Bloğumun yan tarafına eklediğim alıntıları sonsuzluğa uzatabilirim. Bir cümle görüyorum, sonra o cümleyi başkası da görsün istiyorum. Sanırım ne geldiyse başıma hep bundan geldi. Güzel şeyler de, gecikmiş şeyler de, diğerleri de.
Önemli olan anlamlı şeyler söylemek değil, bunu fark ediyorum. Önemli olan, seni ilerleten şeyleri bilmek ve güzel şeyleri söylemek.
Yaşamak kavramı üzerine hala düşünmek istemiştim veya bunu düşünmeyi noktalamak. Oturup da düşünmeyi kastetmiyorum, düşünmeden düşünmek belki. Bazı şeyler insanın içinde bazen bir esinti, bazen o esintiden doğan dalgalar olur. Bazense hortumlar. Oysa yaşamak kavramı hiçbiri değil. Bu, belki de anlatılacak bir şey değildir. Hayatta bazı şeyler için sessiz kalınmalıdır belki de. En çok da kendin için.
Bir cümle gördüm. Bir kitaptan veya filmden değil; en azından ben onu bir kitapta veya filmde okumadım ama içimde bir gün ışığı oluşturdu. Dalgalarımın üzerindeki yaz güneşinin bir pırıltısı. O görüntüyü severim.
Önceden olsa sana da sorardım değil mi? Sen de sever misin diye. Bana kızma, artık eskisi gibi değilim. Belki de çok uzun süre sorduğum için, sen de, diye.
Önceki yazım içime kötü bir his verdiğinden korktum kaldırdım. Ben asla tek bir yazıyı silemem bilirsin. Gün ışığı pırıltısı olanlar biraz dursun istedim. Dalga ve esintilerimin üzerinde gördüğüm gün ışığı pırıltılarımı birlikte görelim. Bunu istedim. Yine de o sadece bir elin parmağı kadar kişinin gördüğü yazımda eskiden yazdığım bir bölüme yer vermiştim. Onun da bir pırıltı olduğuna inanıyorum.
Okuduğum cümle ise şuydu: "Bazı şeyleri planlayamazsın. Yaşaman gerekir."
Küçük Bir Kesit #27 (Kelime Oyunu 108) (18.02.23)
''Bir söylentiye göre şafak sökmeden evvel buraya gelen yolcuların hayatlarındaki karmaşa çabucak çözülürmüş.''
''Yine de o kadar erken burada olmayabilirdik sanki...''
Genç kadın genç adamı duymamış gibi konuşmasını sürdürdü. ''Bazen... İçimde acı hissediyorum Ozan. Bana ait olmayan ama bana ait olan bir acı.'' Genç kadın biraz durakladıktan sonra hafifçe, çok hafifçe, konuşmaya devam etti. O kadar hafifti ki kelimeleri, sanki, bu kelimeler genç kadının ağzından çıkar çıkmaz havaya karışıyorlardı. Bu nedenle de genç adamın tüm dikkati genç kadının üzerindeydi şimdi. ''Daha evvel yaşam ve yaşamak hakkında konuşmuştuk hatırlıyor musun?''
''Evet, tabi'' dedi genç adam beklemeksizin. ''Yaşam budur,'' kollarını iki yana açarak çevresinde bir tur döndükten sonra onları genç kadının bedeninde kavuşturdu ''ve yaşamak da bu.''
Genç kadın, kelimeleri gibi hafifçe gülümsedi. ''Biliyorum'' dedi biraz sonra da. İkili serin havadan çok uzakta, sıcacıktı şimdi. Genç kadın başka bir şey söylemedi, genç adam da. Zaten o an araya girecek kelimeler her ne olurlarsa olsunlar, ikili için bir zaman hırsızından öteye gidemeyeceklerdi. Hem belki de o anı uzatabildikleri kadar uzatmak ve günün ilk ışıkları karanlığı aydınlatırken, hafif, çok hafif olmak istiyorlardı. Işık gibi.
Etkinlik kelimeleri: Karmaşa, yolcu, söylenti, hırsız, şafak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder