Koniçiva. :)
Bu yazı fikrini sevgili Roza'nın Kütüphanesi bloğunun şu yazısından ilham almıştım, kendisine teşekkür ederim. <3
Gün doğumu mavisi: Gökyüzü tam aydınlanmadan,
hala karanlıkken gökyüzünü izlemeye başlamayı çok severdim. Bir süredir
yapmasam da kesin hala seviyorumdur. :) Yıldızlar teker teker kaybolurken,
sesler yavaşça artar. İnsanlar uyanır, arabalar falan da ayaklanır
(tekerleklenir ?? :)... Ve gökyüzü, siyah ile mavi arasındaki o ara tonuyla
güneşi karşılar.
Ay: En çok dolunay dışındaki halleri. Dolunay'ı
herkes sever, ben onun az ışıklı yanlarını bilene severim diyorum. O da bana
arkadaşlık ediyor. Sevgili Ay, benim arkadaşım. Tamam Dolunay da uzun yıllar
mektup arkadaşım oldu ama alınmasın. Dolunayla çok yakın değiliz, o nedenle ona
kırgınlıklarımı yazdım Dolunay başlıklı yazılarımda hep. Bazen de zırvaladım.
Diğer hallerini ise hep selamladım. Büyürkenki küçülürkenki hallerini...
kimsenin özellikle dikkat etmediği gezgin Ay'ı hep selamladım.
Yıldızlar: Yıldızları başlı başına seviyorum,
farklı yıldız takımlarını bulmayı da seviyorum. Çok da bildiğimden değil de...
bazılarını tanırım. Görünce parmağımla resmini çizerim. Zaten biliyorsun :P,
yıldızları çok severim. Küçük bir kızken bile çok severmişim. Gerçekten yanında
cırcır böceği olabildiğim büyüklerimi çekiştirir, bak dermişim, yıldızlar
orada.
Hayvanlar: Hayvanlar kendi halinde takılırken
izlemeyi severim. Tabi ki evcil hayvanları. Mesela bir leopar veya orangutan
yanımda dursa pek de hoşlanamam herhalde ahahhaha.
Sanat: Özgünlük içeren her şeye bayılırım. Ama
modern sanata ısınamadım :)
Sohbet etmek: Eğer karşımdaki kişi açık fikirli
ve üç beş konuya ilgili bir insansa, benimle saatlerce sohbet edebilir.
Çikolata ve kek ve kurabiye ve pişmaniye ve öyle
şeyler ahahhaha: Tatlı severim ama nedense son yıllarda içecekte pek sevmiyorum
ahahah (kendimi kandırma çabam değil gerçekten).
Kahve: Kıymetlimiissss.
Kahve kupaları: Aslında dönemsel olarak değişmekle birlikte hep aynı bardaktan içerim. Ama sevdiğim bir şey değişik kahve bardakları. Başkasına hediye olarak almayı da severim. :)
Kar küreleri: Önceden daha çok seviyordum sanırım ama yine seviyorum ki.
Yazmak: Yazmasaydım bu kız olamazdım bak
ciddiyim. İyi mi olurdu kötü mü bunu bile düşünmeyen biri olurdum. İyi mi
olurdu bilmesem de, belki mutlu olurdum bilemiyorum :) Bu da iyi olurdu mu
demek mi ki :)
Okumak, İzlemek\ Dinlemek, Konuşmak, (Yazmak
x2'leyelim): Dört temel beceride de iyiyimdir üzerinize afiyet :)))
ajahahahhahah. Şaka tabi ki. Dört temel beceride kendimi geliştirecek
aktiviteleri pek severim.
Gökyüzü, Deniz, Doğa falan: Bak doğada yaşayamam
ama severim. Başım boynum tutulurcasına hep göğe dönük olmuştur ve bu dünyaya
dair en favori parçam denizdir.
Gülmek ve Güldürmek: Bayılırım. Ben bebeyken biri
bana senin gülümsemen güzel dedi bence, kendimde de hep gülümsememe aşıktım
ahahahah. Hep 32 diş sırıtmışımdır fotoğraflarda belli bir yaşıma kadar. Sonra
baktım herhalde başka sırıtan yok kestim :) Ve insanlarda gülümsemeye tikkat
tikkat kesilirim. Gülün canımmmm. Hatta bizde peynirrr yoktur, kiraaazz vardır.
32 diş güldürme garantili.
Yürümek: Özellikle müzik dinleyerek.
Mp3'üm: Ruhum 2008'de yaşayacak dersem de inanma,
nostaljik hisleri sevsem de geçmişe tutunmayı sevmem. Ben asıl bu aletin bende
uyandırdığı hissi seviyorum ve hangi parçanın denk geleceğini bilemeyişimi,
yıllar boyunca biriktirdiğim şarkıları yeniden keşfedişimi ve böyle şeyleri
işte. Teknoloji ve uygulamalar ne kadar gelişirse gelişsin ben müzik dinlemeyi
en çok mp3'ümle seveceğim. Ki aslında sık da dinlemiyorum artık. Arada.
Yollardaki kavisler: Hatta araba\ otobüs
oralardan geçerken içimden''vuuu'' demek gibi eski bir alışkanlığım vardır.
Sanki bir lunapark oyuncağında gibi hissederim.
Dua etmek: Yaratıcı'yla\ Yaradan'la konuşmayı hep
çok sevmişimdir.
Yıldızlarla Konuşmak: Bunu artık yapmıyorum ama
bu zamana kadar içimden az yapmadım hani. İçimden konuşurdum dediğim gibi.
Kalbimden. Onlara sorular sorardım. Bilmek istediğim, kalbimin bilmek istediği
soruları. Sonra oturur, bekler beklerdim. Belki bu arada birkaç meteor da
kayardı. Sonra... bir yanıt yükselirdi, pek tabii içimden :) Cevap, kalbimden
gelirdi. Bazen sana da laf arasında söylerdim. Anladıysan bravo :)
Keşfetmek: Öğrenmek de denebilir belki ama ben
keşfetmeyi seviyorum. Keşfedemediğimde mutsuz olurum. Artık çoğunlukla kalbim
mutsuz. Bunun nedeni bu sanırım.
Yazdığım bir yazıyı bitirince baştan sona okumak:
Blog yazısı olur, başka bir yazı olur... hatta derslerim için yazdığım
makalelerde bile en çok bunu severdim :)))
Fotoğraf çekmek: Ayyy bayılırımmm. Hatta önceden
takıntılıydım. Mesela güzel bulduğum bir şey mi keşfettim, tak tak
fotoğraflamalıydım. Yoksa aklımı kemirirdi onun, o yerin neyse artık
fotoğrafını çekene kadar... Hatta yerlere bile eğilirdim gocunmadaaannn :)
Gerçekten manyaktım. Yetenekliydim de bence. Çünkü bir şeyin doğru açı ve belki
efektle, olduğundan daha farklı ve güzel çıkabileceğini düşünüyor, kendi
beynimi\ gözümü çıkarıp herkese gördüğümü gösteremeyeceğim için de, fotoğrafa
(ve yazıya) sığınıyordum.
Bloğuma gelen yorumları ilk okuma an'ım: Her
seferinde ilk blog yazıma gelen yorumlar kadar heyecanlandırıyor beni <3 Bir
kişi bile yorum bıraksa heyecanlanırım. Çünkü bu benim için kıymetli, hep de
kıymetli olmuştur.
Ağaçlar: Doğa dedik ama özellikle de ağaçlar için
ayrı bir başlık açmalıydım! Ağaçların gökyüzüyle bütünleşen dallarındaki
yapraklarını izlemeyi çooook severim. Özellikle de ilkbaharda yeşeren ağaçların
yeşilliğinin göğün mavisiyle buluşması içimi ferahlatır. Hatta üniversitede
insanlar sohbet ederkene cins olan ben kafamı kaldırıp bunu izlerdim ahahahhah
:) Bir sürü de bu bahsettiğim görüntüyü fotoğraflamışımdır. Yapraklarla dolu
bir gökyüzü. Bak böyle bir anım var. Ayrı yazı yazmayacağım, şimdi yazayım da
aradan çıksın. Küçükken (ben pek hatırlamıyorum) yine gökyüzünü boynum
tutulurcasına izlermişim de bir gün gözüme çöp kaçmış. Hatta annemgil beni
(babama da duyurmadan çünkü hasta olmamızdan nefret ederdi :) doktora götürmüş.
İlginçtir doktor da anneme kızmış bu çocuğa bakmıyor musunuz diye. Aaaaa ama
insanlık hali olur öyle doktur beyyy (kesin beydir bu, hanım olsa anlardı
herhal bir anneyi). Neyse sonra gözümden çıkmış herhalde o şey neyse. İşte
benim gökyüzü sevdam şaka değil. :)))
Yapraklar: Sanırım farklı tarzdaki yaprakları da
seviyorum.
Gün ışığının bir yerlerden sızması: Yani bir
yerlerden derken... elimi gün ışığına doğrultup romantik sahne yaratmayı
severim hahahahah, işte parmaklarımın arasından gelen ışık gibi. Veya
yaprakların arasından süzülen ışık huzmeleri gibi. Hafif nostaljik efektli gün
ışığının odaya yansımasını da severim.
Eski aile albümleri: Çooook severim.
Hafif yağmurda yürümek: Önceden sevmezdim ama
artık seviyorum mu acaba... Ama bak mesela yine çok değil ama biraz yağdığında
yağmuru izlemeyi severim. Camdan süzülmesini ve aslında camın buğu olmasını ve
ona kalp, gülen yüz vs çizmeyi. :)
Sarılmak: Çok küçükken dokunmatiktim. Annemin
yanağını severek uyurdum. Hayal meyal aklımda. Sonra arada soğuk nevale oldum.
Sonra yine sarılmayla hafiften dokunmatik oldum. Tabi ki sevdiğim, gerçekten
sevdiğim birilerine sarılmayı kastediyorum. En sevdiğim sıcaklık, sarılma
sıcaklığıdır. En sevdiğim derece. :)
Yolları izlemek: Keşke bolca seyahat ettiğim, ama
çok güzel yerlere seyahat ettiğim, bir hayatım olsa. Bunu tüm ruhumla isterdim.
İsterim!
Mandalina kokusu: Geçen demiştik, listeye
eklemezsek ardımızdan ağlar.
Eski yerli dizileri izlemek: Sadece sihirlileri
değil, genel olarak eski dizileri arada rastgele bir yerden açıp atlaya atlaya
izler ve hunharca yorum bırakırım ahahahahha öhöm tamam. O kadar da hunharca
değil ama izlerken bir şeyleri tespit edip yazmayı severim şindi.
Güzel defterler almak: Onlara yazmayı da severim
tabii. Günlüklerimi de severim ama... Bak çok ilginç, eskiden olsa ilk
maddelere (ki aslında bu listede sıralama da yok da) günlük yazardım. Oysa
şimdi... Son iki yıldır pek günlük yazmıyorum. Blog doyurdu beni herhalde. :)
Gerçi günlüğe de ergenken olay yazardım. Sonra sonra düşünce yazar oldum. Arada
eski günlüklerimi yok etmek istiyorum ama çok defterim var. Okunma endişem yok
aslında ama tabi iznim olmadan okunmak hoş olmaz. Öte yandan zaten her şeyi her
zaman herkese açıkça söyleyip gösteririm (bence ?? :). Böyle ekşınlara gerek
kalmaz ve pek merak uyandıran bir yaşamım da yok. :) Yine de ne diyordum işte
onları yok edesim de gelmiyor değil. Zaten artık günlük yazmak istemiyorum.
Günlüklerim kendimi tanımamı sağladı o ayrı... Başta hep negatif şeyler
yazardım kendim hakkında. Ne üzücü.
Eski romantik şarkılar: Dans şarkıları ahhahaha
:) Hiiççç... tatlı. Tatlı değil mi? Hayal falan kurmam bu arada. Ben müzik
dinlerken, sadece onu dinlerim. Genelde yani. Çünkü hayal kurarsam, o şarkıyı o
hayale ve insana bırakmış olurum. Sonra o şarkı bana değil, ona veya o hayale
ait olur. Bunu istemem. Bu nedenle çoook nadiren yapmaya özen gösteririm. Yaaa.
:)
Okuma kitaplarındaki illüstrasyonlar:
Özellikle de sanatçısının kendine has bir tarzı varsa, bayılırım.
Yaz sonunda ipe biber, patlıcan vs dizilmesi:
Balkon ipinde duran bu dizili sebzeler beni hep gülümsetir. Aklıma önce
anneannem, sonra da bizim karşı komşumuz gelir.
Kitapların birilerine ithaf edilmesi: Okuma
kitaplarında ilk önce buna, sonra yazar biyografisine bakarım ve öylece kitaba
başlayabilirim. Bir kitap yazsan, kime ithaf ederdin? :) Bence insanın kitap
ithaf edeceği kadar sevdiği biri olması çooook kıymetli.
Kelime oyunu yapmak: Şahsen çok eğleniyorum :)
Yeşil Erik: Sevmeyen mi var :)
Sebze yemekleri: En sevdiği yemeklerden biri
kereviz olan birini tanıdın mı? İşte ben ahahhahah. Çocukken de yemek
seçmezdim. Belki de öyle alıştığımdan, sebze yemekleriyle aram hep çok iyiydi.
Şiir Falı: Bir şey düşünüp veya soru sorup bir
şiir kitabından rastgele şiir okumayı ve soruma dair çıkarım yapmayı severim :)
Tarot kartlarımı karıştırmak: Bazen karıştırma
sesi de çıkar, onu bile severim :) Kartların kendi kendilerini atmalarını da
severim.
Kütüphaneyi dolaşmak: Hem istediğim kitabı
bedavaya alabilirim :))
Pinterest: Panolar oluşturup düzenlemeye
bayılırım.
Çocuk kitapları: Her çocuk kitabını değil tabi,
içimde yer edinenleri. O saf ama yaratıcı anlatımı severim.
Uzun zamandır dinlemediğim şarkıları yeniden
dinlemek: Özellikle de çocukken veya ergenken dinlediklerime dönüş yapmaya
bayılırım ahahahha :)
Diğer blogları okumak: Komşularımı ziyareti çok
severim.
Bloğuma uzun yorum gelmesi: Eeeennnn sevdiğim
uzun yorumlaşmalardır ki zaten ben kısa kesemiyorum genelde, karşı taraf da
uzun tutunca hoşuma gidiyor :)
Monet gökyüzüsü: Bu tabiri ben buldum, açılın
ahahahha :) Yani bir ressam var, Claude Monet. Empresyonistlerden. Bu nedenle
gökyüzüleri hep buğulu buğuludur. Yağmurlu günlerde bazen bulutlar fırça
darbeleri almış gibi görünür gözüme. İşte o gökyüzülerine Monet gökyüzüsü derim
ve bu beni eğlendirir.
Bulutlardaki turunculuklar: Fotoğraflarını çekmek
için elim kaşınır :) Turuncunun en sevdiğim tonu da, gün batımı turuncusudur
(şiirseeell :).
Gün batımı: Aslında güneşin tamamen battığı anı
izlemek bana hüzün verir ama genel olarak o kızıllık anını severim. Sesli bir
veda gibi gelir. Gün doğumu sessizdir mesela, batımıysa öyle değil.
Sevdiğim şeyleri anlatmak: Sanırım bunu da
seviyorum :)
Düşünce özgürlüğü: Asıl sevdiğim bu.
Özgürlük: Güzel bir şey.
Hoşça kalınızzz.
![]() |
| (Gülümse, Raina Telgemeier). |

rüyaları herhalde hepimiz senin yaşadığın gibi yaşıyoruzdur :) yazmak konusundaki düşüncelerini anlıyorum. gerçekleştirirsin hepsini :) kişisel yazıları yazdıktan sonra hemen bir temizlik, atma, eleme ihtiyacı duyuyor insan tabisi, insan bazen kendinden bile sıkılabiliyor ama işte o yazma anı da çok heyecanlı bir atmosfer oluyor insanın ruhunda yazayım kurtulayım gibi oluyor. sonra tekrardan başlıyor. hepimiz insanız yani :)
YanıtlaSilRüyalar beni bıktırdı artık ya gerçekten yeteeerrr :) Rüyamda yedi cihanı gezdim vallahi, öyle bir yorgunluk... beni bi salsınlar diyorum :) Yazmak da bilmiyorum ya. Bloğun yeri bende ayrı diye herhalde biriyle konuşur gibisine yazıyorum ama bunu istemediğimi yani artık beni tatmin etmediğini fark ettim.
Silsenin insta tablolarını inceledim. eski bir hava var ya hepsinde. neo klasik rönesans dönemi tarzı imiş. 1800'lerde ortaya çıkan bir resim ve mimari akımı imiş. ancak 1900 ve 2000'lerde de sürüdürülüyormuş :) bu arada gombrich sanatın öyküsü aklıma geldii :) kütüphane kitaplarından :)
YanıtlaSilHımmmm olabilir :) Bir de Şato Kütüphanesi varmış, biliyordum aslında ama hiç gitmedim, denize karşı falan filan :)
SilSevgili İlkay, bu yazını görmek beni çok heyecanlandırdı. Eski yazılarını sildiğini öğrenmek beni biraz üzdü açıkçası ama elbette senin gelişimine bir katkıda bulunacaksa bu "vazgeçme" pes etme değil de yeni bir başlangıç yapma gibi geliyor, yine de lütfen kişisel düşüncelerinden bizi ihmal etme. Senin yazılarına bayılıyorum <3 Bence benzer ruhlara sahibiz, kendimden çokça iz buluyorum kelimelerinde. Sevdiğin şeyler listene bayıldım, sebze yemekleri hariç benim sevdiğim şeylerle benzerlik gösteriyorlar fakat sevdiğin şeyleri okurken ruhumu doyurma ihtiyacımı fark ettim. Listende kendimden parçalar bulurken uzun zamandır bu parçaları hayatıma özümsemiyor oluşum kendimi tuhaf hissettirdi. Belki de bunun üzerinde biraz daha özen göstermem iyi gelebilir, uzun zamandır sevdiğim şeyleri yapmıyormuşum hayat dinamikleri beni zorlamış-ya da bu da bir bahanedir belki de bilemiyorum-. Yazmayı lütfen bırakma, yeni yolculuklarının somut halini de elbette okumayı çok isterim. Bazılarının ruhuna dokunuyorsun. Çokça sevgilerimle
YanıtlaSilÖncelikle çok teşekkür ederim <3
SilÖnceden büyük bir heyecanla blog yazardım. Açıkçası artık o hissi alamıyorum. Yine bloğu seviyorum, iyi ki var tabii. Benim için bir çeşit nefes alma yeri gerçekten. Öte yandan artık eskisi gibi hissetmiyorum. Aslında bloğum öyle hissettirmiyor değil, ben öyle hissetmiyorum. Bu nedenle çoğu yazımdan sonrasında pişmanlık duyuyorum. Daha farklı olsa böyle hissetmem tarzı bir bakış açısı değil. Sadece... Aslında sadece blog özelinde değil, genel olarak böyle hissediyorum. Sanırım bu benimle ilgili bir şey. Ama yazılarım hakkındaki düşüncelerin beni gerçekten mutlu etti. Sanırım bu listeyi bile en çok bu söylediğim durum için yeniden yayınladım. Yani bunları sevmekten vazgeçmiyorum hayır :) Sadece, bir anlığına durduğum duraktaki benliğim değişiyor gibi bir his. Bu nedenle sanırım paylaşma tutkumda biraz azalma gözlemliyorum. Her neyse çok sevgiler <3
“Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz.” Bu cümleyi hatırlattı bana yorumun bir dönüşümü, değişim kaçınılmaz elbette umarım senin için her şey güzel olur <3
SilBazen bazı şeyler dönemsel de olabiliyor tabi ama bu dönemsel düşüncelerimiz veya hallerimiz aslında bizi etkiliyor ve dönüştürüyor dediğin gibi. Tabi iyi hissettiğimiz bir yönde olması önemli. Teşekkür ederim yorumun için :)
SilEski bloğunuzda, siz kendi halinizde takılırken, diğer bloglarla iletişim kurmazdan evvel bile bloğunuzu bilir, kitap/film yazılarınızı okurdum. (nicklerim epey değişti tabii o vadede ama küçük hanım olarak da hatırı sayılır bir müddet takıldım buralarda, sonra o nick küçük gelmeye başladı haha) Zaman içinde o kendine haslık, yazı stili, kişisel tarz vesaire fevkalade oturdu bence sizde. Coming of age teması var ya hani, aynı onun gibi hissettiriyor, büyüme süreci tam olarak :)
YanıtlaSilYazmaya devam ettikçe insan kendini kaybedip tekrar tekrar buluyor ve öyle öyle büyüyoruz, keskin kenarlarımızı törpülüyoruz, bir yandan da bize has, kemik bir şeyler ortaya çıkıyor. İyi mi oluyor kötü mü oluyor ben de bilemiyorum ama haha, fazladan gelişmiş, durduk yere uç uca doladığımız nöral bağlantılar ayağımıza dolanmazsa ne iyi. Bedelleri var gibi sanki, ama yine de aksini tercih etmezdik :)
Küçük Hanımmm, sizi işte şimdi hatırladım! :)
SilÖncelikle bu yorum beni öyle heyecanlandırdı ki ayaklandım ve bilgisayarımı açıp bu yanıtı yazmaya koştum ahahhaha :) Sizi çok çok eski yıllardan hatırlıyorum gerçekten. Vay be, ne zamanlardı değil mi? O zamanlar blog yazmak ayrı bir maceraydı gerçekten.
Eski bir okurumdan anlatımımın gelişimine dair bir yorum almak beni ayrıca çok mutlu etti. Önceleri gerçekten bocalıyordum (tabi o zamanlar bunu net olarak isimlendiremiyordum - tamam belki fark etmiyordum bile ahhahah). Şimdi yazarken daha kendi dilimi konuşuyor gibi hissediyorum. Elbette hala -görüldüğü üzere :))- hoyratım ancak o da yine zamanla oturur sanırım. Biraz hareketli hissediyorum yazarken ve sanırım bu şekilde içimde tepinen kelimeler yazıya rahatça dökülüyorlar.
Ah neyse sizi gördüğüme öyle öyle öyle çok sevindim ki ve samimiyim. Sanki karşılıklı sıcak çikolata (kahve de olur ama bana içimden sıcak çikolata geçti :) içiyormuşuz da konuşmuşuz gibi bir his...
Çok sevgiler.
Not: Küçük Kara Balık ismine bayıldım. Ki sizi başka blog yazılarının yorumlarında da hep görüyordum ama eski isminizle arasında bir bağ olduğu aklıma gelemezdi tabi ki.
Not 2: Heyecandan yorumunuzun ikinci kısmını atlamışım ahahahah :) Katılıyorum. Gelişmek (bundan artık ne anlıyorsak) aslında bedel de ödetiyor (yine ne anl- tamam :). Buna değer mi peki? Aksi olsa ilerleyemezdik. Belki de hayatta bu çeşit manyaklar da vardır (şekil A B C ve işte İ :).
Bu kadar çabuk yanıt beklemiyordum gerçekten, ağzım kulaklarımda okudum valla, o yazı dilindeki coşkunuz bana bayağı geçti, kıpır kıpır hissettim okurken. Bir de bu denli samimi hislerle hatırlanmayı beklemiyordum, çok mutlu ettiniz çok teşekkür ederim öncelikle :)
SilEstağfirullah bence hiç de bocalamıyordunuz, her zaman çok keyif alarak okuyordum hep, demek istediğim yazmaya devam ettikçe o kendine has stiliniz iyice oturdu ve blogda yazılarınıza, yorumlarınıza denk geldikçe 'bunu İlkay yazmış olmalı' dedirtiyor :)
Ne çok bilirkişilik yaptım di mi :)
Yazdıkça insan gerçekten kendine yakın bir dil, bir üslup yakalıyor.
Mesela kendim özelinde, ilk blog yazdığım dönemler kendime biraz uzak bir dilde yazıyormuşum gibiydi sanki. Ya da o zamanlar daha küçük olduğumdan öyle biriydim(-dik hatta) ve o yüzden öyle yazıyordum haha :) Mesela eski günlüklerimi okuduğumda da benzer şeyler hissediyorum. Hem çok yakın hem de çok uzak geliyor bana oralardaki anlatıcı, bir zamanlar olduğum, ondan hala bir şeyler taşıdığım kişi.
Nick konusunda da yine küçüklü başlasın dedim çok değişmesin, ama biraz asi bir şeyler istedim bu sefer galiba ondan Küçük Kara Balık olmaya karar verdim haha :) Teşekkür ederim, sizin de Neptünlü Cadı size çok uyumlu ve tatlı olmuş ki :)
Bana da eski bir dostla uzun zaman sonra çok tatlı bir mektuplaşma gibi hissettirdi :)
Yanında da sıcak çikolata... Mükemmel :)
Ben de yorumunuzu gördüğümde aynı şeyleri hissettim :) Sanırım eski bloğumda bir heyecan yazdığım zamanlar aklıma geldi.
SilAnlatımım hakkında böyle düşünmenize ise çok çok sevindim. Özgünlük benim en değer verdiğim şeydir çünkü. Ve hayır tabi ki. Ben iki yorumunuzu da çok severek okudum. Benim en eski yazılarımı bile bildiğiniz için ayrıca heyecanlandım hatta :)
Evet evet bence de yaşla ilgili. Aslında bir şeyler tükettikçe (okudukça vs) ve aslında yazdıkça (yaza yaza yazmayı öğreniyoruz bence) daha kendimize yaklaştık veya yaklaşmaya başladık diyebiliriz sanırım. Bana da o yıllardaki kendim küçücük geliyor (öyleydi! :). Günlüklerim hakkında ben de aynısını düşünüyorum. Sanki onları yazan başka biriymiş gibi okuduğum oluyor. Hatta bazen kendime yine başka birine yaklaşır gibi kol kanat geriyor, bazen de halime gülüyorum :) Düşüncelerim de aynı şekilde beni şaşırtabiliyor. Tabi ki şimdiki benin temeli veya aralardaki katları onlar da. :)
İki isminiz de çok hoş ama zamanla değişiklik gerekebiliyor evet. Çünkü biz değişiyoruz. İsmimi beğenmenize de sevindim :) Ben de beni yansıttığını düşünüyorum ve bu nedenle seviyorum. Zaten blog isimlerimi hep içime sindiği an koymuşumdur. Bence isim seçimleri yazarıyla bütünleştiğinde ayrı bir tadı oluyor. Yazmanın bile ayrı bir tadı oluyor.
Sizin de böyle hissetmenize sevindim. Çok sevgiler.