Kalbimin İçi.

 

Sana yazmayacağım dedim ama tabi ki böyle bir şey mümkün değil. Hele de bu sıralar bir şeyleri kafaya takmaya müsait bir ruh halindeyken neden yazmayım ki? Hem burası benim bloğum istediğimi de yazarım bi' kere! -tamam-

Yine de artık eskisi gibi yazmayacağım konusunda ciddiydim. Yeni yazılarımı entelektüel bir çerçevede ve havalı ve bilgilendirici bir zeminde ele alma kaygısı içindeydim ki bir de ne göreyim, ben gönlümce yazmak istiyorum. Aman canım öylesini de yazarız ne yani aaaaa.

İşte bu. Ben sanıyorum ki bir anda elimi şıklatacağım ve bir çağ kapanıp öbür çağ açılacak hayatımda, benliğimde. Hade ordan İlkay hade ordan. Keşke öyle olsa mı mızık mızık onu bile bilmiyorum. Belki de iyi ki öyle değil. Öyle değil mi Dünyalı dostum, söylesene.

Dünyalı dostum, sence bu dünyalılar niye böyle? Ne olacak bu işin başı ortası sonu? Bazen bazı insanlara gıcık kapıyorum. Bana da kapan vardır elbet ama bana ne ben de kapıyorum. Ben haklı sebeplerle kapıyorum ve sonra da diyorum ki, ''Tanrım, ben de mi 'onlar gibi' olayım bunu mu istedin benden!?''

Bana ne insanlardan o da ayrı. Ben şanslıyım üzerine afiyet. Buna gözlerimi kapatmaya devam ettikçe de rüyamda bile ''mutlu'' olamam. 

Son günlerde öldüğüm doğruydu. Son günlerde son günlüğümdeki içime oturan yazım da bununla ilgiliydi. Başka bir yere gitmek istemişim. Buradaki ben'in acıklı halini yok edip başka bir yerde var olmak. Ne fark edecekti ben benken? Hiç. 

Çok dırdır ettim ben kendime. Çok üzüldüm, acıdım belki. Acımak da tepeden bakmak değildi aslında, şefkatti. Yine de böylesi bir şefkatten nefret ederim. Hayatta en nefret ettiğim şey ''güçsüz bulunmak''tır. Böyle diye diye kendimi mahfettim zaten.

Bir de şu var... Ben çok istemiştim. Bu cümleyi çok kuruyorum. Sanıyorum ki, iyi bir kız olup isteklerimi dilenirsem veya bana maaş yatırılır gibi verileceğini sanırsam olacak. Yetecek. Nerede yetecek, kendine üzüldüğünle ve kıytırık şefkatinle kalacan yaaaa.

Ama yine de insan bir karşılık bekliyor tabi bu konudaki ''dırdır'ımın hakkını yiyemem. Ben mükemmel biriydim. Bu aslında geçen yılımın dırdır konusuydu ama bu yıla da sinir krizi ve bıkkınlık olarak taşmış gibi görünüyor. Ben mükemmel oldum ama değerim bilinmedi ve karşılık alamadım... Bak bak bak. Öyle öyle. Çocukken de karşılık alamadım ben, alamazdım da. Kimlere kimlere neler verilirdi de... Mesela ne? Takdir, onay, sevgi, kabul... bla bla.

Beniyse hep bir ayrıca zorlarlar ve bana hak ettiğim onayı vermezlerdi. Ne ailem, ne öğretmenlerim... Arkadaşlarımın bile, en yakın gördüklerimin bile (ki sözümona onları kendim itinayla adeta ''elimle'' seçerdim) bana gerçek bir değer vermediklerini gördüm. Fark ettim değil, gördüm. 

Ben hep bir şeye bağlanmak istedim. Ben hep, bağlanacak bir şey aradım.

Ve aşk. Ne saçma kabullerim... Saçma değillerdi de, güzellerdi. Biraz da mit gibilerdi. Beyaz atlı prens idealim vardı benim. Bak vallahi öyle. Mıç mıç olmasa da, öyle. Ben mıç mıç değildim zaten de... Bir gülümsemeye aşık olurdum. Ne demiştim son yazılarımdan birinde aşk için, hah, ''parıltılar'' - hade ordan :) bin yılın saçmalığı. Pırıltı olmaz demiyorum ama pırıltı ne Allah aşkına ya, aloooo kızım uyan geldik geçti durakk hişşşttt pişşşttt.

Yine de üzgünüm. Ben her şeyi biriyle birlikte deneyimlemek istemiştim. Bu salak dünyanın da taaaa... en ucuna kadar onunla birlikte maceradan maceraya mı... Hayır canım ben öyle biri miyim? :) Ama benzer bir şey. Ne çok istemiştim. Sonra da baktım olmuyor şey dedim, kimlere kimlere neler neleeerrr... ahahahahah, haksız mıyım elini vicdanına koy de bana hele, haksız mıyım? Değilim. Her konuda haksız olsam bunda olmam.

Bu da tabi parmak şıklatması gibi olmazdı, olamaz da. Emek gerekir. Ben emek verirdim de, emek verecek kişi de yoktu. Hep aynı şey, benim mükemmelliğim dermişim. :) Yok yok ama öyle. Hep numaralar numaralar. Ben salak mıyım sence sevgili okur, ben numaraların Allahını...

Numara mı yapsaydım acaba dedim, bak cidden dedim. Birini çok sevmesem bile, kalbim atmasa bile he mi deseydim? Yalan söyleseydim o zaman; bak bu cümle benim ağzımdan düşmez: Yalan söyleseydim o zaman! O zaten yalan söylememi istemez mi? O her kimse. İnsanlar yalanlara aşık olurlar, olmazlarsa de bana? Ben benim gerçekliğime, bana aşık olan birini görmedim. O hadi yalan istesin benden, ya ben? Kendime de mi yalan söyleyim? Karşıdaki kişi beni tatlı görsün, entelektüel görsün, zart görsün zurt... Elinin körünü görsün karşıdaki kişi. Beni göremedikten sonra elinin...

Beni görmesi de zor ama biraz insan olan da...

Sinirleniyorum ama şu an sinirli değilim sadece bunlara sinir olmuştum işte. Haksız mıyım, de bana.

O olsaydı, bir şeye yürekten bağlanmak için hayatımı da bekletmezdim. Ama ben korktum. Özgür olmamaktan korktum. Bir hayata hapis olmaktan ve bunu tek başıma yaşamaktan korktum. Tek başıma bunu taşımaktan korktum anladın mı? Biri olsaydı derdim, gözlerimi kapatırdım. Belki de bu nedenle olmadı. Bu nedenle ben de, sistem veya adına her ne dersen o da belki de bu nedenle hep sabote etti! Karşıma yüreğimle uyumlu, o hep istediğim (hayır beyaz atlı prens değil o ne be) ortağımı çıkarmadı! Yakında da çıkarmayacak çünkü ben kendim güçleneceğim yersek... Sonra zaten yaşlandım!

Aaaaa bak bu da var: Zaten yaşlandım! Gelen kişi yaralı savaşçı olur artık. Veya vitrin birlikteliği mi? Yol arkadaşı arıyorum diyenlerin de aklı beş karış havada afedersin. Eeeee bana ne kaldı ne kaldı ne ne ne?!

Kalbimi mi kapatsaydım. Bu hayatta sevmeyi sevilmeyi benim kadar istemiş ve bunu sistemli bir şekilde cıfkını çıkarana kadar istemiş birini de bulamayız. Hele bu çağda! Hade ordan.

Ama kim beni hak edecek? Kimse! Ben geliştim fazla geliştim herhalde. Gelişmez olaydım. 

Hayır tabi ki sadece öfke kusuyorum.

Bari içime şu lanet ''ortaklık'' isteğini ben teee çocukken koymasalardı. Lanet olsun istediğim her ana! Hayır insan gibi de istemedim. Ne vardı da istedin o kadar ne vardı puuuuu yani.

Günün sonunda ortada bir ortağın olmadığını fark ettim. Üstüne aklım da hep başımdaydı. Millet mıçmıç kendini ruh ikizim bu diye kandırırken ben hoopppp hayır birader dedim hep. Demez mi olsaydım, kendimi de onu da kandırırdım artık ohhhh yalnız da kalmazdım mis olurdu mu artık de bana hele.

Deneseydim ama işte sorun burada neyi deneyecektim. Bana deneyecek ne verdiler? Beni ruh tarafım açıkta kalmış bir şekilde bu sahte dünyaya fırlatmışlar. Lanetlenmişim ben.

Neyse. Bu yazıyı yazma sebebim bunların geçtiğini bildirmemdi (kendime ve Neptün'e :). İnsanlara da gıcık kapıyorum o ayrı ama bana ne insanlardan. Ben kendime bakacağım. Ben kendime sahibim. Bir şeye de çok bağlanmayıvereyim bundan sonra amannnn yani çok da lazımdı sanki. Lazım olsaydı bugüne bu insan, bu kadın olarak gelmezdim. Ölmedim yaşıyorum, sadece saftirik uyumuş kalmış içi geçmiş ve... 

Ve... en gerçek parçam yok oldu :( Bazı şeyleri hazmetmem de çok zor. Kalbim bence kapandı. Kalbim umarım yok olur amin. Bu ''kötü biri'' olmak değil bu arada. Sadece, benim kalbim çok büyüktü bence. :) Bu dünyada adına aptallık derler hani, ondan.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar