![]() |
| Yazar: Paul Lynch, Çevirmen: Mert Doğruer, Yayınevi: Delidolu Kitap |
Kitabı okumak gerçekten çok zordu. Daha ilk sayfalarından beni yoğun bir belirsizlik, kasvet ve düşünce selinin ortasına çeken kelimeler hızla etrafımı sardı. Başlangıçta olayların ne olduğunu tam olarak anlayamasam da, karakterlerle birlikte bir çeşit kaosun içine çekildiğimi hissettim. Kaosun verdiği merakla hem hızla, hem de sarsılarak Eilish'in değişen yaşamına adımlarımı attım.
Kitap, İrlanda'da otoriterleşen reijimin sıkı yönetim ilan etmesiyle başlayan süreci, giderek artan baskı, yasaklar ve sebepsiz tutuklanmalarla gücünü arttırması ve nihayetinde muhalefet kanadındaki isyanlar ile otorite arasında çıkan iç savaşta yaşanan olayların etkilediği yaşamları, dört çocuklu bir ailenin üzerinden anlatıyor. Öncesinde evin babası Larry Öğretmenler Sendikası'nda yönetici olduğu için tutuklanıyor. Eşinin nedensiz olarak tutuklanması ve adeta kayıplara karışması evin annesi olan Eilish'in bir yandan ailesini bir arada tutma, diğer yandan inandığı değerlerin ellerinden kayıp gidişini sindirme mücadelesinin başlangıcı oluyor.
Kitap 3. tekil kişi ağzından ilahi bakış açısıyla yazılsa da, olayların anlatımı sanki gittikçe gerçeklik algısını yitiren Eilish'in birey olma halinden çıkıp dış bir göze dönüşerek, hatta kendini bile 3. tekil kişi olarak görerek, yaşadıklarını anlatıyormuş gibi bir his verdi bana. Kitabın anlatımı bilinç akışı tekniğine çok benziyor. Karakterlerin konuşmaları da, yaşanan olaylar da ayrıca bir noktalama işareti veya paragraf başı yapılmadan tek bir anlatı içinde yalnızca virgülden yardım alınarak ifade edilmiş. Bu durum kitabı okumayı benim için zorlaştırmadı, aksine bu anlatım şeklini beğendim, ancak kitabın diline alışana ve olayların içerisine girene kadar anlatımı biraz yadırgadığımı söylemeliyim.
Kitap gerçekten yaşanmış olayları anlatmasa da, dünyanın başka köşelerinde yıllardır otoriter rejimin ağır yaptırımlarını yaşayan özgürlüklerinden edilmiş ve hatta bu kitapta anlatılanın bin beterini deneyimleyen, insan olarak bile görülmeyen pek çok insan var. Orta Doğu yıllardır cehennemi yaşıyor. Bence distopik bir kitabın bile gerçek yaşamların korkunçlarının yanında hafif kalması, dahası bu kitabı okuyan muhtemelen pek çok Avrupa vatandaşının (kitap İrlanda'da geçiyor) bu gerçeği bile tam olarak anlayamayacak olması, çok daha sert bir distopyayı gösteriyor bize. Üstelik bu distopya bir kurgu da değil, gerçek. Aynı şekilde bu baskıcı rejimlerin nasıl küçük görünen değişimlerle başlayıp asla durmayacaklarını, tıpkı bir canavar gibi önce parmağınızı (ses çıkarma hakkınızı) sonra tüm ruhunuzu (varlığınızı) ele geçirmek isteyeceklerini, tüm bunların nasıl anlaşılamayacak kadar hızlı, adeta bir anda olabileceğini ve geriye düzeltilecek bir şey kalmayana kadar baskının, zorlamanın, ruhunu satanların size ve özgürlüğe dair her şeyi yutabileceğini göstermesi bakımından sarsıcı bir kitap.
Kitabın ilk yarısını okumak nispeten daha kolaydı ancak ikinci yarısında resmen boğulduğumu hissettim. Bence yapılan yaptırımların dehşeti kitapta tam olarak yansıtılamamıştı ya da dediğim gibi çok daha kötülerini bildiğim için beni derinden sarsmadı (karakterler en azından insan yerine konuluyorlardı??). Evet, hak ihlali ile başlayan sürecin hakların elinden alınması ve ardından savaş atmosferine dönen bir ülke tasviri yeterince korkunç ancak kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınızdır... bence kitaptaki somut olaylardan çok, Eilish karakterinin birbiri ardına yaşadıkları kayıplar, güçlü olma çabası, her kötü olayın ardından hala şaşırabilecek bir yan bulurken zamanla gittikçe katılaşması... kayıplarını değil yüreğinde, tüm ruhunda ve hatta bedeninde yanında götürmesi... Beni asıl boğan aslında buydu. Zaten kitap her ne kadar totaliter rejimlerin insanın yaşamını kabusa çevirebileceği konusunu işlese de, kitabın odak noktasında Eilish vardı. Eilish'in ailesi bile değil, Eilish'in gözlerinden değişen dünyası anlatılıyordu bence kitapta.
Kitabı asla tekrar okuyamam. Gerçekten böğrüme öküz oturmuş gibi bir sıkkınlık hissediyorum. Ancak böyle ifade etmeme bakmamanızı istiyorum. Gerçekten çok etkileyici bir kitaptı.
Kitaplarla kalın.
ALINTILAR
Karanlığa gömülen bahçeyi izliyor, bu karanlıkla bütünleşmeyi, dışarı çıkıp onunla yan yana uzanmayı, düşen yaprakların üstüne yatıp gecenin akıp gitmesine izin vermeyi, sonra şafak sökünce uyanıp gelen sabahla tazelenmiş halde uyanmayı arzuluyor. (Sayfa 7)
Saygı dediğin karşılıklı gösterilir... (Sayfa 11)
Larry, bunlar bu olağanüstü hal kanunlarıyla anayasal haklarımızın ne kadarını yok edebilirler? Bilmiyorum, bu kadarını alamazlar, böyle yapamazlar, tutuklama yetkilerinin tümü hala kanuna tabi ama böyle şeyler yaşanıyorsa kanun dediğin nedir ki... (Sayfa 19)
Eilish şimdi babasını seyrederken çocukluk hissine kapılıyor, babasını eski haliyle görüyor... (Sayfa 20)
Gazeteyi katlıyor, çay koyuyor ve parmaklarını masada tıklatmaya başlıyor. Niye okuyorum bunu hala, bilmem, diyor, içinde yalan dolandan başka hiçbir şey yok. (Sayfa 20)
İkimiz de bilim insanıyız Eilish, bir geleneğe bağlı olsak da gelenek dediğin herkesin üstünde anlaşabildiği şeylerden ötesi değildir - bilim insanları, öğretmenler, kurumlar, kurumların sahibini değiştirirsen gerçeklerin sahibini de değiştirebilirsin, inancın yapısını da değiştirebilirsin, üzerinde anlaşılmış şeyleri de... (Sayfa 22)
...bir şeyin başka bir şey olduğunu söyler ve yeterince tekrar edersen o zaman onun öyle olması gerekir, tekrar tekrar söylersen de insanlar bunu hakikat bilir - eski bir fikirdir bu tabii, yeni bir şey sayılmaz ama sen de yaşadığın dönemde gerçekleşirken seyrediyorsun işte, kitaptan okumuyorsun. (Sayfa 22)
Hayatın boyunca uyudun, hepimiz uyuduk ve şimdi büyük uyanışlar başlıyor. (Sayfa 36)
Eilish sahildeki başka aileleri izliyor, kumun üstündeki ayak izleri yalnız, yanından geçenlerin yüzlerinde kendi hissettiği şeyi arıyor. Sahildeki ışığı izliyor, düşünüyor, ışığın bu zamanı, günler nasıl da gelip geçiyor ışığı toplayıp salarak, sabah geceye dönüyor ve biz geçip giden şeye ulaşsak da ne dokunabiliyoruz ne de alabiliyoruz geçip gidiyor gibi görünen bu şeyi, zaman dediğin rüyadan ibaret. (Sayfa 48)
Bir tünele girdik ve geriye dönüş yok, diyor, öteki uçtaki ışığa varana dek devam etmemiz lazım, o kadar işte. (Sayfa 155)
...onu kalbimde tutmayı çok istiyorum ama nasıl tutabileceğimi bilemiyorum. (Sayfa 156)
...biz rejimin gitmesini istedik, aynısıyla değişmesini değil. (Sayfa 173)
...belki de kalbin bir bölümünde onca ağırlığın altında ufak bir aşk mühürlü kalmıştır. (Sayfa 221)
Molly'nin gözlerini arıyor, doğru kelimeleri bulamıyor, söylemek istediğini anlatacak sözcük yok, göğe doğru baktığında yalnızca karanlığı görüyor, bu karanlıkla ne zamandır uyum içinde olduğunu ve hepsinin yaşamasını isterken burada kalmanın karanlıkta kalmaya denk düşeceğini biliyor, oğlunun başına dokunuyor, Molly'nin ellerini tutuyor, hiç bırakmayacağını söyler gibi sıkıyor ve denize dönüp diyor ki, denize gitmemiz lazım, deniz hayattır. (Sayfa 240)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.
.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder