Giriş Notu: Bu yazıyı 31 Aralık 2023 tarihinde yayınlamış ve herkese musmutlu bir yıl dilemişim. Yeni yıl için blog tarihim boyunca iki masalımsı öykü yayınladım. İkincisini de bu blog arşivine ekleyeceğim (ki kendisini bu yazımdan da önce yazmıştım ama hatırlayınca bile bana iyi hisler verir - kendim yazdım diye demiyorum :P). Yıllar içinde her yeni yazımda bakış açımı ve anlatımımı geliştirdim ama yine de eski yazılarımı okumak bana çocuksu bir neşe veriyor. Bu nedenle, saf hislerle yazdığım için, bu yazıları bahçeme (bloğuma) ekmek istiyorum. İyi okumalar.
Uyku mahmuru
Isabella, ayaklarından pır pır eden küçük kanatlarına varıncaya değin uzun uzun
gerindi. Rengarenk taç yapraklarının arasından görünen küçük başı polen
doluydu. Başını geriye attıkça hapşırıyor, hapşırdıkça başını geriye atıyordu.
Polenlerin tatlı acı tadı tüm boğazını kaplamıştı. Bayan Kikiru'nun kovanda
çınlayan sesinin anısı neredeyse kulaklarına doldu. ''Sakın ola polen toplarken
başka hiçbir işle ilgilenmeyin, vızzzzz. Tek seferde tek iş, vızzzz. Poleni
topla, yemeden yuvaya taşı...'' Sonra Isabella'ya dönmüş ve tok sesini daha da
yükseltmişti. ''Uyumak yok. Gündüz düşleri de! Vızzzz...''
Isabella için bu son ekleme çok zordu. Tabii
polenlerin şekerli tadına karşı koymak da. ''Böyle giderse yakında kanatların
göbeğine küçük gelecek Bella,'' demişti Sinparu. Galiba haklı diye düşündü
Isabella. Bu gece baldönümü kutlaması yapılacaktı ama kendisinin şuradan şuraya
uçacak hali yoktu. Bu hafta polenleri biraz fazla kaçırmış olmalıyım, diye
düşündü iç çekerek. Bayan Kikiru her yerde onu arıyor olmalıydı. Adımın
yankıları kulağıma ulaşmadığına göre şimdilik güvendeyim, diye sayıkladı. Tam o
esnada içinde saklandığı yapraklar belli belirsiz hareketlendi. Isabella
nefesini tuttu ve yaprakların sesine kulak verdi. Pembe yapraklar ona sanki
şimdi daha da pembeleşmiş gibi gelmişti. Yoksa, diye fısıldadı. Olduğu yerde
daha da büzüldü ve şimdi tüm dikkati, varlığı daha da belirginleşen hava
akımındaydı.
Çok geçmedi ki tahmini doğru çıktı. Kulaklarına
dolan sesler yüzüne kocaman bir gülümseme kondurdu. ''Bu o!'' dedi yaprakların
en ucuna kadar sürünerek. Gerçekten de oydu. Siyah kanatlarının üzerindeki
rengarenk desenleriyle tam karşısındaki çiçekte dans ediyordu. Isabella
nefesini tuttuğunu bile fark etmeden hayranlıkla onu izlemeye başladı. Sonra
diğerleri de geldi. Her yerdeydiler ve çiçeklerle dans ediyorlardı. Mavi,
pembe, turuncu, hatta mor ve yeşil... Benekli, çizgili, rengarenk, tek renkli;
hepsi, hepsi oradaydı. Isabella'nın küçük kalbinin gümleyişi tüm vücudunu
ısıttı. Uykunun verdiği sersemlik gitmiş ve yerine tüm vücudunu, zihnini ve
gözlerinin içini kaplayan bir enerji gelmişti.
İçi içine sığmıyordu.
''Onlar da aile olmalılar!
Vızzzzz, bizim gibi!'' Isabella son anda kanatlarını yaprakların arasına
geçirebildi. ''Ah Sinparu! Böyle mi yaklaşılır? Az kalsın aşağı
düşecektim...''
''Her yerde seni arıyoruz Bella. Bayan Kikiru
seni bulduğunda çok fena, vııızzz...''
''Şşşşşş!''
Bir çift kocaman simsiyah göz Isabella'nın tam
dibindeydi şimdi.
''Amanin!'' Sinparu son anda kanatları olduğunu
hatırlayarak düşmekten kurtulmuştu. ''Bella...''
Kelebeğin benek benek kanatları Isabella'nın
yanağını okşadı. ''Merhaba'' diye fısıldadı Isabella hayranlıkla.
Günışığı kelebeğin incecik kanatlarından süzülüyordu. ''Ben Isabella ama
sen bana Bell...'' Isabella daha cümlesini bile tamamlayamadan kelebek uçup
gitmişti. Isabella'nın bakışları, çiçeklerin arasında kaybolan kelebeği
umutsuzca aradı. ''Ah...'' dedi kanatlarını aşağı düşürüp.
''Vooaaaa, o neydi öyle Bella?'' Sinparu bir
kanadından öbür kanadına verdiği ağırlığıyla havada yalpalıyordu.
''Çok güzeldi...'' diye büyülenmişçesine
fısıldadı Isabella. ''Onu şimdiden özledim.''
''Sana zarar vermediği için şanslısın, vızzzz.
Hem Bayan Kikiru demişti ki, bizim türümüzden başka kimseyle...''
''Demişti ki, demişti ki! Bir susar mısın
Sinparu? Baksana, ne kadar güzeller ve tasasızlar... Bizse yeni bir bal
mevsimini karşılarken bile telaşlıyız. Şu güzelim çiçeklerde biraz bile vakit
geçirmemize izin yok!..''
''Olur mu Bella, izin olmasa nasıl polen
toplayacağız?''
''Ah Sinparu! Görmüyor musun, nasıl da mutlular!
Sadece dans ediyorlar.''
''Zaman kaybı, vıızzzz...'' Sinparu kanatlarını
silkerek yüzünü buruşturdu.
''Ahhhh! Tabii varsa yoksa kovan! Artık sıkıldım
Sinparu... Sadece birazcık güneşi hissetmek istiyorum.''
''Ama aile... Her şey aile içindir, vııızzzz...''
Sinparu hayal kırıklığına uğramıştı.
''Tabii ya aile! Bunu da Bayan Kikiru söylemişti
değil mi?''
''Bella...''
''Sadece birazcık tasasızca uçmak istiyorum
Sinparu. Sadece uçmak!''
''İyi o zaman uç! Ama Bayan Kikiru sana
kızdığında gelip yanımda ağlama!''
''Ağlamayacağım!''
Sinparu arkasına bile bakmadan uçup gitmişti.
Kendi kendine çok öfkeli olduğunu, artık antenlerine kadar geldiğini, daha
fazla bu bencilce istekleri dinlemeye tahammülü kalmadığını söyleyip duruyordu.
Yine de kanatları ona ihanet etti ve arkasında bıraktığı arkadaşına son bir kez
bakmak için olduğu yerde döndü. ''Vıızzzzzzz, bu da ne'si?''
Her yer rengarenkti. Baharla birlikte çiçek açmış
tepede bir sürü kelebek oradan oraya süzülüyordu. Şimdi gökyüzünden aşağı
baktığında tüm bu renkler Sinparu'nun gözlerini yaktı. Çiçeklerin renklerini
ilk kez görüyormuş gibi şaşkındı. Çok geçmedi ki şaşkınlığı dağıldı ve
bakışları arkadaşı Bella'yı buldu. Kelebeklerle birlikte çiçeklerle dans
ediyordu. Işıl ışıl parlıyor, diye düşündü Sinparu. O da çiçeklerde salınan
kelebekleri izlerken içinde Bella gibi belli belirsiz bir özlem hissi hissetti.
Ben de aralarına katılsam ne olur sanki, diye düşündü. Kalbi bu sinsi
istekle dolmuştu. Kendini suçlu hissederek antenlerini hızla iki yana salladı.
Saçmalama Sinparu, diye fısıldadı kendi kendine. Kendisiyle sesli konuşursa bu
isteği bastırabilirmiş gibi gelmişti. Ancak güneş öyle parlak, çiçekler öyle
renkli ve dostu Bella ile kelebekler öyle mutlu görünüyordu ki, bir türlü
arkasını dönüp gidemedi. Havada asılı kalmak onu yormuştu. Biraz aşağı inip
dinlensem sorun olmaz herhalde, diye düşündü ve ne olduğunu anlamadan
vızıldayarak inişe geçti.
Bella aralarında geçen kavgayı unutmuş gibiydi.
Sinparuyla birlikte çiçekten çiçeğe uçtular, kelebeklerle yarıştılar ve
kelebeklerin şarkılarını anlamasalar da dinlediler. Onlar böyle zaman
geçirirken hava kararmaya yüz tutmuştu. Günün son ışıkları gökyüzünü turuncuya boyarken
uzaklarda beliren karaltı gittikçe büyüdü ve etrafı vızıltılar kapladı.
''Bella!''
''Hiiii, Bayan Kikiru!'' diye haykırdı Sinparu
korkuyla. Isabella'nın arkasına saklanmıştı. Sinparu'nun feryat eden sesi Bayan
Kikura'ya yerlerini açık etti. ''Gördün mü Bella sana söylemiştim işte
söylemiştim vııızzzzzz...''
''Bir susar mısın Sinparu! Kulağımın dibinde
kanat çırpmayı da kes lütfen, vızıltın antenlerimin zarını patlattı...''
''Bel-laaaa!'' Bayan Kikiru gerçekten de sinirli
görünüyordu. Isabella titreyen antenlerini olabildiğince dik tutmaya çalışarak
öne doğru uçtu. Tek kelime etmeye cesareti yoktu ancak yine de kara gözlerini
Bayan Kikiru'nun öfkeyle parlayan gözlerine çevirdi. ''Özür dilerim Bayan
Kikiru...'' diye fısıldadı.
''Yani kabahatini biliyorsun vıızzzzz, iyi
bari!''
''Özür dilerim,'' diye yineledi Isabella. Bu
sefer sesi çok daha kendinden emindi. ''Size haber vermeden ortadan kaybolduğum
için.'' Kelebekler ve arılar sessizce olan biteni izliyorlardı. Renkli kelebek
dostu Isabella'nın birkaç çiçek ötesindeydi. Hafifçe titreştirdiği tül gibi
kanatları Isabella'ya cesaret veriyordu. ''Haber vermeliydim,
endişelendirdim.''
''Ve?''
''Bugün baldönümü. Çiçeklere bakın. Güneş
gitmeden hemen önce, bakın lütfen...''
''Ah Isabella. Bizler kelebek değiliz çocuğum.
Bizler, arıyız!'' Bayan Kikuru bu gerçeği söylerken antenlerini en tepeye kadar
dikmiş ve kanatlarını olabildiğince iki yana açmıştı.
''Biliyorum ama şunu da biliyorum ki...''
''Tamam Isabella, bu kadar yeter vıızzzzz! Kovana
dönüyoruz.'' Bayan Kikiru çoktan arkasını dönmüştü.
''Çiçekler bizim de dostumuz Bayan Kikiru.''
Isabella'nın bakışları ona bakan onlarca çift gözde umutsuzca gezindi.
''O haklı...'' dedi Sinparu öne atılarak. Sesi
ondan beklenemeyecek ölçüde net çıkmıştı. ''Vıııızzz. Çiçekler, Bayan Kikiru,
bizim dostumuz!''
Birkaç metre yukarı yükselmiş olan Bayan Kikiru
nihayet yüzünü Isabella'ya çevirdi. Isabella'ya Bayan Kikiru'nun siyah iri
gözleri ıslakmışçasına parıltılar
saçıyor gibi gelmişti ama hava artık iyiden iyiye karardığından bu gördüğünden
emin olamadı.
''Çok gençsin vııızzz...'' diye fısıldadı Bayan
Kikiru Isabella'nın gözlerinin tam içine bakarak. ''Ama haklısın. Kelebeklerin
yaşamı heyecan vericidir...'' Şimdi bakışları bir renkli kelebekte bir
Isabella'nın üzerinde dolaşıyordu. ''Çünkü zamanları azdır Bella...''
''Biliyorum...'' diye fısıldadı Isabella. Diğer
yandan, kelebek dostu arı dilini anlayamadığı için şükretti. Renkli kelebek
birkaç çiçek daha yakınlarındaydı şimdi. Arı dilini bilmese de, kanatlarını
daha çok germiş ve gözünü bile kırpmadan arı dostunun vızıldayan sinirli arıyla
konuşmasına dikkatini vermişti.
''Yine de haklısın! Hem bugün...'' dedi Bayan
Kikiru diğer arılarına dönüp ''baldönümü başlangıcı vıııızzz! Önümüzde çok
çalışacağımız günler olacak. O yüzden bir gecelik çiçeklerle dans edebiliriz!''
''Ah Bayan Kikiru, Bayan Kikiru çok ama çok
vııızzzz...'' Isabella heyecanla bayan Kikiru'nun çevresinde uçuyordu.
''Teşekkür ederim Bayan Kikiru vıııızzzz!''
Bayan Kikiru vızıltılarla karışık kocaman
gülümsedi. ''Vııızzz, ah tembel çocuk! Tembel çocuk, yine de tatlı bir arısın
değil mi?''
''Sizi çok seviyoruz Bayan Kikiru vııızzz!'' dedi
Isabella ve Sinparu. Gerginlik geçmişti. Şimdi tüm kelebekler ve çiçekler
birlikte şarkı söylüyordu.
''Çiçekleri, gün ışığını ve ay ışığını da
vızzzzz, seviyoruzzzz!''
Arılar da bu şarkıya kendi dillerinde katıldılar.
-son.-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder