Kahve Molası #1

 

Genç kadını oraya çeken bir şey vardı. Her gün öğle aralarını yayınevinin arka caddesindeki küçük kafede geçiriyordu. Oraya ilk gidişinde bu kendi halindeki mekanın sakinliği hoşuna gitmişti. İş yerine bu kadar yakın bir yeri bunca zaman keşfetmemiş olmasına şaşırmıştı.

O gün ne sıkıcı bir gündü diye düşündü genç kadın masasındaki çerçeveyi inceleyerek. Omuzları tutulmuş, gözleri bilgisayara bakmaktan acımıştı. Bir de üstüne kızlar öğle arasında kavşak tarafındaki restorana gidelim demişlerdi. Genç kadının kıpırdayacak hali yoktu ama o hafta için zaten tüm itiraz haklarını kullandığından bir kez daha oyunbozan olmaktan çekinip kızlara ''tamam,'' demişti, ''az bir işim kaldı, siz gidin ben de geleceğim.'' 

Dışarıda gök gürlerken yağmur yavaşça atıştırmaya başlamıştı. Genç kadın kızlara kısa bir mesaj atarak yağmura yakalanacağını, yemeğe gelemeyeceğini yazmıştı. Ne çok itiraz edeceklerdi. Ancak genç kadın önlemini çabucak alıp sessize aldığı telefonunu çantasının kalabalıklığına atıvermişti. Zaten canı o gün en başından beri ne sosyalleşmeyi, ne de bir şeyler yemeği istemiyordu. Dışarı çıkmışken ofise geri dönmeyi de canı hiç istemedi. Şakaklarını ovarak göğü kaplayan gri bulutları inceledi. Ne sıkıcı bir gün...

Bacaklarında hissettiği yumuşaklıkla dikkatini ayaklarına çevirdiğinde dudakları kendiliğinden yavaşça kıvrıldı. Bacaklarında bir tam tur atan alacalı kedi, geriye yandan son bir bakış atarak az ilerideki kapının kedi girişinde kayboldu. Hafifçe atıştıran yağmurdan göz makyajını korumaya çalışarak kedinin izlediği yolu takip eden genç kadın, kendini sonrasında gizli mekanı olacak şirin kafede buluvermişti.

Mekan küçük olsa da, geniş tavanı ve açık tonlardaki duvarlarıyla ferah bir havası vardı. Loş aydınlatmalar ise özellikle de yağmurlu günlerde içeriye melankolik bir hava katıyordu. Bej, su yeşili ve lila tonlarına boyanmış duvarlarda tıpkı çocukların elinden çıkmışçasına basit karalamalar çerçevelenmişti. Açık renk duvarların köşelerine çizilmiş desenler gelişigüzel fırça darbelerini anımsatsa da duvarlara uzaktan bakıldığında farklı figürlerin hareketlerini simgelediği anlaşılıyor ve duvarlar bir arada adeta bir öyküyü anlatıyordu. Bu küçük mekanı kaplayan zıtlık, masaların üzerindeki oyun ve sinema figürleri ile küçük sukulentlerin varlığıyla sempatik bir tavır kazanmıştı.

Genç kadın sipariş vereceği tezgaha doğru ilerledi. Tek başına seçim yapmak konusunda hiçbir zaman iyi olmamıştı. En iyisi kahve, diye düşündü hafifçe esneyerek, hem midemin bir şey alacağı da yok. Hangi kahveyi içsem... poooff!

Tezgahın önünde sipariş verecek kendisinden başkası bulunmuyordu. Acaba menü mü getiriyorlar diye düşündü etrafına göz atarak. Bugün neden aklım durdu benim böyle! Sonra tezgahın arkasındaki fiyat listesinde gözlerini dolaştırdı. Yok canım, işte buraya gelip siparişini...

''Latte.''

''Efendim?''

''Latte diyorum, vanilyalı latte iyi gelir. Üstüne yapacağımız çizim için seçeneklerimiz de var: Yaprak, kalp, kedi, gülen veya tercihe göre somurtuk yüz... belki ay, güneş de deneyebiliriz, ya da kar tanesine ne dersin?''

''Kedi mi?'' dedi genç kadın. Aklına ayaklarına dolanan kedi gelmişti. Sahi, o nerede acaba diye düşündü. Sonra sessizliğin garip kaçtığını düşünerek hafifçe gülümsedi. Gülümsemek gerginliğini azaltmıştı. ''Tamam o zaman,'' dedi sonra, ''vanilyalı latte alayım, üstüne de...''

''Kedi çiziyoruz!'' Tezgaha doğru hafifçe eğilmiş genç adam, sweatshirtünün kollarını biraz daha sıvayarak kahve kaplarını tezgaha çıkarmaya başladı. 

''Evet tamam öyle olsun,'' dedi genç kadın. Sonra da kafede kendisinden başka müşterinin olmadığını şaşkınlıkla fark etti. ''Bugün burası fazla sakin sanırım,'' dedi bakışlarını loş ışığın aydınlattığı duvarlarda gezdirerek. Dışarının puslu havası içerideki sakinliği ağırlaştırmak yerine yumuşatmış gibiydi. Aydınlatma duvarlardaki çizimlerin arasından dolanıyor, onları adeta hareket ettiriyordu.

''Aslında yağmurlu havalarda da rağbet görüyoruz ama bugün gerçekten sinek avladık. Sen üçüncü müşterisin.''

''En azından ilk değil'' dedi genç kadın hafifçe gülümseyerek. Gözlerinin kenarlarındaki koyu halkalar yüzünü hissettiğinden daha ciddi gösteriyordu. Buna karşın genç adam genç kadına yamuk gülümsemesiyle bakışlar atıp yaptığı kahvenin adımlarını açıklamaktan geri durmadı.

''Önce espressomuzu hazırlıyoruz. Bu kısım çokomelli, çünkü kahvenin aromasını bu veriyor.''

Genç kadın anladım dercesine hafifçe başını sallayarak genç adamı onayladı. ''Daha sonra,'' dedi genç adam genç kadına kısa bakışlar atmayı sürdürerek, ''sonra sütü köpürtüyoruz. Bu kısım da...''

''Çok önemli.'' Genç kadın cümleyi ciddiyetle tamamlayarak başını bir kez daha salladı Gerçekten de dışarıda içtiği kahvenin yapılışını ilk kez izlemek onu biraz heyecanlandırmıştı.

''Evet öyle! Bu kısımda köpüğün yoğunluğu önemli. Kremsi, yumuşak bir dokusu olmalı.'' Genç adam elindeki metal sürahideki sütü çalkalayarak kremamsı köpüğü oluşturuyordu. ''Sonra...'' diyerek kahve makinesine uzandı, ''espressonun içine biraz vanilya şurubu ekliyoruz ki aroma katsın. Ve işte...'' diyerek metal sürahideki köpüğü kahvenin üzerine ekledi. 

Kahvesine uzanan genç kadını genç adam iki yana salladığı bakışlarıyla engelleyerek ''ama daha bitmedi!'' diye karşı koydu. Kahvesi genç kadının ellerinden uzaklaşırken genç kadın yorgunluğunu unutmaya başladığını fark etti. 

''Eeeennn eğlenceli kısmı kaçıramazsın: Latte art. Çizim yapacağız.''

Hep biz diye konuşuyor, diye düşündü genç kadın. ''Evet, keyifli görünüyor.''

''Ne çizelim demiştin?'' Genç adam parıltıların dans ettiği gözlerini genç kadına çevirerek başını hafifçe yana eğdi. Gözleri kahverengiden yeşile uzanan bir ışık tayfına benziyordu. Gözleri farklı renk, diye aklından geçirdi genç kadın dudaklarının kıvrılışına engel olamadan. ''Kedi,'' dedi sonra gülümsemesini durdurmadan, ''kedi olsun.''

''Evet...'' Genç adam abartılı bir dikkatle ''köpürttüğümüz sütü... dikkatlice döküyoruz ve'' elindeki metal çubuğu köpüğün üzerinde usulca hareket ettirerek kahvenin üzerinde kedi silüeti oluşturmuş, ''ve işte bıyıkları da...'' diyerek kahveyi genç kadına uzatmış. ''İşte şimdi hazır... Nasıl buldun?''

''Ne tatlı!'' demiş genç kadın heyecanla. Gerçekten de basit ama sevimli bir çizimmiş karşısındaki. ''Kahve yapmanın bir sanat olduğunu bilmiyordum doğrusu,'' demiş sonra kahvesine uzanırken. 

''E ama önce bir iç bakalım,'' demiş genç adam. Genç kadın genç adamın dikkatli bakışları eşliğinde kahvesinden önce küçük, sonra şaşkınlıkla büyük bir yudum almış. ''Bu işte gerçekten yeteneklisin!'' Bakışları genç adamın önlüğündeki kartı bulmuş, ''Cenker?''

Genç adamın genişleyen gülümsemesi ikili arasındaki çekingen havanın son adımı olmuş. 

Yağmur, diye düşünmüş genç kadın, o gün ne çok yağmur yağmıştı. Sonra masasının kenarındaki çerçeveyi ellerinin arasında önce usulca sonra sıkı sıkı tutmuş. Az kalsın işe geç kalıyordum, diye düşünmüş artık soğumuş şekersiz kahvesinden bir yudum alarak. Onun kahvesi ne hoştu. O ilk kahve... Tadı nasıl bu kadar canlı kalabilir hafızamda... Sonra tadını hiç beğenmediği soğumuş kahvesini kendinden uzağa ittirmiş ve gri bulutların ardından belli belirsiz seçilen gökkuşağını izlemiş.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Fotoğraf yapay zeka tarafından oluşturuldu.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar