Alexander Rybak ve Ben.

 

Herkesin çocukluğundan, ergenliğinden ve gençliğinden gelen veya hayatının önemli bir anında ona eşlik etmesiyle içinde taşıdığı, özel bir yeri olan şarkısı veya sanatçısı mutlaka vardır diye düşünüyorum. O şarkıyı veya şarkıcının parçalarını dinlediğimizde içimizi nostaljik, hoş bir his kaplar. Bu şarkılar bizlere kırılma anlarımızda geldiyse belki buruk hissettirebilir ancak yine de içerisinde bir dost sesini de taşır. Öte yandan çocukluğumuzdan bugünümüze taşıdığımız şarkılar daha bir başka yaklaşır bize. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, o parçalar işte oradadır. Tıpkı birlikte büyüdüğümüz çocukluk arkadaşlarımız gibi.

Benim için bu şarkıların başında sevgili Alexciğimin... öhömmm, yani pek sevgili Alexander Rybak'ın şarkıları yer alıyor. Onu ilk kez 2009'daki o meşhur Eurovision performansıyla keşfetmemiştim hayır. Daha doğrusu... kendisini 2009 yılında keşfetmedim. O yıllarda bizim evde, kardeşim sağ olsun, daha çok Düm Tek Tek esintileri hakimdi (hatta kardeşimin buna dair klipleri bile var, şşşş). Neyse dönelim Alexander ile tanışmamıza. Onunla tesadüfen karşılaştık. Nasıl oldu artık net olarak hatırlamıyorum. 2009'dan çok sonrası olmasa da, yine de rahat bir 3-4 yıl sonrasıydı. Okuldan anneannemlere gelmiş bilgisayarda dolanıyor müzik dinliyordum. Onun ilk kez bir sahne performansını açmıştım. Europe's Skies şarkısını söylüyordu. Onu nasıl keşfettiğimi -muhtemelen kazara elim videoya çarpmıştı- anımsamasam da, onu gördüğüm anda ağzım açık izlemeye başladığımı (tamam kapalı olsun :) hatırlıyorum. Sonra da o günü takip eden tüm günler boyunca uzun bir süre sadece kendisini dinledim diyebilirim.

Alex hayranlığım lise yıllarımda zirve noktasına çıkmıştı. Yani... ortaokulun son, lisenin ilk yıllarında genellikle onu dinliyordum. Malum, ergenliğin bana omuz attığı dönemler... Sana daha evvel anlatmıştım (ama muhtemelen çoğunuz yine de bilmiyor) kendime kendi paramla (harçlıklarımla :P) aldığım ilk ''büyük'' şey, mp3 çalarımdı. Kendisi maşallah hala daha sapasağlam. Yaklaşık 13-14 yıldır benimle. Kendi mp3'ümden önce teyzeminkini kullanıyordum. Laf aramızda onunkini daha çok seviyordum. Çünkü hem benim olmadan aşırıp kullanmak (izin de alıyordum tabi) tatlı bir his veriyordu, hem de daha küçük modellerdendi. Benimkisi ince uzun bir model (sanırım şu an üretilmiyor). 80 liraya falan almıştım ama bana pahalı gelmişti o dönem (belki de pahalıydı o yıllar için bilmiyorum). Sonra cıfkını çıkarana kadar mp3'ümü kullandım (hala kullanıyorum :). İşte, dolmuşla arşınladığım okul yollarımda bana eşlik eden arkadaşım, sevgili Alex'ti.

Hatta Alex'in bir resmini çizdiğimi hatırlıyorum ahahahahah. Ben ve resim?? Hatta bulursam o resmi sizlerle paylaşayım. Hatırlıyorum da bu resmi arkadaşlarıma göstermiştim, sonra birisi şurası şöyle olmuş deyip bana sormadan resmi ''düzeltmeye'' çalışmıştı. O kadar sinir olmuştum ki, o kadar... Saygısız! Neyse. :) O yıllarda (sanırım daha çok ortaokuldayken) her gün eve gelince yaptığım ilk şeylerden biri onun video kliplerini açmaktı. İzlenme sayısı artsın diye hahahahahahha. İşte sevince böyle seviyoruz. O yıllarda 10 milyon falan olan bazı videoları şu an 50 milyona ulaşmış olmalı (son yıllarda kontrol etmedim :P). Bence çok daha iyi yerlerde olmayı hak ediyordu. Ancak bazı kişisel durumlardan ve zamanla birlikte dönüştürmediği tarzından dolayı (evet gerçekten çok sevilse de) hak ettiği yere gelemediğini düşünüyorum.

Bu yazıyı yazma sebebim ise geçtiğimiz günlerde biricik Alexciğim hakkında saçma sapan bir yoruma denk gelmiş olmam. İşte kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş... Sen, sen kimsin de benim Alexciğime... Neyse. Alex sanıyorum ki 2020 yılı civarında yaklaşık 10 yıldır antidepresan kullandığını, bu nedenle de artık midesinin ilaçları kaldıramadığını söylemişti. O kadar hoplayan zıplayan gülen adamın yıllarca ağır depresyonda olduğunu tahmin eder miydiniz? Kimse edemezdi değil mi? Adama ''neden hala gençsin'' falan diyorlar ama adamın çöktüğü aşikar. Bu çöküş, bence, 2018'den sonra başladı. Fiziksel olarak kasların erimesi, yüzün zayıfladığı için içe göçmesi ve bakışların cansız olması durumunu söylüyorum. Adamın resmen gözünün feri söndü. Bu durum beni gerçekten üzüyor. Bundan olacak zamanla onun canlı performanslarını izlemeyi bıraktım. Çünkü iyi hissetmediğini ona bakınca bile görüyorum. Tabii umarım iyidir ama sanmıyorum. Biz onu en prime dönemlerinde sanırken bile adam aslında depresyonla mücadele ediyormuş da anlamamışız, şimdi bedensel olarak bariz bir kütle kaybı yaşadığı dönemde iyi olabileceğini sanmıyorum bu nedenle. 

Ona hayran olma sebebim sadece yakışıklı olması, sempatik ve uçarı enerjisinden dolayı değil tabii ki. O parlak biri, değil mi? Onu çocukken ilk gördüğümde de böyle düşünmüştüm, şimdi herhangi bir performansını izlediğimde de aynısını düşünüyorum. Bence zaten onun 2009'daki Eurovision macerasıyla başlayan keşfediliş süreci de bununla ilgili. Kendisi bile aslında o yıl kendi şarkısından daha iyi şarkıların olduğunu söylemiş. Bunu tabii kibarlıktan da demiş olabilir ama gerçekten de müzikal anlamda onun şarkısından (Fairytale) daha iyi pek çok şarkı olabilir. Peki o zaman bu şarkıyı bu denli özel yapan ne? Bu sorunun yanıtına dair fikirlerimi söylemeden önce ben biraz daha geri sarmak istiyorum. Canım Alex'in çocukluğuna.

Alex, müzisyen bir anne babanın çocuğu. Annesi ünlü bir piyanist, babası klasik kemancı. Böyle bir ailede doğunca e yani ister istemez çocuk da müzikle iç içe oluyor olmalı. Nitekim Alex de çok küçük yaşlarında keman ve piyano çalmayı öğreniyor. Evet biz onu daha çok kemanıyla özdeşleştirdik ama o aslında piyano da çalabiliyor. Aslında 2009 yılındaki Eurovision başarısından önce 2004'te ülkesi Norveç'te düzenlenen Kjempesjansen isimli genç yetenek yarışmasını kazanmış. Bu başarısı da zaten onun 2009'da katılacağı Eurovision için önünü açmış.

Fairytale şarkısını sanıyorum ki pek çoğunuz biliyordur. Günümüzde bile hala popüler olan bu şarkı, bir dönem pek çok telefonun zil sesi olarak kullanılmış. :) Özgün keman tınıları artık bize kemençeyi mi çağrıştırıyor bilmiyorum, pek çoğumuzun içinde yer etmiş durumda. Bu şarkıyı bu kadar zamansız yapan şey sizce ne olabilir? Bence... şarkının bir ruhunun olması.

Sanat eserlerinin yaratım aşamasında sanatçılarının onlara yüklediği kendi parçalarıyla (hisleri, düşünceleri ve hatta belki fiziksel tepkileri) ruh kazandığını ve bu ruhun onu tüketenlerce (bu eser bir şarkıysa sözgelimi, onu dinleyenlerce) yüklenen anlam ile birlikte ise genişlediğini, zenginleştiğini düşünüyorum. Alex de bu şarkıya bir ruh vermiş. Söylenenlere göre bu şarkıyı, Norveç'in dağlarında inzivaya çekildiği bir dönemde onu terk eden beş yıllık kız arkadaşının ardından yazmış. Dikkat ederseniz her ne kadar masalsı bir atmosferle ve Alex'in kıpır kıpırlığıyla söylense de aslında şarkıda hüzünlü bir aşk öyküsü anlatılıyor. Aslında şarkının yansıttığı hisse ''hüzün'' demek bile şarkının aktardığı hisleri tam olarak karşılamıyor gibi. Çünkü bu şarkı bir yaşanmışlığı anlatıyor. Bir öyküyü, yaşamı, deneyimi... Bu nedenle de içinde tek bir his yok; hüzün, isyan, belki öfke, umutsuzluk olduğu kadar, şarkının içinde umut ve kabulleniş de var. Şarkının bir ruhu var derken kastettiğim de buydu.

Bir esere ruh verebilmek bence herkesin yapabileceği bir şey değil. Özellikle de 2000 sonrası eserlerde bu hissi yakalayabilmek zor. Yine yineliyorum, bir eser müzikal anlamda çok başarılı olabilir, öyle olmasa bile insanı moda sokabilir... çok dinlenebilir vs vs. Ancak her eserin, içe işleyen bir tınısı, bir duygusu, bir ruhu olamaz. Alex'e hayran olma sebeplerimin başında da bu geliyor diyebilirim. Tabi ki çocukken bu kadar derin düşünmemiştim ancak öte yandan onu dinlediğim tüm o uzun yıllar boyunca aslında onun parçaları benim her hüzünlü, sinirli, mutlu, umutlu anıma eşlik etti. Belki de ben sanatçının şarkıya verdiği özü (ruhu) kendi hislerimle büyütmüş de olabilirim tabii.

Aynı zamanda Alex hisli bir sanatçı olmanın yanı sıra, yetenekli ve donanımlı da bir insan (bu da Alexander Rybak övme yazısı oldu ahahahahha, olsun artık o kadar da). Kendisi ana dili seviyesinde İngilizce, Rusça, Belarusça ve Norveççe biliyor. Hatta Rusça şarkıları da var. Şu detay beni gülümsetiyor... Kendisi kariyerinin başında bir delikanlıyken aslında İngilizce'yi bariz bir Rus aksanıyla konuşuyordu. Yıllar içinde hem dünyayla iletişim kurmak için İngilizcesini geliştirmiş olmalı, hem de bir dönem Amerika'da yaşadı (ki o dönem takıntılı bir takipçisi olduğu için zor günler yaşadığını ifade etmişti, adamın iliğini sömürdünüz be yeter). Bir röportajında artık Rusça'yı eskisi kadar akıcı konuşamadığını ifade etmişti. Yani zamanla İngilizce ana dili seviyesine yükselmiş. Kullandığımız dilin üzerimizdeki etkisine güzel bir örnek. Öte yandan kendisi bir programa katılmıştı. Orada Norveççe konuşurken İsveççe konuşan başka bir sanatçı ile birbirlerini rahat anlamışlardı. Bu durum da diller arasındaki geçişe güzel bir örnek aslında.

Neyse konuyu dağıtmayalım, öhömmm. Sevgili Alex'i çoğu kişi, belki de haklı olarak, Fairytale ile tanıyor biliyor ancak kendisinin gerek İngilizce gerek Rusça başka güzel şarkıları da var. Müzikal anlamda tarzını oturtmuş, dahası farklı dillerde eser vererek geniş bir kitleye ulaşmak için kendine imkan yaratmış bir müzisyen kendisi. Hatta bazı şarkılarının birkaç dilde versiyonları bile bulunuyor. İskandinav halk müziği ezgilerini pop müzikle birleştirerek kendine has bir stil oluşturmasıyla öne çıkıyor. Sahne performansları da hep hoplamalı zıplamalı, hatta hayranlarına öpücükler atmalı ve bol gülüşmelidir bu abimizin (hayır canım ne münasebet ne abisi, yani Alexciğimin :P).  Buna rağmen, bence, tüm bu özgünlüğüne rağmen beklenen çıkışı yapamama sebebi yıllar içinde doğal olarak rahatlıkla kazanabileceği karizmayı reddedip çocuksu enerjiden devam etmesi. Tabi ki biz onu kasmamasıyla sevdik ama bu kadar çocuksu hava artık 40 yaşındaki birinde olmuyor gibi. İnsanların kendisini hala ''yaşlanmıyor'' olarak etiketleme ve şarkılarına daha hafif bakmalarının nedeni bence bu. Bu kötü bir durum demiyorum ancak bir yerden sonra ağırlığını koysaydı, yani belki araya daha farklı eserler veya sahne performansları serpiştirseydi, bence çok daha farklı bir konumda olabilirdi (bir itiraf: 2020 sonrası şarkılarını pek dinlemiyorum). Gerçi dünya turnelerine çıkıyor ve baya da ilgi çekiyor ama bilemiyorum.

Ayrıca Alex'in en büyük, artık hata mı desem bilmiyorum, olduğu yerde takılı kalma sebebi Eurovision'u bi' salamaması nedeniyle oldu bence. Kendisi her yıl mutlaka Eurovision hakkında konuşur eder, ki evet bunda bir sakınca da yok (evet benden izin alacak adam :). Ama çok fazla Eurovision ekseninde döndüğü için, tabir yerindeyse, ''Eurovision şarkıcısı'' olarak kaldı. Akıllara öyle kodlandı yani. 2009'daki başarısı tabi öyle yabana atılmamalı bu arada ama sal abi artık :). 2009'da Norveç'i temsilen katıldığı yarışmada 387 puanla diğer yarışmacılara -amiyane tabirle- tur bindirmişti (gururlu pozumu gördünüz mü :)- Daha sonraki yıllarda puanlama sistemi değiştiği (puanlar yükselmiş) için onun rekoru kırılmış tabii ama bildiğim kadarıyla aynı puanlama sistemindeyken onun rekorunu kıran çıkmamıştı. Bu kadar başarının üstüne 2018 yılında bir kez daha Norveç'i temsilen yarışmaya katılmış (ki bence o şarkısı da güzeldi) ve 15. olarak yarışmayı tamamlamıştı. Bence ikinci kez katılmasında bir hata yoktu ama abicim otursaydın yerinde de namın yürüseydi demeden de edemiyorum tabii. :)

Alex hakkında başka söyleyecek bir şeyim var mı diye düşünüyorum... Kendisi klasik keman eğitimi almış bir sanatçı. Üstüne 2020'li yıllarda Amerika'da film müzikleri üzerine yüksek lisans da yaptı. Trolle og den magiske fela isimli çocuk müzikali için bir albümü bulunmakta ve ayrıca Frozen'in (Karlar Ülkesi) Norveç versiyonunda Kristoff karakterini seslendirdi. Yine Norveççe dublajı için  Ejderhanı Nasıl Eğitirsin animasyonundaki Hıçkıdık (Hiccup) karakterini ve filmin bazı müziklerini seslendirdi. Ayrıca bir dönem bir dans yarışmasında, bir dönem müzik konseptli bir programda yer almıştı (isimlerini bulmak zordu, siz arayıveriniz :). Yani aslında Alex sahne sanatlarıyla hep iç içeydi. Bu da onun sahne performanslarındaki enerjisini ve izleyenleri hipnotize etme yeteneğini açıklıyor. :) Aynı zamanda, işini sevmesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum, müzik klipleri de özenilmiş, samimi ve anlamlı oluyor.

Ben onun yeteneğini, her ne kadar ufaktan dokundurma yapsam da çocuksu ve aslında saf duru enerjisini, işini sevmesini, kendi sesini bulmasını ve yıllarca bunu yansıtmasını ve en önemlilerinden biri olarak hayranlarına değer vermesini çok seviyorum. Ayrıca kendisinin lego koleksiyonu var ve sanırım futboldan hoşlanıyormuş (ek bilgiler :). Bana hep iyi biri izlenimi vermiş, kendi halinde ve yetenekli bulduğum bir müzisyen olmuştur. Yine de dediğim gibi psikolojik olarak daha iyi hissetmesini ve ün anlamında daha iyi bir noktada bulunmasını isterdim. Gerçekten tanısam bu kadar mutlu olsun isteyebileceğim, bende yeri apayrı olan, ilk aşkım ve fangirllüğümün zirvesini yaşadığım çok yetenekli bir müzisyen. Umarım çok da mutlu olur. Öpücük öpücük ve iyi dilek bulutları hokus pokus. :)

Senin de böyle sevdiğin bir çocukluk şarkıcın var mı?


Favori Alexander Rybak şarkılarım 

(playlistler vardı ama karman çormandı, bu bakımdan ben duruma el atıp bir liste hazırlamaya ve fırsat bu fırsat nostalji yapmaya karar verdim):


1. Alexander Rybak - Fairytale (LIVE) | Norway 🇳🇴 | Grand Final | Winner of Eurovision 2009

2. Alexander Rybak - "Europe's Skies"

3. Александр Рыбак - Небеса Европы (LIVE @ Авторадио)

4.  Alexander Rybak - "Roll With The Wind"

5. Alexander Rybak - "Funny Little World"

6. Alexander Rybak - "Leave Me Alone"

7. Александр Рыбак "Стрела Амура" (Strela Amura)

8. Alexander Rybak - "OAH"

9. Alexander Rybak ft. Opptur - "FELA IGJEN"

10.  Alexander Rybak - "Котик" / "Kotik"

11. Alexander Rybak - I Came to Love You

12. Alexander Rybak - No Boundaries albümü

13. Alexander Rybak - Mom (çok şekeeeerr)

14. Alexander Rybak - My Whole World

15. Alexander Rybak - “That’s How You Write A Song” (Extended Version) Eurovision 2018 Norway

16. Alexander Rybak - Fairytale & That's How You Write a Song. Melodi Grand Prix 2019

17. Alexander Rybak (for my fans) - Just The Way You Look Tonight


Tabi başka çok sevdiğim ama gözümden kaçan parçaları da olabilir.


:)))




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar