Karlar Ülkesi (Yasunari Kawabata) | Kitap Yorumu

Yazar: Yasunari Kawabata, Çevirmen: Hüseyin Can Erkin,
Yayınevi: Can Yayınları

Yaşadığımız coğrafya, içinde doğduğumuz ve büyüdüğümüz toplum, hatta bizi çevreleyen iklim ve doğa aslında dünyayı anlamlandırma şeklimizi büyük ölçüde etkiliyor. Dünya edebiyatında farklı milletlere ait eserler okumayı da en çok bu nedenle seviyorum. Hiç ayak basmadığım toprakların havasını edebiyat yoluyla soluyor gibi hissediyorum.

Kawabata'nın önemli eserleri arasında gösterilen bu kitabında da, yazarın kendi kültürünü günlük yaşamın doğal akışında işlediğini görüyoruz. Yalın bir anlatıma sahip olan kitapta biz okurları, kitabın en başından en sonuna kadar karlarla kaplı bir yörenin doğa tasvirleri karşılıyor. Öyle ki, eserin kurgusunun bir olaydan çok, karlar ülkesi olarak bilinen bu yörenin merkezinde konumlandırıldığını çok geçmeden seziyoruz. Yazar bu kısa romanında aslında Japon kısa şiiri olarak bilinen haiku türünü düzyazıya aktarmış. Şiir türünden gelen ritmik dilin, düzyazılı bir anlatımda gözlem gücünü artıran bir durum olduğunu söyleyebilirim. Öte yandan sezgiye önem veren, anın akışını ve oluş halinin kendisini vurgulayan Uzak Doğu felsefelerinde gördüğümüz ana tema, bu kitapta da gözümüze çarpıyor. 

Kitapta aileden varlıklı ve evli bir adam olan Shimamura ile trajik bir yaşamı bulanan geyşa Komako'nun zamana yayılan ilişkisi işlenirken bir olaydan çok, aslında okurlar olarak karakterlerle birlikte o anda oluş anını deneyimlememizin hedeflendiğini düşünüyorum. Bu nedenle de kitabı okurken, kitabın her ne kadar yalın bir anlatımı bulunsa da, dikkatimizi okuma anına vermemiz gerekiyor. Aksi halde o anda bulunma halinden kopup ben ne okuyorum şimdi bocalaması yaşanabilir. İki kısma ayrılan kitabın ilk kısmını bu dikkat kayması nedeniyle ben iki kez okudum. :)

Dediğim gibi kitapta aslında ne kişiler, ne mekan, ne olaylar... en bariz olarak ''anda bulunma hali'' öne çıkarılmış. Gözlemlere dayalı olarak bir anı kaplayan çeşitli olaylar aktarıldığı için de bazı okurlar belki kitabı yavaş akan, durağan veya sıkıcı olarak nitelendirebilirler. Ancak Japon Edebiyatı'nda genel olarak var olan bu doğal akışı merkeze alma formunun ben zaten yazarların kendi kültürlerinden ileri geldiğini düşünüyorum. Bu kitapta ise bu durum biraz daha belirgin olarak öne çıkıyordu.


Karakterler ise birbirlerinden zıt özelliklere sahip ancak bu nedenle birbirlerini tamamlayan ve geliştiren yönleriyle doğal akışla ön plana çıkıyordu. Batı tarzı dans hakkında yazılar yazan Shimamura, hayatı boyunca bu dansı kendi gözleriyle canlı olarak izlememiş bir adamdı. Gördüğü fotoğraflar ve okuduğu kitaplar ile edilgen olarak edindiği bilgiler üzerinden yazdığı yazılar ile yazar sıfatı elde etmişti. İlginç olan durum ise Shimamura'nın iş hayatındaki bu durumun kendi kişilik özelliği olması. Özel hayatında da ne kendi ailesiyle, ne de kaplıca otelinde tanıştığı geyşa Komako ile yaşadıklarında bir gözlemci olmanın ötesine geçemediği, yörenin soğuk ve beyaza bürünmüş doğasının, karakterin kişiliği ile uyumlu olduğu ve hatta karakterin tasvirinin de mekan yoluyla belirgin hale getirildiği görülüyor.

Aynı şekilde Komako ve Yoko da hayat öyküleri açıkça anlatılan, hatta yeri geldiğinde bunu kendi ağızlarıyla ifade eden ancak yine de ketum bir imaj çizen karakterlerdi. Karakterler ve mekanla pekişen soğuk atmosfer ise kitabın anlatımındaki sabitliği ortaya çıkarmış. Bu nedenle de okuması kolay gibi görünen ama zor olan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ancak kitap tüm bu özellikleri sayesinde bana ilginç diyebileceğim bir okuma deneyimi sundu.

Aynı yazarın Kiraz Çiçekleri isimli kitabını da bu yıl içinde okumuş ve şurada da yorumlamıştım. Açıkçası anlatım olarak Karlar Ülkesi daha farklı ve özgün bir kitap. Ancak dediğim gibi soğuk, uzak bir havası var. Belki de yazarın en başından Karlar Ülkesi adını verdiği bu kitabın okur üzerinde bırakmasının amaçlandığı etkisi de budur. Öte yandan Kiraz Çiçekleri tıpkı baharla ısınan hava gibi bir etki bırakmıştı üstümde. Yazarın okurlarına anlattıklarını hissettirmeyi başarabilen bir yazar olduğunu düşünüyorum. Kiraz Çiçekleri'ni daha fazla sevmekle birlikte, iki kitabını da öneriyorum.

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Tren iki vilayeti sınır altından bağlayan uzun tünelden çıkınca karlar ülkesine girdi. Gece göğünün altında yer bembeyaz uzanıyordu. (Sayfa 13)


Böyle bir yerde, çok geçmeden yalnızlık çekmeye, özlemeye başlar. O genç yaşında yazık ona. (Sayfa 13)


Hayal kırıklığısınız. (Sayfa 26)


Evet. Eski günlüklere bakmak keyiflidir. Hiçbir şey gizlemeksizin yazılır zira. Yalnız başına okurken bile utanç duyulacak yanları olur. (Sayfa 39)


...insan elinden geleni yapınca kendini iyi hissediyor olmalı. (Sayfa 54)


Delireceğimden endişeliydim. Bir şeyleri var gücümle düşünüyordum, ama ne düşündüğümü kendim de tam olarak anlayamıyordum. Korkutucu değil mi? Bir nebze uyuyamıyordum, yalnızca bir partiye gittiğimde kendimi iyi hissediyordum. Bin bir çeşit rüya gördüm. Doğru dürüst yemek de yiyemiyordum. Yer hasırını yumruklayıp duruyordum. Hem de o sıcak günlerde. (Sayfa 56)


Çocuklar onları sevdiğinizi hemen anlar. (Sayfa 65)


İnat etme, oluruna bırak, bağışla ve unut işte. (Sayfa 71)


Artık günlük tutmayacağım. Hepsini yakacağım. (Sayfa 72)


Neyse artık, kaderimizde varsa yine karşılaşırız. (Sayfa 74)


Bir daha kimseyi uğurlamaya gitmek istemiyorum. Sözcüklere dökülemeyecek bir ruh hali yarattı seni uğurlamam. (Sayfa 80)


Yalancı. Çok bekledim seni. Artık söylediklerinin tek kelimesine bile güvenmiyorum. (Sayfa 81)


Canım sıkılıyor. Önceden her şeyi bir araya gelerek hallederdik, ama gitgide çıkarcılık ağır bastı, herkes kafasına göre takılıyor. Burası çok değişti artık. (Sayfa 82))


Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum. Üzülüyorum. Tam bir aptalım. Sen yarın Tokyo'daki evine dön artık. (Sayfa 87)


Bu kararsızlık seni bir yere götürmez. (Sayfa 114)


Göğü dolduran ışık katmanına rağmen, yeryüzünün böylesine karanlık olması Shimamura'ya inanılmaz geliyordu. (Sayfa 138)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



12 yorum:

  1. Birkaç ay evvel Şibumi kitabını büyük bir hayranlıkla okuduktan sonra o kitaba benzeyen kitaplar araştırmaya başlamış, Kawataba ile tanışmıştım. Birçok kitabı var, hangisiyle başlamalı mıyım bilmiyorum ama onun hakkında yorum görmek hoşuma gitti :) alıntılar da çok güzel olmuş bu arada, kalemine sağlık ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şibumi'yi ismen biliyorum. Şimdi internetten de baktım da merak ettim :) Ama o yazar Uzak Doğulu değilmiş ya da ben mi yanlış kitaba baktım :) Karakter Japon sanırım. Ama yazarın bizzat Japon olması bence daha farklı ve anlatımı etkileyen bir şey ama o kitabı okumadığımdan tabi bir şey diyemem. O kitapta go oyunu ile ilgili bir mesele varmış sanırım. Kawabata'nın bu isimde bir kitabı var ama okumadım (Go Ustası).

      Böyle yazarlarla tanışırken ben genelde konuya bodoslama dalıyorum :) Bazı yazarlarda başlangıç kitabı ayrıca önemli oluyor tabi ama ya ben şans eseri doğru kitapla başlamış oluyorum ya da bilmiyorum. Benim izlediğim rota (çünkü kütüphanede tesadüfen rastlaştık) Kiraz Çiçekleri ve şimdi de Karlar Ülkesi oldu. Başka kitaplarını da okumak istiyorum ama kitapların pahalılaşması beni biraz yine kütüphane tesadüflerine yanaştırıyor, bakalım.

      Ama şunu da tabi eklemeliyim, bu kitabıyla başlamamalısın ahahaha :) Böyle deyip deyip sonra da bunu demem. Çünkü hem gördüğüm yorumlara dayanarak, hem de kendi okuma sürecim sonucunda bunu söylüyorum ki, bu kitapla birlikte yazarla tanışırsan yazara ilgin azalabilir. Zor bir kitap değil (anlatım vs sade) ama durağan gibi gelebilir. Aslında olay odaklı bir kitap, durağan kitap da böyle olmaz yani, durağanlık daha başka bir şey çünkü ama yorumumda da dediğim gibi an'ı tasvir etmiş yazar. Ama çoğu okura bu durum durağanlık olarak etki etmiş sanırım (oysa dediğim gibi olaylar yaşanıyor yani kitapta, durağanlık başka bir şey). Ben Japon Edebiyatı'na artık şöyle böyle de olsa alıştığımdan kitapla kimyamız tuttu. Adamların huyu bu çünkü ama mesela yazarın Kiraz Çiçekleri isimli kitabını ben dahil çoğu okur daha akıcı bulmuş. Böyle daha akıcı olan başka bir kitabından başlamanı öneririm. Sonra bu kitaba dönebilirsin eğer yazarın anlatımını, hayata bakışını seversen.

      Ve yazar okuduğum iki kitabında da ortak olarak gördüğüm üzere toplumsal sorunları ve toplumunun genel yapısını kitaplarında kurguların arka planında gösteriyor. Zaten Nobelli bir yazar. Bu ödül böyle kendi geldiği kültürü, toplumsal yapıyı eserlerinde işleyenlere gidiyor.

      Son olarak yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil
  2. "Gözlemci olmaktan öteye geçememek..." Şu sıralar yabancılık çeken her karaktere ilgi duyuyorum, sanırım burada benden bir parça olabilir gibi düşünerek. "Karlar Ülkesi" konusundan bağımsız ismi bile ilgimi çekmeyi başardı. Listeme ekleyeceğim bu kitabı ve umarım yarım kitaplarımı bitirip yeni kitaplar alma dönemine geçebilirim. Kalemine sağlık, İlkay. Çokça sevgilerimle <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu karakter hem gözlemci, hem soğuk, hem de üstüne (sanırım) Japon mizacından gelen soğukluk var :) Biraz duygu be adam, diye düşünmemek de elde değil ama bu tip karakterleri okumayı seviyorum. Dediğin gibi bakış açısı sunuyor. Benim de aslında evde okunacak çok kitabım var, üstüne kütüphaneden de okuyorum ama hala aklımda benim olmalııı dediğim bazı kitaplar var :) Yorumun için teşekkürler <3

      Sil
  3. Kawabata'dan Dağın Sesi'ni çok sevmiştim ama bu kitap hiç bana hitap etmedi. Çok durağan (ki Japonlar hep ağır ağırdır, hiç şikayet etmemiştim bu romana kadar) geldi konu cazip gelmedi vs.vs. olmadı yani. Hep keşke Kiraz Çiçekleri'ni okusaydım dedim. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet zaten çoğu kişi (ki ben de dahil) kitap hakkında benzer şeyleri düşünmüş ama ben farklı olarak bu kitaptaki anlatımın değişik olmasından hoşlandım. Başta zaten kitabın durağan olduğunu düşünerek başladım ancak bence kitap durağan değil. Bakın çok ilginç ama cidden değil vallahi billahi :)) Yani olaylar vs oluyor ama kitap durağandan ziyade bence yazılışı yani anlatım tarzı nedeniyle ''durağanmış gibi'' geliyor. Yoksa dediğim gibi karakterler aslında hep bir devinim içinde. Durağan kitapta bu kadar çok olay ve düşünce akışı olmaz. Ama bu kitap haikunun (yani şiirin) düzyazıya aktarımı şeklinde yazılmış. Yani yazar düzyazı şekilde şiir atmosferi yaratmış. Karakterin kendisi bile aslında bizlere sezgilerini anlatıyor, tıpkı bir şiirde şairin duygularını yansıtması gibi. Ben bu anlatım farklılığından hoşlandım açıkçası. Kitap favorim olmadı o ayrı ama bu şekilde farklı anlatımları olsun, yazarın anlatımındaki ''nasıl yazmış'' kısmını irdelemeyi olsun ayrıca severim ben. Yazarın başka kitaplarını da okuyacağım. Bu arada Kiraz Çiçekleri daha olay odaklı, olaylar üzerinden giden bir kitap. Daha akıcı bu nedenle. Son olarak yorumunuz için teşekkür ederim :)

      Sil
  4. kiraz çiçeklerini yazmıştın evet okuycam onu da bunu da okurum. e evet bu uzakdoğulular soğuk oldukları için romanları akan giden romanlar değil ama işte usta edebiyatçılar kendine özgü atmosferleri var. senin kitaplardan gece yarısı tüm aşıkları da aldım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzak Doğu olarak genellemek de bizi aslında yanılgıya götürebilir. Evet farklı milletlerden okuduğum Uzak Doğulu yazarların kitaplarında öne çıkan bir soğukluk, uzaklık ve sadelik vardı. Ancak mesela bir Japon yazar ile Koreli yazarın veya Çinli bir yazarın (başka Uzak Doğu'daki memleketlerden sanırım henüz okumadım, ki bu memleketlerin kitaplarından çeviriler bile yeni yeni popüler oldu o ayrı) yazışı, ''soğukluğu'' daha farklı. Ben en çok Japonlardan okudum tabi, o nedenle bir kitap Japon yazarın elinden mi çıkmış artık anlıyorum :) Dünya görüşleri daha değişik bu insanların. Soğuk gibi geliyor bize ama aslında bu da doğru bir niteleme değil diye düşünüyorum. Soğuktan ziyade sade ve derin :) Yani derin bir bakışları var ama adamlar bunu içselleştirdiklerinden olacak sade anlatıyorlar. Daha netler, sanırım doğru ifade bu. Bu netlik bize keskin geldiğinden belki de buna soğuk diyoruz. Tabi bu bir genelleme. Her yazarın da kendine has bir bakışı, tarzı var.
      Gece Yarısı kitabı için de iyi okumalar. Umarım seversin :)

      Sil
  5. Anlattığına göre çok durağan bir kitap sanırım. O yüzden okursam sıkılabilirim gibi hissettim. :) Japon yazarlardan tarzını en sevdiklerim Natsume ve Akutagawa. Öbürlerine çok alışamadım daha. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet açıkçası herkesin hoşlandığı bir kitap olmamış :)

      Sil
  6. Çok detaylı ve özenli bir yorum olmuş yine, kalemine sağlık. Japon edebiyatını ve kitabın atmosferini güzel aktarmışsın. Benim çok ilgimi çekmedi açıkçası ama yorumu okumak keyifliydi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Tabi bu kitaba gelene kadar insanı içine çeken daha başka bir sürü kitap var ama yazarın şiiri düzyazılaştırma olayı benim ilgimi çekti açıkçası ve sanırım bu nedenle hakkını teslim etmek istedim :)

      Sil

Popüler Yayınlar