Gerçekler(im) miymiş?

 

Kendimi bozguna uğramış hissediyorum. İnsanın taşıdığı en ağır yüklerden biri sanırım kabulleniş. Oysa ben gerçekçi biriydim; böyle düşünüyorum. Belki de fazla gerçekçiydim. Tek bir hayale bile izin vermedim biliyor musun? Tek bir hayal kurmama bile izin vermedim. Bana hayalperest mi derler? Oysa ben sadece düşünmüştüm. Güzel olabileceğini... Bazı şeylerin.

Şimdilerde bu hayalim yıkıldı. Düşündüğüm güzel olabilecek şeyler. Bununla ne yapacağımı bilemediğimi bilmelisin. Sanırım insan, içinden taşırmalı. Belki de içime sığmaya çalışmak hep büyük bir yanılgıydı. Benim yanılgım mıydı dersek... Hayır değildi. Ben hep, taşmak istedim.

Daha geçtiğimiz hafta bunu düşünmek durumunda kaldım. Oturup da düşünmedim, bak işte hep böyle, düşündürüldüm. Ben taşmak istiyordum, dedim kırgın bir sesle. Dışımdan dedim bunu, birine dedim, birilerine. Ne oldu; hiçbir şey. Ben taşmak istiyordum... Böyle dedim.

Su akarken dilekler söylenmeliymiş, suyun akışına. Su getirsin diye miymiş bilmem. Böyle şeylerden anlamam. Ama ben aslında hep... Hep, çok dilek diledim. Dilek dilemek nedir bunu bilir kişi değildim. Yine de ben hep, diledim.

Kızdım, oysa kızılacak bir şey yoktu. Üzüldüm, oysa üzülecek bir şey yoktu.

Artık mı yoktu? Hayır, hep yoktu. Yok. Bu ne demek bilir misiniz? Bilirsiniz. Belki de insan, bunu bilmek için Dünyadadır. Kendi yokunu mu, tek bir yok'u mu? Bilmem, ilgilenmiyorum. İnan bana insanlarla bir gram ilgilenmiyorum. Hiçbir zaman da ilgilenmedim. Göz ucuyla baktım ve kaçtım. 

Hiç ilgi çekici değildi. Ama dünya etrafımdayken nereye kaçabilirim? Hiçbir yere saklanamazsın. Saklanmak kaçmaktır ve kaçmak da... saklanmak mıdır? Sen hiç kaçtın mı?

Bazen kendimi aptal gibi hissettim. Öyle öyle. Umutsuz değilim. Umudun ne olduğunu öğrendim; belki de öğretildi. Önce inanmak, sonra kopmak, üzüntü-öfke-belki nefret, yeniden bağlanmak... Yeniden inanmak mı (umuda) - bilmem.

Bak, yazmak. Ben değil, ellerim yazıyor; ah ne güzel, ne güzel. 

Belki de ben kendi kendimi öldürdüm. Sonra da oturdum saçma sapan yasımı tuttum. Üstüne yeniden mi... Hayır, eski dramatikliğimden eser yok. Yine de buna büyümek de diyemem. Görmek de diyemem. Yeni bir şey yok. Belki kabulleniş. Kaçıncı kabulleniş... 

Bilmem. Keşke bilseydim. Sana soracaktım, keşke bilse miydim diye; sonra vazgeçtim... Ama sence, sence, keşke bilse miydim? 

Bazen sormak istiyorum bilen birilerine. Dünyanın en gereksiz, manasız, ne alaka şeylerini sormak, sonra çay\ kahve demlemek ve sorduğum şeyi unutmak. İnsan böyle kabullenir, insan böyle unutur. 

Sorularını falan. Ben hep soru sorarmışım. Hani küçükken. Belki bebekken bile. Küçük bir kuzenim var. Geçen gün beni güldürdü. Uzun bir pembe elbisesi vardı. O elbisesiyle oradan oraya ''anne, annneeeee'' diye koşturuyordu. Annesinden yüz bulamayınca ''babaaaaa'' diye babasına koştu. Babasına ne dedi asla anlamadım. Bence o da bir şeyler dedi ve unuttu, sonra yine koştu - o güzel pembe elbisesiyle. 

Ne güzeldi. En çok böyle çocukları seviyorum. Baş etmesi zor ahahahhaha ama en çok böyle çocukları seviyorum. Meraklı, hareketli, soruları olan çocukları. Ben koşar mıydım bilmem ama soru sorarmışım. Bu ne bu ne, bu neden böyle... Neden böyle?..

Bazen küçük çocuklar beni seviyor. Yolda falan. Bana bakış atıyorlar, onlara bakayım gülüşelim diye. Allah Allah diyorum neden ki? Bunu geçen gün de yaşadım. Dünyanın en bitik insanı falandım - ah hayır ağzıma biber sürerim. Annesi kızının sorularından yılmıştı. Küçücük bir kız çocuğuydu. Otobüs beklerken yanıma oturdular. Küçük kız bana baktı baktı, güldü güldü. Ben de yalandan iki güldüm. Üzgünüm küçük kız... bana soru sor istemedim.

Artık kendi çocukluğum bana sorular sormuyor. Büyümek böyle bir şey mi?

Ahhahahah, ben sana soruyorum değil mi? Sorular sormayı bırakamıyorum. O zaman büyüyemiyor muyum? Hayır, sorunum erken büyümekti, şşşşş.

Sonradan... küçülemedim ve bu beni üzdü. Devasa bir üzüntü, beni dünyanın en bitik... abart-ma. Artık abartmıyorum; bu yıl bunu öğrendim (şşş).

Güzel kitaplar okumayı, güzel filmler izlemeyi sevdiğimi hatırladım. Bir şeyi okurken içimden gelen bir heyecan hissetmeyi, çünkü tatmin olmayı. Okuduğum şeyden lezzet almayı.

Bak, ben kendimi yargıladım. En başta ve en çok kendimi yargıladım. Bin kez kendimin üstünden geçtim. (En büyük hata). Sonuç - (Karar): Sorun dış dünyamdaymış. Buna darıldım. Yıldızlara bakıp darıldım, uzun uzun darıldım. Manasız bir darılıştı. Çünkü yıldızlar sustular. Acaba eskiden konuşurlar mıydı? Unuttum, inanır mısın gerçekten unuttum. Sonra buna da darıldım. Siz benim aklımla mı oynuyorsunuz! Yıldızlar...

Kızamadım. Kime kızayım ve neye... Unutulmuş bir şey var mıdır? Yoktur. Peki hiç var olmuş mudur? Bunu bana kim kanıtlayabilir? Yıldızlar mı... Biraz ezikçe, kabul. 

Böyle şeyleri kabul ettim işte. İçimde ezilmiş, suyu çıkmış şeyleri. Onlara bozuk diyemem. Ama artık onları kimse istemez. Ben bile istemedikten sonra. Buna üzüldüm. Abartarak belki; ama üzülemez miyim? Tek başına üzülmek insana bu hakkı verir: Abartarak üzülebilirsin (şşşş).

Dürüst olamaz mıyım? Bari sana. Dürüst olduğumdan beri darılıyorum - hayır sana değil. Dürüstlük pek alıcı bulmaz değil mi? Öyle öyle. Bu sefer şşşş değil; hatta avazım çıktığı kadar: DÜRÜSTLÜK ALICI BULMAZ! (Hiçbir zaman hiçbir yerde ve hiçbir koşulda).

Kendi kendime ağladım, salak salak. Bir sürü gün ve gece. Sonra üstüne, yine salak salak, bunları unuttum. Ne saçma (- yıldızlar).

Ne saçma... Belki de kabulleniş budur.

Burada bırakamam. Konuşasım var, anlatacaklarım varmış gibi. Ne anlatsam bilmem. Dilim çözüldü, parmaklarımın bağları. Bunu özlemişim. Özlem. Bunu özlemek. Özlemeyi bile özlemek...

Hayatta hala çok fazla saçmalık görüyorum. Bir rol yapmak ve ona inanmak. Benden beklenen bu mu! Ben bir şey sanmamıştım hayır. Ben hayal bile kurmadım. Ben hayal bile kurmadım!

Bir şeye kızdığım yok. Neye kızayım ki, hiç. Sadece hala biraz üzgünüm. Çünkü... -evet her şeye bir çünküm var- ben, kendimi yargılamıştım. Ne saçmaymış. İlk ve son, en büyük hatam buydu: Kendimi yargılamam. Bana beni verdi inkar edemem. Uzun bir kendimi alış... Hala alamayış. Yine de kendimle tanışış. İnsanlar bunları bir anda oluyor sanabiliyor ha, ne masum. 

Artık beklentim kalmadı. Kendimi kurtarsam yeter. Bu coğrafyada herkesin doğuştan bildiği o gerçek... Ben uzaylıyım diye mi... Oysa en GERÇEKÇİ bendim. Keşke olmasaydım, belki o zaman... buralı olurdum. Burası neresiyse? Sahi neresi burası? Herkes sence dünyada mı? Sanmam, sanmıyorum, beni kimse buna sandıramaz.

Kelime uydurmak. En bayıldığım. Birinin yanında yapsam ağzı açık bakar. Bana gülemez de. Tatlı tatlı gülerse birlikte güleriz. Ama hiçbir kimse benim kelimelerime karışamaz. İçimden bir cadı taşar. Bir cadı! Belki de ben bir uzaylı değilim de, buyum. Buydum... Bir cadı.

Kaybolmuştum. Dünyada kaybolmuştum biliyor musun? Çok uzun bir süre gerçekten kaybolmuştum. Ne önemi kaldı, kalmadı. Güçlenmek bu mu demek olacak? İSTEMİYORUM, böyle haykırdım tavana falan. Sonra yıldızlara bakıp teşekkür ettim. Sonra yine... 

Çünkü kime söyleseydim? Kime, kime... Kimseye. Anlamazlar. Anlamazdan gelirler. Uydururlar. Seni uydururlar, seni kafalarından uydururlar. Sen de izin verirsin.

Keşke izin vermeseydim. En başında vermeseydim. Ama kimse tek başına güçlü olamaz. Özellikle de uzaylı cadılar, bunu bilmelisin. Uzaylı bir cadı olmak, kendini... kendini ne sananların arasında? Bilmem.

Bana dair bir şeyler yok oldu bence. Ne bilmiyorum ama önemli bir şey olduğu kesin. Böyle olması gerektiği için böyle olmuş gibi görünse de... Kırgın olduğumu... söylemeli miyim?

Adaletsizlik, böyle düşündüm. Sonra sustum. Hep sustum. Artık bu konuda tek kelime etmem. Ne konuda? Gerçekler, gerçeklerim, gerçeğim. 

-Artık kendim hakkında tek kelime etmem.-

Çünkü edemem. Üzgün değilim, ne ilginç bir durum. Üzgün bile olmamak. Ben ne olayım o zaman? Mutlu mu olayım sence? Nasıl olayım?

Eskiden mutlu olamayacağıma emindim. Çok emindim hem de. Bu teminatı almışım gibi. Şimdiyse, beklentim yok. Akıştayım diyorum. Akışta olmak yaşamak mıymış sence? Ben bilmiyorum.

Kimsenin bir şey bildiği yok aslında. Sadece -çoğu kişi- zırvalıyor. Ben en azından...

Gerçeklerimi mi söylüyorum? (bilmeyerek.)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar