Rüya.

 

Geçen yılın en zor ve ilginçtir tek keyif aldığım zaman dilimi yaz mevsimiydi. Zorluk kısmına değinmeyeceğim, çünkü hatırlamıyorum. Olayları sıralayabilirim ama bu, ruhsuz bir dizilim olur. Beyin gerçekten işini iyi yapan bir organ.

Keyifli kısmı ise tezimi hale yola sokma sürecimdi. Özellikle geceleri uzun uzun tez yazıyordum. Buna bayılıyordum. Damarlarımda akan kanda bile o coşkuyu hissettiğim aklımda. Bilgiyi çıkarıp işlemek! Bu benim için gerçekten haz verici bir şey. 

O kadar çok yazdım ki, ortaya devasa bir şey çıktı. Gerçekten bir canavar gibiydi o tez. Öyle ki, onu nasıl hale yola sokabilirim bu bile gözümde delicesine büyümüştü. İtiraf etmek gerekirse ona inanmıyordum. O sadece karanlık günlerimde (aylar ve hatta yıllarımda) dokuduğum bir ışıktı benim için o kadar. Konusundan, içeriğine kadar... hiçbir noktasında kendimi göremiyordum. Kelimeler benimdi ve işlenen bilgi de benimdi; itiraf etmek gerekirse havalıydı. Öte yandan... o teze ''benim'' demek bile benim için zordu.

Çok sıkışık bir alanda yazdım onu. Tamamını bile değil. Hatta en önemli kısımlarını yazamadım. Gerçekten yazamadım biliyor musun? (Yazmadım değil.) Bunu aslında birkaç kişiyle vaktiyle konuştum. Ama bir kez de sana yazıyorum işte. Yıldız postasına güvenilmiyor, ben de Neptün postasıyla bildiriyorum.

O tezi yazarken gerçekten kaşınıyordum. Mecazen değil, gerçekten. İlaç içtiğim dönemde bu sorunum çözülmüştü ama yine de, galiba bir noktada tükendim. Bedenim, zihnim, en önemlisi inancım... 

Onu sevmeyi çok istemiştim. Bu yüzden kalbim hala kırık. En büyük hayallerimden biri onu sevmekti biliyor musun? O tezi neden sevemedim bilmiyorum. Onu sevmeyi bu kadar çok isterken... Bu benim için bu kadar önemli olmasaydı bu kadar tükenmezdim. Gerçekten. Herkes gibi bitirirdim. Ama yapamadım. Kendimi yargılamadım da. Üstüme de gitmedim.

Odamı süpürdüm. O sıralar hep olduğu gibi kendimle veya artık var olmayan şeylerle kavga ederek değil... Sakince odamı süpürdüm. Kendime üç soru sordum:

1. Birini suçlayacak mısın? Cevap: Hayır.

2. Birileriyle kendini kıyaslayacak mısın? Cevap: Hayır.

3. Gerçekten bitiremeyecek misin? Cevap: Evet.

(Gizli Soru: Kendini yetersiz hissedecek misin? Yeterlilik ölçütünü o aklındaki şeyden çekmeye, o ölçütü serbest bırakmaya hazır mısın? Cevap: Artık bir öneminin kaldığını hissetmiyorum.)

Tüm sorular ve yanıtlar -nadir görülen bir gerçeklik tutulmasıyla- doğruydu.

Bundan 10-15 sene evvelce yılın en sevdiğim dönemi haziran ayının ilk günleriydi. O günlerde hem okullar resmi olarak tatil olmamış olurdu, hem de aslında tatil gibi geçen bir dönemi yaşardık. Okula gittiğinde dersler boş olurdu. Devamsızlığın varsa evde bile kalabilirdin (hatta buna hocalar da sevinirdi). 

O günlerden çok net bir an var aklımda. Sanırım lisenin ilk yılıydı. Nedense en çok o yaşıma dair anılarım zihnime kazınmış. Belki de o dönemde her gün günlük yazdığımdan ve daha sonra o günlüğü ara ara okuduğumdan. Yine de ilginçtir, hiç yazmadığım anları bile hatırlayabiliyorum. Hem de sanki o ana ışınlanmışım gibi bir canlılıkla. 

(Bana öyle geliyor ki, o yıl bir kırılma yaşadım. Olabileceğim kızlar bölündü ve ben içlerinden biri olarak yoluma devam ettim. Bazen diğer seçeneklerden birini seçseydim (ki bunu bilerek yapmadım - sanırım) kim olurdum sorguladım. Cevabı bulamadım, çünkü başka cevabı yaşamadım.)

Çocuklukla ergenlik arası bir çağ. (senin) Dünyanın en kısa, en hüzünlü ama en mutlu çağı. Her şeyin ilkini görebilirsin. Büyümenin büyüsünü ilk kez keşfediyorsun. Sana hayaller verebilirler, sana hayallerin için alan bile verirler. İstediğin her şeyi olabileceğine hala inanabilirsin. Tek derdin derslerine çalışmak olabilir. Üzüntülerinden biri, hak ettiğini düşündüğünden düşük not aldığını düşünmen olabilir (hatta evet belki de sahiden öyledir). Aşık olabilirsin. Evet bunu yapabilirsin. Aşk hakkında derinlemesine düşünebilirsin. Onun tek olduğu sanrısını bir düşe dönüştürmek zor olmaz. Onu gördüğünde kalbinin çarpışı tüm kanında akabilir. Onu bulabilirsin, evet bir bakışta bile onu bulabilirsin.

Arkadaşlarınla filmler izleyebilir, müzikler keşfedebilirsin. Bunun en tatlı olduğu yıllardır o yaşlar. Sonrasında da olur ama o tat... O tadı sonradan hiç bulamadım ben. O yıllarda bile o tadı tam anlayamamışım. Çok güzel günler olmasa da, çok tatlı günlerdir o günler. Gençliğinin ilk adımını atma düşüdür. Bir düş. Bahar düşü.

O zamanları özlemiyorum hayır. Ama bazı hislerin izlerini bugünümde duyumsadığımda nostaljik hissediyorum. Evet daha şimdiden. Belki de hep olgun biri olmamdan kaynaklıdır bu durum. Ya da hep, dünyayı kucaklama merakımdandır. Her şeyi duyumsamak... ya da sadece güzel, parlak bulduğum ve merak ettiğim şeyleri duyumsamak.

Bir dakika ben hala aynıyım! :)

Aynıyım ama aynı şekilde değil. Buna büyümek demiyoruz hayır. Büyümek doğallıkla gerçekleşen bir şey. Ancak herkes büyüse de (biraz da biyoloji), herkes fark etmez. Neyi fark ettiğimi bilmiyorum ama bir şeyleri fark ettiğim ve bunun beni değiştirdiği kesin. Olabileceğim kişiden bir sapma mıydı bu acaba? Hep arzuladığım şeylerden bir sapma.

Ya kendini seçeceksin, ya da kayboluşu?

(İkisi de aynı şeydir: Kayboluş. Sadece yolları farklı.)

Hala aynı şeyleri yaşayabilirim. Bir düşte hissettiğim şeyleri. Yaşıyorum ve yaşayacağım da. Öte yandan, aynı şekilde değil. Bu neden bana hüzün veriyor? Kalbime hüzün verdiğini yazacaktım. Çünkü bir zamanlar veriyordu. Yeterince büyüdüğüm için kalbimdeki hüzün durdu mu? 

Bir düş ne kadar uzun sürer?

Bir düş ne kadar derindir?

Benim düşlerim üzerinde düşünmeye değmez, sadece bilinçaltımın (üstelik çok da derin olmayan parçalarının) gün içinde topladığı detayları bir araya getirmesinden ibaret. Yalnızca bundan 3-4 yıl evvel bir dönem ilginç ve bu nedenle beni etkileyen, tetikleyen, bilinçaltımın derinlerinden yükselen rüyalar görmüştüm. Sonrası fıs.

Rüya görmeyi aslında sevmem. Bu beni yoran bir şey. Geceleri ne zaman rüya görsem sanki binlerce kilometre yol yürümüş gibi uyanıyorum.

Aklıma gelen bahsettiğim an, bir düşün içinde gördüğüm gerçek gibiydi. Bu nedenle o anı bir kısa film gibi zihin arşivimde cd'ye dönüştürmüş olmalıyım. Böyle dediğime bakma, bu aslında huzurlu bir an. Bir yaz öğleden sonrası. Tatil olmayan ama tatil sayılan dönemden bir an. Kardeşimin yatağına uzanmışım. Yanımda kalın bir kitap. Biraz sonra dizi izleyeceğim. O dönemde sezon sezon dizi devirirdim tey gidi. Neyse. Böyle bir anda öylece uzanmış ve yatağın serin köşesindeki soğukluğu içiyorum. Huzurluyum. Huzurun böyle bir his olabileceği aklımın kıyısına bile yanaşmıyor ama öyleyim. Üstelik istediğim gibi görünüyorum (bilmiyorum). Tam olarak istediğim gibi ve yine sağlıklı. Bol bol su içiyor ve meyve yiyorum. Bir abla keşfetmişim Asyalı, onun gibi olacağım diyorum. Yoga eğitmeni! :) Bunu asla sesli söylemiyorum ama ablayı iyi taklit ediyorum.

Bir sürü fotoğraf çekiliyorum. Hoşlandığım çocukla takipleşiyorum ve o fotoğraflarımı beğeniyor. Gülümsüyorum. 

Okulda oyunlar oynuyoruz. Filmler izliyoruz. Arkadaşlarıma bakıyorum. Bir şey düşünmüyorum. Basit gündelik anlar. Artık takdir belgesi alamıyorum tabi, bunun burukluğu var (lisede hep teşekkür almıştım pofff).

Sonra yine tepetaklak oluyorum.

Oysa odama posterler asmaya devam ediyorum. Yazın elbiseler giyiyorum, ayakkabılar uyduruyorum. Bir bloğum bile var. Ben havalı bir kızım! Tabi ki böyle düşünmüyorum ama öyleyim. Evet evet kesinlikle öyleyim. Bunu göremiyorum. Umursamıyorum da ama içimdeki eksikliği o zamanlar buna bağlıyorum. Hoşlandığım çocuk da bu yüzden bana uzak zaten diye düşünüyorum. Buz gibi duran ben değilmişim gibi. Bunun farkında bile değilim. Arkadaşlarımla aramız açılıyor. Boşluğa düşüyorum. Neden bu kadar uzağız diye düşünüyorum. Bir yılda neden her şey değişti?

Sonra onunla karşılaşıyorum. O da Supernatural izliyor. Onunla favori Supernatural bölümlerimiz ve zombi avlama incelikleri hakkında detaylı sohbetler yapıyoruz. O bana sevdiğim ünlülerin resimlerini çiziyor, bayılıyorum. Onun çok havalı olduğunu düşünüyorum ve arkadaşlığımızın bir gün er ya da geç biteceğini. Bitmiyor. Arkadaşlığımız yıllara yayılıyor. (ve bitiyor)

Artık boşlukta değilim. Hala kırgınım ama boşluk yok.

Sonrasında yavaş yavaş büyüyorum. Gördüğüm mavi düş, laciverte dönmeye başlıyor fark ediyorum. Boşluğum nerede... Ona tutunmak bile bu koyuluktan iyidir diye düşünüyorum.

Üniversite. Tebrikler. Neden yeterince sevinmedim?

O yok. Hiçbir şey yok. Gittikçe derinleşen bir rüya.

Kendimi derslerime veriyorum. Aradığım bu muydu? Bilmiyorum.

Eve kapanma, yasaklar, pandemi...

Yarım çıkan gömülü yirmilik dişim, bozulan gülüşüm ve teller...

O sıralar nefret ettiğim diş plağım, staj, öğrenciler... Beni seviyorlar. Beni istiyorlar. Hocaammmm, dersi siz mi anlatacaksınız? Noluur siz anlatıınn...

İstediğim bu mu? Evet!

Ödevler, sınavlar, mezuniyet... Hangi renk giyeceksin? Ayakkabın nasıl? Cübbe rengiyle uyumlu mu?

Bilmiyorum! Elbiseme karar vermedim. Ama nasıl olur?!

Bu elbiseye bayıldım! Çok güzel olmuşsun... Hüzün, nostalji, mezuniyet cübbesi, fotoğraflar fotoğraflar... 4 yıl içinde yarım yamalak gidebildiğim okulumun köşelerinde hatıra fotoğrafları. Sevinçliyim, burukluk o an yok (çünkü güzelim). Ama ne önemi var? Hatıralarım nerede ki fotoğrafları var? Hiç.

Ne ummuştum? Hani nerede öğrenci kulüpleri? Neden araştırmadın? Bana göre değildi. Evet değildi bu arada. Ama sana göre bir şeyler bulabilirdin. Başka bir şekilde bile olsa.

Beklediğin şeyler, tutunduğun şey... Yalnızlık. Birkaç sohbetin tadı. Uzun uzun konuşmanın damağında kalan tadı.

Şimdi herkes kendi köşesinde. Onları düşününce görünce sıcaklık var. Anılar nostaljik. Belki sen soğuktun ama yine de... Sadece böyle oldu. Buruk yıllar.

(Yalnızdın. Çok yalnız hissettin. Ben gördüm, rahatla.)

Belki de başta, hata değil ama... Sana göre başka bir şey seçebilirdin. O karar anında bırakabilirdin, deneyebilirdin. Yeniden deneyebilecek kadar gençtin! 

Seçebilirdin. Kendine göre. Senin olacak bir şey. Yapmadın.

(Saklandın.)

Yeniden başlayabilirsin. O zaman küçüktün. Artık adım atabilirsin.

Denedin. Aynı yolu denedin. Başardın da. Keyif bile aldın. Ama uzaktı. Yine uzaktı. Yıldızlar bile hala sana (hala) daha yakındı. 

Yıldızlar... neden bana en yakın sizlersiniz?

(Böyle hissettin.)

Boşluk geldi. Çünkü istedin. Sarılmayı istedin.

(Bir kişi. O kişi.)

yok.

Gidenler oldu. İçin üzüldü. Acımadı da, üzüldü. Dışın üzülmedi. Gerçekten, numara yapmadın gördüm. İçin üzüldü senin. İçin çok üzüldü de, anlatamadın bile.

(Kelimeler yoktu.)

Yazdın. O kadar çok yazdın ki, şaşırdın. Yaza yaza Temel Reis gibi oldun. Güçlendin. 

(Yıldızlar kayboldu.)

Denedin. Denemek istemedin. Kaçtın. Kaybolmayı düşlemek istedin. İzin vermedin. Veremedin.

Çünkü kendini kendine rağmen çok sevdin.

Bir anda sandın. Oysa bu uzun bir yoldu. 

(Saklandın. Kızdın. Korktun. Ortaya çıktın. Doğdun. Cenin oldun. Uyandın. Kayboldun. Buldun. Bulunduğunu sandın. Kızdın. Bulunmadın. Korktun. Üzüldün. Dışınla üzüldün. İçinle... var olmayı öğrendin.)

Durmayı ve sessizliği keşfettin. Senin sessizliğini. Sesini duyan ilk kişi, bunu fark etmedi bile. En çok buna kırıldın. Ama kızmadın. Çünkü o zamanki sesin seninle ve nostaljisi de.

Bu bir düştü. Daha derin uykuya geçtiğin bir evrede gördüğün o düş. Şimdiden siliniyor bellediğinden. Uyandığında anımsamayacaksın bile. Hissedeceksin, belki biraz hüznü biraz özlemi biraz da neşeyi.

mesafeyi.

Belki bu da yeni bir rüya olacak.

(Benim rüyam olmasını umarım.)

Çünkü bu benim en çok istediğim gerçekti. (gerçeğimdi)

Benim gerçeğim... neydi?

Bu bitmiş bir düş. Sanırım bu nedenle hatırlıyorum.

(yine parçalanıyorsun. bu, belki de varolmanın bir yolu diye -belki de- düşünüyorsun. biri ol ve onun yaşamını yaşa. bu kadar basit.)

dilerim bu kendiminki olur. (korkma)


dinlemek için tıklayabilirsiniz.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar