Umut üzerine düşünüyorum.

 

Umuttan ne anladığımı düşünüyorum...

Umut ne olmayabilir, bunun üzerine düşünüyorum.

Çoğu kişi umudu, aydınlık bir imge olarak görür. Yoğun, dar ama ışıklı bir imge. Bir ateş böceği gibi, bilinmezliğin ortasında parlar. Bazen çok cılız olur, bazen daha irice... Kimi zaman parlaklığı artar, kimi zaman azalır. Bazıları hiç umut olmadığını söyler, bazıları ip gibi incecik bir umuda tutunmaya inanır. Kimisi içinse umut, tıpkı güneş gibi, ay gibi parlak bir gerçektir ve hep, orada bir yerdedir. İnsanlar umudu, ileride etraflarını saracak bir ''yer'' olarak benimsemeye eğilimlidirler. Bu yer kimileri için bir mekan gibi, kimileri içinse varoluş anı gibi tanımlanabilir; ama özünde, azımsanmayacak kadar çok kişi, umudu içlerindeki bir amaç olarak tanımlarlar. Umut bu noktada bir çeşit ''itki'' olur. Ancak öte yandan, bu itki beslenmek zorundadır. Yoksa zamanla bir efsaneden farksızlaşacaktır.

Umut elbette insanı ilerleten bir güç. Ancak bana göre, ileride olan bir mucizenin habercisi de değil. Herkesin kendine has bir umut tanımının olması da çok kıymetli ve bence zaten doğal olanı da bu. Öte yandan genel yargı hep aynı noktaya çıkıyor gibi görünüyor: Umut ileride ve ben ona doğru ilerliyorum. İşte bana göre yanılgı da tam olarak burada! Çünkü umudun ''içimizde bir yerde'' olduğunu söylerken bile aslında onu ilerideki bir nesneye (amaca) bağlıyoruz. Ben ilerliyorum çünkü istediğim ''şey'' ileride. Umut sahiden bu mu? Veya şöyle sormalıyım, umut hangisi? Umut ''düşlediğimiz'' bir amaç, ileride gözümüze kestirdiğimiz bir nokta mı; yoksa içimizde hissettiğimiz bilgi mi? Diğer bir ifadeyle umut; karanlıkta uzaktan parlayan ışık mı, yoksa içimizde bize rehber olan bir biliş hali mi? 

Bu noktada çoğu kişi umudu bu iki nokta arasındaki yol olarak tanımlayabilir. Sözcüklere dökülmese bile umut gibi soyut bir kavramın içimizde oluşturduğu baskın anlam çoğunlukla bu olmaya eğilimlidir. Oysa benim özellikle de son zamanlarda tam olarak anlayamadığım da buydu. Umut eğer ilerlediğimiz yolda içimizde taşıdığımız devam etme gücüyse, o zaman ileride erişeceğimiz noktaya biçtiğimiz anlama ne diyeceğiz? İleride kendimize belirlediğimiz hedef, şu anki mevcut karanlıkta kalma halimize ışık oluyorsa; yani, bize bir çeşit ''çıkış yolu'' sunuyorsa, o halde umut, bir noktaya kadar bizimle gelen veya bir noktada bizi bekleyen ve sonrasında da kaybolan bir şey mi? O noktaya ulaştığımızda veya hayat bu ya ulaşamadığımızda hissettiğimiz tatmin hissi veya düş kırıklığı bizim için yeni umutlar mı doğuruyor? 

- Umut, kendini üreten bir şey mi? 

- Umut, başka soyut veya somut durumlardan üreyen bir şey mi? 

- Umut, bizim ürettiğimiz bir şey mi? 

- Umut, bizden, bizim tanımlanmış veya öz varlığımızdan ürettiğimiz veya üretilen bir şey mi? 

Her yeni umut üretiminde bizden bir şeyler eksilmez mi? Ham madde olarak neyi belirleriz? Bizi azaltan veya çoğaltan umut ham maddemiz ne olur? Yoksa hiçbiri değildir de, aslında umut, bizim varlığımızdan tamamen kopuk bir şey midir? İleride varlığımıza katılacak bir şey?.. Yine ilk sorularımıza döndük: Umut ''düşlediğimiz'' bir amaç, ileride gözümüze kestirdiğimiz bir nokta mı; yoksa içimizde hissettiğimiz ''bilgi'' mi? Diğer bir ifadeyle umut; karanlıkta uzaktan parlayan ışık mı, yoksa içimizde bize rehber olan bir biliş hali mi? 

Soyut kavramlar genelde tam olarak somutlaştırılamazlar ve insanları etkilemek için kolaylıkla kullanılabilirler. Örneğin, ''umut fakirin ekmeğidir,'' gibi de çok bilindik bir cümle (ve türevleri) vardır. Bu, umudun yapısına ters değil mi? Böyle yaygın ve yerleşmiş kullanımlar bende bu kavrama dair inanılmaz toksik bir bakış açısı oluşturdu diyebilirim. Hatta bu kavramdan nefret ettim. Evet, nefret ettim. Umut insanları ilerletmek veya insanın kendini ilerletmek için kullandığı kimi zaman bir çeşit rehber, kimi zamansa kendini kandırma aracı (çünkü biz izin vermezsek başkasına kanmayız) olabilir. Ancak ben bu kavrama bu yakıştırmayı içten içe yapamıyormuşum. Sadece, yaygın kullanımlarına (bu kavram ister bu örnekteki gibi olumsuz bir yerden tanımlanmış olsun, isterse de başlangıçta masum ve olumlu görünen ama insanı ilerletmeyen bir yerden) katılmıyormuşum. Bu nedenle de bu kavramın bir çeşit kaf dağına giden yol olduğunu yavaş yavaş düşünür olmuşum. Yani bir masal olduğunu. Oysa bu doğru değil. Ben umudu ilerideki bir nokta veya beni ileride varlığından bile emin olamadığım bir noktaya taşıyacak güç olarak tanımlamıyorum. Belki de tanımlamak istemiyorum. Bence umut, bundan çok daha somut bir kavram. Bana göre umut... 

- Orada bir yerde değil. 

- Umut, orada bir yerde bizi bekleyen şeyde de değil. 

- Umut bir çeşit teselli değil.

* Umut bir gerçeklik.

Şimdi de, umut ne olabilir biraz bunu düşünmek istiyorum.

Umut her anımızda şekillenen, bizden akan ve dış dünyadan da bize akan bir şey. Umudun akışı bence tek yönlü değil, çift yönlü. 

Bazen umudun yönü dıştan içe ve sonra da yine dışa olur. 

Bu noktada dış dünyada bir hedef görürüz ve o hedef bizim içimizde titreşir. Böylece otomatik olarak bir rota çizeriz. Bir avuntu değil. O noktayı bir çeşit can kurtaran simidi olarak görmeyiz. Rotamız bir hedef değil, o hedefin içimizde anlam bulduğu his olur aslında. Çünkü umut sadece bizde anlam bulan ''şey''dir. Umut, içimizde anlam bulan hissi besleyen yargılarımızdır. Bu bakımdan umudun ilerideki hedeflerle de bir ilgisi görünmüyor. Bu hedeflere yüklediğimiz anlam, yani iç motivasyonumuz umudu oluşturan mekanizmadır çünkü. O hedef olmasa başkası olur. Umut, o dışsal hedefe yüklediğimiz içsel anlamdır. Bu bakımdan da, herkesin kendi iç sebepleri (motivasyonu) farklı olduğundan dolayı, herkesin umut şekli de farklı olacaktır. Ve bu nedenle de, hep benzer deneyimler yaşamış insanlar (yaşadıkları deneyimlerin olumlu veya olumsuz tekrarlarına göre) güçlü veya zayıf umut yargısına sahip olma eğiliminde olabilirler.

Bazense umudun yönü içten dışa ve sonra yine içe olur. 

Bu da yine önceki deneyimlerle ilişkili bir durum diye düşünüyorum. İnsan beyni, organizmasını korumak için deneyimlerine sarılmaya eğilimlidir ve çok da haklıdır. Bu nedenle de bize benzer hisler anımsatan dışsal hedeflerin varlığını ilk etapta sezeriz ve ortada en azından başlangıçta ''tanımladığımız'' somut bir dış koşul olmasa da, sezgisel olarak orada bir yer var uzakta orası benim varacağım limandır diyebiliriz. Sonra o liman sahiden de belirir ve içimizde bu sefer daha yoğun bir his, bu sefer şekillenmiş düşüncelerle desteklenen ''tanımlanmış'' hisler, oluşur. 

Tüm bunlardan hareketle umut, aslında deneyimlerimiz sonucunda iç dünyamızda şekillenen ve biçimlenen bir organize etme beceridir diyebilir miyiz? Evet, aslında umut özünde bir çeşit organize edebilme hali gibi görünüyor. Bu nedenle de bize ilerlemek için bir çeşit yol oluşturuyor. Aslında marifet ilerideki bir noktada veya içimizdeki erişilmez ışıkta değil. Olay sadece geçmiş yaşantılarımızın bizde oluşturduğu izlenim ve problem çözme becerisinde gibi görünüyor. 

Peki sence umut nedir? Neden?

Peki sence umut, ne değildir? Neden?

Umudu somutlaştırsan, onu nasıl tarif ederdin? Neye benzetirdin? Neden? 

(Bu soruları bile aslında deneyimlerimize başvurarak yanıtlarız ya neyse.)

-Bu yazının varacağı noktayı ben de tahmin etmemiştim.-


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

orijinali.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar