Yıldızlarımda bizi görüyorum.

 

Her şey zamanında güzel. Bu sözü insanların söylediği şekilde olmasa da, kendi verdiğim anlam perspektifinde anlıyorum. Önceden, zamanı tutmak isterdim. Deneyimleri, insanları. En çok da o deneyimler ve insanlardaki beni.

O anları yeniden yaşama arzum olmasa da, o anlardaki beni tutmak isterdim. İlk kez kalbimin attığı andaki saf halimi mesela, o halimi çok uzun bir süre hiç bırakasım gelmemişti. Diğer yandan arkadaşlıklarım, hayır dostluklarım. Onlarla olan dünyanın en basit anları. Ah... Saatlerce konuşurduk. Ben, yine birileriyle saatlerce konuşurum tabi. Biliyor musun, her şey hakkında, kişiselden evrensele bilgim ve ilgim dahilindeki her şey hakkında saatlerce konuşabilirim (ve konuşurum). Allah bana bir çene vermiş, neyse. :)

Babamla bile son buzlarımız bu nedenle eridi. Gündemden, inanmayacaksın belki veya belki de inanırsın, felsefi ve psikolojik pek çok şeyden, toplumsal konulardan konuşmak istedim. Babam iyi bir dinleyici. İlginçtir hayatımda beni hep iyi dinleyiciler bulmuştur. Zaten başka özelliklere sahip insanlar benim çenemi çek- ah hayır, bence konuşmalarım ilginç, çünkü bana aitler.

Belki de anları tutma kaygım da bundan ileri geliyordu. Özgün oldukları için. Şimdiki bakış açısı değişikliğimin ve aslında buna bağlı olarak en çok da bu duruma karşı geliştirdiğim his değişikliğimin sebebi de bu olmalı: Geçmişteki her an, kendi şimdisini zaten yaşıyor.

Hadi bir dene, sevgili okurum, geçmişteki bir an'ına git. Direkt anı demiyorum ama bak, an diyorum. Sen anları mı anımsarsın, anıları mı? Ben bazen, çok alakasız anları toplaya toplaya anılarımı anımsıyorum. Tabi zamanla tüm bu anlar hızlandırılmış videolar gibi aklımda beliriyor ama yine de oradalar. Hatta bazen, karşımdaki kişinin mimiklerine kadar. Bunu anımsayan birisinin unutması zaten zordur biliyorsun. Belki de böyle düşündüğüm için zordu.

Oysa geçmişteki her an, kendi şimdisinde zaten var.

Gelecekteki her anın da olduğu gibi.

Sadece, gelecekteki anlar tam oluşmadı. Buna özel olarak ilgi duyuyorum diyemem. Ama yönümü o tarafa çevirdiğimi söyleyebilirim ve bunun kalbimi aydınlattığını.

Geçmişteki anlar artık kalbimi aydınlatmıyor. Bir şeyin kalbimizi eskisi kadar aydınlatmaması aslında her zaman kötü bir durum değildir bence. Uzak yıldızları düşün, küçüklerdir ve yakın yıldızlara göre fazla parlamıyor gibi gelirler. Ama yıldız uzak bile olsa, bir yıldızdır yani alev topudur ve karanlıkta parlar. 

Yıldızımda, yıldızlarımda, artık benden bağımsız olan diğer şeyi veya şeyleri değil de, bizi görüyorum. Yıldızlarımızda sadece deneyimlediklerimizi görürsek, üçüncü bir göze dönüşürüz, bir bilince. Oysa o deneyimlerdeki beni veya seni veya onu değil, tek tek değil, ''biz'' olgusunu görürsek, işte o zaman o yıldız ve yıldızlar bizi de kapsar ve evet, karanlıkta kalmayız.

İnsan, bir yıldızın içinde yaşamalı. Veya belki de zaten öyledir. Belki de kalbimizde parlayan ışıklar kadar parlak bir yıldızız. Bunu anladığımız kadar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar