Hayat felsefemi 5 yaşındayken falan bulmuştum. Benim hatırladığım görüntülere göre o zamanlar dünya benim için belleğime kaydedilmiş pek çok kısa filmden oluşuyordu. Mavi bir kubbe, onu arşınlayan dağınık bulutlar, battaniye-çarşaf kümesinden oluşmuş salıncağım ve yana düşmüş beni sallayan ayağım... Bu bana, tüm kısa filmlerimin fragmanı olan kısa filmimmiş gibi geliyor. Arka plandaki sesler ise, beynimin bilemediğim kurallarına göre yılların uzaklığı yakınlığına bağlı olmaksızın değişkenlik gösteriyor. Bazen bugünümden beş yıl evvelcesinin sesi kısıkken, on beş yıl öncesi gümbür gümbür zihnimde çalabiliyor. Gerçi zamanla belleğimde ani bir temizlik de başlamadı değil... ama genelde bir tetikleyiciyle pek çok detayı anımsayabiliyorum.
Benim hatırlayamadığım detaylara göreyse ben, çocukken çok meraklıymışım. Evet sanırım aynen şimdiki gibi. Annem başta olmak üzere yakınımda kim varsa onlara merak ettiğim her şeyi sorarmışım. Ama -tabi bana anlatılana göre- ''bu ne'', ''bu neden böyle'' gibi temel soruları sorarmışım. Benim hatırlayabildiğim ama hala küçük olduğum yaşlarımda da, evet, gevezeydim. Ah, belleğimdeki tüm kısa filmlerimi bir çırpıda ortalığa saçardım! Hatta artık susayım diye bana birkaç sefer hayaletvari öyküler anlatıldığı (geveze çocuk kaçıran şimşek canavarı gibi - ona bu ismi şu an taktım :) da oldu. Benim bir lakabım bile vardı biliyorsun: Cırcır böceği.
Bu ismi hep çok sevmişimdir. Bu ismi bana yakıştıran kişiyi de hep sevgiyle anarım. Aslında artık büyüdüğümde yakın olmadığım, kan bağımızın olmadığı bir akrabamızdı ancak o amcayı hep gülümseyen küçük yanımla hatırladım. Beni ciddiyetle dinleyen, benimle uğraşan ve bana benimle uyumlu bir isim uyduran bu amcayı, hep zihnimdeki kısa filmlerdeki gibi güzel hislerle andım. Bence bu, hem bir çocuğa verilebilecek, hem de kendi ruhuna katabileceğin en büyük hediyelerden biri: Birilerinin hatıralarında güzel kalmak. Yıllar yıllar geçse bile hep güzel hislerle anımsanmak. Çok değerli bir şey.
Bu ismi sevme nedenimse, bana hep beni anımsatmasıydı. Hayatta en korktuğum şeyin hep yalnız kalmak olduğuna inanmıştım. Anlaşılmadığım bir hayatın içinde, anlaşılmadığım insanlarla olmak. Bunun düşüncesi bile nefesimi keser, yaşama sevincimi elimden alırdı. Sanırım bu nedenle de hep, bana aksini kanıtlayacak bir şeyi bekledim. Hayır, bunu çok istedim. Ama fark ettim ki, kendi kendimi bloke eden benim. İnsan, kendi yaşamını kurmalı. Böylece, korkularını bu kadar sık düşünmez ve böylece de, korkularını değil, kendini yaşar.
Cırcır böceği ismi bana bir çeşit Kızılderili ismi gibi de geliyor. Ne var, öyle değil mi ama ahahahha. Kızılderililer de kendi özelliklerini anımsatan isimleri hak ederek alırlarmış ya, onun gibi. Yani... onlar aslında bu ismin özellikleriyle doğsalar da, büyüdükçe kendilerini, kim olduklarını (diğer bir deyişle yeteneklerini veya eğilimlerini) göstererek bu isimleri kazanırlarmış da. Ben de, bir cırcır böceği kız olarak doğdum tabi. Bu benim, yapımdı. Mizacımdı. Ancak yaşarken insan, çok küçücükken bile, ona dış dünya yeni bir kimlik veriyor. Sen busun diyor sözgelimi veya bu olmalısın diyor. İnsan rollerle doğuyor. Birilerinin evladı olarak, arkadaşı olarak, öğrencisi olarak gibi gibi. O rollerde kendini yaşamayı unutuyor. Bazen dış dünya onu bastırıyor, bazen dış dünyaya kendi isteğiyle kapılıyor.
Doğum günlerini hep sevmişimdir. Bana sanki o gün, tamamen benimmiş gibi gelir. Gece 12'den bir sonraki gecenin 12'sine dek. Bu nedenle de blogda hep güne giriş yapar yapmaz bir yazı yayınlarım. Yıllardır buradayım. Öyle ki 17. yaşımı bile burada kutladığım aklımda (tabii farklı bir gezegende :). Vay be. Çok zaman geçmiş değil mi? 26 yaşına giriyorum. Merak edenler ve etmeyenler için söyleyim. Bu yaş hakkında ne düşünmeliyim bilmiyorum ve bu, müthiş bir şey! ahahahah. Ciddiyim öyle, mükemmel. Beni yeniden özüme döndürüyor. Mesela 25. yaşımda nasıl biri olmalıyım hakkında fikirlerim vardı ve bu beni depresyona soktu :)). Oysa 26... Bilmem.
İnsanlar kendilerine bir yaşam kuruyorlar. Bir iş, mükemmel bir eğitim, belki bir sevgili, belki ciddili bir sevgili, belki daha da ciddilisi olarak bir eş, belki hatta çocuk... voaaaaa. Başka ülkede yaşayanlar da gördüm. Pek çok deneyim... Ben ne yapmalıyım bilmiyordum ve sanırım bu beni üzüyordu. Bilmediğim için değil, bilmem gerektiğini sandığım şeylerde kendimi göremediğim için. Beynimde bir kısa film de, bu senaryolara döndüremediğim için. Bu nedenle de bahaneler uydurmak kolayıma gelmiş.
Oysa ben, yaşamak için doğdum. Her yıl, o yaşıma kadar öğrendiğim en net şeyi yazı yazarak bulurum. İşte! 26. yaşıma kadar öğrendiğim en net şey de bu: İyi ki bu dünyada yer kapladım. Bu dünyada benim de bir yerim var. İyi ki varım. İyi ki buradayım. Benim de ait olduğum bir yer var ve o yer uzakta veya bilinmeyen bir gelecekte değil. O yer, burada. Tam şu anda, olduğum anda ve yerde. O yer, hep benimleydi ve hep benimle. O yer iyi ki var. Ben iyi ki varım.
Ben, iyi ki doğdum, var oldum ve yaşadım.
Hoş gelsin yeni yaşım ve bu yeni yaşımda çok güzel şeyler var edeyim.
Eğer sen de bana bir hediye vermek istersen, ki bu beni çok mutlu ederdi, bana bu yaşına kadar öğrendiğin en net şeyi söyleyebilir veya yok almayım dersen de, bana sende özel bir yeri olan bir alıntıyı, repliği, şarkıyı vs yazabilirsin.
Ah... hayat felsefemi yazmayı unutmuşum. Ne yaparsın ben de böyleyim işte. 5 yaşında bile bildiğim hayat felsefem: Yaşamaktı. Keşfederek, merak ederek, cesurca yaşamak. Tıpkı bir kaşifin yapabileceği gibi, bir hayatı, kendim olarak yaşamak. İşte buydu.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| eski ama sevdiğim bir fotoğraf. |

İyi ki doğdum Cırcır Böceği💐 26 sana sürpriz yumurtalar getirsin bakalım onların içinden ne oyuncaklar çıkacak 💕
YanıtlaSilTeşekkür ederim bu güzel yorum ve tatlı temennin için :)
Silo kadar güzel bir yazı ki bu :) 5 yaş, cırcır böceği, yaşamak kararı :) evet yani hayat ne getircekse yaşa yaniii dibine kadar hissederek. huzurla keyifle de yaşa arada bir stres de faydalı ama :) memento mori memento vivere işte en güzel söz :) mutlu olmak için güzel bir gün :) ayrıca yılbaşı ve ardından doğum günün, tam yenilenme günleri :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim :) Evet her şey dengeli olduğunda anlamlı ve değerli. Yeni yıl ve doğum günüm benim için bir çeşit eşik gibi oluyor diyebilirim. Yani özellikle de yılın sonuna geldiğimizde şu yeni yıl gelsin de, doğum günüm gelsin de falan gibi kafamda bir süre belirlerim istemsizce. İşte doğum günüm de geldi bile. :)
SilNe güzel yazmışsın. Yaşadıkça her yaşta bir şey öğreniyor insan ve anlaşılabilmek çok önemli gerçekten. Doğum günün kutlu olsun, duaların kabul olsun. :)
YanıtlaSilBenim hayat felsefem de sanırım yaşamıma anlam katmak. Tabi bu herkes için farklılık gösterebilir, ben kendimce bakıyorum. Herkesin bir amacı olmalı gibi geliyor. :)
Teşekkür ederim :) Her yıl o yıla kadar öğrendiğim şeyi bulmak için bir yazı yazıyorum gerçekten. Başlangıçta tabi bilinçli değildi ama bir çeşit blog geleneklerimden biri oldu zamanla. :) Anlam bence de motivasyon için de gerekli bir şey. Yaşama motivasyonu için.
SilMutlu Yıllar :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim :)
SilGenç arkadaşlarımızın enn sevdiklerimizden olanlarından sevgili İlkay da büyüme yollarında bir adım daha attı demek ki... O halde güle güle büyüsün, yeni yaşı kutlu olsun ve kendisi hep bizimle olsun:)
YanıtlaSilTeşekkür ederim :) Açıkçası bu yazıyı yeni yıl yazımla ve sonrasında da bir hafta içinde üç kez baştan yazdım. Ah, doğum günü yazılarımı hep ayrıca bir heyecanla yazıyorum gerçekten! Mevcut yaşıma kadar ne öğrendim acaba... Öğrenmek? Fazla iddialı, belki edinmek. Evet doğrusu bu. Bu nedenle yazmak da hep zorluyor beni. İçime sinmiyor. Bundan evvelce mesela sizin büyümek olarak ifade ettiğiniz olgunlaşma mevzusuna değinmiştim. Sonra içime sinmedi, tam da doğum günü gecemde bir yazı yazmak üzere sildim yazımı. Ama olgunlaşmak kesinlikle üstünde durmaya, hatta bir yazı yazmaya değer bir konu. Sorunum hep fazla olgun olmaktı, sanırım ben artık olgun olmaktan emekli olmak istediğime karar verdim. Allahtan genetiğim benden yana. Bir de önceden yaşım küçük diye buralarda yaşımı ifade edemezdim, utanırdım niyeyse :) Anca üniversiteli olunca bunu aşmıştım. Şimdiyse yine yaşsız olmak istiyorum galiba. Çünkü aslında yaşın bir önemi yok. Zira ben kendimi ne 26, ne de başka bir yaşta hissetmiyorum (belki biraz daha yaşlı, bin yaşında falan ? :). Kendimi şu anımda hissediyorum. Ve nihayet bu yeterli geliyor bana. :)
SilBu kötü Dünya'da gencecik bir insan denince akla kim gelir? Cadı gelir :)
YanıtlaSil2026 senin için harika bir dönüm olsun Cadı ve hatta bu senende hedeflediğin tüm güzelliklere teker teker eriş. Güzel yaşlardasın ehe.
Teşekkür ederim :) Bence de güzel yaşlardayım :) Ya ben hep geç kalmışlık hissiyle saçma sapan triplenmiş biriyimdir. Ama artık yetti. Geç meç kalmadım, o kadar :) Her neyse. Daha evvel yaptığım hata hep yapamadıklarıma odaklanmaktı. Artık öyle yapmayacağım. Aynı şekilde bana ne mevcut yaşımın beklentilerinden de. Hala gençken genç olmak istiyorum. En çok buna ihtiyacım var. Pasta üfürürken de üç beş dilek diledim biri tutsa bari ahahahha.
SilÖğrenerek, insanca, bilgece çok yaratıcı, çok keyifli bir yaşam diliyorum sana İlkay. Nefes aldığın ve nabzın attığı sürece "şov devam ediyor" demektir. Güzellikler seninle olsun, mutlu yıllar !
YanıtlaSilTeşekkür ederim :) Şov benzetmeniz çok yerinde olmuş ancak bence önemli olan o şovu yönetebilme becerisini geliştirmek. Aksi halde... Kendime aksi halde sorgulamasını yasaklıyorum :) Şov zaten bir hak ama onu kullanabilmek mühim olan. Umarım ne istediğimi bilip de onu kullanırım. Bir yıl sonra vay be derim (olumlu anlamda). Tekrardan teşekkürler.
SilSevgili İlkay, iyi ki bu dünyada yer kaplıyorsun, iyi ki doğmuşsun! Seni anlıyorum, seni kişisel olarak çok tanımasam bile anladığımı hissediyorum, kelimelerin ruhumda bir yere dokunuyor bu nedenle yalnız olmadığını söylemek istiyorum. “Yaşamak” hayat felsene bayıldım, yaşamı hissetmek, her şeyiyle, bazen yoğunluğuyla bazen kenarda köşede. 5 yaşındaki İlkay’a da 26 yaşındaki İlkay’a da kocaman sarılıyorum ve sevgilerimi yolluyorum. Sana bir sürü hediyem var o halde: bu yaşıma kadar öğrendiğim en net şey, bilinmezliğin ve öğrenmenin, deneyimin hiç bitmeyeceği. Dönüşümün içten dışa hep var oluşu ve artık bunun kötü bir şey olmadığını insanı insan yapan geliştiren bir mekanizmaya sahip olduğunu biliyorum. Bunu söyleyebilirim belki de. Sana bir alıntı daha hediyem var: “Hayatında en önemli iki gün; doğduğun gün ve neden doğduğunu anladığın gün.” -Mark Twain. İyi ki doğmuşsun, iyi ki hayat felsefeni bulmuşsun; bu keşif belki de sabit değil her yaşla tekrardan devam edecek. Neden doğduğumuzu bana kalırsa her yaşta yeni bir günde tekrar anlayabiliriz. Sana bir şarkı da hediye etmek istiyorum: “Golden Brown” Bu şarkıyı son dönemde her dinlediğimde üzerime peri tozu dökmüşler gibi hissediyorum, üzerine ve yeni yaşına peri tozu serpiştiriyorum <3 Umarım 26 sana sağlık, mutluluk, huzur, aşk en güzel günlerini getirir. Çokça sevgilerimle.
YanıtlaSilYorumunu gördüğüm anda yüzümde güller açtı biliyor musun, o nedenle görür görmez yanıt vermeye koştum :) Bu yüksek enerjili yorumun için de, birbirinden güzel hediyelerin için de çok teşekkür ederim canım Roza. Benim için gerçekten kıymetli. Bu blogda birbirinden değerli insan gördüm ve sen de onlardan birisin. Bazen devam etmek istemiyorum. Önceden kaybolmuş veya yalnız hissettiğim bahanelerine sığınırdım. Bir çölde olduğumu düşündüğüm az zaman olmadı. Ne yaparsam yapayım bu histen kurtulamadım. İç dünyamı yeşertmenin bile bana acı verdiğini hissettiğim oldu. Bunun bir nedeni var ama ne olduğunu bildiğimden artık emin değilim. Belki de tüm bunların nedeni, hep bir neden aramamdandır. Her neyse. Peri tozları iyi ki var. İnsanı güzelliğe inandırıyorlar. Bazen öyle, bazen böyle olabiliyor. Önemli olan tek şey, yaşamı solumak ve akışa izin vermek belki de. Tekrardan çok teşekkür ederim bu güzel yorumun için. Bu gece biraz hüzünlenmiştim. Aslında bir konuda buruk hissetmiştim. İç dünyamda bazı şeyleri kabul etmek ve zamana güvenmek hala benim için zormuş. Ama iyiyim. Uzun zamandan sonra ilk kez devam etmek ve bu yaşamdan deneyim elde etmek istiyorum. Uzun zamandan sonra ilk kez hayal bile kuruyorum. Bu his güzel. Yine, her neyse. :) Çok sevgiler, öpücükler ve sarılma. <3
Sil