İçimdeki cırcır böceklerini canlandırmış olan F.'ye.

 

Asla akıllanmıyorum. Ama seninle paylaşmak istediğim bir şey var. Güzel bir şey. Belki de en çok kendimle paylaşmak istiyorum bunu. Yani onu. Onunla olan bağımızı.

Ben sevdiğim veya bir zamanlar kalbime girmiş kimsenin doğum gününü unutmamakla lanetlenmişim. Bu doğru, evet. Bin yıl önce gördüğüm birinin doğum tarihini bile -söylemişse- unutmam. Bugün eskiden en favori insanım olan kişinin doğum günü. Aslında gün içinde aklıma gelmedi ama şimdi bir şey oldu ve yeni hayatımı düşlerken, yaşamımın bu anına beni getiren tüm her şeyde, onun benim yıldız arkadaşım olduğunu hatırladım. 

Onunla olan bağımızın canlanmasını istememden ileri gelmiyor bu yazı. Böyledir değil mi, bazen bazı insanlarla bağımız uzun veya kısa sürsün bir noktada bittiğinde ve yeniden başlamayacağını bildiğimizde, bunu egosal bir yerden değil - bittiğini kabullenerek istemediğimizde, bile aslında onlar içimizdeki bir köşede kalırlar. Ben onun içindeki bir yerde sağlam bir yerde kaldığımı düşünmesem de, belki arkadaşlığımızın son zamanlarındaki -evet benim de!- saçma davranışlarım nedeniyle beni aklına getirse bile biraz o da egosal bir yerden beni düşünebilecek olsa bile, onun da beni benim onu anımsadığım gibi genel olarak sıcak bir yerden düşüneceğini biliyorum.

Onu tanımlayacağım zaman -kanlı canlı yaşantım dışındaki bir yerde- (mesela yıldız seyahatlerimde veya Neptün arşivlerimde veya günlüğüm olan Tardis'imde) onun için hep ''içimdeki cırcır böceklerini canlandıran kişi'' tanımlamasını yapardım. Onu sevmemin sebebi bu değildi ama; onu bugün bile, bağımızın kopmasının üstünden iki-iki buçuk yıl (vay be, böyle yazınca da biraz ''şeeeyy'' görüldüm ahahahha bunca yıldan sonra falan :) sonra bile onu canlı bir şekilde anımsamamın ve sana anlatmak istememin sebebi bu.

Aslında benim cırcır böceklerim kolay canlanırlar. Ancak o ilk an... Bunu o sağlamıştı. Bunu net olarak görmüştüm. Hiçbir şey yapmadı veya hiçbir farklı şey olmadı. Zaten liseye gidiyorduk. Başlangıçta ona gıcık kapmıştım. :) Tatlı bir gıcıklık. Sonra Supernatural hakkında konuşmaya başladık. Ergenlikte arkadaş olmak kolaydı. Sonra da her şey hakkında konuştuk. O, benim kalbimi koruma yolumdu sanırım. Zaten o vardı, o benimleydi. Kimse, hiç kimse onun kalbimde konumlandığı noktaya erişemezdi! Bu nedenle de kimse kalbimi kıramazdı.

Bunu başka konularda da yaşadım. Bir şeyi çok sevdim sözgelimi, veya öyle dedim, o benim yıldızım! Sonra da o kategoriler için başka kimse kalbimi kıramadı. Çünkü o kategorim hep dolu kaldı. Kalbimi korumak için küçük hileler. Zamanla kalbimi kapatan hileler... Artık geçti, bakma. Cırcır böceklerimin canlanması, bir hokus pokusa bakar.

Hokus pokus.

Onunla arkadaşlığımızın bitmesi gerekiyordu muhtemelen. Çünkü uzatmalara oynadığımızı ve arkadaşlığımız uzarsa birbirimizi daha çok kıracağımızı anlamıştım, bence o da anlamıştı. 

O, gerçek biriydi. Gördüğüm en gerçek kişi. Acaba onun yanında sadece kendim olduğum için mi böyle düşünüyorum diye düşünüyorum. Ama hayır. Onunla ben, pek çok açıdan benzerdik. Özellikle de kalbimizi korumak konusunda. Bu beni kıran temel nedendi. Onun kalbini, fark ederek veya etmeyerek, benden bile koruması. Belki bunu ona ben de yapmıştım bilmiyorum. Veya belki de o da böyle hissetmişti. İnan bana bu elimde değildi. Oysa ben hep şeffaftım ama... Belki de hep, Neptünlü bir yanım vardı. 

Belki bu benim kişisel bir özelliğim, belki de kendimi koruma yolum. Muhtemelen ikisinin birleşimi. Çünkü bilerek yapmıyorum. Ben böyle biriyim.

Ama o da böyle hissediyordu biliyorum. Benim bazı noktalarıma hiç ulaşamadığını. Bu kadar derin düşünmediğini biliyorum. Ben de derin düşünmüyordum bu konuda ama... Örneğin ne zaman blogda bir etkinlik sorusu olsa, hani başkasına sormamız gereken, ben ilk ona sorardım. Bir keresinde yine böyle bir soru sormuştum, hani mim sorusu için. :) Soru neydi anımsamıyorum ama o, çok güzel şeyler söylese de (o dönemki günlüğüme yazdığım çünkü hiç unutmak istemediğim aklımda), bana ulaşamadığını biraz çıtlatmıştı. Ulaşamamak ayan beyan ulaşamamak olmasa da... Benim onda yakındığım şey, bende de vardı; anlatmaya çalıştığım bu.

Böyle söylüyorum ama biliyorum ki biz, pek çok iki kişiden birbirimize çok daha yakın ve ulaşılabilirdik. Onunla arkadaşlığımızın değil bitecek olması, bağımızın zayıflayacağı fikri bile beni çok tedirgin ederdi. Bu tedirginliği ilk kez üniversiteye başladığımızda hissetmiştim. Çevremde bana onu anımsatan birini arıyordum. Bunu bilinçaltımla yapıyordum aslında, bilerek değil. Aramızda kilometreler olsa bile, yine de iletişimimiz zayıflamamıştı. Ben ilk hep ona koşardım. Ona anlatırdım. Evet, o bana koşmazdı. :) Böyle yazınca da, yine bir ''şeeyyy'' görüldüm. :) Kalp kırıcı işte biliyorsun ama ona zorla koşmuyordum ya! Biz arkadaştık. Hatta bir şeyi, tek bir şeyi bile, anlatmadığımda ben ketum olurdum! :) Hep vermek, vermek... İnsan nereye kadar almadan verebilir... Ben insanım değil mi? ''Neptünlü'' (mecaz yapıyorum tabi kiii! :) veya Dünyalı; ama bir insan. 

Ben hep, tüm dostluklarımda aslında, kalbimi en çok açandım. Sanırım bu nedenle, belki bu gerekli bir şeydir belki de benim açlığımdı, bir noktada hepsi bitti. Bazen (çoğu zaman) öylece, doğallıkla; ama bitti. Ve biterken, hep kalbimin bir kısmından bir parça götürdü. Kalbime yerleştirdiğim herkes, fark etmeseler bile (ki kırıcı olan kısım burası), kalbimden bir ışık demeti alıp gitmişlerdir.

O, aydınlık biriydi. Onu anımsadığımda aklıma gelen ve hatta bana bu yazıyı bile yazdıran ilk şey aslında arkadaşlığımız bile değil de, onun gördüğüm en aydınlık insanlardan biri olması diyebilirim. Her ne kadar duygularını benim gibi yere göğe haykıran biri olmasa da, derinden hisseden, hissetme becerisi içten gelen biriydi. Sadece insanları ve durumları değil, diğer canlıları da. O, gördüğüm en iyi insanlardan biriydi. Çünkü iyiliği samimiydi. Bunu kendisi iyilik olarak bile adlandırmaz belki ama; anlayış, iyilik ve merhamet bunların içten temellenmesi bence bir insanı aydınlık yapan şey.

Biz yıllarca arkadaş kaldık. Öyle ki arkadaşlığımızın son yıllarında artık ağzımızdan çıkan kelimeler bile aynı veya çok benzer olmuştu. Yıllarımı, ergenliğimi ve ilk gençlik yıllarımı, belki sınırlı bir şekilde belki değil (bakış açısına göre değişir) onunla paylaştığım ve onunla tanışmış olduğum için mutluyum. 

Ben küçükken, insanların ikiyüzlü olduğu inancını geliştirmiştim. :) Bunda haksız da değildim. Bu olay bu yazının konusu değil ama başka bir yazının konusu da olmayacak. Her neyse, buna şu nedenle değiniyorum, hep gerçek bir arkadaşım olsun isterken, beklemediğim ilk anda onunla hiç de beklemezken bu kadar gerçek bir bağ kurmuştuk. Belki de onu benim kalbimin özel bir köşesine koyma nedenlerimden biri de buydu. Belki de onu sana anlatmak isteme nedenim bile bu (evet öyle). O, inanmamı sağlamıştı sanırım. Neye dersek... net olarak açıklayamam ancak o, benim genç kalbime iyi gelmişti. Evet, belki de can suyu gibi. Onu çok sevmiştim. Açıkçası hala seviyorum. İnsan olarak onu hep çok seveceğimi biliyorum.

Umarım hayatında mutludur olaylarına girmeyeceğim ama umarım mutludur. Umarım eşi onu üzmüyordur. Bunu ona da söylemiştim aslında. Seni üzerse demiştim, bir şeye canın sıkılırsa hiç çekinme bana gel! (Çünkü o çocuğu tam tanıyamamıştım, nasıl biri bilmiyorum, yine de F mutluydu, umarım hala mutludur). Buna gerek kalmamıştır muhtemelen (ve umarım) ama... Tam olarak bundan olmasa bile, arkadaşlığımız ilk bittiğinde ben arkadaşlığımız bittiği için değil de, artık onun hayatının ileriki evrelerinde (örneğin yetişkinliğinde ve hatta yaşlılığında) yaşayacaklarına tanık olamayacağımı ve hatta buna hakkım kalmayacağını fark ettiğimde, arkadaşlığımızın bittiği o günde eve gelip odama girer girmez tam da bu nedenle, uzun süre hıçkırarak ağlamıştım. O, çocuk istemiyordu aslında (sanırım ama aşıktı da belli olmaz :), onun olası bir çocuğunun teyzesi olamayacak olmak kalbimi derinden sarsmıştı. Yara gibi değil ama... Acı gibi bile değil ama... yine de bir sarsıntı. İşte, beni böyle şeyler üzer. Gerçekten öyle, ben ağladım dediğim her seferinde, bu tip şeyler yüzünden ağlamışımdır. 

Bugün onun doğum günü. Doğum günü kutlu olsun diyelim. Ona bir kitabımı ithaf etmek liseli halimin hayaliydi. Bu olmayacak. Belki artık arkadaş olmadığımızdan (ki ben buna rağmen bile ona ithaf ederdim ciddiyim, böyle bir uslanmazlık akıllanmazlık bende vardır), belki de bir kitabım olmayacağı için.

Onunla arkadaşlığımız bittiğinde üzüldüğüm ikinci nokta ise... Bencil bir yerdendi. Bir daha böyle gerçek ve saf bir arkadaşlık bağı edinemeyeceğimi anlamıştım. Zaman insanı korur, hep buna inandım. Öte yandan zaman, bizi büyütür ve büyümek bizden birisiyle birlikte büyüme hakkımızı alır. Ve bu, evet, benim hayatta en çok kalbimi kıran şeylerde ilk üçtedir.

Ah... ferah bir kapanış yapalım amaaaa. :) Bugün doğum günü olan başkaları da varsa beni okuyan, veya bu ayda veya bilmiyorum yakınlarda, onun da doğum günü kutlu mutlu şanslı olsun.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar