Sokak lambalarının turuncu ışığına rağmen dolunay olanca parlaklığıyla gökyüzünde asılıydı. Genç kadın, genç adamın geceden ayrışan parlak gözlerini bir süre izledikten sonra dikkatini yeniden dolunaya verdi. Trençkotuna daha sıkı sarılmıştı şimdi.
''Üşüdün mü?'' dedi genç adam. Onun üzerinde kazağından başka bir şey yoktu. Yine de her zamanki gibi dimdik duruyor, hiçbir üşüme belirtisi göstermiyordu. Genç kadın sıktığı kollarını gevşetti, ''biraz,'' dedi sonra da.
''Eğer vaktin varsa...''
Genç kadın kol saatine bakarak otobüs saatlerini anımsamaya çalıştı. Genç kadının duraklayışı genç adamın gerginliğini artırmıştı. ''Gerçekten üzgünüm Rüya...''
''Sadece eve dönebilecek miyim onu düşünüyordum,'' genç kadın yorgun bir tebessümle genç adama bakarak, ''ama çok açım beyefendi! Bu halde yol tepip bir de üstüne yemek hazırlamak yorucu olur. Yani evet, şanslısınız... vaktim var!''
Genç adamın gözlerindeki parıltı yüzünü yeniden canlandırmıştı. ''Ah çok haklısınız...'' İkili yol boyunca geri yürürlerken genç adam dramatik bir tavırla üzüntüsünü ifade ediyor ve kafenin müşterilerine hazırlamadığı özel menüsünü genç kadına sıralıyordu.
İkili kafeye girdikten sonra genç adam ilk iş olarak kombinin derecesini arttırdı. ''Birazdan daha iyi olur,'' dedi sonra mutfağın kapısına yaslanmış onu izleyen genç kadına. ''İstersen,'' genç adam duraksamıştı, ''istersen yemeği birlikte yapabiliriz.''
''Bu konuda pek de becerikli olduğumu söyleyemem...'' Genç kadın gergince dudak kenarını ısırarak omuz silkti, ''ama sana yardımcı olabilirim. Evet, aşçı yamaklığında iyi olabilirim.''
''Güzel! O halde ne yapıyoruz?'' Genç adam genç kadının önlüğünü belinin çevresinden dolayarak arkasında bağladı.
''Menemen!''
Menemen konusunda oldukça hassas olan genç adam, menemenin soğansız olduğunu iddia eden genç kadına şok olmuş bir şekilde bakıyor ve genç kadının tüm argümanlarını kesinkes reddediyordu. ''Menemen yapmak incelik ister Rüyacığım, tek bir malzeme, tek bir adım, tek bir bekleyiş... eksik olursa, bütün dengesi bozulur. Bu... 1000 parçalık bir puzzle'ı büyük bir emek ve sabırla yapıp bitirmek üzereyken 999. parçada son parçanın kayıp olduğunu fark etmek gibi bir şeydir. Yani, sonuç büyük bir hayal kırıklığı olabilir!'' Genç adam kavrulan biberlerin dumanında parlayan kahve-yeşil gözlerini genç kadına çevirip yalandan çattığı kaşlarını yumuşattı, ''Bu nedenle de, Rüyacığım, çok dikkatli olmalısın. Hiçbir malzemeyi eksik bırakmamak, doğru zamanda eklemek önemlidir. Sen bir de tutmuş,'' genç adam genç kadının doğradığı malzemeleri tavaya ekliyordu, ''soğansız yapalım diyorsun! Assslaaa kabul edilemez. Menemenin özlük haklarına aykırı!''
Genç kadın genç adamın savunmasının karşısında çoktan pes etmiş ve içinde tuttuğu tüm sıvıyı bir anda sisteminden atarcasına dolu dolu gözlerle soğanları doğruyordu.
''Ah Rüya... Geç bakalım tavanın başına, seni acemi aşçı!''
''O kadar da kötü doğramadım Cenker abartma.'' Genç kadının genizden gelen sesi, gözünden akan yaşları destekler gibiydi.
''Hem bak...'' dedi genç adam genç kadının elindeki bıçağı alırken, ''soğan doğramak bir çeşit terapidir.'' Şimdi genç adamın gözleri de dolmuştu. ''Akmalarına izin verirsin.'' Genç adamın dolmuş gözleri, genç kadının yüzünü yumuşattı. ''Soğandan oldu,'' genç kadın bir yandan kazağının koluyla gözlerini silerken diğer yandan ellerini yıkıyordu, ''gerçekten.''
''Evet anlıyorum.'' Genç adamın da gözleri hafifçe kızarıktı. ''Aslında soğandan etkilenmemek için de yöntemler var ama ne gerek var...'' Sonra da soğanları tavaya atıp pembeleşinceye kadar kavurdu.
Genç adamın ocak başındaki ne yaptığını bilen tavrı genç kadının ilgisini çekmişti. Hem ne yaptığını biliyor, hem de hızlı diye düşündü genç kadın. ''İstersen,'' dedi genç adam, ''yanına başka bir şey daha yapabiliriz. Mesela...''
''Yok hayır menemen yeterli. Zaten kurt gibi açım!''
''İnanır mısın ben de...'' Genç adam kırdığı yumurtaları hafifçe dağıtarak genç kadına döndü. ''Birazdan hazır olur, sen içeri geç otur istersen. Ben birazdan gelirim.''
''Sofrayı bari ben kurayım. Kendimi çok beceriksiz hissettim...''
''Olur, kurun bakalım hanımefendi. İşte!'' Genç adam genç kadına ekmek sepetini uzattı. Sonra da ocağı kapattı ve tabakları çıkardı.
İkili gerçekten acıkmıştı. Menemeni eşit bir şekilde, ki aslında genç adam genç kadına çaktırmadan onun payını daha fazla koymuştu, tabaklara bölüştürmüş ve hepsini son lokmasına dek keyif veren bir iştahla yemişlerdi.
''Bu,'' dedi genç kadın son lokmasını ağzına götürürken, ''hayatımda yediğim en güzel menemen! Ciddiyim Cenker, gerçekten abartmıyorum. Çok güzeldi ellerine sağlık.''
''Sana söylemiştim, menemen yapmak ciddi bir iştir Rüya Hanım.''
''Ah... Artık biri 'menemen soğansız olur' derse, ben de menemenin haklarını savunacak ve soğansızlığa şiddetle karşı çıkacağım!''
İkili yemek boyunca yalnızca yemekleriyle, menemenin püf noktalarıyla ve birbirlerinin gözleriyle ilgilenmişlerdi. Tabakları toplayan ikili, bulaşıkları kimin yıkayacağı konusunda da tartışmaya girişti. ''Bulaşıkları bari ben yıkayım Cenker,'' diyordu genç kadın kendi tabağını genç adama uzatmayı reddederek. ''Burası benim mutfağım Rüya Hanım, iki kap bulaşığı da misafirime yıkatamam ya canım... Hem, bulaşık makinesine dizerim şimdi, sonra hepsini birlikte...''
''Olmaz Cenker, bulaşığımı da bırakıp gidemem artık...''
''Ah Rüya... Tamam gel yıkayalım birlikte.''
Genç adam bulaşıkları deterjanla yıkarken, genç kadın onları duruluyordu. İkilinin birbirlerine yaklaşıp uzaklaşan elleri, doğal bir uyumla hareket ediyor gibiydi. ''Şimdi mutlu musunuz Rüya Hanım,'' dedi genç adam sesindeki yumuşak ama alaycı tonla. Genç kadın, genç adamın parfüm, kahve, yağ ve biraz da soğanla karışmış kokusuyla düşüncelere dalmıştı. Genç adam, genç kadının omzuna koluyla hafifçe dokundu. ''Ne, evet... Yani, ah evet, hem de çok! Çok mutluyum beyefendi. En azından sadece bomboş oturmamış olarak gideceğim.''
''Yemek yedik ya Rüyacığım. Yemek yemek ciddi bir iştir...''
Genç kadın gülmeye başladı.
''Ne? Ben ciddiyim Rüya... Bana inanmıyor musun? Yemek yemek sahiden...'' Genç adamın bakışlarındaki oyuncu parıltılar şimdi dudaklarındaydı. İkili ellerini kurulayarak birbirlerine baktı. Ne garip, diye düşündü genç kadın, şimdi de kahverengisi baskın gibi görünüyor. Kafenin girişine doğru ilerleyen ikili, zamanı durdurmak istercesine yavaş hareket ediyor, bakışlarıyla sessizliği dolduruyordu.
''İstersen,'' dedi genç adam, genç kadın parlak gözlerle gelecek teklifi bekliyordu, ''istersen teras katına çıkıp gökyüzünü izleyebiliriz biraz. Yani... Ecem de gökyüzünü izlemeyi severdi...'' Batırmaya başlayacağını anlayan genç adam kısacık duraksadı, ''orada bir köşe var oturacak, battaniye de alırız, üşümeyiz...''
''Olur,'' diye yanıtladı genç kadın. Genç adamın duraksamasının ardından gelen bu hızlı yanıt, havadaki mahcup gerginliği arttırıp azaltmak arasında kararsız kalmıştı.
İkili bunu umursamadı. Yukarı çıktılar, terasta gerçekten de güzel bir köşe vardı. Genç kadın battaniyeye sarılarak salıncağa yerleşti. ''Ne güzel,'' dedi sonra elleri cebinde ayakta duran genç adama bakıp ''salıncak olduğunu söylememiştin... Buraya gelsene Cenker! Otur...'' Yanına yavaşça oturan genç adama battaniyenin bir ucunu uzatan genç kadın başını göğe çevirdi. ''Ne güzel...'' dedi sonra bir kez daha. ''Yıldızları izlemeyi özlemişim... Biriyle birlikte.''
Genç adam salıncağı ayağıyla hafif hafif sallarken, genç kadın ayaklarını yan tarafına bükmüş oturuyordu. Battaniyenin altında ikilinin omuzları iç içeydi.
''Ben de,'' dedi genç adam. ''Aslında, yıldızları izlemeyeli ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum bile. Bir noktada bırakmış olmalıyım.''
Genç kadın genç adamın ne demek istediğini anlamıştı. ''Ben de,'' dedi sonra, ''ama benim bırakmamın üstünden neyse ki uzun zaman geçmemişti. Sayende,'' dedi sonra bakışlarını genç adamın gecenin içine çizilmiş gibi duran profilinde gezdirip ''arayı fazla açmadan yakaladım.''
Genç adam, salıncağı usul usul sallamaya devam etti. ''Kahvemi deneyemedin...'' dedi sonra buruk bir sesle.
''Ne yapalım? Artık kafeye geldiğimdeki ilk siparişim senin özel tarifin olur.''
''Hayır olmaz,'' dedi genç adam başını hafifçe yana eğerek. Bakışlarının tonu daha keskin olduğundan mı acaba gözleri farklı, diye düşündü genç kadın, ''yoksa kahveni deneme hakkımı kayıp mı ettim, ah...'' dedi sonra da.
''Sen onaylamadan menüye o kahveyi ekleyemem. Hem...''
Genç kadının içindeki bir nokta irkilmişti. Memnuniyet ile tedirginlik nasıl iç içe olabilir diye düşündü. ''Hem?''
''Hala üzerinde çalışıyorum. Senin fikrine de ihtiyacım var.''
''Rafine bir damak tadım olmadığını bilmelisin. Yine de tamam! Seve seve fikir veririm.''
İlerleyen zaman havayı gittikçe soğuttu ancak ikilinin iç içe sıcaklığı onlara biraz daha bir arada olma hakkını tanıdı.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| (İnsanlar, Matt Haig) |
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder