Ortaokula giderken yakın bir arkadaşım vardı. Dışarıdan baktığımızda benim tam tersimdi. Fazlasıyla deli doluydu. Onunlayken eğlenirdim ve zaten aksi de mümkün değildi. Ayıptır söylemesi benim notlarım yüksekti ve belki de bu yüzden yakın arkadaş olayım bir yerde elimde patlıyor gibi hissediyordum. Arkadaşlarım vardı ama bilmiyorum, işte sonuçta bugün aklıma gelen üç beş kişiden biri de sana anlattığım bu kişi. Çünkü onunlayken gerçekten de ergen gibi hissederdim. Tüm o şeylerin ne kadar saçma olduğunu düşünmeden. Evet, içten içe ukala bir ergenmişim.
Bir arkadaş bilekliğimiz vardı. Zaten yakın arkadaşlar bir noktada böyle ortak bir şeyler almışlardır bence. Sonrasında da yakın olduğum kişilerle ortak bilekliklerim oldu. Sanırım ben damardan bağlanmayı seviyormuşum, -tamam...- Neyse bu soğuk espri girişimimden sonra yeniden o bilekliği düşünüyorum. Çok güzeldi. Bir melek şekli. Bu bizim hitap şeklimizdi de. Melaikem. :) -tamam- Ama bunu çok severdim, severmişim. Bunu geçen gün hatırladım. Sana neden şimdi yazıyorum bilmiyorum; ama, uyudum uyandım ve artık daha iyi hissediyordum. Sonra bookstagram hesabımda karşıma bir alıntı çıktı. Bu alıntının ait olduğu kitabı o bahsettiğim arkadaşım biz lise yıllarındayken bana önermişti. ''İlkay,'' demişti, ''bence bu kitap sana iyi gelirdi.''
Tamam böyle mi yazmıştı bilmiyorum. Liseye geldiğimizde sadece onlinedı arkadaşlığımız ve sonra da fark etmeden kopuverdi. Ama baksana, liseye kadar sürmüş vay be... Böyle yazmış mıydı bilmem ama o kitabı önermişti bunu hatırlıyorum. Kitabı okumamıştım. :) Yani bilerek okumadım demiyorum ama o sıralar okumamışım işte. Ama şimdi, bu alıntıyı okuduğumda duygulandım. Çünkü aslında arkadaşım bana iyi gelecek bir kitabı önermiş. (O kitabı hala okumamış olmam... ayıp artıkkk aaaa)
O arkadaşıma yeniden ulaşmayı düşündüm. Ama sırra kadem basmış gibi görünüyor. Aslında ortak tanıdıklarımıza sorabilirim ama bilmiyorum, ortak tanıdıklarımızı da artık çok da tanıyorum diyemem. Yine de iyi olmasını diliyorum. Çünkü, bu kadar sene sonra bile onu bu denli canlı hatırlayabiliyorsam, demek ki o arkadaşım benim hafıza bahçemde bir çiçekmiş.*
İşte, sana bahsettiğim denk gelmiş olduğum o alıntı:
''Büyümek istemiyorum, büyümek doğum anındaki şokun uzatılmış versiyonu gibi bir şey. Bu şaşkınlığı yıllarca yaşamak istemiyorum. İşte bu yüzden dondum kaldım ve hangi yöne gideceğimi bilmiyorum.''
''Yalnız değilsin, ben de senin gibi hissediyorum. Aynı duyguları paylaşıyoruz. Yükünü de paylaşabilirim. Bu, benim yükümü de hafifletecektir.''
(Her Şeyden Çok Uzakta - Ursula K. Le Guin\ buyulu_ayrac hesabının bir önerisi ki kendisinin bookstagramını da, artık pek yazmıyor olsa bile bloğunu da yıllardır çok severek takip ederim.)
İşin komik yanı, ben hayatımın belli dönemlerinde hep böyle hissettim. Bu beni olduğum yerde sayıyor mu yapar? Hayır, biliyorum. Sen evet desen bile öyle değil. Çünkü içim pek çok kez değişmiş gibi hissediyorum. Hatta çok hızlı bir şekilde değişmiş ve değişiyor gibi. Sadece, bu doğal bence; değil mi, bocalamak doğal. Bocalanacak bir şey yok aslında ama o zaman içim neden dalgalı bir deniz gibi?
Bu deniz ne zaman durulacak diye düşünüyorum bazen. Sonra da kendimi bir balık gibi hissediyorum. Ne yani, deniz de balık da ben miyim? Hayır. Ben benim ve içimde engin denizler ile küçük bir balık var. Küçük turuncu bir balık. Taaa Japonyalardan gelmemiş bu balık; nereden gelmiş bilmiyorum, nereye gittiğini ise daha da çok bilmiyorum. (Neptün olabilir mi Neptün?)
Dün gece yıldızlara mektup bırakırken balığımı gördüm. Bir bulut olmuş yıldız postamı sırtlamaya gelmişti. Hayır böyle değildi, şu an uydurdum. Ama o an, hiçbir şey uydurmuyorken bile, onun bir balığa benzediğini düşündüm. Küçük güzel bir balık, bir buluta dönüşmüş gibi görünüyordu. Sanırım Neptünlü Cadılar böyle sihirler yapabiliyor. Küçükken, nesquiği ile tekli koltuğa kurulmuş küçük ben Sihirli Annem'i izlerken, hep sihirli güçlerim olsun isterdim. Bunu yıllar sonra çok sevdiğim başka birine söylemiştim. O da, ben de isterdim sanırım, demişti. Ben ona, herhalde Çilek'in musluktan çikolata akıttığı anlara özenmiştim, demiştim. O da bana, ben de okula kopyamı göndermek için isterdim, demişti. :) (Sen ne için isterdin?)
Acaba... Hafıza bahçemle kalp denizim ne zaman bir araya gelecek? Gelmese de yaşanır. Ama gelirse, daha güzel yaşanır. (geldi galiba yaaa, bana geç geliyor ahahahah *-*)
-sevgili okur sen de bir çiçeksin-
Not: Yıldız kondurduğum kısım Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ından bir alıntı. - ''Hatırladım! Siz de benim hafıza bahçemde bir çiçeksiniz...''
Not 2: Bu yazımı 23 Nisan 2024 tarihinde yayınlamışım. Bir önceki yeniden yayınladığım şu yazımda da ''beni daha çok heyecanlandırmıştı'' dediğim yazım bu. Sanırım içinde ikinci bir kişiden daha bahsettiğim için. Bu tip yazılar, yani yalnız olmadığım, beni hep daha çok havaya sokar. Ayrıca bu yazımda kırmızı renkle yazdığım yerleri şimdi yazımı yeniden okurken ekledim. Kitap okurken yanlara not düşmek gibi, evet öyle! :)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| (çiçek arşivimdeki en sevdiklerimden biri. orta yere eskiden Neptünlü Cadı yazmışım, orijinal halini bulmaya üşendim. bu fotoğrafı böyle sev.) |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder