İzler.

(Sonsuza Uzanan Köprü, Richard Bach)

Kitaplara iz bırakanlardan mısın, bundan kaçınanlar ve hatta belki bahsinin açılmasından bile irkilenlerden mi? İkinci gruptaysan yazımın devamını okuman senin için tetikleyici olabilir, vuuuuu bö! :)

Kitap okuyordum ve çok sevdiğim bu kitabın neden bu kadar yavaş aktığını içimde usul usul sorguluyordum. Öyle ki ajandama not aldığım ''şu sayfaya kadar oku!'' görevleri hep yapılmamış olduğundan, ben de bu sefer ''2 saat oku'' yazdım. Acaba iki saat içinde kaç sayfa ilerleyebilirim... 

Canım kahve içmeyi çok istemişti. Evet, gecenin bilmem kaçında kahve içmeyi hep çok isterim. Buna karşın kahvenin tadı gerçekten çok kötüydü. Normale göre bile! Yine de kitap okumak ve yazıyla haşır neşir olduğum her tip aktivitenin motivasyon ve romantize etme şartı ve kaynağı benim için kahvedir. Ben de, canım da çok istediğinden, kahve içiyordum. Sonra uçmak üzerine düşünüyordum. Kitabın aynı zamanda pilot olan yazarı ve ana karakterinin yaşamını düşlüyor, karakterin özgürlük, uçmak ve müzik arasında kurduğu teması derinden hissediyor ve aynı zamanda kahvemi içmeyi unutuyordum. Biliyorsun ki kötü bir kahve soğuduğunda çok daha kötü bir kahvedir. Bu nedenle de kahveme uzandım, aynı anda telefonda çalan müziği değiştirdim (evet kitap okurken müzik dinleyengillerdenim) ve... -yazmın başındaki uyarım hala geçerli 3, 2, 1- ve malesef kitap sayfasına bir küçük kahve lekesi bıraktım. Ama hemen beni yargılama... bu, kahveden bir öpücük gibiydi. :)

Cidden öyleydi, beni anlamıyorsun. Çünkü o an, kitap okuduğumu hissettiğim bir andı. İnsan kitap okuyabilir, okuduğu kitabı çok sevebilir ama kitap okurken kitap okuduğunu gerçekten duyumsadığı anlar nadirdir, belki biliyorsun bunu. Bu his, kitapla sohbete benzer. İnsanlarla sohbet edebilirsin. Arkadaşlarınla sohbet edebilirsin. Bir de bazı insanlarınla sohbet edebilirsin. Senin insanın veya insanlarınla. Böyle kişi veya kişilerle birlikteyken zaman da mekan da sohbetin kendisi olur. Bazen yediğin içtiğin şeyi bile unutursun. Çevrende kim var dikkat edemezsin. Ne söylediğini uzun uzun düşünmez, sadece sohbet edersin. Bu hissi biliyor musun, biliyorsan, işte! - böyle bir histir kitap okurken kitap okuduğunu hissetmek. Ben de bunu en üst düzeyde yaşıyordum, çünkü kahvenin kitaba kondurduğu minik buseye kadar bunu fark edemeyecek kadar kendimi kaptırmıştım.

Tam o sırada karakteri anlıyordum. Tam o sırada karaktere kızıyordum. Ona katılıyordum ve onun çok -üzgünüm öhömm- aptalca düşündüğünü düşünüyordum. Sonra o geldi, leke. Normalde olsa ''amannnn,'' derdim, ''bi sen eksiktin.'' Kitap ikinci el ve zaten başkasının kitaplığında, çantasında, yolculuğunda (bunu biliyorum çünkü ilk sayfasına yolculuk için yanında götüreceklerini not almış kendisi), sevdiğinin yanında (bunu da biliyorum ve aşırı imrendim :), üzgün anlarında mutlu anlarında... anlarında, başkasının anlarında, dalgınlıklarında zaten yaşamış bir kitap olduğu için kahve lekesi canımı sıkmadı diye düşündüm belki de... belki de değil.

Bazı insanlar kitaplarının altını çizmezler. Başka birisinin kitap kenarını ayraç görevi görsün diye katladığını görünce bile acı çekerler. Ben o alt çizen, bazen kitabın kenarına yazı yazan (nadiren de olsa bunu yapmıştım), ayracım yanımda yoksa sayfa kenarını kıvırmaktan gocunmayan ve bazı kişilerin  -belki de senin bile- gıcık kaptığı okuma davranışlarını doğallıkla yapan o okurum. Hiçbir zaman da kitabımın üstüne çizik dahi konmasın kaygım olmadı. Tabi ki içecek lekesi vs benim de hep hassasiyetim olmuştur (ve olmaya devam edecek) ama bu, benim kitabım! Hadi ama... Üstünde izler bırakmazsam o nasıl benim olacak!?

Bu arada benim bahsettiğim, kitapları hor kullanmak değil. Aksine, kitaplarıma hep çok iyi bakmışımdır. Okuma anında notlar almanın veya kitap sayfasını kıvırmanın, satırları çizmenin kitabı hor kullanmak olduğunu düşünmüyorum. Bence kitabın üstünde yemek yemiyor veya kitabı yerden yere vurmuyorsak onu zaten hor kullanmıyoruzdur. :) Kitabı okurken okuma davranışlarını göstermek bence kitabı okuma sürecini aktif kılan bir şey. Bunu tercih etmeyenlere de saygı duyuyorum ama sanırım okumak benim için etkileşimli bir olay. Yukarıda örneğini verdiğim üzere, sohbet etmek gibi. Tabii bazı sohbetler beni açıyor, bazısı sıkıyor ama yine de okumak benim için bir anlamda sohbet etmektir. Yoksa, belki biraz abartılı kaçacak ama, sanırım hiç okumazdım.

Okuduğu şeylerde kendi düşüncelerini bulamayan, yani kendi fikirlerini inşa edemeyen kişilere aşırı gıcık kaparım. Bir kitabın en akademik, en ''doğru'' tanımlamasını yapmak bence o kitaba hakkını vermek demek değil. Hatta tam tersi... o kitaba değer vermemek demek bence. Kitaplar genişleyen varlıklardır. Bir yazar onları var eder ve okurlar da bu varlığı genişletir. Okuduğun satırlar sen okuduktan sonra da somut olarak kağıt üzerinde aynı kalır tabii ancak sen bir okur olarak o satırlara zihninde yeni katlar çıkmalı, zihin arsanı genişletmelisin. Herkes A fikrini, üstelik A şablonuyla aynı şekilde ifade ederse gelişim nasıl olacak? Bir kitabın iletisi tabii ki bellidir ancak ortada bir A fikri var diye de o A fikrini herkes aynı şablonla ve anlaşılır bir ifadeyle ''papağan gibi'' tekrar etmemeli bence. (Bence değil, lütfen etmesin.) Farklı ifade biçimleri, yani bir fikrin farklı bakış açılarıyla ifadesi aslında bahsettiğim genişleme olayını sağlayan durum diye düşünüyorum. Böylece, bu farklı ifade biçimleri ile de zaten zaman içinde B, C, D... Z ve farklı farklı farklı bir sürü fikir türeyebiliyor.

Kitaplar zihnimizde izler bırakıyor. Farklı kitapların bıraktığı farklı izler ve aslında irili ufaklı zaman içinde kah genişleyen kah daralan noktalar bizlere bir harita oluşturuyor: Zihin haritası. Yazı yazmak da böyledir. Önce bir konuda yazarsın, sonra onunla bağıntılı başka bir konuda. Böyle böyle derken bir bakmışsın, ilk anlattığın şeyle son anlattığın şey, yani iki nokta zihin haritanın farklı konumlarını yansıtıyor. Zihin böyle genişliyor. Düşünceler böyle oluşuyor. 

Kitaplarıma bilerek kahve lekesi bırakmayacağım tabii ki! Ancak bu küçük iz beni gülümsetti. Hatta tuhaftır, gerçekten tuhaftır, garip bir coşku hissettim. Bir iz... diye düşündüm. İzler bize ''buradan geçtin'' diyen levhalar. Bu kitaba baktın, ona dokundun... Ve aslında sanırım asıl hissettiğim benden kitaba akan bir durum değildi de; ben bu izle birlikte kitabın bana dokunduğunu hissettim. Sanki onun satırları arasında gezinen göz hareketlerime kitap da bakışlarıyla karşılık vermiş, sayfa kenarlarına dokunan parmaklarıma hafifçe değmiş ve hatta bana gülümsemiş gibi bir his.

(Ah be ne romantize ettim... Ama hayır! Gerçekten okurcuğum, gerçekten, böyle hissettim.)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


(Sonsuza Uzanan Köprü, Richard Bach)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar