![]() |
| Yazar: Akilah Azra Kohen, Yayınevi: Destek Yayınları |
Kitap, Aeden isimli evrenin uzak bir ucundaki gezegenden gelen Sonje ile Numi'nin Dünya insanlarına rehberlik etme öyküsünü konu ediniyor. Kitabın en başında bizleri Sonje'nin günlüğü karşılıyor. Sonje, çiftçilikle uğraşan bir ailenin oğlu. Aeden'deki yaşamlarını ve kendi gezegeninin yapısı ile düzenini tanımlayan Sonje aracılığıyla Aeden evrenine giriş yapıyoruz. Numi, henüz bir çocukken Aedenli bu aileye verilmiş Dünyalı bir kız çocuğu. Bir melez mi yoksa tam bir biyolojiyle mi Dünyalı bunu bilemesek de, Numi'nin annesinin bir Dünya insanı olduğunu öğreniyoruz.
Aedenlilerin gezegenlerine uygun geliştirdikleri adaptasyon sonucu vücutları Numi'den farklı. Güneşleri çok daha büyük ve güçlü olduğundan dolayı tenleri daha koyu, bedenleri ise çok daha sağlam. Numi ise bembeyaz teni ve kızıl saçları ile kendini daima ''öteki'' gibi hissettiği için Aeden'deki tüm hayatı boyunca kendi varlığından utanıyor ve bedenini kat kat kumaşlar ile çamurların içine gizliyor. Üstelik Sonje'ye karşı hissettiği hislerin karşılıksızlığı, ondaki kendinden utanma ve kendini kabullenememe davranışlarını arttırıyor.
Aeden, pek çok farklı canlı türüne ev sahipliği yapan bir gezegen olsa da, içerisindeki insan nüfusu en azından kitabın anlattığı kadarıyla sadece Sonje ve ailesinden ibaret gibi görünüyor. Bu gezegenin temel prensibi ve kuralı, varlıkların en iyi potansiyellerine ulaşması için kendilerini daima geliştirmeleri. Bu nedenle analitik zihinleri çok gelişmiş bu insanların. Sonje de hislerine izin vermeyen bir genç adam. Mantık odaklı ve her an tetikte yaşayan, üstelik bunu iradesinin gücüne, kendi deyimiyle ''evrimsel olarak gelişmişliğine'' bağlayan bir hödük- aman, kibirli biri. Numi ise hislerinin farkında, onları görmezden gelmeyen bir genç kadın.
Sonje ve Numi, birlikte büyüyorlar ancak aralarında ne bir kardeşlik bağı, ne de arkadaşlık ilişkisi oluşuyor. Numi'nin kendinden utanması, Sonje'nin onu ''evrilmemiş'' bir insan olarak görmesine neden oluyor. Numi kendini varlığının başlangıcından beri bu gezegende iğreti hissediyor. Bu nedenle de gezegenin Usta'sı ile görüşmek istiyor. Ancak Usta'ya ulaşmak o kadar kolay değil. Bu gezegende her şey vakti geldiğinde olur anlayışıyla ilerliyor. Çünkü mühim olan bireyin kendi tekamülünde kendi iradesi ve çabasıyla algısını genişleterek ilerlemesi. Dış müdahale söz konusu değil. Kadere güvendiğinde, yol zaten açılacak.
Numi'nin kalbi bu yabancılık hissine daha fazla dayanamıyor. Kendi bedenine bile yabancılaşmış bu genç kadın, uzun uzun dua ediyor kendi yolculuğuna çıkmak için. Duası kabul oluyor. Hayat, onu ve Sonje'yi Dünya'ya gönderiyor.
İkilinin Dünya maceraları birlikte başlıyor ancak aralarındaki gerilim nedeniyle birbirlerinden kopuyorlar. Bu da zamanın onlar için ördüğü yolun bir parçası. İkili ayrı kalmalı. Numi Dünya'nın bir ucunda, Sonje diğer ucunda insanların arasına karışıyorlar. Genetik olarak mükemmele yakın olan bu iki insan, insanların hayranlığını çok geçmeden kazanıyorlar. İkisi de bunu çok saçma bulsa da, işlerine bir hayli yarıyor. Numi bir model oluyor, Sonje ise videoları tıklanma rekorları kıran bir aktivist.
Bu ırk, Aedenli insanlar (orada büyüdüğü için Numi de), telepatiyle iletişim kurabilen bir ırk. Kendilerini o denli iyi anlamışlar ki, artık birbirleriyle de kelimelere ihtiyaç duymadan etkileşim kurabilecek şekilde evrilmişler. Bu tabi ki algının genişlemesi ile gerçekleşen bir evrim. Telepati karşındakini anlamandan ziyade, kendini çok ileri düzeyde anlayıp karşındaki kişiyle enerjini etkileşime sokman gibi görünüyor.
İkili birbirleriyle sadece inatları nedeniyle iletişim kurmadan Dünya insanının gözünü açmaya ve onları kendilerinden iyileştirmeye çalışıyorlar. Sonje hayvanlar ile telepatik bağ kurma yoluyla, onları gözünü para hırsı bürümüş insanlardan korumak için doğa ve hayvanlar ile işbirliği yaparak kendi Dünya sürecini başlatıyor. Numi ise ''elitlerden'' olan bir ailenin oğlunu kullanarak organ ticareti için kaçırılmış çocukları kurtarıyor. İkili birbirlerinden ayrı çift koldan Dünya'yı emen parazitler ile savaşıyorlar.
Kitabın ilk kısımlarında bilimkurgu odaklı başka bir gezegendeki insan ırkının yaşamını okusak da, ikilinin Dünya'daki maceraları bizim komplo teorisi dediğimiz (!) 12'li masa, elitler, sudaki zehir, çocuk istismarı vb gibi durumları konu ediniyor. Ayrıca ürettiğinden fazlasını tüketen, kendi ırkını yok eden, kötülüğe sessiz kalan ve dahası bunu kanıksayan, üstüne kötülük üstünden etkileşim kasan, beyni uyuşmuş ve bir parazit yaşamı yaşamakta bir sakınca görmeyen insanları eleştiriyor. Şeker tüketimi ve sudaki maddeler ile bedenimizi kendi ellerimizle nasıl zehirlediğimiz anlatıldığı gibi, özgür irade yasasını çarpıtarak insanları parmağında oynatan ''dünya dışı'' varlıkların planlarını, üst kademedeki ''dünyalı'' ve kendini ''elit'' ilan eden insanların sapkın eylemlerini, ayrıca onları korumak için ruhunu satmış üst düzey görevli diğer insanları anlatıyor.
Kitabın ilk 100-150 sayfasında anlatımına alışmak biraz zor olabilir. Her ne kadar sürükleyici bir kurgusu olsa da, anlatımında her iki cümlede bir bir öğreti verilmeye çalışılması, düşünün beni bile bir yerden sonra sıkmıştı. Yine de kitaptaki pek çok yeri not aldım. Hatta elimde olsa tüm bu alıntıları paylaşırdım ama büyük oranda azaltmam da gerekiyor (tüm kitabı buraya yazamam neticede).
Bu bir serinin ilk kitabı bunu belirtmeliyim. Her ne kadar kitabın sonu ucu açık bitmiş olsa da, en azından Numi ile Sonje'nin hikayesinin bir sona ulaşması ve insanların gözlerinin biraz açıldığını okumak, okur olarak benim kafamdaki soru işaretlerini dindirdi. Kitabı bence tek kitap olarak okumak da mümkün ancak denk gelirse, kitaba yine kütüphanede rastlarsam, seriye devam etmeyi düşünüyorum.
Kitabı genel olarak beğendim. Hatta beklediğimden çok daha fazla beğendim diyebilirim. Bilimkurgu zor bir tür. Özellikle de yerli eserlerde biz bence gerek edebiyatta, gerek sinemada bu türün altından pek kalkamıyoruz. Bana yerli bilimkurgular ve fantastik kurgular (ki sayıları da pek azdır) iğreti geliyor. Yine de Azra Kohen'in gerçekten canlı bir kurgu ortaya koyduğunu ve gerek karakterleri, gerek olay örgüsü, gerekse Aeden gibi kurgusal bir gezegenin atmosferini başarıyla ifade ettiğini düşünüyorum. Yazarın bu kurguyu nereden ilham aldığını anlamak da tabii zor değil. Kendi okuduğu pek çok kaynaktan yola çıkarak bir derlemeyi kurgulaştırmış gibi görünüyor. Yine de bu durum kitabın yaratıcılığını gölgelemiyor. Aksine, son yıllarda okuduğum en özgün metindi Aeden.
Numi karakterine ise bir parantez açmak istiyorum. Şu çok garip ki, belki de değildir, ben de yıllar evvel bilimkurgu türünde bir kurgu oluşturmuştum. Benim oluşturduğum kurgudaki ana karakter Victoria ile Numi birebir aynı kişi diyebileceğim kadar çok benziyorlar. Kızıl saçlarından tutun, bu farklı görünüşlerinden utanmalarına kadar! Bu beni gerçekten etkileyen bir rastlantıydı. Demek ki, diye düşündüm, sahiden etrafımızda ilham pırıltıları var ve kim o pırıltıları önce somut bir ürüne dönüştürürse, o ilhamın üreticisi o kişi oluyor. Tüh be Azra Kohen'e kaptırdık. :)
Her neyse, bu küçük anlatıdan sonra lafı toparlarsam... İlgilisine kitabı öneriyorum. Hatta ileride kendime özel olarak kitabı almayı da düşünüyorum (şu an kütüphaneden ödünç alıp okudum). Altı çizilesi pek çok cümleye sahip, insanlığımıza dış bir gözle bakmamızda yardımcı olabilecek, özgün bir kurgu. Zaten Aden, cennet bahçesi demek. Kitap da bizlere ''insanlığınızı hatırlayın'' diyor.
Kitaplarla kalın.
ALINTILAR
Kendisi gibiydi belki bu filiz, dayanıksız, cılız, açık renkliydi şimdi, ama zamanla olgunlaşacak, kendini aşacaktı. (Sayfa 22)
Kelimelerin ruhtaki fırtınaları dindirmesi için önce anlamlarını bedene indirmeleri gerekirdi ama Numi henüz bunu bilmiyordu. Sadece ses olan bu kelimeleri tekrarlayıp duruyordu. (Sayfa 29)
Beyin düşünce doğuran bir organdı. Doğurduğu düşünceyi amaca yöneltmiyorsa enerji boşa harcanmış oluyordu. Ancak düşüncesini detaylarıyla analiz edip tamamlayabilen varlıklar düşüncelerini maddeye dönüştürebiliyorlar, düşlerini gerçekleştirebiliyorlardı. Düşünceden düşünceye atlayan, meraklarını ehlileştiremeyenlerse sadece konuşuyorlardı. (Sayfa 65)
Doğduğumuzda hep sorularımız yakın çevremize yöneliktir. Çevremizi anladığımız ölçüde yaşadığımız gezegeni anlamaya, gezegenimizi anladığımız ölçüde evreni anlamaya, evreni anladığımız ölçüde kendimizi anlamaya ve kendimizi anladığımız ölçüde Çi'yi anlamaya programlanmışız. (Sayfa 69)
Mükemmelliği tetikleyen şey eksiklik duygusudur. Bu duygu, senin en büyük engelleyicin ya da kendi potansiyelini doldurmakta en büyük gücün olabilir Numi. Sürekli neden eksik olduğuna takılıp kendini yargılamaya geçersen seni engeller, ama bu eksiklik hissinin seni en mükemmeliğine taşıyan bir motivasyon olduğunu anlarsan, çabaya geçersen kendi potansiyeline dolarsın. Kendini eksik hisseden biri mükemmelliğe, kendini tam hisseden birinden daha yakındır. (Sayfa 70)
Çünkü nihayet diye düşünüyordu Numi'ye bakarken, bir varlığın kendine değer vermesinden daha ilham verici bir şey yoktu şu koca evrende ve nihayet Numi değer vermeye başlamıştı kendisine. (Sayfa 70)
Kalbin lekesi değil miydi korku? (Sayfa 72)
Acaba evrende kendi duygusunun içinde boğulan başka canlılar da var mıydı? (Sayfa 73)
Evrimleşme dediğin şey, aslında boyut algısının açılmasıdır. (Sayfa 88)
Neyi, niye, nasıl merak ettiğine dikkat et. Evren, merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulabilir. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir. (Sayfa 89)
Potansiyelini doldurman dileğiyle Numi, endişesiz günler dilerim. (Sayfa 103)
Hayata sakince güvenerek... Varoluşun ana fikri, deneyimlemektir, her şeyi bilmek değil. Bilgi ancak deneyimlediklerini analiz etme yetisi geliştiğinde ve diğer deneyimleyenleri yargılamayı kestiğinde işe yarar kıvama gelir. Yani varoluşun katmanlarını anlamak için araçtır bilgi, ulaşılması gereken bir amaç değildir. Çünkü önemli olan, bilmek değil, anlamaktır. (Sayfa 114)
İnsansılar hayatlarının anlamsızlıklarını, üretime geçememenin verdiği o lanetlenmişliği başkalarının hayatları üzerinden kurdukları hayallerle hafifletebildikleri için üretmek yerine seyretmeyi seçer olmuşlardı. (Sayfa 161)
Kendini analiz etmek yerine sürekli yargılayan biri kendini bilemezdi! (Sayfa 174)
Babam derdi ki, bu kadar iyi olma. Sen bu kadar iyisin diye evrenin bir yerinde birileri o kadar kötü olmak zorunda kalıyor... (Sayfa 192)
Bu sadece bir deneyim. İyi olacaksın. Bu deneyimi aşacak ve iyi olacaksın. Deneyime teslim olma, ona sahip ol. İçindeki potansiyele sığın. İyi olacaksın. Bu sadece bir deneyim. Senin yüklediğin kadar anlamı olacak hayatında, istersen basit bir deneyim. Anlam yükleme. İçinde büyütme. Potansiyelinin peşine düş. İyi olacaksın... (Sayfa 202)
Asıl problem buydu: kötülüğü kabul edebilenler ve seyirci kalabilenler. (Sayfa 221)
İstediğin kişi olmaya hakkın var. Kim olursa olsun, herkesin istediği kişi olmaya hakkı olmalı! Yorulmadın mı kabul görebilmek için sürekli stratejiler geliştirip bu saçmalıklara uyum sağlamaya çalışmaktan? (Sayfa 232)
Korku gezegeni. Çünkü ancak korkunun olduğu yerde taraflar var olabilirdi, zıtlık hayatta kalabilirdi. Ve insansıları ancak o an anlayabildi Sonje, ne kadar kendisine benzeseler de, kortekslerindeki hareket, orta beyinlerinin korteks ile olan ilişkisi, beyin saplarının evrimi, işletim sistemleri kendisininkinden çok farklı olmalıydı. Olanı nihayet olduğu gibi algılayabilecek farkındalığa gelebilmeleri için bu gezegene tıkılmışlardı. (Sayfa 241)
Bir varlığa seçenekleri olduğunu, hayatın olasılıklar içinde var olduğunu göstermek onu özgürleştirmekti. (Sayfa 274)
Küçücük bir tohum dev bir ormana anne olabilir miydi? (Sayfa 318)
Bireysellik algıları yok. Herkesin motivasyonu bir başkası gibi olmak. Birey yok, biri gibi olmak var. (Sayfa 331)
Ümitsizliğe kapılmamak lazım, hayat sürprizlerle dolu. (Sayfa 342)
Birine bir şey öğretmenin en iyi yolu onun kendisine soru sormasını sağlamaktı. (Sayfa 348)
Kendi çıkarlarından olmak pahasına bir çocuğa verilen değer dünyayı değiştirirdi. Doğru teşhis, her karanlığın güneşiydi. (Sayfa 374)
''Niye kaçıyorsun?'' diye mırıldandı Sonje.
Konuşamadı Numi, niye kaçtığını da bilmiyordu. İnsan hissettiği şeylerden niye kaçardı? Bilmiyorum demek istedi ama düşünmeden mırıldandı: ''Kaybolmamak için.'' (Sayfa 521)
Aşk, emek vermeyi seçenler için tekamüle en büyük araç değil miydi? (Sayfa 522)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.
.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder