Bazı kitaplarımı aldığım zamanları hatırlıyorum. O kitapları almadan önceki heyecanıma yüklediğim anlamı. Beklentimi. Her kitap için, her kitap alışverişi için böyle değil. Biliyorsun bazen sadece sepetimizi doldurmak için, bizde olsun istediğimiz için kitaplar alıyoruz. Bazense, o kitap için o kitabı alıyoruz.
Bunlardan biriyle göz göze geldim. Bazen oturup kitaplığımı izliyorum. Sana onu ilk var etme hikayemi anlatmayacağım ama... benim bu dünyada somut olarak yer kaplamasını istediğim ve benim diyebileceğim en büyük şey bir zamanlar oydu: Kitaplarım. Yani evet, kitaplık sadece bir araçtı. Olsa ne olmasa ne; ben sadece kitaplarımı doğru düzgün bir şekilde bir yere dizmenin derdindeydim. :)
Ben hayatta pek çok şeye böyle bakıyordum sanırım. Benim amacım bu, araçlarım da bunlar mı olmalı... Hımmmm, tamam o zaman! :) Çocuksu bir kabulleniş, belki burun kıvırma değil mi? Ama ne yapalım, ben hiçbir zaman araçlarla ilgilenmedim; ben hep, amaçlarımla ilgilendim. Bu nedenle de hep, şaşırırsın kesin, bocaladım. Oysa böylesi öğütlenir insanlara, amaçlarına yoğunlaşması. Ben hep bunu yaptım, eeeee. O iş öyle değil işte. Bu hayatta sana ikiyüzlüce amaçlarına odaklan derler ama araçlarına bakarlar. Araçların... Altı boş bile olsa; bommmmmboşşşş, içinde tek bir kitabın bile olmadığı bir kitaplığın bile olsa... ya da hadi o kadar da olmasın, üç beş kitabın olsun o devasa aracının, kitaplığının, içinde... İşte, bu yeterli. Benimse hep kitaplarım oldu. Orada burada dizili, dağınık; bir sürü kitap. Hatta bazen çoğunun varlığını unuturdum. Bundan dolayı... İşte bundan dolayı.
Kahvemi yedi yaşındaki halime kaldırdım. Ona büyüdüğümüzü duyurdum. O sadece onun yüzüne bakmamı ister. Ona bakmamı. Diğerlerinden kafamı çevirip, ona bakmamı.
Geçen gün bu aklıma geldi. Hatta dün. Sana böyle abidik gubudik şeyleri düşünmüyorum öylece aklıma... yazacaktım bak ama... Öylece gelmedi aklıma belki. Belki aklıma ben getirdim, ne olacak? Ben getirdim aklıma, biricik bir tanecik kendimi. Bir hayal mi kuruyordum acaba... Aslında umurumda olmayan bir şey. Mutlu bile değildim, bir hayalde bile. Bendim, ben değil değildim ama mutlu da değildim. Kendimi kanıtlamaya çalışıyordum; evet bir hayalde bile. İnsanlar böyle hayaller kurmaz sanırım. Ne bileyim ben. O an öyleydi, o hayal o an oydu. Sonra, dondu. Hayal dondu ve bir köşede o oturuyordu. Biricik kendim, yedi yaşındaki haline büzülmüş bana bakıyordu.
Herkes donmuşken ben onun yanına gittim. Ben ayaktaydım, o çok aşağıdaydı. Belki de oturuyordu bilmiyorum. Bana bir şey demiş miydi hatırlamıyorum. Genelde bir şey demez, bana sadece bakar. Ama ben anlarım. Ben onu hep anlarım. Bana artık bana bak mı dedi acaba? Bana, bana bak, dedi bunu anladım ama... Galiba bana, böyle aptalca hayaller kurma, dedi. Beni unutma, dedi, oraya gidersen beni unutacaksın. O hayale gidersen, beni unutacaksın... Beni unutma. Böyle şeyleri düşünme.
Düşünme ve bana bak dedi, yani... Bilmiyorum.
Kendimi ihmal etmemeliyim. Olay bu. Ne olursa olsun, hangi gerçek veya hayal, kendimi ihmal etmemeliyim. Yedi yaşında da, yirmi yedi yaşında da.
Gözüme çarpan kitabımın görünürde bu anlattıklarımla ilgisi yok ama onu ilk kez aldığım zaman hissettiğim heyecanın bununla çok ilgisi var. O kitapla tesadüfen internette karşılaştım. Konusunu öğrenir öğrenmez hemen aradım ve buldum. Gelir gelmez de okudum. Onu çok sevdim ama beni en çok dönüştüren kitap da o oldu. Şimdi ona bakıyorum ve... onu çok yakın bir zamanda okumuş olmama rağmen sanki yıllar yıllar önce okumuşum gibi onu okumadan önceki halime kendimi uzak hissediyorum. O kitabın adını açıklarsam, kendimi açık ederim. Ben bile iç dünyamı birine bu kadar açamam, üzgünüm. Zaten ne önemi var o kitabın adının ne olduğunun? Herkesin bir şekilde böyle bir kitabı yok mudur?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder