Eskiden benim odam kardeşimle ikimizindi. Daha da eskiden ise salondu. Şu anki salonumuz o zamanlar küçük Ben için fazlasıyla gizemli bir bölgeydi. Öyle ki, sanki o odaya girince fantastik bir evrene giriş yapıyormuşum gibi hissederdim. Orası sadece temizlik zamanlarında veya anne babam o odadan bir şeyler almak istediklerinde açılırdı. Bir de tabii... misafir geldiğinde. Çünkü orası, misafir odasıydı.
O odaya girmiş küçük Ben'i hayal meyal hatırlıyorum. En çok da babamla birlikte o odaya girmeyi severdim. Çünkü babam benim en favori oyun arkadaşımdı. Bugün beni en çok kıran, bunu ona defalarca belli etsem de, onun benim ve küçük Ben için olan rolünü asla kabul edememesi olabilir. Onunla oynadığım oyunları, yaptığım sohbetleri, gecenin bir yarısı bile olsa sadece küçücük bir böceği ortadan kaldırması için onu uyandırmamı mazur görmesini ve bana hep ışıl ışıl bakmasını ve tabii hayatımda gördüğüm en güzel gülümsemeye sahip olmasını, hayatım boyunca asla unutamayacağımı, ben unutsam küçük Ben'in bunu asla yapamayacağını kabul edememesi kalbimi binbir parçaya böldü diyebilirim. Birçok kez.
Bunu sana anlatıyorum sevgili okur, oradaki sana anlatıyorum çünkü senin dışında anlatmayı gerekli bulduğum biri yok. Belki de beni görmeyen sen, kalbimi bile görmeyen sen, kırık bir kalp resmini hayal edebilirsin. Kelimeler insanlara hayaller verir ya hani, işte, ben de sana kırık bir kalbin resmini çiziyorum şimdi. Merak etme canım acımıyor. Ama kırık bir kalp, kırılmamış bir kalp değildir. Hiçbir zaman da olamaz. Hem sen, kendinde beni suçlama hakkını bulmazsın. İnsanın bu özgürlüğe sahip olması kıymetli bir şey. Biri tarafından suçlanmamak. Bu nedenle hep en çok sana anlatmayı sevdim.
O odadan bahsettik madem, biraz daha içine girelim. Oradaki eşyaların çoğu bugün yok. Bir aynayı hatırlıyorum mesela, yoksa iki ayna mıydı, oradan kendimi izlediğimi... Camdan eşyalar, bugün de varlar, vitrin, koltuklar ve sanki doldurma başka eşyalar ve en sevdiğim olan yemek masası! O yemek masasını çok severdim çünkü o da benim oyun arkadaşımdı. Daha doğrusu yemek masası değil de, yemek masasını çevreleyen sandalyeler. Annem temizlik yaparken onları koridora çıkarır, sıra sıra dizerdi. Sanırım o bu işi yaparken ben de sandalyeleri taşımasında ona yardım ederdim.
Sana daha evvel de anlatmıştım. Benim en favori hayali evrenimde (ki başka da yokmuş ahahhaha) her ev bir toplu taşıma aracıydı. Bizim evimiz uçak, anneannemlerinki gemiydi mesela. Buna neden böyle karar verdiğimi yıllar boyunca -üstünde pek düşünmedim kabul- anlayamadım. Sonra bunu bir arkadaşıma söylediğimde o bana çok gülmüştü. Yoksa kardeşime mi demiştim ya... Bilemedim bak ama o kişi beni aydınlatmıştı bu kesin (ve gülmüştü). Bizim ev biraz yokuştaydı. Bu nedenle yüksekte olduğumuzdan olacak bizim evi uçağa benzetmişim ahahhaha. Sıkı dur, anneannemlerin evine yaptığım benzetme de yaratıcı, bence. Onların evinin arkasında dere yolu adıyla bilinen bir yol vardı. Bir de anneannemlerin balkonundan o yola bakınca balkon biraz geride kaldığından kendimi güverteden ufka bakıyor gibi hissederdim ahahahah, yani oraya dere dedikleri için ben de evi gemiye, kendimi kaptana dönüştürmüşüm. Komikti bence. :)
Nedendir bilmem, küçükken kardeşime bu oyunu açmamıştım. Sadece kendi hayal dünyamda koridordaki o sandalyelerin de yardımıyla hem pilot, hem hostes (ki o zaman adını bilmezdim), hem de yolcu olurdum. O odaya dair sevdiğim bir diğer şey de babamın gençliğinden kalma kitaplarıydı. Böyle eski atlaslar. Ama içinde bir sürü dünya haritası ve açıklamalar vardı ve Bulgarcaydı. Yani onları okuyamazdım, okusam da malesef anlayamazdım çünkü babam o zamanlar iyi bildiği ama yıllar içinde kendinin bile unutacağı ikinci dilini bana da, kardeşime de asla öğretmedi. Belki benim kendi başıma öğrenme zamanım gelmiş de geçiyordur, kim bilir... Ama Bulgarcaya gelene kadar... diye diye gelmedi işte onu öğrenme zamanı.
Ben göçmenlere hiç benzemem biliyor musun? Artık biliyorsun ahahahhah. Baba tarafım genelde sarıdır. Kardeşim bile ufaktan sarıdır da ben annemgile çekmişim. Aslında eşit dağılım olmuş bence ama bana ve aileme bakış atan biri beni aslında fiziksel olarak anneme benzetir. Annemse babama ve onun tarafına. :) Babamı sevdiği için bunu olumlu bir şey olarak algılıyorum tabii. Ama geçen gün kulak misafiri olurken bir anda fark ettim. Anneme benzeyen bazı yanlarım var. Mesela bir şeyler anlatırken öyle neşeli oluyor ki bazen şaşırıyorum. Keyifli bir konuysa çok heyecanlanıyor ve arada ses tonu değişiyor falan. Ben de heyecanlı heyecanlı konuşurum. Bu yönümüz benziyormuş. Güzel bir özellik mi bilmiyorum tabi. Yeni cool dünyada zor bir özellik açıkçası. Ama kimin umurunda.
Hep ''tatlı'' bulunmaktan nefret etmişimdir. Gerçekten nefffet etmişimdir. Neden biliyorum. İnsanlar seni ''tatlı'' olarak damgaladıklarında salak falan da sanabiliyorlar veya öyle sanmasalar da, senin sınırlarını zorlayabiliyorlar. İlkay ses etmez zaten gibi. Hele de bende kredisi varsa. Ben zaten hep yanlış insanlara yanlış oranda kredi vermişim onu fark ettim. Taaaa ilkokulda başlamış bu ve yıllara yayılmış. Bir yerde ilmiği kaçırmışım da, sonra yanlış yanlış örmüşüm, anca baya ilerledikten sonra atladığım ilmeği (veya ilmekleri) fark etmişim gibi rahatsız edici bir his.
Neyse. ''Tatlı olmak'' ne demek tam olarak emin değilim aslında. Çünkü ben sadece kendimim -özellikle de birine veya bir ortama kredi vermişsem.- Ancak öte yandan bir şey olmaktan ölümüne korkan bir yanım varmış hep sanki. Sanki, bir şey olursam başka bir şey olmak için savaş vermem gerekiyormuş gibi bir his. Ben hepsiyim. Hepsi olamaz mıyım... Yani, hepsi derken... Tatlı olmak bile içinde farklı tatları barındırmaz mı? Bazen de mesela çok ciddi olurum. Yani ben, hepsiyim. Ben sadece kendim olamaz mıyım diye düşündüm uzun bir süre. Bence asıl coolluk böyle bir şey. Hayatta en çok ilgimi çeken insanları düşündüğümde onlarda hep ortak nokta görüyorum ve bu bende de olan bir şey. Ve bu, kıymetli bir şey. O zaman neden nefret ediyorum ki, diye düşündüm.
Sanırım uçlarda düşünmek yerine, her şey dediğim orta şekerli kıvama da şans vermeliyim. Sanırım bazen biraz sivri oluyorum. En azından hissedişlerimde ve bazen de bir şeyleri değerlendirirken. Bu yorucu bir şey.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder