Kalbim, nasıl seversin?

 

Yıldızım.

Defterime çok önemli bir şey yazarken araya girdin. Ya da belki de, çok önemli kısımlar bittikten sonra araya girdin. Böyle giderse gerçekten hiç kavuşamayacağız. Yoksa bunu istemiyor musun? Aaaa, tamam tamam, alınmam.

Baksana, seni yazmak yerine her seferinde sana yazmayı tercih ediyorum. Yoksa bunu sen mi yapıyorsun yıldızım!? Yıldız ışığını bana ulaştırıyor ve beni bir mektup yazmaya mı ikna ediyorsun? Anlamadım sanma! Bu kadar tesadüf fazlaydı...

Seni görememem tuhaf. Yağan yağmurun aramıza okyanuslar çektiğini düşünebilirdim, eğer gökyüzüne bakmasaydım. Gökyüzünün karası ile uzaklaşan gece bulutlarının grili beyazı birbirinden net bir şekilde ayrışıyordu. Buna rağmen o karanlıkta seni göremedim. Gecenin karanlığında bile yoksan, neredesin yıldızım?

İyice kısacaktım gözlerimi ki, o da ne! Yüz hatlarım bu kadar belirgin miydi? Ah evet, artık öyle bunu ben bile biliyorum. Öhöm, işte sen de gördün mü bilmem... Senin yerine kendimi izledim ne var canım. Belki de loş floresan ışığının mutfak camında gizlediği cildimdeki buğu, beni tam bir modele dönüştürmüştü. Evet, öyleydi. İstersen inanma, aaaa.

Biliyor musun, artık hep böyle oluyor. Ben seni görmeye niyetleniyorum, sonra bir bakıyorum kendimi izliyorum. Hem de uzun uzun.

Geçenlerde bir fotoğrafım çarptı gözüme. İnsanın kendi fotoğrafını beğenmesi, çok beğenmesi, böyle mi hissettiriyormuş acaba? Sanki başka birini beğenir gibi yoğun bir his. İnsan kendini böyle mi sever yıldızım? Sen biliyor musun?

Yıldızım... Başka birine aşık olursam bana bozulur musun? Dünyalı kalbim, başkası için çarparsa... Onun bakışlarını merak edersem, onun gülüşünün izlerini ezberlersem... Bana kızar mısın yıldızım? 

Kalbin biri için çarptığında, o senin yıldızın olmasa da... en azından ilk etapta böyle olmasa da... O kişi senin yörüngene giriyor. Her seferinde ''deriinnnn bir merak'' duymasan da, bir merak noktası, seni ona çekiyor. İtiyor yazacaktım ama hayır; çekiyor. Belki de seni ona çeken şey, evet onu sana çeken değil yanlış okumadınız sevgili okurlarım, seni ona çeken şey... Onun manyetik alanı oluyordur belki de. 

Her insanın bir manyetik alanı var değil mi? Bazı günler bunun çok farkında oluyoruz. Kendi manyetik alanımızın. Bu günlerde güneşin parlaklığı, yağmurun sesi, kedilerin pati kuşların kafa hareketleri ve hatta insanların varlıklarından gelen sıcak his... Bunlar seninle bir bütün olarak akıyor değil mi? Bunun üzerine özel olarak bile düşünmüyorsun. Bu, birine duyulan ilgiyle ilgili bile değil. Bu, senin manyetik alanını üstüne giymen ve aslında onu taşımanla ilgili. Üstünde zaten olan bir şeyi, kendi enerjini, taşımanla ilgili. 

Belki sonra da böylece... Bir yıldıza değil belki ama; yaşayan bir varlığa çekiliyorsun. Belki o da sana çekiliyor. Bence bu, insan olmanın en keyifli yanlarından biri. Belki de insanlar da böyle seviyordur. Bu doğru mu insan kalbim? Doğruymuş.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


(1Q84, Haruki Murakami)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar