![]() |
| Yazar: Frank Herbert, Çevirmen: Dost Körpe, Yayınevi: İthaki Yayınları |
Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeni, gezegenin yapısında bulunan melanj isimli bir baharat nedeniyle önemli bir konumdadır. Bu baharat, uzay yolculukları için gerekli olduğu gibi, baharatı tüketenlere ömrü uzatma ve geleceği görme yetisi vermesi gibi özellikleriyle de önemlidir. Arrakis bir çöl gezegenidir. Öyle ki bu gezegende; deniz, yağmur, sandal, boğulmak vb. kavramların bir kelime karşılığı bile yoktur. Bu gezegende su, kutsaldır. Gündüzün güneşi insanların düşmanıyken, gece ve doğan iki ayı, Fremen adıyla bilinen Arrakis yerlilerinin yoldaşıdır. Gözyaşı da kutsaldır; vücuttan çıkan hiçbir su boşa gitmemelidir.
Çöl insanları her daim damıtıcı giysiler giymek zorundadır. Bu giysiler vücutlarının her bir zerresinden atılan suyu arıtarak, insanların kendi vücut sularını yeniden içmelerini sağlar. Çölde damıtıcı giysisi olmayan bir insan, acılı bir ölüme ilerlemektedir. Fremen halkı için can, vücut suyu demektir. Bu insanlar için su o denli kıymetlidir ki, tek bir su zerresinin bile (bakın damla demiyorum) boşa gitmemesi için her şeyi yapabilirler. Fremenlerden ölen bir kişinin vücut suyu, kabilesine aittir. Hatta bu halkın bu konuda bir deyişi vardır: ''İnsanın eti kendisine, suyu kabilesine aittir...'' (Sayfa 675)
Bu topraklar gelişmemiş ama insan gücü olarak güçlü bir halktan oluşmaktadır. Arrakis'in yönetimi uzun yıllar Harkonnen Hanedanı'na bağlı kalmışken, Padişah İmparator'un emriyle yönetim Atreides Hanedanı'na geçer. Bünyesinde bu kadar kıymetli bir maddeyi (melanj) taşıyan bu gezegende yönetimin el değiştirmesi de sessizce olmayacaktır. Atreides Hanedanı'nın başındaki Dük Leto, ailesi ile birlikte kendi vatanları olan Caladan gezegeninden oldukça farklı olan bu çöl gezegenine yerleşir. Dük'ün resmi olmayan eşi Leydi Jessica'dan olma tek oğlu genç Paul, bu gezegenin ve evrenin kaderini belirleyecek isim olacaktır.
Altı kitaptan oluşan Dune serisinin ilk kitabıyla birlikte Dune'un zengin evrenine ilk adımımı attım. Bu kitapla yazar, Dune gezegeninde yaşanacak olaylara başlangıç yaptığı gibi, bu evrenin kurallarını da okurlara aktarmış. Bilimkurgu kitaplarında bir okur olarak benim gözüme çarpan iki ilerleme yolu var: 1. Fütürizmden yola çıkarak kurguyu biçimlendirmek, 2. Var olan dünyamızın kurallarını kurgusal bir dünyaya aktararak eleştiride bulunmak. Her iki yol da bilimkurgu türünün özellikleri ve sınırları gereği tabi ki birbirinden net sınırlarla ayrı ilerlemiyor ancak bu tip kurgularda mutlaka birinden biri daha baskın olarak kurguda işlenir.
Bu kitapta ise ikinci maddede ifade ettiğim, var olan sisteme eleştiri getirme amacı ön plandaydı. Bu bakımdan kitabın arka kapağında da yazan şu yoruma katılmıyorum: ''Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanacak başka bir kitap yok'' (Arthur C. Clarke). Bu karşılaştırmanın temelden problemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü, Yüzüklerin Efendisi tür olarak bir epik fantastik eseriyken, Dune bilimkurgu türünün bir ürünü. Tüm kurgusal yapıtlarda temel amaç yeni bir gerçeklik oluşturmaktır. Bazı eserlerde ise yazarlar, bu gerçekliği yalnızca alternatif bir hikaye alanı olarak değil; yeni bir dilin, coğrafyanın, varlık türlerinin ve hatta dini, siyasi, sosyal ve kültürel yapıların şekillendirdiği bütünlüklü bir evren olarak kurarlar. Bahsi geçen her iki seride de (Yüzüklerin Efendisi ve Dune) benzer olan tek ortak nokta bence buydu: Yeni bir evren oluşturulması. Bunun dışında ise iki seri arasında benzerlik bulmanın zor olduğunu söyleyebilirim. Bu bakımdan, en başta türleri farklı olduğu için, iki seriyi kıyaslamanın doğru olmadığını; çünkü en başta aynı bağlamda değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum.
Farklı kurgular birbirleri ile kıyaslandığında aralarında ortak bir gayeden çıkan veya ortak bir gayeye ilerleyen bir benzerlik ilgisi, ortak bir noktada onları buluşturan bir bağlam olmalı. Bu bakımdan ben Dune serisinin bu ilk kitabı ile, eğer bir kurgu ile illa ki kıyaslamak lazımsa, Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler isimli romanı arasında benzerlik kurdum diyebilirim. Mülksüzler'de de bilinen dünyanın kurallarının dışında bir dış dünya faktörü olayların gelişimini etkilemekte ve bilinen dünyanın sınırlarını okura sorgulatmaktaydı. Dune'da da benzer bir yapıyı görüyoruz. Kitaba da (ve hatta seriye de) adını veren Dune (Arrakis) gezegeninin jeolojik ve iklim yapısı, toplumu ve toplumsal kuralları, yönetim biçimi ve yöneticileri, hatta yöneticiler arasındaki güç mücadelesi; gezegendeki siyasi, sosyal, dini ve kültürel yapı yoktan var edilen bir içerikten ziyade, varolan dünyamızın kurallarının kurgusal bir gerçeklikte yeniden yorumlanmasıyla oluşmuştu.
Yazarın bu gezegenin kurallarını oluştururken dünya toplumlarının bakış açılarından, dillerinden ve kültürlerinden ilham aldığını görmek zor değil. Dune pek çok açıdan (gezegenin fiziksel ve halkının toplumsal\ düşünsel yapısı) Orta Doğu ülkelerini çağrıştırırken, bu gezegeni sömürme yarışına girmiş hanedanlar ve imparatorluk ise daha gelişmiş toplumları simgeliyordu. Hanedanlar için bu gezegen yalnızca bir sömürü alanıydı. Gezegenin halkı ise kendi içerisinde yönetime bağlı şehirliler ile çölde yaşayan bağımsız halktan oluşuyordu. Yönetim, şehirlileri yağmalarken; barbar olarak nitelendirilebilecek bağımsız bir yaşam süren Fremen isimli çöl halkı, zorlu koşullar altında ama özgür bir yaşam sürüyordu. Bu halkın kimliğinin oluşumuna yıllar evvel Bene Gesserit rahibeleri aracılığıyla ekilmiş olan ''bir kurtarıcının geleceği'' fikri ise, halkın dininin özünü oluşturmaktaydı. Kitabın ana karakteri olan Paul (Usul\ Muad'Dib), yüzyıllar ve hatta bin yıllar öncesinde ekilmiş bir tohumun büyümesini sağlayan bir can suyuydu diyebiliriz.
Bene Gesserit yönetimi, Padişah İmparator'un bir yan kolu olarak mistik öğretilere bağlı katı kuralları takip eden ve çok büyük oranda kadınlardan oluşan bir tarikat-okuldu. Bu okulun ana hedefi, evren planlaması amacıyla soyların kaynaşmasını sağlayacak üreme programlarını faaliyete sürerek ''Kuisatz Haderah'' makamı için en güçlü soyların en iyi özelliklerini almış bir lider var etmekti. Bunu yapmak için de yüzyıllara yayılan bir öğreti sistemiyle farklı hanedanların soyundan gelen ve soyları gizli tutulan çoğunlukla kız bebekleri bir öğrenci olarak yetiştirerek onları zihinsel ve fiziksel açıdan güçlü ve maddeyi yönlendirebilecek yetenekte yetiştirmeyi amaçlamışlardır. Sonrasında büyük hanedanların arasına karıştırılan bu kadın öğrenciler, güçlü nesillerin üretilmesinde rol oynamaktadır. Bene Gesserit yöntemiyle yetiştirilmiş bu kadınlar, zihni kontrol etme konusunda ustalaştıkları için maddeyi etkileme, yani karşısındaki kişiler üzerinde güç sahibi olma (ses ile emir verme bu güce bir örnek), duygularını düzenleme ve üst boyutlardan bilgi alma gibi insanüstü nitelendirilebilecek becerilere sahip olmaları nedeniyle ''cadı'' olarak da anılmakta ve diğerleri bu kadınlara hem saygı duymakta, hem de onlardan çekinmektedir.
Muad'Dib lakabıyla öne çıkarak Arrakis lideri olacak Paul'un annesi Leydi Jessica da bir Bene Gesserit üyesiydi. Ondan istendiği üzere bir kız evlat doğurmak yerine, rahibe ananın ve okulunun emrine karşı çıkarak bir erkek bebek dünyaya getirmiş ve onu Bene Gesserit yöntemiyle yetiştirmiştir. Paul küçük yaşlardan beri aldığı eğitimler ile; hem Bene Gesserit yönteminin ona sağladığı zihinsel güç, hem de savaş eğitiminin getirdiği bedensel çeviklik ve güç ile bir lider olmak için biçilmiş kaftandı. Üst tabaka tarafından canı çekilmiş bir halk, sömürülen bir gezegen ve Paul'un ailesine yönelik uygulanan entrika ve ihanetler sonrasında kendisinin gezegende çoktan yeri hazırlanmış bir liderin boşluğunu doldurması doğallıkla gerçekleşti.
Kitabın düşünsel arka planının çok sağlam olduğunu söyleyebilirim. Yazar pek çok toplumsal ve dini öğreti ve düşünce yapısından ilham almakla birlikte, bunlardan bağımsız yeni bir yapı oluşturarak kurgusunu özgün bir temele yerleştirmiş. Kitap kalın bir kitap olmasına rağmen (ekler ve terminoloji kısımları dahil 707 sayfa), dil ve anlatımı oldukça akıcı, kurgunun işlenişi sürükleyiciydi. Kitaba yönelik getirebileceğim olumsuz eleştiri, kitabın kurgusal zeminine veya dil anlatımına yönelik değil; olayların akışına yönelik olacak.
Olaylar arasında gerçekleşen zaman atlamaları doğal bir şekilde verilmeye çalışılmış ancak bu yapılırken aradaki boşluklarda gerçekleşen olaylar ifade edilmediği için kurguda kesintiler meydana gelmiş. Ben kitaba hiç ara vermeden okuduğum için aradaki atlamaların boşluklardan oluştuğunu takip etmekte zorlanmadım ancak kitabı okumaya çok değil birkaç gün veya hafta ara vererek okusaydım ''bu olaya nasıl geldik'' cümlesini kurmam ve kafamın karışması kaçınılmaz olurdu. Zaman atlaması sorununun yanı sıra, bazen kitaptaki bazı önemli olayların başı verilip sonrasında birkaç cümleyle olay geçiştirilerek bu olay yaşandı bittiye getirilmesi de bir eksiklikti. Kurgu sağlam olduğu için pek çok okurun bunlara dikkat etmediğini okuduğum yorum yazılarında gördüm ancak bunlar anlatımdaki ciddi eksiklikler diye düşünüyorum. Kitap zaten kalın olsa da, aradaki önemli olayların oldu bittiye getirilerek ve hatta yer yer hiç anlatılmadan sadece ''bu olay yaşandı'' mantığında geçiştirilmesi, benim kitaptan etkilenme oranımı azalttı doğrusu.
Bunun dışında benim genel olarak beğendiğim bir başlangıç kitabıydı. Kitabın ayrıca belki de pek çoğumuzun bildiği 2021 yılında gösterime girmiş Dune: Çöl Gezegeni ve en azından benim yeni haberdar olduğum 1984 yapımı Dune isimli iki farklı film uyarlaması bulunmakta. İlgisini çekenlere önerebileceğim genel olarak başarılı bir bilimkurgu klasiği.
Kitaplarla kalın.
ALINTILAR
Science fiction kelimesini Hugo Gernsback'e borçluyuz, Türkçe karşılığı olan bilimkurguyu ise Orhan Duru'ya. (Sayfa 7 - Editörün Sunuşu)
''Yeterince ilerlemiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.'' (Sayfa 10 - (C. Clarke) - Editörün Sunuşu)
Eğitim önemlidir, ama doğal yetenek ayrı bir şey. (Sayfa 20)
Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım. (Sayfa 23)
Umut gözlemi bulandırır. (Sayfa 26)
Bir zamanlar, insanlar düşünme işini makinelere devretmiş, böylece özgürleşmeyi umut etmişlerdi; ama bu, makinelere sahip başka insanların onları köleleştirmesine yol açtı sadece. (Sayfa 27)
Oğlunu fazla korursan, asla herhangi bir yazgıyı gerçekleştirecek kadar güçlenemez Jessica. (Sayfa 44)
''Öyle yalnızım ki,'' diye fısıldadı.
Yaşlı kadın ''Sınavlardan biri olmalı bu,'' dedi. ''İnsanlar neredeyse hep yalnızdır.'' (Sayfa 44)
Hayatın sırrının çözülecek bir problem değil, tecrübe edilecek bir gerçeklik olduğunu söyledi. (Sayfa 54)
Bir süreç onu durdurarak anlaşılamaz. İdrak sürecin akışıyla birlikte gerçekleşmeli, ona katılmalı ve onunla birlikte akmalıdır. (Sayfa 54)
Zihin bedene emredince, beden itaat eder. Ama zihin kendi kendine emredince direnişle karşılaşır. (Sayfa 83)
Muad'Dib'in öylesine çabuk öğrenmesinin sebebi, ilk eğitimini öğrenmek üzerine almış olmasıydı. Bu konuda aldığı ilk ders de öğrenebileceğine inanması gerektiğiydi. Pek çok insanın öğrenebileceğine inanmaması, daha da fazlasının ise öğrenmenin zor olduğuna inanması afallatıcıdır. Muad'dib her deneyimin ders taşıdığını biliyordu. (Sayfa 101)
Bazı güzellikler tasvir edilemez. (Sayfa 148)
...herkes içindeki derin sessizliği bastırmak için yüksek sesle konuşuyordu. (Sayfa 184)
Zamanın görüş alanı geniştir, ama içinden geçerken zaman dar bir kapıya dönüşür. (Sayfa 302)
Sadece gözlerine güvenirsen, diğer duyuların zayıflar. (Sayfa 314)
Nelerden tiksinirsiniz? Bir insanı gerçekten tanımak için bunlara bakmak gerekir. (Sayfa 318)
Gerçek, güçlü bir silahtır. (Sayfa 322)
Bir düşünce ifade edilse de edilmese de, varlığı gerçektir ve güç barındırır. (Sayfa 353)
Bir gezegenin asıl serveti onun toprağında yatar; önemli olan, medeniyetin temel kaynağı olan tarımın nasıl uygulandığıdır. (Sayfa 371)
''Şimdiye dek insanlar, üstünde yaşadıkları gezegenlerde hastalık etkisi gösterdiler,'' dedi babası. ''Doğa, hastalıkları kendi sisteminde özümsemek için, ya etkilerini telafi edecek bir şeyler çıkarır ya da onları yok eder veya yalıtır.'' (Sayfa 375)
Asla yağmur yağmayacak bu yerde gökkuşağı görme arzusuna kapıldı birden. Böyle arzuları bastırmalıyım, diye düşündü. Beni zayıflatırlar. Artık zayıf olma lüksüm yok. (Sayfa 394)
Gözün bıçakta olsun, onu tutan elde değil. Bıçak, elden daha tehlikelidir ve her iki elle de kullanılabilir. (Sayfa 415)
İlerleme fikri, bizi geleceğin dehşetinden koruyan bir koruma mekanizmasıdır. (Sayfa 436)
Azar azar ölmeyi kabul etmek, ölmekten daha kötüdür. (Sayfa 476)
Arzularını anlat bana
İhtiyacını anlatayım. (Sayfa 516)
Bir şeyi yok edebilecek durumdaysan, onu kontrol de edebilirsin. (Sayfa 565)
Öfkeli insan genellikle iç benliğinin sesine kulak tıkar. (Sayfa 569)
Sevgisini pek az kişiye verir, ama seçiminde asla yanılmazdı. (Sayfa 579)
Ama insanları davranışlarına göre değerlendir. Ne yapacaklarına dair tahminlerine göre değil. (Sayfa 603)
İnsanoğlunun yaşayabileceği her gezegende içsel bir hareket ve denge güzelliği bulmak mümkündür. (Sayfa 656)
Hayatınızın her anı yaşam mücadelesiyle geçiyorsa, mistisizme eğilim duymak güç değildir. (Sayfa 675)
Melanj: ''Baharatların baharatı''; Arrakis'e özgü bir ürün. En çok yaşlanmayı geciktirici özelliğiyle tanınan melanj az miktarda alındığında hafif, vücut ağırlığının her yetmiş kilosuna karşılık günde iki gramdan fazla alındığındaysa ağır bağımlılık yapar. Muad'Dib geleceği görme yetisini baharata borçlu olduğunu iddia etmişti. Lonca Seyrüsefercileri de benzer iddialarda bulunmaktadır. (Sayfa 696)
Muad'Dib: Arrakis'e uyum sağlamış kangru faresi; Fremenlerin dünya-ruh mitolojisinde bu yaratık, gezegenin ikinci ayının üstünde görülen şekille özdeşleştirilir. Bu yaratık çölün içlerinde sağ kalabilme becerisiyle Fremenlerin hayranlığını kazanmıştır. (Sayfa 697)
Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.

.jpg)
.jpg)
katılıyorum, yüzüklerin efendisi ile mukayese edilemez. kulvarları da farklı.
YanıtlaSilArka kapakta ve kitabın tanıtımında yazdığından okurlar da bazen bu kıyastan yürüyerek yorum getirebiliyor ama yanlış. :)
Silarrakis, muaddib, efsane isimler :) bu kitaba hayran olmamak elde değil :) yüzüklerin efendisi ne alaka yani :) ikisi de farklı olarak çok iyiler :) dune da ortadoğu anlatılıyormuş aslında :) yani aslında bu bir siyaset kitabı imiş bir yandan da :)
YanıtlaSilİtiraf ediyorum, ben öyle çok çok etkilenmedim :) Yani evet başarılı ve türü içinde baba kitaplardan ancak belki de tam da bu nedenle, çok aşırı övüldüğü ve asla toz kondurulmadığı için beni normalde etkileneceğimden bile daha az etkilemiş olabilir. Yine beğendim ama eksik yanlarını da görüyorum. İnsanların bir şey başkalarınca çok övüldü diye iyi bir kitabı hiç eleştirmemelerini de saçma buluyorum bu arada. Sana söylemiyorum, genel olarak saçma. Çoğu kişinin bu kitaba da seriye de yaptığı bu. Oysa düşünmek ve düşüncelerimizi düzenlemek için okumuyorsak, ortaya yeni fikir atmayacaksak, neden okuyoruz okumayalım :)
SilSevgili İlkay, son yazındaki yorumuna yanıt verirken yazın bir anda silindi. O nedenle cevabımı buraya yapıştırıyorum. Dilersen silebilirsin <3 Sevgili İlkay ve yıldız mektupları, hoş buldum. Nasılım? Dün yüzüncü defa muhtemelen hayatıma yeni bir başlangıç yaptım. Dün sadece nötrdüm, ne umutlu ne de umutsuz böyle arda bir yerde kalmış gerçekçi bir ton olan gri. Şu an nasılım? Bugün bir saat boyunca keman çaldım, müzikle örülü bir vaziyette iyi hisler içerisindeyim. Elbette bu yarın bambaşka bir hisse dönüşebilir, bu değişkenliği de artık kabullendim. Benim gözümden açıkçası tüm yazıların bütünleşince seni oluşturuyor ve her yazın -bazen yok etmek istesen bile- senin parçaların. Bazen saklamak ya da kaçmak isteriz bazı parçalarımızdan ama bence kaçarak gidilen yol da insanı en sonunda kaçmaya çalıştığı o parçasına, o şeye götürüyor. Kendimden deneyimleyerek yazdığım bir şey bu ;( Bence insan bu yüzyılda rol yapan birine "dönüştürülüyor". Tüm suçu yüzyıla da atamam, belki bizim de içinde olduğumuz insanlığın bir sonucu olmuştur. Yıldız mektubu alma etkisi... Buna bayıldım, bana umut veriyor ve iyi hissettiriyor. Kelimelerin cidden büyüleyici bir gücü var. Yıldız mektubu alma etkisi yarattıysa eğer çok mutlu oldum. <3 Bolca yıldız mektubu dilekleri gönderiyorum sana.
YanıtlaSilSevgili Roza,
SilBen artık blog yazmak istemiyorum açıkçası ama ya çok alıştığımdan, ya da kendimi anlatmak istediğim kanlı canlı bir insan olmadığından (ki ne anlatabilirim onu da bilmiyorum, bazı şeylerin zaman aşımı var sanırım) dolayı buraya bir anlık ilhamla yazıyorum. Sonra da o yazımı hiç sevmiyorum. Önceden çok severek yazardım. Eski bloğumda özellikle. Bu bloğumdaki hiçbir kişisel yazımı sevmedim. Başta güzeldi tabi veya öyle geliyordu ama hiçbir zaman aynı hissettirmedi. Belki de yaşım büyüdüğü içindir bilmiyorum. Önceki bloğumda küçüktüm ve sanırım umut kelimesini sevdiğim yıllardı. Böyle yazınca da karamsar bir tablo çıkıyor gibi ama o hislerle ve bakış açısıyla söylemiyorum, gerçeğin dile getirilmesi sadece. Beklentim vardı demek daha doğru olabilir sanırım. Ama bu bloğumdayken yazdıklarımın çoğu gerçeklerimden kaçışıma yönelikti. Ya da öyle olmadığında bile, kırıldığım çok fazla şey yaşadım. Beni sertleştiren şeyler. Yani hissizleştiren ve tek beklentimi kendime doğrultan şeyler.
Yazmak, karşı tarafa topu atmaktır. Ben o kadar kendimdeyim ki, artık tek bir noktaya dönüştüm. Bir doğru veya ışın veya doğru parçası veya öyle bir şey değilim :), tek bir noktayım. Bu nedenle sözlerimi karşı tarafa atmak benim yeteneklerim kapsamında değil gibi, en azından artık. Bunu yapamıyorum, bana iyi de gelmiyor.
Hep, artık blog yazmak istemiyorum veya bu kadar çok yazmak istemiyorum derdim. Aslında bunu eski bloğumdayken bile derdim ara sıra. Hatta yorum geldiyse birilerine de yazmışımdır. ''Artık bu kadar çok blog yazmıyorsam bir şeyler düzelmiştir,'' diye. Hiç düzelmedi. Düzelmesini istediğim o şey(ler) düzelmedi de, bir anda önemini yitirdi sadece ve bu kırıcı bir şeydi. Bu nedenle de hep daha da çok yazdım ve daha da çok yazdıklarımı sevmedim. Yayından kaldırma sebebim bu. Yeniden yazı yazma sebebim de bundan kaçmak sanırım. Yeni yazılar yazınca da eskileri yeniden yayınlıyorum falan. Böyle gereksiz meşguliyetler. :)
Diyeceğim o ki, geçen gün de bir blog yazarı bana yorumum kayboldu dedi. Bu sık rastlanmaya başladı değil mi? Okurlarıma saygısızlıkla ilgisi yok. Olsa olsa yazılarıma saygısızlık olabilir belki. Çünkü yazılarıma değer vermiyorum.
Kaybolan yorumun için gerçekten üzgünüm. Bana başka bir yazım aracılığıyla da olsa dönüş sağladığın içinse mutluyum.
SilSenin keman çalmanı seviyorum. Yani arada instagramda paylaşımlarını görüyordum ama bunu Roza keman çalıyor bilgisi olarak bile olsa seviyorum :) Devam etmelisin <3 Keman benim en sevdiğim enstrümandır bu arada.
Ben başka bir yüzyılda doğsaydım da aynı koşullar içinde aynı insan olurdum bence :) Ben kendimi herhangi bir zamana ait hissetmiyorum, gerçekten zamansız bir yerden gelmiş gibiyim :) Sorun da bu olmalı. Ben sadece kendim olmak, kendim olarak var olmak istedim. Özgür olmayı. Birisiyle gerçekten bağ kurmak. Sanırım bunu hiç başaramayacağım. Bunun benden kaynaklandığını sanmıştım, öyleydi de aslında :) Çünkü karşımızdaki kişileri bile biz seçeriz nihayetinde. Öte yandan, artık önemi kalmadı.
Ben, daha güçsüz hissederken birileriyle güçlenmek isterdim. Birileri için gerçekten önemli olmak. Birileri için öyleyimdir de belki ama bunu ben hiç göremedim. Hep izlediğim uzak yıldızlar gibi hissediyorum. Aslında artık buruk bile hissetmiyorum. Artık hissetmiyorum. Bu, bir zamanlar önem verdiğim şeylerin önemsizleşmesi demek. Çok üzücü bence ama üzülemiyorum bile. Ben zaten hiçbir zaman gerçekten hissedebilen biri olamadım malesef ama... Önceden bunu isteyen biriydim. Artık, belki de bu sağlıklı olanıdır, deneyim odaklıyım. Bu biraz mekanik ve kalp kırıcı. Belki sadece bir süreç ve gerekli şartlar oluşunca yine hissetmek isteyebilir ve şanslıysam hissedebilirim bile :) ama yine de, bunun bile önemi yok. Aslında dramatik veya öyle bir durum değil ama yazınca biraz öyle mi oldu ne :)
Neyse. Ben, ruhun her yerde aynı olduğuna inanıyorum. Tüm zaman ve mekanlarda, insanın özü aynıdır. Sadece bazen onu bastırırız. Kendimizi bazen bastırırız. Ruhtan kastım psişik bir şey değil. Ben ruhu aslında çok somut değerlendirmiş ve kişisel büyüme olarak algılamışımdır hep. Benim bir özelliğim buydu aslında. Soyut şeyleri somut algılarım. Ama sanırım bu, bu dünyada pek de bir geçerliliği olmayan bir şey. Bana uzak hissettiren ana şey de bu diyebilirim.
Benimki de çooook uzun bir yanıt oldu değil mi? Bunu planlamamıştım. Yıldız mektupların için teşekkür ederim Roza. Bir şeyler için çabalamak, aslında yaşamanın ta kendisi bence. Ben çok uzun bir süre nasıl yaşayabilirim sorusunu düşünmüşümdür :) Bunu bir yıldız mektubunda itiraf edebilirim sanırım (normal yaşamda tuhaf kaçabilir...) Ve ulaştığım sonuç şu anlık bu: Çabalamak. Kendini yıpratarak değil tabi ki. Bir şeyi istemek, bir şeyi sevmek. Bu çok kıymetli. Başlamak, yeniden veya kaldığın yerden başlamak, çok kıymetli. Çok sevgiler. <3
Bu arada evet, artık blog yazmayı bile sevmediğimi fark ettim. Çok sevdiğim bloğumu bile sevememek üzücü. Artık burayı sadece arşiv olarak kullanacağım. Hiçbir kişisel yazım olmayacak. Olursa da silerim herhalde. Zamanla da bloğu komple bırakmak istiyorum. Çok uzun yıllar yazdığımdan bir anda bırakamam ama artık blog bana keyif vermiyor ve eski tadı versin diye çabaladıkça daha çok kopuyorum. En iyisi tadında bırakmak belki de.
Silay ben dune filmini çok beğenmiştim. kitabı nasıl acaba merak ettim. çok güzel anlatmışsın.
YanıtlaSilBen de kitaptan önce filmini izlemiştim ama sadece ilk filmi izledim. Sanırım 1. ve 2. filmler bu ilk kitaba karşılık geliyormuş. Şimdi çıkacak olan 3. filmse artık ikinci kitaptaki olaylara başlıyor. Neyse filmi izleyeli çok olsa da oyuncular beni etkilemiş sanırım onlar aklıma gelir gibi gibi oldu ama oyuncular bence karakterleri tam karşılamıyormuş. Filmi izlerken fark etmemiştim ve çok çok ne alaka şimdi de değil aslında ama önce kitabı okusaydım aklımda Timote Zendaya falan canlanmazdı yani. Neyse kitap aslında baya hacimli ve konusunu da okuyunca biraz göz korkutuyor açıkçası :) Yine de çok akıcıydı bence ve okurken hiç anlamadığım yer olmadı.
SilDikkat istiyor tabi çünkü yazar yeni bir dünya oluşturmuş ve yeni terimler uydurmuş. Zaten yazımda bahsettiğim Yüzüklerin Efendisi karşılaştırması da buradan geliyor. Yeni terimler, yeni hiyerarşi düzen vs oluşturulması. Yeni bir evren olduğundan ve bu ilk kitap olduğundan anlamak lazım, yoksa bu neydi denilebilir ama zor da değil, karışık değil. Sadece yazar zaman atlaması yaparken falan olayları yaşandı bitti saygısızca mantığında yazdığından da ayrıca uyanık kalmak lazım ki noldu şimdi denilmesin :) Özetle ilgini çekiyorsa bilimkurgu türü içinde iyi kitaplardan bence.