Geçen gün ınstagramda bir gönderiye denk geldim. Bundan beş yıl sonrasına, geleceğe, mektup yazmakla ilgili. Ben bunu yıllar evvel yapmıştım. O beş yıl öteye gönderdiğim mektubun ulaştığı tarihin üstünden bile bir beş yıl daha geçti biliyor musun? 16 yaşındayken 21. yaşımı düşleyip bir mektup yazmıştım. O mektubu yazdığımı unutmuşum ahahhaha tam benim yapabileceğim bir şey. Ama Allah aşkına nasıl hatırlayım hangi defterimin arasında hangi mektubumu kuruttuğumu? O mektubumu 21. yaşımdan çok sonra okudum. Beni üzdü. Neden bilmiyorum... belki de 16. yaşımın benim hakkımda, hatta benim hakkımda bile değil 21. yaşım hakkında bu kadar meraklı olması beni üzmüştü. O mektubumu birkaç yıl evvel okumuştum. Ah zaman mekan sende karıştı şimdi değil mi hajahaha. Yani... 16. yaşım doğru tahminler yapamamış, sadece bunu anlasan yeterli sevgili okur. Bu nedenle de, o mektubumu okuyabildiğim (çünkü adına tesadüf denen kader silsilesi o yaşımı seçmişti :) 24. veya 25. yaşımda biraz buruk hissetmiştim.
Kendime mektup yazdığım tek zaman 16. yaşım değildi. Yaklaşık 20 yaşımdan beri kendime dijital yolla geçmişten mektuplar yollarım. Sana bundan daha evvel de bir değil birkaç defa bahsetmiştim. Reklam vermediğimin altını koyu koyu çizerim, kullandığım site Future Me idi. Ben tabi ki ücretsiz olan seçenekten kendime mektup gönderiyordum ama bir yerden sonra bana ücretsiz mektup gönderemeyeceğim uyarısı gelmişti. Bu nedenle de geçmiş postasından gelen mektuplarımın bir noktada biteceği gerçeğiyle yüzleşmiştim. Ancak hala beleşe postalayabildiğim günlerde gönderdiğim bazı mektuplar hiç de ummadığım, beklemediğim anlarda e postama düşüveriyor ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Sanıyorum ki 2033'e kadar da, eğer e-postam benimle kalırsa, mektuplarım aralıklı olarak beni bulacak. Acaba ne yazmıştım diye düşünüp şimdiden gelecekteki mektuplarım için bile heyecanlanıyorum.
Aslında son mektuplarımı geçen yıl yazmıştım. Rastgele tarihler seçip postalamayı çok severim. Böylece bana tam sürpriz olur. Doğum günümü vs de seçiyorum bazen ama genelde rastgele tarihler daha çok hoşuma gidiyor. Az evvel e-maillerim arasında da yeni bir posta gördüm. Tam bir yıl öncesinden. Aslında çok geçmiş değil ama yine de bir başkasından, bir başka benden gelen bir posta. Seninle o mektubumu paylaşacağım. Ve, gelecekteki bir anımdaki kendimle. Çünkü maillerim arasında kaybolmasını istemiyorum. İşte:
Hayatta önem verdiğimiz şeylerin her zaman istediğimiz gibi gitmediğini biliyorsun. Bunlar çok istediğimiz şeyler olsalar bile. Ancak yine de kalbimizi parlatan şeyler için çabalamalıyız. Parlatmak için değil hayır; zaten istediğimiz ve bizden olan, bize iyi gelen şeyler, içimizden çıkan şeyler için çaba sarf eder ve çaba sarf edebilecek kadar cesur olursak, o zaman zaten her şey kendiliğinden olur. Kalbimiz parlar mı bunu göremem ama biz yaşamış oluruz. 25. yaşımızı ve sonrasını, nereye kadar gidecekse işte bilmiyorum, hepsini! Sevgili gelecekteki halim. Seni çok iyi bilirim ben... Sen kendi dışındaki dünyaya farklı, kendine farklı bakarsın. Belki beni de şu anki halinden daha çok sevdiğini düşünüyorsundur. Bunu ben de yapıyorum ama umarım sen benden farklısındır. Farklı olmamızı çok isterim. En azından bu konuda. Ben herhangi bir günümü düşünüyorum ve o halimi çok seviyorum. Seni de seviyorum. Ya bugünümü? Ya bugününü? Seviyor musun... Sevgi neydi ahahahha. Hadi hadi söyle. Sevgi emekti, İlkaycığım. Emek ver, kendine. Sana senden artık daha toy olan bir halin olarak verebileceğim en büyük tavsiyem bu olabilir. Bir de şunu asla unutma, sağlık dünyadaki en değerli şeydir. Sağlığını ve kendini koru. Çünkü sevdiğin kişileri, evet evet, korursun da.
Seni seviyorum. Sana kocaman sarılıyorum.
Geçmişten.
(06.01.25)
Sanırım günlük yazmayı da en çok bu nedenle seviyordum. Gelecekteki bir noktada duran kendimi bulmak için. O yazıyı yazdığım andaki kendimi değil (çünkü zaten bu benim için hiç mümkün olmadı), gelecekteki kendimi dinlemek, duymak, görmek, sarılmak, yol göstermek için. Ben çoğu şeyi, evet bildiğim çoğu şeyi, geçmişteki benliklerimden öğrendim. Bu beni biraz kırıyordu doğrusu. Bu nedenle kendi kendime çok mızıklanmış, hatta yer yer isyan etmişimdir. Neden, diye düşünüyordum. Yalnızlık derken ciddiydim, ben bu yalnızlığa katlanamıyordum. Şimdi ne değişti bilmiyorum. Sanırım dinleme becerimi geliştirdim. Zamanla, kalbimi parça pinçik ede ede, onu duymayı öğrendim.
Bu seninle paylaştığım mektubu açık açık paylaşmak istememin, bu isteği gerçekten kalbimde duymamın da bir nedeni var. Çünkü ben, ilginçtir, hep de kendime ihtiyacım olan şeyleri söylemiş, geçmişten fısıldadıklarımı tam da doğru zamana postalamışımdır. Kendime emek vermeyi disiplinleştirmeye çalıştığım bir zamanımda, bundan keyif alabileceğim bir halde kendime yol çizmeye çalıştığım bir zamanda, ''kendine emek ver'' diyen bir benliğimin sesini duydum. Bu mektup, bana ''kendine emek ver,'' dedi, ''doğru yoldasın.'' Bu nedenle de, artık kendimle olan bu iletişimim kalbimi kırmıyor. Hatta kendimi şanslı sayıyorum bile diyebilirim. Çünkü kendini duyamayan öyle çok insan var ki... Belki de sandığım kadar yalnız olmamışımdır hiçbir zaman.
Her neyse. Yeniden günlük yazmak istiyordum. Bunun için ajandamı kullanacaktım ama ajandamın yazma yeri kuş kadar, olmaz. Onu daha pratik amaçlar için kullanıyorum. Evde defterlerim olsa da onlar da inceydi ve ben artık 2-3 aya yeni deftere geçmekten bıkmıştım. Şöyle beni baya götürecek bir defter almak için internette bakındım (defterler pahalı malum). Güzel bir defter de buldum. Yeni günlüğüme neler yazacağımı ben de merak ediyorum. Günlüklerime bir yerden sonra numara vermeye başlamıştım (çift haneliler :). Ancak son günlüğüm bitmeden onu amacı dışında kullanmaya başladım. Günlük işleri de canımı sıkmaya başlamıştı zira. Kendim sıkıcılaşmıştım çünkü ahhahahah :). Neyse, bu günlüğümü 1'den başlatacağım. Bu yazacağım benim ilk günlüğüm olacak. Belki de 2. sezon 1. bölüm gibi.
İnsanlar hayatlarının sezonlarını ne çabuk bitirip yeni sezona başlıyorlar bu aklıma geldi bak şimdi. Benim ilk sezonum asırlar sürdü gerçekten. Baya da doluydu bence. Başkasının 5 sezonu benim 1 sezonum olabilir. Ama bu bir dizi olsaydı herkes severek izlemezdi hayatımı diye düşünüyorum. Bir noktada bırakırlardı hahahahha :). Ben de bazen ara verirdim kabul ama sezonu bitirir bitirmez bir heves bilgisayarımın başına oturup bloğumda detaylı bir inceleme yazısı yazardım ahahahahhah ve bundan inanılmaz keyif alırdım. Tek tek karakterlerin ve olayların dönüşümünü falan incelerdim. Sanırım çoğu kişi bunu yapmıyor. İzledik bitti, nerede yeni sezon diyor.
Ben yeni sezonumda daha ayakları yere sağlam basan bir ana karakter izlemek istiyorum. Onunla uyumlu ilişkilerin, olayların ve gülümseten detayların olduğu yeni bir sezon yaşamak istiyorum. 2. sezonum için vay anasını sayın seyirciler demek, kalbimde heyecanla, hangi dakikada hangi bölümdeyim anlayamayacağım kadar heyecanla ''dizimi'' yaşamak istiyorum. Bu 2. sezon kaç yıl sürer emin değilim ancak bence bu sezonlar olaylara göre değil, karakterin dönüşümüne göre ayrılıyor. Bakalım karakter, bu sezonda neler yaşayacak? 3. sezon başlangıcımda okumamın aklıma geleceği (o zamana ortada blog falan kalmaz herhalde ama bilemem - benim sezonlar uzun sürüyor malesef :) o anda okumak üzere yazdığım bir not olsun madem bu da.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Ya bu çok güzel bir uygulamaymış. Benim de hoşuma giderdi kendime mektup yazmak ve beklemediğim zamanlarda okumak. Çok güzel bir şey yapmışsın. Kendine yazdığın mektubu da bizle paylaştığın için teşekkürler, bu çok değerli.
YanıtlaSilGünlük ben de düzenli tutmaya başladım. Çok iyi geliyor yazmak. Sonrasında da dediğin gibi açıp okumak da çok güzel. Geçenlerde 2-3 yıl önceki yeni yıl dileklerimi okudum mesela çok hoşuma gitti ve birçok duygu hissettirdi.
Bir yerde Carrie (Sex and the City) birinci sezona başladığında 32 yaşındaydı diyor ve hiçbir şey için geç kalmadınız gibi bir şey diyordu. Ben de kesinlikle katılıyorum. Herkesin zamanı çok ayrı. İster istemez bazen karşılaştırma yapsam da hemen fark edip kendime herkesin zamanının farklı olduğunu hatırlatırım.
Ben çok seviyorum bu siteyi. Hatta akşama falan bir daha şansımı deneyip ücretsiz kısmı açık mı diye bakacağım :) Beklemediğim bir anda e-mail almak beni mutlu ediyor. Çünkü ben bir de kendime yazsam da kendimi zaman geçince başka biriymişim gibi algılıyorum, o nedenle ayrıca mutlu oluyorum sanırım.
SilYazmak gerçekten zihni boşaltıyor. Ben aslında gün gün yazmıyorum. Bazen gün gün yazdığım da oluyor tabi, bazen ne zaman yazmaya ihtiyaç duyarsam elime alıyorum. Bir de günlük yazma stillerim vardır benim. Mesela yine mektup formatında yazmak, başkasıyla sohbet eder gibi yazmak gibi seçenekler. En sevdiğim de sevdiğim ünlülere, sanatçılara, karakterlere vs anlatıyormuş gibi, onlara hitap ederek yazmaktır. Zamanla o yazdığım kişinin bakış açısına sahip olduğumu bile düşünürüm. Hem rahatlatır beni, hem de geliştirir mi desem. Yani bunu hep sevmişimdir en azından. Favori dostlar bile edindim bu yolla :)) Yani bazı ünlü isimler veya karakterlere yazmak hep daha favorim olmuştur.
Evet ben de bazen her konuda olmasa da bazı konularda kendimi kıyaslama yanılgısına düşüyorum. Bu bence insani bir şey. Özellikle de dolu olduğum zamanlarda bunun doğru olmadığını bilsem bile engel olamam. Yine de evet, herkesin zamanı farklıdır. Teşekkür ederim yorumun ve ziyaretin için :)
Birilerine hitap ederek yazmak çok güzelmiş, çok yaratıcı ve besleyici. Bir gün denemek isterim :).
SilEvet keyifli. Ben de yeni yol arkadaşımı arıyorum :) Ya bu fikri, tabi bence, fark etmeden daha evvel okuduğum bir kitapla bulmuşum sanki. Ben bunu yıllarca özgün bir fikir sanmıştım ama kitabın kurgusundan çalmışım resmen :) Postacı Kapıyı Çalmayacak diye bir kitap var. Onu ergenlik yıllarımda okumuştum. O yıllarda günlük yazıyor muydum, hemen ardından mı başladım bilmem ama yazıyorduysam da klasik ''sevgili günlük'' falan diyordum. Sonra üniversiteye geçtiğim yaz bir oyuncuya hitap ederek yazmaya başladım. Sonra da hep böyle gitti işte. Diğer yandan diğer bir ilham kaynağım da Doctor Who. Doktor'un da hep bir yol arkadaşı olur ya... Ben de mesela günlüklerime şahsi Tardis'im diyordum, bazen eski bloğumdaki bazı yazılarıma bile öyle dediğim olmuştu. Sanırım kendi kendime değil de, biri varmışçasına anlatmak bana iyi gelen bir şeydi. Son düzenli günlük yazışımın üstünden bir buçuk iki yıl geçti bu arada. Benim için de bir çeşit geri dönüş olacak :)
SilYaa çok tatlısın, tardis mi <3 O kitabı okumadım ama bir ara popülerdi sanırım. İsmini duydum. Güzel bir geri dönüş, bana çok iyi geliyor sana da eminim çok iyi gelecek. Sansürsüz içinden geldiği gibi yazmak günlük çok ayrı bir olay. Duyguları anlamak için ve psikolojik olarak da insana iyi gelen bir şey bence.
SilEvet bir dönem parlayan kitaplardan :) Çok da hatırlamıyorum ama farklı farklı insanlardan bahsedilmesi ilgimi çekmişti. O kitapta en çok etkilendiğim isim Amelia Earhart'tı. İlk kadın pilot olması beni çok etkilemişti, ki bu isim geçenlerde de durduk yere aklıma geldi. Hayatına dair bir şeyler varsa okuyup izleyim bari :) Aaaa yeni yol arkadaşımı buldum mu yoksa, neyse :) Evet günlük yazmak insanı rahatlatan bir özelliğe sahip gerçekten. Öte yandan kendim hakkındaki bazı olumsuz yargılarımı günlük yazma yoluyla bulup değiştirme çabalarına girişmiştim ben ilk etapta en azından. Farkındalık sağlıyor insana.
SilGelecekteki kendine mektup yazman ne güzel. :) Ben ileriye bakınca bir şey göremediğim için bir şey yazasım da gelmiyor. Günlük yazmakta bence gayet başarılı olursun, kendini anlatmayı seviyorsun. :)
YanıtlaSilEvet ben de seviyorum. Mektup olayında en sevdiğim şey tam da birine ihtiyaç duyduğumda kendime yetişmem. Gerçi bu iyi bir şey mi çeşitli açılardan tartışılır ama neyyse :)) Günlük olayında kendime çok güvenirim. Bu konuda prof. oldum diyebilirim ahahah :) O kadar çok defterim var ki söylesem oooo derdi okuyanlar sanırım. Eski günlüklerimi yok etmek falan da istiyordum ve hala belki yok ederim. Okunurum diye falan da değil bu arada. Ben zaten kendimi duyurmak için kendimi harap ettim, okunup da anlaşılıyorsam okunup da anlaşılayım ağzımdan çıkan yıllarca anlaşılmadığına göre ahahha :) Ay neyse, yok etme isteğim o satırlardaki kişinin artık başka biri olması. Ben yazınca dönüşüyorum, düşüncelerim hızlı dönüşür benim. Öte yandan artık günlük de yazmam diyordum açıkçası. Çünkü yazınca unutmuyorum. Mesela yıllar evvelce bir olayı hatırlamak istemiyorum yazmıcam diye geçiştirmişim ve okurken şey demiştim bu olay neydi ya böyle sinir etmiş beni :) Yazmadığımdan dolayı unutmuşum. Ama yazdığımda en küçük detay bile beynime mıhlanıyor. Günlüklerimi belli aralıklarla rastgele okurdum, bunu da bıraktım ki o günlüklerdeki insanları da tamamen unutayım. Beynim milyoncu dükkanı gibi anlarla doluydu, yeni yeni temizleniyor şükürler olsun. Artık bu yeni sezon günlüğüme neyi yazıp yazmayacağıma dikkat ederim umarım. Özellikle de insan yazarken dikkat edeceğim. Sonra o insanları unutmak da zor oluyor.
Silgünlük yazmak ile ilgili ikinci bölümde çok mutlu oldum, çok gülümsedim :) senin geleceğe mektuplarını hıhım biliyoruz ivit :) eveeet sezonda hem aksiyonlu baş oyuncu ol hem de iradeli inançlı karakter oyuncusu :) iki rolün var :)
YanıtlaSilGüzel oynarım inşallah ve tabi en önemlisi senaryo güzeldir maşallah :))
SilGeride kalmışlıkla, gelecekte kurulan köprü gayette şık. Mektuplarınızı, günlüklerinizi ve “sezon” metaforununuzu düşündüğünde hem mizahi hem de derin bir tat bıraktı bende :) İnsan kendine gerçekten de emek vermeli. Neyi yaşadığı değil de, neyi hakettiği dönemi yaşamalı. Defterinizle başlayacağınız 2. sezon bolca ışık, dönüşüm ve gülümseten detaylarla dolu olsun.
YanıtlaSilTeşekkür ederim, 2. sezonun bol şanslı olmasını diliyorum ben de :)
Sileski senden gelecek sene müthiş bir şey bende bunu çok yapardım artık yapmıyorum çünkü korkardım eski benle şimdi ki ben arasında hiç fark olmazsa diye aslında bu elimizde olan bir şey tamamen bakış açısı mektupları çok severim her sene en az 1 mektup alıyorum sevdiklerimden arada bir kendime de atayım gelecekte ki bene mutlu olur belki yalnız hissetmez. Yazın yine müthişti
YanıtlaSilMutlaka fark oluyor, olmaz mı hiç. Hatta ben en çok da o farkı görebilmek için yıllarca yazmaya devam ettim diye düşünüyorum. Başlangıçta insan tabi anlamıyor. Gün gün insan kendinin farkına varamaz ki. Bu şey gibi, hani biz kendi değişimimizi pek anlamayız ama uzun zamandır bizi görmemiş biri ilk kez gördüğünde değiştiğimizi fark eder veya tam tersi biz uzun zaman sonra birini görünce ondaki değişimi anlarız ya, günlük yazıp uzun zamandan sonra yazdıklarımızı okumak da bunun gibi. Bazısı bir yılda çok değişir, bazısı beş, bazısı on. Ama mutlaka değişim oluyor. O kadar uzun süre yazmak da gerekmiyor bu arada. Şimdi yazsam mesela, aradan üç yıl geçse ve ben ne yazmıştım deyip dönsem baksam bile bu farkı görürüm. Blog yazılarımda da aynı durumu yaşıyorum mesela.
SilGeçen birinin videosunda da günlük yazmaya dair buna benzer bir şey duydum. 5-10 yıl önceki beni görüntü olarak yanımdaki insanlar belki bilir ama içimi kimse bilemez ve ben de yıllar içinde unuturum ama yazarsam yıllar sonra bile o anki beni görürüm tarzında (daha detaysız :) bir şey diyordu. Ben de bu nedenle, bir yerden sonra bu ''büyüyü'' :) anladığım için yazar olmuştum. Sonradan okuması keyifli. Öte yandan tam da aynı sebeple bıraktım. Hatırlamak istemedim. Değişimimi görmek istemedim. Zaten yazmaya değer bir şeyim de yok diye düşünür olmuştum (çok değil biraz, çünkü ben saçma sapan şeylere bile anlam yükleyen bir tipim... :)
Velhasıl kelam, ben üniversitede bile millete günlük yazın diye tavsiye veriyordum ahahahaha. Hatta mezun olmadan bazı kişilere hatıra defteri doldurtmuştum biri şey demiş seni düşününce aklıma günlük geliyor :))