Kahve Molası #2

 

Genç kadın sabahtan beri hiç ara vermeden çalışmıştı. Gelen mailleri yanıtlamış, bir aydır gönderilmeyi bekleyen taslakları düzenlemiş ve yayınevine yeni gönderilen baskıları kontrol etmişti. Altı aydır bir türlü görüşme ayarlayamadıkları Japon yazarın asistanı ile randevu bile oluşturmuştu. Ah, dedi saate kısa bir bakış atarak, neyse ki yetiştirdim. 

''Oooooo bu ne hız böyle...'' Masa başında beliren ofis arkadaşı, yerinde kıpır kıpır olan genç kadını izliyordu. ''Sabahtan beri arı gibi durmadın. Üç aylık işi bitirdin vallahi.''

''Abartma Ege. Yani evet... bugün biraz ilerledim diyebilirim.''

''Biraz mı? Neyse, en azından öğle arasında biraz daha çalışacağım diye bizi ekmeyeceksin.''

''Ah... geçen gün kızlara sözüm vardı biliyorsun.''

''Evet biliyorum hanımefendi. Bugün iş çıkışında toplanıyoruz. Bizimle gelsene. Bak öğle aranı sana bırakıyoruz. Hem, şu Japon yazar ile röportaja dair de konuşabiliriz. Sahi, nasıl görüşme ayarlayacağız acaba? Zoom'u geçtim, mail yoluyla bile olsa bize dönüş sağlar mı ki? Adamın asistanı bile kaprisli!''

''Şey... Ben aslında bir görüşme ayarladım.''

''Ne!? Nasıl olur... Şaka!''

''Hayır ciddiyim. Gerçekten de görüşme ayarladım. Ah...'' Genç kadın 12'yi birkaç dakika geçen saatine göz attı, ''sonra detayları anlatırım Ege. Benim şimdi...''

''Sen ciddi misin gerçekten... Yani Muraki Harukami'yle görüşme mi ayarladım dedin! Bu... bu büyük bir olay farkında mısın? Kitaplarının yayın haklarını almak bile...''

''Tamam Egeciğim... Sonra konuşalım. Benim gerçekten gitmem gerek!''

''Bir dakika... R-''

Genç kadın kendini yaka paça ofisten dışarı zor atmıştı. Başka kimseye yakalanmadan dışarı çıkabildiği için derin bir nefes aldı. Şükürler olsun... Kol saatine göz attı, henüz on ikiyi on geçiyordu. Tüh, diye düşündü genç kadın, oysa daha erken çıkmak için ne çok acele etmiştim...

Sabah durmadan yağan yağmur yerini güneşe bırakmıştı. Güneş, baharın kapıda olduğunu gösterircesine yeşermeyi bekleyen ağaç dallarına vuruyordu. Genç kadın trençkotunun kolunu kıvırarak marteniçkasının ucunu ortaladı. Çiçekten bir nazar boncuğu... Bu baharda hayatının çiçeklerle dolacağını hissediyordu.

Adımlarını hızlandırdı. Bugün ne içsem diye düşünürken yanıt hafifçe guruldayan midesinden geldi. Acaba menülerinde yemek var mıydı... Of, hatırlamıyorum. Başka bir yere mi gitsem? diye düşündü adımlarını yavaşlatarak. Hem oraya dün de gitmiştim, ondan önce de, ondan önce... 

Her gün gitmem tuhaf kaçar mı ki... Aman canım, zaten pek müşterileri de yok. Sahi... neden öyle hoş bir yerin müşterisi yok ki? Yok yok bugün artık gitmeyim. Hatta birkaç gün, belki hafta... oraya gitmesem ve kendimi unuttursam daha iyi olabilir. Evet evet öyle yapayım. Saat on ikiyi çeyrek geçiyor. Offff... zaman neden bu kadar hızlı! Tamam. Hayır, gitmiyorum. Yok canım neden gitmiyormuşum... Gidemem, yanlış anlaşılır. Neden?.. Kim yanlış... Hayır gitmeyeceğim!

Genç kadın olduğu yerde aniden durdu. Kararsızlık, midesinde kıvrıla kıvrıla ilerliyordu. En iyisi gitmeyim, diye mırıldandı kendi kendine.

Uzaklardan onu izleyen bir çift göz hareketlendi. ''Ah, bir süredir ortalarda yoktun,'' dedi genç kadın önünde duran alacalı kediye. ''Bugün yanımda sana verebileceğim yemek yok üzgünüm.'' Elini guruldayan karnına götürdü. ''İstersen... buralarda market de yok ki...'' Alacalı kedi hafifçe mırlayarak genç kadına uzandı. Genç kadın kedinin avuçlarının içine yerleşen yüzünü, boynunu ve sırtını okşadı. ''Ne tatlısın böyle...'' dedi sevecenlikle. ''Bir adın var mı? Ya bir evin...''

Kedi, genç kadının elinin etrafında dönerek birkaç adım ilerledi. ''Hemen mi gidiyorsun?'' dedi genç kadın dudak bükerek. Mırlayan kedi arkasına kısa bir bakış atarak kaldırım boyunca ilerledi. Yerinde duran genç kadın kedinin ilerleyişini izliyordu. Omzunun üzerinden parlak gözleriyle genç kadına bir bakış daha atan kedi bir kez daha mırladı.

''Beni mi çağırıyorsun, bir şey mi göstereceksin?'' dedi genç kadın çömeldiği yerden doğrularak. Arkalarında kalan cadde bile sessizdi. ''Seni burada bırakmak istemiyorum kedicik. Bana ne söyleyeceksin? Doğrusu bunu da merak ediyorum...'' Kedi, genç kadına son bir bakış atıp az ilerideki kafenin kedi girişinde kayboldu. ''Sen onun kedisi misin...'' diye fısıldadı genç kadın. Saatine göz attı 12:25. Hala vakit var, diye düşündü.

Adımlarını hızlandırarak kafeye girdi. Bu sefer kafe çok daha doluydu. Bu durum genç kadını hem şaşırtmış, hem de yüzüne bir gülümseme kondurmuştu. Sanki canlanmış gibi, diye düşündü. Kafe boşken de güzeldi ancak bu, solgun bir güzellikti. Şimdi insanların konuşmaları ve kahve kokusuyla hareketlenen bu kafe, adeta nefes alıp veriyor gibiydi. Duvarlardaki figürler bile hareket ediyor sanki, diye düşündü genç kadın bakışlarını mekanda gezdirerek.

''Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?'' Tezgahın arkasından gelen ses, yeşil gözlü güzel kıza aitti. ''Merhaba,'' dedi genç kadın açıkça bocalayarak. O nerede, diye düşündü.

''İsterseniz boş bir yere geçebilirsiniz. Menünüzü hemen getiriyorum.''

''Tamam teşekkürler...'' Genç kadın hafifçe gülümsese de, yüzü allak bullak olmuştu. Ama o hep tek olurdu, diye düşündü. Bakışlarını dolu kafede gezdirdi. Cam kenarı da dolu... diye iç geçirdi. Duvar kenarındaki tek boş masaya yerleşti. Gelmemeliydim işte... diye düşündü hayal kırıklığıyla. ''Buyurun menünüz...'' Genç kadın kafasını kaldırdığında ona gülümseyen iki renk gözle karşılaştı. ''Buradaymışsın...'' dedi ışıldayan sesine engel olamadan. ''Yani şey...'' dedi sonra hafifçe boğazını temizleyerek, ''seni göremeyince...''

''Bugün biraz yoğunuz. Neyse ki...'' dedi genç adam servis yapan güzel kıza göz atarak, ''artık yalnız olmayacağım.''

''Ah... evet,'' dedi genç kadın düşen yüzüyle. Yüzündeki parlaklık bir anda bin parçaya ayrılmıştı. ''Ben o zaman,'' dedi sonra ciddi bir sesle, ''ben o zaman...''

''Havuçlu tarçınlı keki önerebilirim. Bugün yeni çıktı. Ecem'in özel tarifiyle.''

''Yaaa,'' dedi genç kadın isminin Ecem olduğunu öğrendiği güzel kıza bakarak, ''ben aslında bugün biraz açım. Tuzlu bir şey yesem daha iyi olabilir.''

''O zaman...'' dedi genç adam bakışlarını genç kadından ayırmadan, ''mini ıspanaklı böreğimiz, mantarlı kişimiz veya... turtalarımız ve tartlarımızdan da, tuzlu istediğine göre... patatesli ve kıymalı turtamız ile sebzeli tartımız bulunuyor. Bence tatlı olanları da çok güzel ama tuzluları da Ecem'in gelişiyle birlikte menümüze ekledik. Tatları gerçekten harika.'' Genç adamın bakışlarındaki oyuncu parıltılar bir anlığına bile değişmemişti.

''Hımmm öyle mi?'' dedi genç kadın iç çekerek. Ecem'in gelişi her anlamda yenilik getirmiş demek ki... diye düşündü sonradan kendinin bile şaşıracağı tuhaf bir öfkeyle. ''O zaman turta alayım. Patatesli ve kıymalı olsun. Yanına da soğuk bir içecek olabilir.''

''Tamamdır,'' dedi genç adam elindeki deftere kısacık not alarak, ''siparişiniz hemen geliyor.''

Genç kadın saatine aceleyle bir bakış daha attı. 12:33. En azından öğleden sonra işte rahat olacağım, diye iç geçirdi trençkotunu çıkarırken. Güzel kızın kafenin içinde kuğu gibi süzülüşünü, genç adamla şakalaşmalarını bastıramadığı bir kırgınlıkla izledi. Ne bekliyordum ki... 

''İşte siparişiniz...'' Genç kadın, bakışlarını servisini yapan güzel kızın yüzünde dolaştırdı. Gerçekten çok güzel... ''Teşekkür ederim.'' Yenilgiyi kabul eden yumuşak bir gülümsemeyle servisine uzandı. ''Afiyet olsun...'' Duraklayan kız, genç kadına tereddütlü bakışlar atarak yan döndü. ''Pardon,'' dedi sonra aniden genç kadına dönerek. 

''Evet?''

''Sen.. yani siz osunuz değil mi?''

''Ben kim miyim?'' dedi genç kadın biraz şaşkınca gülümseyerek.

''Ah pardon... böyle dan diye sorunca da...'' Garson kız elindeki tepsiyi yan çevirip önlüğüne bastırarak devam etti, ''abim sizden bahsetmişti. Ayağı uğurlu olan müşteri sizsiniz demek ki...''

''Abin.. abiniz mi?'' Genç kadın önce kısacık duraksadı, sonra güzel kızın yeşil gözlerinin tanıdıklığına coşkuyla gülümsedi ''abin! yani abiniz Cenker... o mu?'' dedi en sonunda başıyla onları izleyen genç adamı işaret edip. 

''Evet abim, ona sosyal medya fikrini vermişsiniz. Beni asla dinlemiyordu inanır mısınız?''

''Sen diyebilirsin.'' O an genç kadından mutlusu yoktu. ''Rica ederim,'' diyerek bu güzel kıza içinde aniden kabaran sevgiyle gülümsedi.

''Sizi... seni de tuttum pardon. Afiyet olsun.''

''Teşekkür ederim...'' Genç kadın turtasından ilk lokmasını yüzünden bir türlü silemediği sırıtışıyla yedi. Önce küçük bir lokma, sonra çok daha büyüğü. Gerçekten lezzetli, diye düşündü sonra. Yemeğini yerken göz ucuyla genç adamı takip ediyordu. Onun müşterileri selamlayışını, servis yaparkenki yönlendirici rahatlığını... Ne tatlı, diye düşündü. Yüzündeki memnun ifadenin sebebi turta mıydı artık kendi de emin değildi. 

Boş tabağına iç geçirerek baktı. Zaman, diye düşündü kol saatine bir bakış daha atarak, ne hızlı geçti. Oysa bugün onunla hiç karşı karşıya bile gelemedik... Sadece kısa bir an... Genç kadın omuz silkerek trençkotunu giydi ve tezgaha doğru ilerledi. Onu karşılayan kişi Ecem'di. Keşke bari tezgahta onunla karşılaşsaydım... diye düşündü genç kadın sıkılgan bir hisle. 

Ödemesini yaparken aklına kedi geldi. ''Pardon, sizin bir kediniz var mı?'' dedi Ecem'e.

''Aaaa ama hani sen diyecektik,'' başını iki yana salladı, ''yani civardaki kedileri besliyoruz ama bizim bir kedimiz yok.''

''Öyle mi? Ama...''

''Bugün de hiç karşılaşamadık değil mi?'' Genç adam gözlerine yayılan gülümsemesiyle tezgaha yaslanarak elindeki not defterini kız kardeşine uzattı. ''İşte, sana zahmet...'' 

''Ah abi... Buraya geldiğim ilk günde bile beni durmadan çalıştırıyor işte bak gör.'' Ecem, genç kadına yalandan bir sitemle omuz silkerek ikiliyi baş başa bıraktı. Genç kadın, genç adamın kafenin solgun ışığındaki gözlerini inceledi. Acaba hangi renk daha baskın diye düşündü bu gözleri ilgiyle izleyerek.

''Yeni bir kahve tarifim var,'' genç adam ellerini çıtlatarak devam etti, ''denemeni çok isterim. Yani...'' dedi sonra beceriksizce, ''fikrini merak ediyorum.''

''Tabii! Tabii...'' dedi genç kadın saatine alışkanlıkla bir bakış atarak, 13:07, ''ama şimdi ofise dönmem lazım... Yarın... Yarın belki olmaz ama...''

''Bu akşam... bu akşam iş çıkışında olur mu? Yani... müsait, olur musun?''

''Bu akşam mı?''

''Uygun değilsen tabi anlarım. Sadece... ilk sen dene istemiştim.''

''Uygunum aslında,'' dedi genç kadın saklamaya çalıştığı bir heyecanla, ''iş çıkışında gelirim.''

''Olur o zaman... Anlaştık.''

''Anlaştık.'' 

Genç kadın genç adamın parıltılı gözlerinden kendini güçlükle alarak kafeden çıktı. Tüm öğleden sonrasını bir kahvenin hayaletini zihninden kovalamaya çalışarak ve ofistekilere Muraki Harukami'yle röportajı nasıl ayarladığına dair açıklamalar yaparak geçirdi. Ne uzattınız, diye düşünerek bir anlığına bile sessiz kalamayan başına parmaklarıyla usul usul masaj yaptı. Neyse ki mesainin bitmesine az kalmıştı. Tüm işlerini çoktan hallettiği için rahattı. Çıkışta biri onu lafa tutmazsa veya çekiştirmezse bu iş... 

''Bizimle geleceksin değil mi?'' dedi masa komşusu.

''Ege... Bugün malesef...''

''Hadi ama... Kızım sen değil bugünün, bu ayın yıldızısın. Bu anlaşmayı kutlamamız lazım. Beyzaları başından savdın ama beni...''

''Anlaşma henüz olmadı ki... Fazla büyütüyorsunuz bence. Sadece asistanıyla iletişim kurdum, o kadar.''

''O asistana ulaşmak bile ne zordu haberin var mı senin? Bazen bu kadar alçakgönüllü olmana şaşırıyorum doğrusu.''

''Çıkmam lazım.'' Genç kadın trençkotunu hızla giyip çantasına uzandı. 

''Beni kırıyorsun ama R-''

''Söz, şu anlaşma yapılırsa sizinle kutlama yapacağım. Söz. Ege?''

''Tamam öyle olsun, iyi akşamlar.''

''İyi akşamlar.'' Genç kadın hafifçe gülümseyerek kıvrak adımlarla çıkışa yöneldi. ''İyi akşamlar millet.''

İyi akşamlar dilekleri havada uçuşurken genç kadın uçarcasına binadan çıktı, yolu hızla geçti ve kafenin olduğu sokağa geldi. Derin bir nefes alarak nefesini düzenlemeye çalıştı. Sakin ol, diyerek trençkotunu düzeltti, telefonunun ekranından gördüğü yüzünü şekilden şekile sokarak görünümünü kontrol etti ve... İdare eder... Sonra da duruşunu dikleştirerek kafeye girdi. 

Kafede kimse yoktu. ''Kimse yok mu?''

Genç kadın boş mekanı çekingen adımlarla dolandı. ''Kim var orada! Cenker?''

Duyduğu belli belirsiz sesin kaynağını bulmak için etrafını inceledi. ''Kimse yok mu?''

''Miyaaavv.'' Genç kadın yerinden hopladı. ''Ah! Ödüm koptu...'' Dişine hafifçe dokunarak başını arkaya attı. ''Sen miydin,'' dedi sonra alacalı kediyi kucağına alarak. ''İlginç... Ecem bizim kedimiz yok demişti oysa.'' Sahi, Ecemle Cenker neredeler?

Genç kadın kediyle sohbet edip onun yumuşak tüylerini okşayarak kırk beş dakika geçirdi. Kafeye ne gelen vardı ne giden... Acil bir işleri çıktı herhalde, dedi kendi kendine. İyi de o zaman kapıyı niye kilitlemediler? ''Kapıyı çekip burayı öylece bırakıp gitmeli miyim sence kedicik?'' 

''Miyaavvv.''

''Sana verecek yemeğim yine yok... Kafeden bir şeyler vereyim desem, mutfağa girmem ayıp olur. Hoş, şimdi kimse yokken burada olmam bile ne kadar doğru bilemiyorum.'' Kediyi usulca koltuğa bıraktı, ''hoşça kal kedicik, seni tekrar gördüğüme sevindim.'' Sonra boş tezgaha buruk bir bakış attı. Oysa, diye mırıldandı, bugün seni göreceğim için ne çok heyecanlanmıştım...

Genç kadın mırlayan kedinin başına son bir öpücük kondurarak kapıyı çekip çıktı. ''Kapı da kilitli değil... Hadi Cenker düşünemedi, Ecem'in de mi aklına gelmedi dükkanı kilitlemek? Gerçekten ilginç...''

Genç kadın omuz silkerek trençkotuna sarıldı. Gündüz ile gece arasındaki belirgin sıcaklık farkını iliklerine kadar hissediyordu. Caddenin ışıklarına ulaşmadan evvel boş sokakta başını gökyüzüne çevirdi. Bakışları parlak Ay'ı buldu. ''Dolunay,'' dedi arkasından nefes nefese bir ses.

''Cenker...'' Genç kadın hem şaşırmış hem rahatlamıştı. ''Kafede seni bekledim ama kimse gelmeyince...''

''Özür dilerim...'' dedi genç adam sıkıntıyla. ''Gerçekten özür dilerim Rüya. Seni bekletmek istemezdim ama... Bir işim çıktı, gerçekten elimde olsaydı...''

''Sorun değil... Düşünemedik değil mi? Telefon numaralarımız bile birbirimizde yok. Nasıl haber verecektin ki? Boşver, dert etme...''

Genç adam yavaşça nefesini verdi. Sonra ikisi de bakışlarını Dolunay'a çevirdi. ''Ay çok güzel,'' dedi genç adam genç kadına önce hafifçe, sonra tüm varlığıyla bakarak. ''Evet...'' Genç kadın bu bakışlara karşılık vermeden kısa bir an evvelce bakışlarını parlak Ay'ın ışığında dolaştırdı. 

İkili birbirlerine bakarken, genç kadın bu bakışlardaki baskın rengi hayretle inceledi. Yeşil... diye düşündü dudaklarına ulaşan bir farkındalıkla. Ay'ın ışığında gözlerindeki en baskın renk... yeşil.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.



Alice Harikalar Diyarında.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar