacak mısın Ozan?''

...

''Bunca zamandan sonra senden tek kelime bile olsa duymayı hak etmedim mi?''

Öyle değil, demek isterdi genç adam. Ama bu onun için de zordu. 

''Pekiii...'' Genç kızın sesinde sahte bir neşe vardı. Az önceki halinin bir yansıması gibi. Ama bakışları daha da mahzundu şimdi, hayal kırıklığına uğramış gibi. Genç adamın içi burkuldu. 

''O zaman görüşürüz Ozan. Belki uzun bir süre görüşemeyiz diye gelmiştim.''

...

''Birazcık işim var da.'' 

Genç kız sır veriyor edasıyla öne doğru eğilip fısıldadı. ''Dünyayı gezeceğim.''

...

''Bensiz yeni şeyler öğren. İnsanları gülümseyerek karşılamak gibi.'' Genç kız göz kırparak arkasını döndü. Belli etmese de içi titriyordu. 

''Aslı!''

...

Genç adamın sesi boğuk çıkmıştı. Genç kız olduğu yerde kalakaldı. Sanki arkasını dönmeye korkuyor gibiydi. Daha öncesinde genç adamın sesinin nasıl olabileceğini hiç hayal etmediğini fark etti. Üstelik onunla konuşmayı delicesine isterken.

Gözleri dolmuştu genç kızın. Sinir bozucu gözyaşları, diye düşündü. Derin bir nefes aldı ve kocaman gülümsemesiyle genç adama döndü.

''Çok da zor değilmiş değil mi?''

Genç adam gergin duruyordu.

''Senden duyup duyabileceğim tek kelime bu diye korkuyorum Ozan.'' Genç kız gülümseyerek konuşsa da söylediklerinde gerçeklik payı vardı.

''Neyse gitmem gerek. Döndüğümde uzun bir sohbet borcun olsun, ha?''

''Kendine dikkat et,'' dedi genç adam ciddiyetle. Gözlerinde endişe vardı. Genç kızı uzun süre görememekten korkuyordu.

''Tamamdır.''

...

''Hem zaten uzun süre yok olamayacağım gibi.'' Genç kız başını bulutlarla bezeli gökyüzüne çevirdi. 

''Bu sıralar beni üzerlerinden çok çabuk atıyorlar.'' Genç kız göz kırparak gerisingeri yürümeye başladı.

(17.10.18)


İyi ki doğdun.

 

Küçük Bir Kesit #9 

''Bence bu tonlar seni açtı.''

...

''Sen de ne çabuk kızıyorsun. Neyse bak!''

Genç kız elindeki kırmızı ruju taşıra taşıra dudaklarına sürdü ve genç adama dil çıkarıp göz kırptı.

''Peruk da taktık mı tamamdır.''

Genç kız eline aldığı yeşil peruğu çekiştire çekiştire genç adamın başına takmaya çalışıyordu ama pek de başarılı olduğu söylenemezdi. En azından başının üstündeki baskı genç adama böyle hissettiriyordu. Genç kız, genç adam kararından caymasın diye odadaki aynayı kaldırmıştı. 

''Tamam, oldu işte. Hazır mısın?''

Genç adam hazır hissetmese de başını salladı.

''Gözlerini kapat öyleyse. Seni böyle göreceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.''

Genç adam bezginlikle başını iki yana sallayıp yan taraftaki aynaya doğru hamle yapsa da genç kızı geçmek çok da kolay değildi.

''Hoopp, dur bakalım! Biraz farklılık gelse hayatına ne olur sanki. Somurt somurt nereye kadar?''

...

''Of tamam... geç o zaman!''

Genç kızın yana doğru çekilmesiyle genç adamın kendini aynanın önüne atması bir oldu. Kıvırcık yeşil saçları, kocaman benekli papyonuyla olabildiğince şapşal görünüyordu. Yine de kendini görür görmez gülümsemeden edemedi.

''Çocuklar çok sevinecekler.''

Zaten genç adamın bütün bu saçmalıklara katlanmaktaki tek sebebi çocukların mutluluğuydu.

.

.

.

''Doğum günü kızı neredeymiş bakalım?''

İçeri girmeleriyle beraber çocukların etraflarını sarmaları bir oldu. 

''Aaa palyaço!..''

''Ne palyaçosu kızım? Görmüyor musun sessiz abiyle, güzel abla işte...'' 

Utancından kıpkırmızı kesilen çocuk mahcup bakışlarını genç kıza çevirdi.

''Şey, hoş geldiniz abla. Sağ olun Canan çok sevinecek.''

''Mustafacığım ne demek. Hadi kardeşini getir bakalım.''

''Aaaa palyaço...''

Küçük çocuk bu sefer başını iki yana sallayarak küçük kıza gülümsedi.

''Palyaço ya Canan palyaço. Senin için gelmişler.''

''Benim için mi?'' Küçük kızın sesi ağlamaklıydı. En sonunda gözlerinden iki iri gözyaşı aşağı süzüldü.

''Kızım sen de her şeye ağlıyorsun ama. Bugün senin doğum günün değil mi? İnsan hiç doğum gününde ağlar mı?'' diye çıkıştı küçük çocuk kardeşine. Bu sefer küçük kız daha da çok ağlamaya başladı.

''Şşşş! Hadi bakalım dans edelim. Bugün kimse ağlamayacak. Ağlamayacak değil mi sessiz abileri?''

Genç adam yüzüne nadiren yerleşen kocaman gülümsemesiyle başını salladı. 

''Evet kimse ağlamayacak diyor. Ben onun yarı zamanlı tercümanıyım da.''

Genç adam kaşlarını çatmamak için kendini zor tutsa da çocukların kahkahaları onun da gülümsemesini sağladı. 

''O zamaann uçalım. Vuuuu!''

Genç kız, bir eliyle genç adamı diğer eliyle küçük kızın elini tutarak dönmeye başladı. Çok geçmeden geniş salonda kahkahalardan oluşan kocaman bir hortum çıkmıştı.

.

.

.

''Teşekkür ederiz Aslı Hanım, Ozan Bey. Onların hatırlanmaya, sevgiye öyle çok ihtiyaçları var ki,'' dedi genç müdüre minnetle.

''Ne demek Jale Hanım. Onlar benim küçük arkadaşlarım. Artık sık sık geleceğiz. Geleceğiz, değil mi Ozan?''

Genç kızın omzunu serçe dürtmesiyle kendine gelen genç adam hararetle başını salladı. 

''Peki o zaman tekrardan teşekkürler, iyi günler.''

''İyi günler!''

Müdürenin içeri girmesiyle genç kızın kendi etrafında dönmesi bir oldu.

''Eğlendin ama, itiraf et.''

Genç adam tepki vermeksizin yürümeye başladı. Bir yandan da yüzünde kalan boya kalıntılarını çıkartmaya çalışıyordu. Ama evet, eğlenmişti. Hem de uzun zamandır bu kadar iyi hissettiğini hatırlamıyordu.

''Sana kalsa doğum gününde atölyende pinekleyecektin.'' 

Genç kızın telaşlı adımları genç adamın adımlarına zar zor yetişiyordu. Genç adamın yolun ortasında aniden durmasıyla genç kız afalladı.

''Yine ne oldu?''

...

''Hiç bakma bana öyle. Ozan sen nefes alıp veriyorsun farkındasın değil mi?''

...

''Hatta bugün doğum günün.''

...

''Hatta bir yaş daha yaşlandın.''

...

''Dur bakayım kaz ayakların da iyiden iyiye belirginleşmiş mi senin?'' Genç kız gözlerini kısarak genç adamın dibine kadar yaklaştı. Genç adam ne dese, nasıl davransa boştu genç kız için. O da daimi sessizliğini korudu ve tepki vermeksizin yürümeye devam etti.

''Ozan!'' 

Sesin geldiği yöne dönen genç adam birazcık şaşırdı. Genç kız yerinden bir milim dahi kıpırdamamıştı. Aslında yapması gereken yoluna devam edip atölyesine dönmekti ama genç adamın ayakları düşüncelerine itaat etmedi ve gerisingeri genç kıza doğru yürümeye başladı. Soran gözlerle genç kıza baktı.

''Ozan tamam bir anlaşma yapalım.''

...

''Ben gün boyunca bir daha asla bu konu hakkında konuşmayayım, sen de beni gezdir. Olur mu?''

Genç adam bu durumdan pek bir şey anlamamıştı doğrusu.

''Yani biliyorsun işte. Buraların yabancısıyım. Benden kaçık olmasın kaçık bir ev arkadaşından başka tanıdığım kimse de yok buralarda. Bir de sen varsın işte.''

...

''Beni biraz gezdirir misin?''

Genç adam, genç kızın masumlaştırmaya çalıştığı bakışlarına bir gram dahi inanmasa da olumlu anlamda başını salladı.

''Sahiden mi?''

Genç kız kendini bir anda genç adamın kollarının arasına attı. Ne yapacağını bilemeyen genç adam öylece kalakalmıştı.

''Çok çok çok teşekkür ederim Ozan. İnan çok sevindim.''

Genç adamın olağan tepkisizliğini fark eden genç kız anında toparlandı. Hem de dikkat çekecek kadar hızlı bir şekilde.

''Sadece artık sıkıntıdan aksiyon olsun diye kendimi kesme kıvamına gelmiştim de, bu gezi iyi oldu benim için.''

...

''Hem bakarsın artık başına bela olmadan kendim tek başıma da gezebilirim.''

İşte şimdi genç adamın duruşu dikleşmişti.

''Ama bana pek çok yeri gezdirip yerlerini öğretmen lazım. Yoksa çabuk sıkılır yine başına kalırım bir süre sonra benden söylemesi.''

Genç adam, genç kızın blöfünü yutmuştu. Genç kız içten içe hoşnutluk hissetse de bu hoşnutluğunu yüzüne yansıtmadı. Çünkü genç adam da en az kendisi kadar değişkendi.

''O zaman gidelim.''

.

.

.

Nereye gittiklerini bilmeden pek çok yeri gezdiler. Hatta akşamı nasıl ettiklerinin bile farkında değildiler.

''O zaman eve dönme zamanı.''

Genç adam başını onaylarcasına salladı.

''Teşekkür ederim, bugün çok eğlendim.''

Kendine dahi itiraf etmek istemese de genç adam için de güzel bir gündü. Ama genç kız yerinde duramıyordu. 

''Hadi gelsene. Çok güzel çalıyorlar.''

Genç adamı kolundan yaka paça çekiştiren genç kız atik bir hamleyle ellerini onun omzunda birleştirdi ve dans etmeye başladılar.

''Oldum olası sokakta çalınan müzikleri ayrı bir sevmişimdir.''

Genç adam şaşırsa da genç kıza ayak uydurdu. Günün sonunda da genç kızın bildiğini okumasına izin verdi.

''Acaba biz de seninle bu işe mi girişsek bir ara, ne dersin?'' Genç kız muzipçe gülümsedi. Genç adam da gülümsemeden edemedi. Ama sonra bir anda genç kız parmak uçlarında yükselip genç adamın yanağına minik bir buse kondurdu. Hatta genç adam, genç kızın onu öptüğünü belli belirsiz hissetti. 

''Doğum günün kutlu olsun Ozan. İyi ki doğdun.''

Genç adam tepki veremeden genç kız ona sarıldı. Hem de sımsıkı. Çünkü dolan gözlerini genç adamdan son anda ancak böyle saklayabilmişti.

(15.02.18)


 

Popüler Yayınlar