The Substance (Cevher) | Film Yorumu

 

Yönetmen: Coralie Fargeat 

Senarist: Coralie Fargeat 

Yapımı: 2024 - Fransa, İngiltere, ABD


''Kendinin daha iyi bir versiyonunu hayal ettin mi hiç? Daha genç. Daha güzel. Daha kusursuz. Tek bir enjeksiyon DNA kilidini açacak, yeni bir hücresel bölünme başlatarak senin başka bir versiyonunu yaratacak. Bunu yapacak olan bu Madde. Çıkış noktası sensin. Her şey senden kaynaklanıyor. Ve her şey sana ait. Bu sadece senin yeni bir versiyonun. Sadece paylaşacaksın. Bir hafta biri, diğer hafta diğeri olacaksın. Her biri yedi gün, mükemmel bir dengeye sahip olacak. Unutmaman gereken bir tek şey var: İkisi de sensin! Kendinden kaçamazsın.''


Kaynak: Pinterest

Ünlü bir yıldız olan Elisabeth Sparkle (Demi Moore) yaş almasıyla birlikte eski ününü kaybeder. Artık ne yaptığı spor programı, ne de geçmiş başarıları ilgi görmektedir. Sunduğu spor programında kendisinin yerine daha genç birisinin arandığını öğrenmesiyle birlikte bunalıma girer. Elisabeth kendini çirkin bulan bir kadın değildir; ancak dış dünya ve özellikle de televizyon dünyası ondan biyolojisine karşı durmasını ve hala aynı gençlikte kalmasını beklediği için Elisabeth'in özsaygısı zedelenir ve kendinden şüpheye düşer. Tüm bunlar yaşanırken kendisine yardımcı olabileceğini düşündüğü gizemli bir gençleşme yönteminden haberdar olur. Bu yöntemle kendi içinden daha genç bir versiyonunu çıkaran Elisabeth, ikili hayatına başlar. Bu gizemli maddeyi düzenli olarak kullanmak ve kullanım süresine dikkat etmek kritik önem taşır. Aksi halde genç bedeni besleyen kaynak beden geri dönüşü olmayan hasarlar alacaktır. Yedi günde bir beden değiştirmesi gereken Elisabeth, kendisine Sue (Margaret Qualley) ismini veren genç versiyonunun yerine geçmesiyle birlikte kontrolünü kaybeder. Film boyunca gençlik ve güzellik imgelerinin pazarlandığı ikiyüzlü bir dünyanın bir kadın üzerinde bıraktığı fiziksel ve psikolojik etkileri izleriz.

Öncelikle şunu söylemeliyim... Bu, GERÇEKTEN mide bulandırıcı bir film! Yazımın devamında filmin içeriğini daha detaylı yorumlayacağım. Açık açık spoiler yazmayacağım ancak filmin detaylarına indiğim için haliyle aralarda spoiler da alabilirsiniz aman dikkat, baştan uyarayım.

Film aslında felsefi bir düşünce üzerine kurulmuş. Yani mantıklı bir fiziksel açıklama aramak gerekmiyor. Zaten filmin amacı bu değil. Sue Elisabeth'ten nasıl arada bağ olmadan beslendi, nasıl doğdu gibi sorular filmin cevap aradığı sorular değil. Bu nedenle de fiziksel düzlemde mantıklı bir cevabı yok. Çünkü Sue, Elisabeth'in yaşlanma, ününü yitirme ve arzulanmama gibi korkularından doğan bir alt benlik. Filmde bu durum Sue'nun fiziksel bir bedene sahip olarak canlanması şeklinde işlenmiş.

Elisabeth vücuduna enjekte ettiği madde ile birlikte içinden daha genç bir versiyonu olan Sue'yu çıkarıyordu. Cevher isimli bu maddenin pazarlanma şekli de zaten şöyle: Daha iyi bir versiyonunuza ulaşın. Buradaki ''daha iyi'' Elisabeth ve onun gibi cevheri kullananlar için gençlik ve çekicilik anlamlarına geliyor. Daha iyi dediğimiz oluşuma ilerlemek için ise ardımızda eski oluşumu bırakmamız gerekiyor. Filmde ''daha iyi'' olan Sue iken, ona ulaşmak için geride kalması gereken eski versiyon ise Elisabeth oluyor. Aslında Elisabeth bu maddeyi kullanmayı kabul ederek kendi öz varlığını geride bırakmayı, edilgen konumda olmayı kabul etmiş oluyor.

Sue ile Elisabeth arasındaki gerilim ise ikisinin de aynı varlık olmasından ileri geliyor. Sue aslında Elisabeth'in kendinden nefret eden, kendinde kusur bulan ve özgüvensiz kısmından doğan parçası. Çünkü zaten Sue'nun varlık amacı bile Elisabeth'in kendi görünümünden ve aslında fiziksel varlığından, hatta bunun da ötesinde hissettiği özgüvensizliklerden kaçmasından kaynaklanıyor. Sue'nun varlığı da, varlığını sürdürmesi için gerekli olan kaynak da Elisabeth'in bizzat kendisi. Ancak bu kaynak yalnızca Sue'nun beslenmesi için gerekli olan Elisabeth'in bedeni değil; bu kaynak aslında zihinsel düzlemde Elisabeth'in kendinden kaçışı, kendine bakış açısıyla oluşuyor. Nitekim cevherin etkilerini sonlandırmak Elisabeth'in her zaman kendi elinde olsa da; bu, Elisabeth'in Sue ile, yani kendisiyle ve hayattaki en büyük korkularıyla (yaşlanma, çirkinleşme, ününü yitirme gibi) yüzleşmesi ile mümkündü.

Sue Elisabeth'ten, Elisabeth de Sue'dan nefret ediyor. Sue'ya göre çirkin ve yaşlı haliyle ayak bağı olan Elisabeth, ondan sadece zamanını alıyor. Elisabeth'e göre ise Sue, kendi fiziksel bedeniyle asla erişemeyeceği gençliğe ve bu gençliğin getirdiği hayranlara sahip. Sue Elisabeth'in sağladığı besin olmadan var olamaz; diğer bir deyişle, görmeye bile katlanamadığı için karanlığa hapsettiği esas beden olmadan Sue'nun fiziksel bedeni de yaşayamaz. Elisabeth ise aslında Sue'nun deneyimlerini bizzat kendi öz varlığıyla deneyimleyemediği için aslında Sue ne zaman değişimi sağlarsa o zaman yaşama geri dönüyor. Ancak Elisabeth'in açgözlü alt benliği olan Sue, zaman şartına uymadan aralıksız olarak beslendiği için Elisabeth'in fiziksel bedeni kalıcı hasar alıyor ve Elisabeth her geçen gün hayatta en çok korktuğu şey olan yaşlılıkla anormal bir hızla yüzleşiyor.

Filmin senaryo oluşum aşamasında nelerden ilham alındı bilmiyorum ancak filmi izlerken aklıma Lanetli Tavşan (şurada yorumlamıştım) isimli kitapta okuduğum Bedenleşme isimli öykü geldi. Bu öyküde de bir kadının saç, tırnak, dışkı vb gibi vücut parçalarından oluşan yeni bir bedenin var oluş öyküsünü okuyorduk (ve kesinlikle mide bulandırıcıydı). Bu filmde de benzer bir şekilde esas bedenden oluşan yeni ve genç bedenin varlığını esas bedene zorla kabul ettirme öyküsünü okuyoruz. Bu yeni beden aslında Elisabeth'in dış dünyadan aldığı eleştiriler, tepkiler ve yaşamının bir evresini kapatmasıyla oluşan korkulardan oluşan zihinsel bir yaratımın fiziksel olarak form kazanması, bedenleşmesi, şeklinde karşımıza çıkıyordu.

Filmde çok fazla çıplaklık olması ve özellikle medya yoluyla bilinçaltına kazınan çekici olma yolunda önemli görünen uzuvlara yerli yersiz zoomlar yapılması, bir yerden sonra beni bunalttı. Öte yandan bu çekimleri aslında filmin hikayesiyle uyumlu buldum. Çünkü medya ile şekillenen oturma organı üzerine yapılan fanteziler gibi (üstü kapalı yazayım derken düştüğüm hal) masalların aslında ne kadar komik olduğunu görüyoruz. Oturma organına durmadan zoom yapılması bu organın cinsel anlamda bir nesne olmaktan çıkıp, yeniden oturma organı olarak algılanmasına vesile olmuş diyebilirim. Filmde çok fazla çıplaklığın yer alması da aynı şekilde bir yerden sonra çıplaklığa karşı izleyeni duyarsızlaştırıyor (en azından aklı başında olan izleyenleri diyebiliriz sanırım) ve aslında yine medya yoluyla yaratılan algıyı yıkarak bedenimizin yalnızca bir memeli organizması olduğu bilgisini görmemizi sağlıyor. Bu sadece bir beden iken, onun sağlıklı olması en önemli koşul iken, sadece yaratılan bu geçici algılara uymak ve üç beş şapşalın (tuvaletten sonra elini yıkamayan, sonra o eliyle oburca yemek yiyen, sigaradan dişleri sapsarı olmuş, oturdukları yerden milletin görünümünü eleştirip kendine bakmayan adamlar bir de bunlar ha) yorumuyla kendi bedeninden kopmayı dilemek, korkunç ve akıl dışı! Elisabeth, filmin başında gittiği doktor kontrolünde çok sağlıklıyken, bu sağlıklı bedeninden nefret ediyordu. Ondan kurtulmak için yapmadığı şey kalmadı. 

Günümüzde güzellik algılarına (ki tek bir algı da değildir bu, her üç beş yıla bir yeniden yazılır\ peki bu algıyı kim yazar, kimler ekmek yer bundan!?!?) uymak için sağlığını ve benliğini, biricikliğini terk etmeyi göze alan nice insan var. Üstelik bu insanlar ne kadar estetik operasyon geçirirlerse geçirsinler, hep yine başkalarınca eleştiriliyor, kimsenin onayını tam olarak alamıyorlar. Estetik yaptırmayan veya dönemin popüler ve moda olan ürünlerini kullanmayan, modayı gözü kapalı izlemeyen herkese tuhaf bakılma eğilimi varken, aynı şekilde estetik yaptırmış ve çağın beklentilerini kendini hiçe sayarak gerçekleştirmiş nice insanın da ''estetik güzeli, fazla estetikli, boya küpü, dikkat çekmek için yapıyor'' ve türevi söylemlerle sözümona aşağılanması ikiyüzlülüğün dik alası. Bu nedenle de daha ağzından çıkanın ne olduğunu bile sorgulayamayan güruha uymak yerine; kendi iç sesine değer vermek, bu iç sesin başka insanların ve belki medyaya salınan zehirli algıların parazitleriyle kirlenmeden kendine yaşlaşmanın, kendine sahip çıkmanın, kendi özünü ve kendine bakışını korumanın, önemli olduğunu düşünüyorum. 

İsteyenin istediği estetiği SADECE sağlığı için ve SADECE kendisi istediği için, kendini daha iyi hissedeceği için yaptırmasının önemli olduğunu ve bunun sadece kişinin kendisine kalmış bir SEÇİM olduğunu; aksi halde yapılan tüm uygulamaların tıpkı bu filmdeki gibi başkalarının beklentilerini içselleştirerek içimizdeki Sue'ları diriltmeye çabalamaktan öteye gitmeyeceğini ve bunun aslında temelde kendini, kendi öz varlığını, karanlığa kapatmak olduğunu ve bunun sonunun olmadığını düşünüyorum. Bu bakımdan filmin, izlenmesinin zor ancak yargı mekanizması gelişmiş zihinler için sorgulatıcı ve hatta dehşet verici boyutta gerçekçi olduğunu düşünüyorum.


THE SUBSTANCE | Official Trailer için tıklayabilirsiniz.


Not: Bu film yorumu yazısı reklam değildir, film önerisidir.



18 yorum:

  1. Filmin konusu çok ilgimi çekti. Alan okumalarım ve lisans eğitimimiz boyunca ideal benliğimiz konusuna da değiniliyor. İnsan ideal benliğine ulaşmaya çalışır evet ama bu bir noktada tüketici ve imkansız çünkü kontrol edemediğimiz şeyler de var: çevremizdekiler, zaman, yaşamsal olaylar. Bu nedenle bu konu da beni düşündürmüştü, gerçek potansiyelimize ulaşmak Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde önemli bir noktada fakat potansiyelimizi ulaşmamızla ideal benlik algısı farklı bana kalırsa. Gerçekçi bakarsak kimse ideal benliğine tam olarak erişemeyecek ama bence hayatın özel tarafı da bu çünkü kusurlu varlıklarız hikayemizi güzel yapan da kusurlarımız bence. Güzellik algısı sosyal medya nedeniyle çok fazla -özellikle kadınlar için daha çok bana kalırsa ve elbette erkekler için de var belli noktalarda- hayatımızın bir parçası oldu fakat bunun da bir sonu yok, filmin konusunu bu yüzden çok sevdim ama bir noktada da rahatsız edici gibi duruyor ahahah. Ay düşüncelerimi upuzun yazıverdim umarım seni sıkmamışımdır. Uzun zamandır evde oturup film izlemedim, dün Avatar filmine gitmiştik sinemaya babamla sadece ama evde dizi harici film izlemediğimi fark ettirdi yorumun bana. Kalemine sağlık İlkay <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumuna baştan sona katılıyorum. İyi ki uzun uzun yazdın. Ben hem uzun yorum severim, hem de senin akademik anlamda eğitim aldığın alan psikoloji olduğu için bu konuya değinmen bence çok güzel oldu.

      Bu filmde işlenen ''ideal benlik'' aslında sadece dış dünyanın beklentileriyle ve fiziksel özellikleri kapsayacak şekilde sınırlıydı. İdeal benlik insanın kendi gerçek potansiyeline olan yolculuğunu simgeliyor benim düşünce dünyamda. Ancak bu ideal benlik idealizm olunca, yani bizim\ toplumun vs idealleştirdiğimiz şeylerle sınırlı olunca, diğer bir ifadeyle yanlış yargılarla ve aslında kendimize ait olmayan (veya kendimize ait olan ama çarpılmış\ çarptırılmış tanımlamalarla) bu tip sınırlı bir alanı (örneğin bu filmdeki gibi görüntü odaklı) kapsayabiliyor sadece.

      Bu filmin günümüzün bir sorununa değinmesini sevdim ancak dediğim gibi rahatsız edici bir film. Özellikle de son sahnelerini doğru dürüst izleyemedim bile. Bence reşit olan kişiler konusu ilgisini çektiyse izlemeli ancak tekrar tekrar izlenebilecek bir film de değil. Hatta gördüğüm yorumlarda bu ne böyle diyenler de mevcuttu. Aslında yönetmenin amacı da tam olarak bu tepkiyi çekmekmiş okuduğuma göre. Hatta bu filmin yayınlanacağı şirket\ yayın kuruluşu vs filmi fazla rahatsız edici bulduğu için değiştirilmesini istemiş bazı sahnelerin. Ama yönetmen aynen bırakmayı seçmiş ve başka bir platformda yayınlamak üzere anlaşmış. Bu kadar keskin ve net bir şekilde (tabi filmde fantastik bir boyuta da kayıyor kurgu) işlenmeseydi film, bence mesajını da bu kadar net veremezdi. Çünkü özellikle de kadınlar üzerinden yapılan (erkeklere de yapılıyor ve filmde Sue'nun six packli erkek dansçıları da buna örnek aslında) beden algıları ve bedene yönelik bu nereden kimin uydurduğu bilinmeyen algıların getirdiği yersiz eleştiriler aslında insanların psikolojisini ve beden imajını bozuyor.

      Teşekkür ederim yorumun için. :)

      Sil
  2. Daha güzel nasıl anlatılırdı bilmiyorum. Okurken seninle bazı yerlerde nokta atışı ortak düşüncelere sahip olmanın da mutluluğunu taşıdım, öyle ki filmi izlemedim ancak ben bugün bir bilim kurgu filmi izlediğimi arkadaşıma anlatırken geçen hafta izlediği The Substance filminden bahsetti bana. Üstüne senin yazının bildirimini gördüm Instagram'da koşa koşa geldim. Öyle ki yorumunu okurken ve dün ekşi'de film yorumlarını okurken benim de aklıma Lanetli Tavşan kitabı geldi. Bu bağlamda oldukça memnun oldum ^_^

    Diğer yandan sorgulatan ve gerçekleri tokat gibi surata çarpan filmler, kitaplar ve diziler hiç fark ettin mi? Sindirmesi çok ağır oluyor hep. O nedenle bu hafta bende izlemeyi planlıyorum filmi, sonrasında tekrar gelir burada yorum bırakırım ancak filmin arkadaşımla aramızda bahsinin geçmesi üzerine muhakkak gelmek ve okumak istedim yazını. Biraz aceleci oldum, mazur görmeni temenni ediyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :)

      Bu filmi izlerken gerilmeyi bekliyordum ama günümüzdeki probleme dokunan, güzellik algısı boyutu beni sinir eder falan diye düşünmüştüm. Oysa filmde baya baya fiziksel olarak gerildim :) Çok rahatsız edici bir film ancak ben tam olarak bunu sevdim. Bazı şeyleri böyle çarpıcı anlatmak lazım. Yumuşak dokunup geçince aynı etkiyi yapmıyor çünkü. Bu filmle konusunun alakası yok ama rahatsız edicilik oranı olarak bu hissi en son Platform filminde hissetmiştim. Lanetli Tavşan da çok rahatsız edici ama çarpıcı bir kitaptı. Bahsettiğim öyküyle filmin konusu çok benzer. İkisinde de yeni versiyon aslında kadının içinden çıkıyor, kadının bizzat kendi varlığından oluşuyor ama karakter kendini kabul edemeyen biri olduğu için o yeni versiyonla düşman oluyor.

      Filmden bence sen de etkilenirsin ama başka neler hissedip düşüneceksin merak ediyorum. Yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Filmi izlemeyi çok istiyorum ücretsiz olmasını bekledim platforma ama olmazsa kiralayıp izleyecegim 😊.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Film Mubi'de yayınlanmış ama internette de ücretsiz olarak bulabilirsiniz. Ama eğer internetten izleyecekseniz bazı tarayıcılarda film siteleri tam olarak çıkmayabiliyor.

      Sil
  4. yani günümüzün bu tüketim ve güzel olma sevdası genç kalma şekilcilik gibi kavramlarını anlatıyor eleştiriyor bir şekilde :) hepimizin içinde olduğu döngü bu. kozmetiğe inanılmaz para harcanıyor bu yüzden veya bir dolu estetik müdaheleye. birinin çirkin demesi ne kadar korkunç bizim için hele de önem verdiğimiz biriyse :) detaylı çözümlemişsin filmi. kadrosu çok iyi. demi, dennis, margaret :) lanthimos filmleri gibi demek ki. iyi ama izlemesi kolay olmayan midesi sağlamlara. henüz izlemedim ama izlerim tabii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl vurucu nokta -bence- tüm bunları kadının kendi eliyle kendine yapması. Kendini dikmesi, aynı yaraların üzerine durmadan yeni enjekte yapması, asla iyileşmeyen yaraları ve tahrip olmuş bir beden ve tabii ki tahrip olmuş bir ruh (psikoloji)... Korkunç. Ben direkt filmi bu neymiş ya baya da konuşuldu diye (ve başrolünde Demi Moore var diye) açtım izledim ama zor sahneleri var. Ayrıca çıplaklık çok vurgulanmış. Beden deformasyonu kısımları da öyle apaçık çekilmiş. Bunun nedeni de kendini sadece bir et yığını olarak mı görüyorsun olayı muhtemelen. Aynı şekilde kadına bu gençleşme olayını öneren adamın yaşadıkları da ibretlik ve başkasının ipiyle kuyuya inilmez lafının örneği resmen. Başarılı film ama hayatım boyunca bir daha izlemem :)

      Sil
    2. Ben bazı sahneleri sayfayı küçültüp kaydırarak izledim ya da atlayarak :))

      Sil
  5. Şu günlerde güzellik algısı öyle bir noktaya geldi ki neredeyse tek tip kadınlar var sokakta; dudağı şişirilmiş, yüzü aşırı botokslu, kırışıklık namına tek çizgi yok, mimik yok, kalça şiş... Eski filmlere falan bakıyorsun karakteri olan kadınlar. Şimdi durum fena.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani bir insan eğer ki kendini kendi bedeninde daha huzurlu, daha özgüvenli hissedecekse ve eğer ki o operasyon sağlığını riske atmayacaksa estetik olup olmamak kendi tercihine kalmış bir şey. Ancak estetik olayı dediğiniz gibi günümüzde neredeyse makyaj yapmak kadar sıradan bir hale geldi ve açıkçası bu durum bana korkunç geliyor. Çünkü insanların bu zaaflarından faydalanan da bir endüstri oluştu... İnsanlar sakıncalı olduğunu bilseler bile bir operasyonu koşa koşa yaptırabiliyorlar. Tıpkı bu filmdeki gibi sağlıklı bedenlerinden kurtulmak için her şeyi yapıyorlar. Bunu yaparken özgünlüklerini de kaybedebiliyorlar ve öte yandan estetik bağımlılığı da son yıllarda artan bir şey sanki. Beden dismorfisini psikolog veya psikiyatri yardımıyla tedavi etmek yerine sonsuz bir estetik müdahale, hatta cerahi işlem döngüsüne giriyorlar. Dahası işlem istedikleri gibi olmadığında aynı işlemi tekrar tekrar yaptıranlar da varmış. Yazık günah değil mi o bedene de... Ama bunu bu dünyaya ve medyaya bazı ünlü veya ünlümsüler saldı. İnsanlar da bu akıma kapıldı ve malesef sonu yok. Bu aslında sadece görüntüyle ilgili bir durum değil. İnsanın içindeki durumun dışa yansıması. Yeme bozukluklarının en temel nedeni de budur (ergenliğimde ben de yaşadım). Bedenle ilgili her takıntı aslında önce ve tabi ki temelde içte çözülmeli, yoksa kötü. Dahası yorum yazımda dediğim gibi medya da ikiyüzlü. Bugün bir güzellik algısı güzellenir, sen onun peşine koşarsın. Yarın bir bakarsın o algının yerinde yeller esiyor veya yine medya (ve aslında insan kalabalığı) seni eleştiriyor. Bu ikiyüzlülüğü unutmamak lazım bedenine işlem yaptırmadan veya o kadar büyük boyutlu olmasın, kendine kusur bulmadan bile bunu düşünmeli bence insan. Ben kimin aklıyla kendime bakıyorum, bu gözler bana mı ait çevreden mi geliyor gibi.

      Sil
  6. yılbaşı ağaçlarında seurat gözdem instanda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle karşıma çıktıkça paylaşıyorum, beğenmene sevindimm :)

      Sil
  7. yazıyı okurken aklımda, tamamdır clean girll tamamdır old money kızı tamamdır hely çalındı. hep bi akım hep bi çaba. yetti gibi artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişinin kendi tarzı da bu olabilir ya da (büyük ihtimalle) o an popüler olan şeyin peşine takılmış olabilir. Ben hep özgün kimliğimizi korumamızın önemini savunuyorum ama hayat kısa, isteyen bir rolü de yaşayabilir eğer öyle mutluysa. Öte yandan asıl can sıkıcı durum bunu diğer insanlara da empoze etmeye, diğer bir ifadeyle pazarlamaya, çalışmak. Sen bir rolü yaşa yaşayabildiğin kadar ama bu sistemi kendin beslediğinle kal yani. Bu akımlara uymayan insanlara kendilerini geride kalmış hissettirmeye çalışan da bir topluluk var. Asıl onlar tehlikeli ve aslında komik.

      Sil
  8. Filmi izlemedim ama bu yazıdan sonra merak ettim. Özellikle Sue’nun, Elisabeth’in korkularının ve dış dünyanın dayattığı güzellik algısının bedenleşmiş hali olarak ele alınması farkl ıgeldi. Çok güçlü ve düşündürücü bir yorum olmuş, eline sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmi izlersen bazı sahnelerden etkilenebilirsin aklında olsun. Yani psikolojik olarak tetikleyici olabilmesi bir yana aslında bundan önce bence fiziksel olarak insanı rahatsız eden sahneleri var. Bedenin deforme olmasıyla ilgili sahnelerin bazılarını tam izleyemedim ben mesela. Bence etkileyici bir filmdi tabi. Teşekkür ederim yorumun için :)

      Sil

Popüler Yayınlar