Bugün canım çok fazla kitap okumak istedi. Ama bakın, gerçekten resmen karnım acıkır gibi kitaba acıktığımı hissettim. Gün içinde biraz ondan, biraz şundan okurum diye gözlerimle bir o kitaba bir şu kitaba baktım. Sonuçta biraz okudum da, ancak günün başında hissettiğim açlık, gün içinde oraya buraya akıttığım enerjimle gün sonuna kadar dayanmadı.
Geçtiğimiz günlerde eski bir arkadaşımın sosyal medyasını buldum. O kadar mutlu oldum ki sana anlatamam. Uzun süredir birini gördüğüm için bu kadar iyi hissetmemiştim hatta. Sana eski yazılarımın birkaçında ondan bahsetmiştim. Kendisi taaaa ortaokuldan çocukluk arkadaşım. Onu hep enerjik ve samimi halleriyle anımsıyorum. Onu yine aynı buldum. Aynı enerjik haliyle. Kendine bir aile kurmuş. Tatlı mı tatlı bir kızı bile olmuş. Yok artık o kadar büyüdük mü ya? Sanırım evet. Onunla en son ortaokulda görüşmemiştik. Sosyal medyadan takipleşiyor, hatta arada konuşuyorduk ama bir noktada bağımız kopmuştu. Şimdi onu resmen şans eseri buldum. Sanki aradan zaman geçmemiş gibi tanıdık hissettim ve onun adına çok mutlu oldum. Öncelikle maşallah diyelim :), uzun süredir bana bu kadar gerçek gelen bir şey görmemiştim. Sanırım iyi hissetmemin ana nedeni bu. Evet eski bir arkadaşımı bulmak da güzeldi ama... bulduğum kişi de bana güzel bir his verdi.
Sana nasıl yazılar yazmam gerektiği konusunda emin değildim. Hem, artık blogdan eskisi gibi zevk alamadığımı, bir şeyin eksik hissettirdiğini düşünüyordum. Bu histen kurtulmak için eski yazılarımı bile yayınlama kararı aldım. Ama onları okumanı istemedim. Çünkü onları bugünkü ben yazmadım. Ne kadarına hala inandığımı bilmiyorum. Bir yıl öncesinden de olsalar, 3 de 5 de... o ben değilim. Aynı şeyleri yazsam bile, aynı şekilde yazmam ve bu da onları aynı şey yapmaz. Bugünlerde aynada kendime dikkat ettim. Bir şeyler farklı. Belki de bu bedenin içindeki ruh. Daha olgun bakıyorum işte. 20'li yaşların başındaki gibi değil. Bir şeye heyecanlansam yine gözlerim parlıyor, sorun o değil. Sorun da değil de... Bazen kendi kendime ümitsizliğe kapılmamın nedeni bu oluyor. Aynı bakmamam. Bu hayatta hiçbir sihrin var edemeyeceği asıl şey ne biliyor musun, şşşşş bu bir sır... bakışlardaki parıltı. Bu, bence, dünyadaki en gerçek sihirdir. Aslında daha iyi bir versiyonuma dönüştüğümü düşünüyorum. Sanırım değişen temel şey, bir şeyleri dışarıda aramayı bırakmam. Aradığım şey, kendimdim biliyor musun? Öyle somut bir şey değil yani. Kendini aramak... Şu kişi olursam şu olabilir... Şöyle olduğumda, x kişisi de beni daha çok sever. Böyle olursam iyi hissederim. Şu özelliğim olursa şunu yapabilirim. Boş işler.
Ben bazen bazı konulara bilinçaltı boyutumda takarım. Orada, iç dünyamda, ne söylemek istiyorum diye de (bazen fark ederek, bazen etmeyerek) o konuyu sakız gibi çiğnerim yazılarımda. Bugünlerde cadı olmam üzerine bolca konuştum. Sana bir cadı olduğumu ilk kez, önemsenmediğimi düşündüğümü itiraf ettiğim yazımda söylemiştim. Ne olursa olsun ben bir cadıyım! kıvamında bir isyanla da yazımı bağlamıştım. Evet ben bir cadıyım. Kendi gücünü arayan her insan gibi. Benim gücüm, allı pullu bir şey değilmiş. İnan ben de daha parlak bir şey olmasını bekliyordum. Aslında gücümü sizin yorumlarınız ve hayattaki kısacık anlarla keşfettim. Minicik anlarda... Çünkü o anlarda kendim ve birkaç kişi dışında kimse olmadı. Sanırım benim gücüm sadece İlkay olmam. Burada kendimi övmeyim şindi :P ama hep, doğru dürüst ve nazik bir insan olmuş, olmaya çalışmış ve bunu samimi bir yerden yapmışımdır. Yine de bu bana yeterli gelmemiş gibi görünüyor.
Kendimden kaçmanın yollarını çok aradım. Hatta bu çaba beni ''ulan acaba kendimi niye sevmiyorum'' sorgulamasına götürdü. Birini sevmediğinde onda sevmediğin bir şey olmalı. Gözüne batan, gıcığına giden, kötülediğin bir şey. Ben kendimde bunların hiçbirini hiçbir zaman görmedim. O zaman neden... Bunu çocukluğumda aradım. Bunu kuramadığım hayallerimde aradım. Bak mesela laf lafı açtı... Dün en eski hayalim bir anda aklıma geldi. Unuttuğum bir şey. İnsanlar genellikle şu işe gireyim, evim arabam sevgilim ıncığım cıncığım olsun diye hayal kurar ya... Benim en uzun süre her gece yıldızlara bakıp kurduğum hayal sadece bir ana aitti. Sanırım bu nedenle hayal kuramadığımı zaman içinde düşünmeye başladım. Ben, hisleri sonsuzluğa kadar uzatabilme yeteneğine sahip olabilirim. Çoğunlukla güzel hisleri. Kötü hisleri de derin hissediyorum ama bir yerden sonra gülmem geliyor. Gerçekten komik biriyim. Kendim kendim olmasam kendime çok gülerdim (kendim kendim olmama rağmen bazen hala gülüyorum). Öhömmm, neyse.
İşte bu hayali anımsadım. Ama sonra... Onu tam olarak hatırlayamadım. O kadar uzun zaman geçmiş ki... Gözlerimi kapatsam da uzun süre kapalı tutamadım. Zaten şarkının da en güzel yeri hemencecik geçti. O hisse giremedim. O hayal sonsuza kadar ellerimin arasından kaydı gitti sanki. Yıldızlar bu halimi görseler bana çok gülerlerdi biliyorum. Derlerdi ki, ''saf mısın kızımmm,'' sonra hafifçe öksürürlerdi, ''hala anlamadın mı?'' Ben de, ''neyi?'' demeye kalmadan gözlerimi açardım. Bu nedenle unuttuğumla kaldım. O kadar çok unuttum ki, artık bu bile beni üzmüyor. Buna sevinmeliyim, derdim eskiden. Ama sevinmiyorum da. Sadece anımsıyorum, bir zamanlar o an'ı ne çok ama ne çok sevdiğimi. Bazen acaba onu bu kadar çok sevdim diye mi bu kadar korktum diye düşünüyorum. Ama artık neyi sevebileceğimi bile hatırlamıyorum. Bunu anlatma sebebim de bu mu? Galiba öyle. Çünkü o hayali kaybettim. O sahne yaşansa bile, ben o hayali kaybettim. Anladın mı? Bunu içimden atmak için kaç yazı yazmalıyım bilmiyorum. Hiçbir yazının buna yardımcı olmayacağını biliyorum. Çünkü önemi kalmamış gibi görünüyor. Bir şeyin öneminin kalmamış olması neden bu kadar buruk hissettiriyor? Bu, cevabını istediğim bir soru değil. Sadece... puufff.
Bulduğum şey, bir şey olmama gerek olmadığı. Tabi ki insan bir şeyler öğrenmeli, kendini geliştirmeli. Ama ben, özümü değiştirmem gerektiğini düşündüm. Başka bir şey olmam gerektiğini. Biri bile değil. İnsan, bence, başka biri olamaz. Ancak rol yapar. Başka şeyleri üstünde tutar. Tıpkı giysi denemek gibi. Ama giysi sadece üzerinde olan şeydir. Sen değilsindir. Değişen, şeylere bakış açımızdır. Öz değil, özü yansıtma biçimi değişir diye düşünüyorum. Böylece genişler, büyür ve parlarsın. Canlanırsın. (Laf arasında hokus pokus tarifim, yine iyisiniz :).
İşte ne diyordum... Sanırım blog yazılarıma da böyle bakmalıyım. Önceden de hep hislerimi yazıyordum, şimdi de. Hislerim değişti, beni geren bu olmalı. Oysa değişebilir. Belki de değişmek, bir şeyin gerçek olduğunu gösterir. En azından hislerin gerçek olduğunu, canlı olduğunu gösterir.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| Doğanın Keşfi - Andrea Wulf |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder