Küçük Ben bana ne söylemek ister?

 

Az evvel kitap okurken gözüm karşımdaki fotoğrafa takıldı. Bir takvim. 2007 yılından. Bunu ilkokuldayken yaptırmıştık. Takvimin üst kısmında kendi fotoğrafım, alt kısmında o dönemki sınıf arkadaşlarımla fotoğrafım var. Sınıf fotoğrafımız yıllar geçtikçe daha da komiğime gidiyor. O fotoğraftaki bücür bizlerin şimdilerde yetişkinliğe adım attığını (atması gerektiğini) hayal bile edemiyorum. Hepsi kocaman oldular. Zaman ne garip.

Benim gözüm üst kısımdaki bana takıldı. Bana sanki bir şey söylemek ister gibi bakıyordu. Aman canım hemen korkma, bana öyle geldi, dedim ahahaha. Neyse. Ama biliyor musun, korkma canımmm, sahiden de bana bir şey söylemek istiyormuş. Başta bunu anlamadım. ''Küçük Ben, yine bana ne söyleyeceksin kuzummm?'' Hayır. O bana bakmaya devam etti. Tatlı tatlı, uzun uzun -ve ben ne demek istediğini asla anlamayan bir şapşik olduğumdan, nihayetinde...- hüzünlüye çalan bir buruklukla bana baktı. Ve o noktada anladım! Çünkü bu bakış bana aitti. ''Sen ne istiyorsun, küçük Ben?'' -ve nihayet bakışındaki hüzün bulutu dağıldı, galiba içinden ''ah sonunda anladın!'' diyordu. korkma canımmm :)-

Hayatta en çok etkilendiğim soru hep, ''nasılsın,'' olmuştur. Ah keşke biri bana nasılsın dese ve beni pür dikkat dinlese. Hayır. Dinlemek istese. Hayır. Yani tam olarak evet değil. Asıl isteğim, bu soruyu birinin bana sormak istemesiydi. Evet, sadece sormak istemesi (ve tabi sorması :). Biri sorunca gerçek cevabımı veririm vermem o ayrı :), ama biri bana gerçekten isteyerek bu soruyu sorsun diye hep çok isterdim. Çok uzun yıllar boyunca. Ne dramatik oldu, yok yok dramatik değilll ahahahah. Sadece istedim işte okur, istedim. İnsanlar bir şeyleri ister ya, onun gibi istedim. Ve hep en çok da bu sorudan etkilendim (bir itiraf).

Bu akşamımı kitap okuyarak geçirecektim (hala öyle yapacağım :). Ama küçük Ben hala bana bakıyor. Yoksa soruma vereceği yanıtı anlamamı mı bekliyor. ''Sen ne istiyorsun küçüğüm?'' Belki de ''nasılsın'' yanlış bir beklentiydi. Nasıl olduğumu soranlar oldu. Lafın gelişiyle, lafın gidişiyle, gerçekten önemseyerek... Neden yetmedi? Ah bu derin mevzu olur bir blog kaldırmaz. Üstelik Neptün'deyiz Titanik oluruz yapma. O zaman? O zaman, belki de işte dediğim gibidir. Belki de bu soru, yani nasılsın, anlık bir tatmin olma isteğidir. Yani işte o anlık içimden bir şeyleri atmak veya önemsenme hissini hissetmek içindir. Oysa asıl ihtiyacım olan, neye ihtiyacım olduğunu bilmemdir. 

Nasılsın, aslında ihtiyacımız olan şeylere sahip olma ya da olmama durumumuzla şekillenen duygusal halimizi simgeleyen bir soru. O anlık bir soru. Yani zamanla değişebilecek cevapları olan bir soru. Gelip geçen bir soru. Oysa ''ne istiyorsun'', nasılsın sorusunun temelini oluşturan ve nasılsın sorusunun yanıtını şekillendiren bir soru esasında. Bu nedenle belki de bu soruyu kendime sorabilmek için bir türlü gereken cesareti bulamamış, hep erteleme olasılığına sığınmış ve sonunda da küçük Ben bana yargılayıcı bir şekilde bakmadan bu soruyu sormayı hatırlayamayacak kadar unutkanlaşmışımdır.

Bunu erteleme sebebim, pek tabii geçerli bir sebepti. Çünkü büyük Ben'in ne istediğini bilmiyorum. Biliyorum ama bilmiyorum. Sana önceki yazılarımda bahsettiğim korkumun sebebi de bu. Yani hayal kuramıyorum vs dememin sebebi de bu. Bak, insanlar dış dünyadan topladıkları malzemeleri birleştirip bir yemek yaparmışçasına hayal yaparlar. Ama ben malzeme bulma konusunda, söz konusu kendime bir hayal yapmaksa, iyi değilim. Çünkü tadını seveceğim (böyle de olmadı neyse teşbihte hata olmaz) bir malzeme bulamıyorum. Zor buluyorum yani. Bu da tabi alıştırma gerektiriyor biliyorum (yıldız bulmaca oyunumda bir kısa değinmiştim). Hangi malzeme şifalı, hangisi zehirli; hangisine alerjim var, hangisinin tadına doyum olmaz... ben dışarıdan bakıp ne bileyim? Offf, belki önceden daha iştahlıydım ve daha kolay malzeme seçebiliyordum (hayal spesiyalim için). Ancak zamanla bu malzemeler bende gaz yapmak, döküntü çıkarmak, göz yaşı tufanı, öfke volkanı, umutsuzluk titremesi, mutsuzluk hönkürmesi ve türevi gibi semptomlar yaptı ve ben hayal yemeği yapamaz oldum. Malzeme bulamadım ne yapayım ooofff. Siz dünyalılar nasıl bu kadar kolay malzeme bulabiliyorsunuz bana tarifini, yolunu yordamını anlatır mısınız?

Şimdiyse, küçük Ben'in, gözlerinde şaşkın bir bakış var. Ahahahah, bu gerçekten komik. Sanırım benim seninle konuşmama şaşırıyor sevgili okur. Benim küçük Ben ile aramızda olanları bu kadar şeffaf anlatmama şaşırıyor. Bozuluyor mu yoksa? Du' bakayım... ''Bozuluyor musun küçük Ben, anlatmayım mı?'' Şimdi de gülüyor. Şaşkınlığının yerini şımarma aldı. Onu gıdıkladığımı hayal ediyorum. Benden kaçıyor. ''Gel buraya İlkaycık, seni yakalarsammm... :)'' Ve bana bakıyor. Gülümseyerek bakıyor. Sanırım o bunu hayal edemezdi. O, Ben'i hayal edemezdi. Seninle konuşan Ben'i. Gözlerim doluyor. Küçük Ben'in değil, Ben'im. Ben. Küçük Ben'den parça taşıyan Ben. O da benden parça taşıyor muydu? Yoksa zamanın çizgisel algısı buna engel mi oldu?

O sanırım bunu istiyor. Konuşmamı, yazmamı. Anlatmamı istiyor. Saklanmamamı. O bana şimdi de merakla bakıyor. Hadi, der gibi, yaklaştın! Böyle bakıyor ve yine hafifçe gülümsüyor. Hayır hayır hayır, fotoğrafım suskunlaşıyor. Fotoğrafım... Benim fotoğrafım. Canlısı benimleyken, bir fotoğrafı dinliyorum. Bir fotoğraf bana gülümsüyor. Sahi, sanırım fotoğraflar zaman geçtikçe bize gülümsüyor. Geçen bunu düşündüm. İlk çekildiğimde beğenmediğim bazı fotoğraflarımı buldum ve çok sevdim. Zamanla bana gülümsediler. Çizgisel zamanın farklı uçlarından birbirimize baktık. Oysa ne garip... O fotoğraftaki Ben de benimle, benim içimdeydi.

Ne istiyorsun küçük Ben?

Seni, diye fısıldıyor. 

Beni istiyormuş.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


şu an okuduğum kitaptan 1.


şu an okuduğum kitaptan 2.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar