Yeni bir dili öğrenmek için uzaklaşman gerekir.

 

Yıldızımla karşılıklı oturuyorum. Bu kaçıncı buluşmamız bilmiyorum. Birbirimize, birbirlerini yıllara yayılmış bir sevecenlik-tahammülsüzlük ilişkisiyle bağlanmış her varlık gibi bakıyoruz: Gülümseyerek. 

Birkaç gün evvel uzaklarda çarpan bir şimşek görmüştüm. Bu beni gerçekten etkilemişti. Gece bulutlarının gökyüzünü kapladığı sıkıcı bahar-yaz arası gecelerin sanıyorum ki ilkiydi. Rüzgarsız bir gök, yıldızsız bir gece ve işte bir hareket. Tam dışarı baktığım ve bakmayı bırakacağım anda parladı. Beni asıl etkileyen şimşeğin kendisinden öte, sanıyorum ki buydu. Bir ana sığan karşılaşma. Bu beni etkiledi. Çünkü onu gördüğüm an, içimden ciddi bir meseleyi geçirmiştim. Bir istek. Tüm istekler bir çeşit amaçtır. Bunu bilmeden, bir amacı istemiştim.

İnsanın içinin değişmesinin dışını değiştireceği fikrini önceden anlayamazdım. Önceden, istediğimde gözyaşı damlalarını çağıramayacağımı bile anlayamazdım. Bu benim bilmediğim bir dildi. Bir dili öğrenmek için bildiğin dili kullanmayı bırakmak gerekir. Sanırım benim iç şimşeğim böyle çaktı.

Bana küçükken çok konuştuğum için şimşeklerin çok konuşan çocukları alan bir çeşit canavar-yaratığın gelişinin habercisi olduğu uyarısını yapmışlardı. Şimdilerde bu uyarının çok da yersiz olmadığını anladığım bir yaştayım. Ne kadar çok ses varsa, içimizde ve dışımızda, biz gerçekten de uzaklara gidiyoruz. İçimizde çıkan sesli-sessiz, haberli-habersiz her fırtına, bizi alıp götürüyor. Sessizlik, bilinçli olanı, seslerin doğasını algılamak için gerekliymiş. Kendinde kalman için gerekliymiş. Ve en önemlisi, uzaklaşman için. 

Yeni bir dili öğrenmek için, biliyorsun, uzaklaşman gerekir.

Gece ışıkları sokak lambalarında yanıp sönerken, onları daha evvel görmediğim şekilde gördüğümü fark ettim: Işıklar. Ben ışıkları hiç sadece ışık olarak görmemiştim biliyor musun? Aslında komik. Bunu sevdim.

Bundan olacak, yıldızım artık bir yıldız gibi gülümsüyor bana. Yanıp sönen kalp atımlarıyla, ona her bakışımda gülümsüyor. Belki de ona anlattığım her şey, bu kalp parlayışlarında atıyor. Yine de anımsayamıyorum. Sadece bir an, bir şimşek parlayışı gibi bir an. Bizi yıldızımla karşılıklı oturtan da bu olmalı.

Ona baktığımda gördüğüm ne, bilmiyorum. Bir yıldız. Değişip dönüşen bir yıldız. Sonuçta ışığın net bir şekli yoktur. Ona şekli sen çizersin. Tüm dünya dillerinde parlayan yıldızlar kendilerine hep yer bulmuştur.


Ba, Birhan Keskin.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar