Spirited Away (Sen to Chihiro no kamikakushi\ Ruhların Kaçışı) | Film Yorumu

 

Yönetmen: Hayao Miyazaki 

Senarist: Hayao Miyazaki 

Yapımı: 2001 - Japonya


''Bana verilen ilk buket bir veda buketi... Ne kadar üzücü.''


Kaynak: Pinterest


+ Unutma Chihiro, ben senin dostunum...

- Adımı nereden biliyorsun? 

+ Seni küçüklüğünden beri tanıyorum. Benim adım Haku...


Chihiro ve ailesi yeni evlerine giderken yanlış yola sapmaları sonucu kendilerini terk edilmiş bir lunapark alanında bulurlar. En başından beri bu yerin tekinsizliğini sezen küçük kız, ailesini daha fazla ilerlememeleri için uyarır ancak tüm somurtma ve geride kalma restleri sonuçsuz kalır. Chihiro etrafı gezerken, anne ve babası bu ıssız yerde buldukları ziyafetteki tüm yemekleri tıka basa yemeye başlarlar. Bu sırada kendi yaşlarında ancak çok daha bilge görünen Haku isimli oğlan çocuğu, Chihiro'yu bu tehlikeli araziden gün batmadan evvel kaçması için uyarır. Ailesini bulmaya giden Chihiro'yu kötü bir sürpriz beklemektedir. Anne ve babası yedikleri yemekler sonucu birer domuza dönüşmüşlerdir. Kararan havayla birlikte meydana çıkan ruhlar, Chihiro'nun insan kokusunu almaya başlarlar. Neyse ki Haku, Chihiro'ya rehberlik edecek bir dosttur. Film boyunca, küçük bir kızın ruhların dünyasında yaşadığı birbirinden ilginç maceraları izleriz.

Chihiro, on yaşında küçük bir kız. Taşındıkları yeni evlerine giderlerken bu nedenle yüzünden düşen bin parça haliyle eski yaşamından geriye kalmış tek şeye, bir veda buketine sarılıyor. Bu çiçekleri Chihiro'ya eski yaşamında kaldığını düşündüğü bir arkadaşının vedalaşmak için hediye ettiğini öğreniyoruz. Chihiro, sorun çıkarmaya çalışmıyor; o sadece kendi sorununu ifade etmeye çalışıyor. Chihiro yeni bir yaşam istemiyor, eski yaşamını geride bırakmak da. Tüm bu yolculuk onu bunaltıyor. Ancak henüz küçük bir kız olduğu için bu rahatsızlığını kelimelerle değil, tepkileriyle ifade etmeye çalışıyor.

2003 yılında büyük usta Hayao Miyazaki'ye 75. Akademi Ödülleri'nde En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar kazandıran bu film, dünyada da kendine yer bulmuş bir yapım. Ancak benim bu filme ilgi göstermemin de, başarılı bulmamın da sebebi hiçbir zaman bu -kesinlikle hak edilmiş- tescilli başarısı olmadı. Ben bu filmi en çok da filme hayat veren sevgili Hayao Miyazaki (dedemin) filmin ana karakteri olan Chihiro'yu özel güçleri, üstün yetenekleri veya göz alıcı bir özelliği olmadan, gerçek yaşamda var olabilecek ''sıradan'' bir kız çocuğu olarak oluşturduğu için başarılı buldum. Miyazaki bu karakteri, aile dostu Seiji Okuda'nın on yaşındaki kızından ilham alarak oluşturmuş. Bu bakımdan ana karakter ile onu izleyen diğer çocukların empati kurabileceğini ifade etmiş. Ben Miyazaki filmlerinde hep en çok da bu ayrıntıyı seviyorum: Karakterler gerçek yaşamın doğallığından kopmadan belki yaşanabilir, belki bu filmdeki gibi fantastik maceraların içinde kendilerini buluyorlar. Karakterler tıpkı gerçek yaşamda karşımıza çıkan kişiler gibi insani tepkiler veriyorlar; küçük çocuklar, oldukları gibi küçük bir çocuk olarak, kendi tepkileri, beklentileri ve varoluşlarıyla maceralar yaşıyorlar. Bu da bana kalırsa sevgili Miyazaki'yi -yeteneğinin yanı sıra- ayrı bir noktada değerlendirmemizi sağlayan ve filmlerini zamansız kılan temel durum.

Filmin içeriğinde çok fazla mitolojik yaratık ve Japon mitine atıflar bulunmakta. Sağlıklı bir film okuması yapmak için bu atıflara konu olan arka plandaki hikayeleri bilmek ve filmdeki karakterler perspektifinden olaylarla özdeşleştirmek ve açıklamak gerekiyor. Malesef ki Japon mitolojisi ve kozmolojisi hakkında bu filmin zenginliğini ifade edebileceğim ölçütte bilgi birikimine sahip değilim. Aynı zamanda bu yazı bir ''film incelemesi'' değil, benim şahsi yorumlarımdan oluşan bir ''film yorumu'' yazısı olduğu için derin art anlamları incelemeyi yazıma dahil etmeyeceğim. Ancak daha derin bir analiz yazısı okumak ve filmin ilham aldığı mitolojik hikayeler hakkında bilgi sahibi olmak için şu yazıya göz atabilirsiniz. Oldukça detaylı ve bilgilendiriciydi.


''Eğer çalışmazsan Yubaba seni de bir hayvana dönüştürür. Göreceksin. Bizim dünyamızın kontrolünü elinde tutan büyücüdür o.''


Şimdi ben filmdeki olayların görünen boyutuyla ilgili yorumlarıma yazımın kalanında yer vereceğim.

Filmin girişinde Chihiro ve ailesi orman yolunda kaybolduklarında Chihiro kaybolabilecekleri, annesi ise arabanın hızı ve engebeli yolun sarsıntıları nedeniyle paniklemişti. Ancak baba, altlarında arabaları olduğunu ve bu nedenle kaybolmayacaklarını kendisine güvenerek söylemiş ve gaza basarak son sürat ilerlemişti. Ta ki bir giriş kapısındaki heykel onu durdurana kadar. Sonrasında ise izinsiz girdikleri bu arazide kendi kimliklerini kaybedeceklerdi. Arabaları değil, iradeleri onları kaybolmaktan koruyacak olan şeydi.

Bu girişin ardındaki terk edilmiş arazide ziyafet sofrası bulduklarında Chihiro bu yemeklerden yemek istemezken, anne ve babası hiç düşünmeden tabakları doldurmaya başlamışlardı. Filmin ilk sahnelerinden itibaren biz izleyicilere ''huysuz bir kız'' izlenimi verilmek istenen Chihiro ise, anne ve babasını kendilerine ait olmayan yemekleri yememeleri konusunda uyarıyordu. Bu noktada babası ona kredi kartı ve parası olduğunu, bu nedenle istedikleri yemekleri yemelerinin sorun olmayacağını söyleyerek açgözlü bir şekilde tabakları doldurmaya devam etti. Ancak bu yemekler onlar için değildi; dolayısıyla karşılığını para olarak ödeme fikrinin bir değeri yoktu.

Bu olayları takip eden diğer olaylar sonrasında bu arazinin ruhların mülkü olan büyülü bir arazi, yemeklerin ise ruhlar için hazırlanmış yemekler olduğu anlaşılıyordu. Bu yemeklerden izinsiz yedikleri için Chihiro'nun anne ve babası bu arazinin yöneticisi olan büyücü Yubaba tarafından birer domuza dönüştürüldüler. Chihiro kendisine ait olmayan bu yemeklerden yemediği için büyülenmedi ancak onun da ödemesi gereken bir bedel vardı; çünkü araziye izinsiz girmişti. Bu araziden çıkmak için akıllıca hamleler yapmalı ama bunu yaparken kurallara uymalıydı. 

Bu korkmuş küçük kızın bedeninin yavaş yavaş silikleştiğini ve yok olmaya başladığını görüyorduk. Çünkü burası ruhların bölgesiydi, insanların değil. Buraya ait olmadığı için de Chihiro'nun bedeni kendini saydamlaştırıyordu. Haku'nun Chihiro'ya bu bölgeye ait bir şey yemezse yok olacağını söylemesi üzerine, Chihiro korkmuştu. Anne ve babasının başına gelenlerin kendi başına da gelebileceğinin tedirginliği yaşadığı şoku geçirdi. Ancak anne ve babası kimseden izin almadan yemek yedikleri için cezalandırılmışlardı, şimdi uzatılan yiyeceği ise ruhların topraklarına ait olan Haku Chihiro'ya sunuyordu. Bu nedenle de Haku'nun uzattığı yiyeceği yiyen Chihiro hem izin alarak ona sunulan bir ikramı yediği için insan kaldı, hem de bu topraklara ait bir yiyeceği yediği için bedeni eski haline geri döndü. Ancak sorunlar bitmemişti çünkü o hala daha bu topraklara ait olmayan bir insandı ve ruhlar onun kokusunu kolaylıkla alabiliyorlardı. Burada kalmak istiyorsa, bedelini ödemeli yani çalışmalıydı.


''Yubaba buradakileri isimlerini çalarak yönetir. Burada ismin Sen, ama gerçek ismini mutlaka bir sır olarak sakla.''


Yubaba bu toprakların sahibi değil, yöneticisiydi. Bu nedenle de onun da belli bir protokolü takip etmesi ve kurallara uyması gerekiyordu. Ruhlar için spa hizmeti verilen bir hamamı işleten bu büyücü oldukça güçlü, kurnaz ve huysuz olmasıyla bilinen tekinsiz bir patrondu. Tek zayıf tarafı koca bebeği, ayrıcalık tanıdığı tek kişi ise herkese yaptığı gibi ismini çalarak hizmetine bağladığı Haku'ydu. İsimler bu topraklarda önemliydi. Çünkü bir ruhun imzası, ismiydi. İsmi kaybolan bir varlık kim olduğunu unuturdu. Tıpkı Haku gibi.


''Eğer ismini çalarsa eve bir daha asla dönemezsin. Ben kendiminkini artık hatırlamıyorum bile. Ama gariptir, seninkini hatırladım.''


Yazımın bundan sonrasında SPOILER olacak, dikkat ediniz.

Haku, nehir ruhu bir beyaz ejderhadır. Ancak Yubaba'nın hizmetine girerken ona ismini sunmuştur. İsmi karşılığında Yubaba'dan büyücülüğün gizlerini öğrenmiştir. Ruhların dünyasında her şey karşılıklıdır. Vermeden alamazsın, almadan vermemen gerektiği gibi. Bu bakımdan eşit ve adil bir sistem var gibi görünmektedir ancak alınan ve verilenlerin değeri eşit olmak zorunda değildir. Yubaba ise kurnaz bir büyücüdür. Bu nedenle de en değerli bedelleri toplar. İsmin bir kişiye verdiği kimlik tanımı gibi.

Hayao Miyazaki filmlerinde mutlaka toplumsal ve evrensel mesajlar bulunur. Aynı zamanda bu mesajların alt katmanlarından birisi mutlaka çevre koruma bilinci üzerine olur. Bu filmde de bu temayı nehir ruhu Haku karakteri üzerinden görüyoruz. Chihiro, Haku'nun ismini kurtarırken aslında nehrin ruhunu kurtarıyordu. Nehrin ruhunu biz insanlar çeşitli ayrıcalıklar elde etmek için hapsediyor, onu kirletiyor, sularımıza sahip çıkmıyoruz. Nehri (suları\ ve hatta doğayı) tıpkı bencil büyücü Yubaba gibi kendi yararımıza olacak şekilde kullanıyoruz.

Filmde nehre ruh veren nehir ruhu Haku'nun ismini, cesur ana karakterimiz olan küçük kız Chihiro kurtarıyordu. Bunu büyük savaşlar, şiddet veya doğaüstü yetenekleriyle değil; cesareti, sevgisi ve özverisiyle yapıyordu. Bu bakımdan Chihiro benim için gelmiş geçmiş en güçlü süper kahraman olabilir. Çünkü belki de en süper güçlerimiz uçmak, vurmak kırmak, ışınlar savurmak değil; sevmek, sorumluluk almak, özveri ve çaba göstermek, korkuna rağmen cesur olmak (ki cesaret aslında budur) ve neyin doğru\ adil, neyin yanlış\ bencil ve zalimce olduğunu bilmektir.


+ Eminim ki sen her türlü güçlüğün altından kalkabilirsin.

- Benim gerçek adım Chihiro.

+ Chihiro... Ne kadar da güzel bir isim. Ona iyi bak, artık senindir.


Ruhların dünyasında her şeyin iki koldan yönetilebileceğini bencil büyücü Yubaba ile onun tam tersi şefkatli büyükanne Zeniba üzerinden görüyoruz. Burada Yubaba hükmetme yoluyla düzeni sağlayan eril sistemi (bebeğinin ona ''baba'' demesi, ona ''cadı'' değil de ''büyücü'' olarak hitap edilmesi bana bunu çağrıştırıyor), Zeniba'nın merhamet ve adalet temelli yaklaşımı ise dişil sistemi (Chihiro'nun ona ''büyükanne'' demesi, diğerlerinin ona ''cadı'' diye hitap etmesi de bana bunu çağrıştırıyor) simgeliyor. 

Burada eril ve dişil ifadeleri tabi ki cinsiyetten bağımsız olarak eylemlere şekil veren enerji türünü simgeliyor. Yin yang felsefesine göre her şey zıttıyla var olur (aydınlık karanlık, sıcak soğuk gibi). Eril ve dişil enerjiler ise (popüler kültürde anlatılandan farklı olarak) bir çeşit eylem anlayışlarını simgeler. Eril enerji, aktif ve yapan eden enerjidir; gölge yanı ise Yubaba'da gördüğümüz gibi hükmetmektir (günümüzde dünya bu sistemle yönetiliyor). Dişil enerji ise pasif ve alan açan enerjidir; yayılan ve genişleyen enerji. Gölge yanı ise kurban psikolojisi, aşırı pasiflik\ hareketsizlik, sınır çizememe, genişleyememe şeklinde sıralanabilir. 

Eril ve dişil enerjiler bir bütünün uyumunu sağlayan yapılardır ve akışkandır. Bunu filmde filmin son sahnesinde Chihiro'nun ruhlarla vedalaşırken büyücü Yubaba'ya da büyükanne demesiyle görebiliriz. Burada yine altını çiziyorum cinsiyet rol ve tanımlarından bağımsız olarak artık Yubaba'nın da bencilce hükmeden enerjisinin yumuşayacağını ve eril enerjinin aydınlık özellikleri olan koruyuculuk ve güven temelli bir harekete geçme enerjisinde olan bir yönetim anlayışını karakterin benimseyebileceği mesajını alabiliriz diye düşünüyorum.


SPOİLER BİTTİ.


Hayal gücünün üst düzeylerde kendini gösterdiği, ilginç, sürükleyici ve anlamlı bir film. Ancak yazımın en başında da ifade ettiğim üzere bu filmi benim için asıl başarılı ve değerli yapan, sevgili Chihiro oldu. Bence gelmiş geçmiş en ikonik karakterlerden birisi. Ruhların dünyasında yaşadığı maceralar ile olgunlaşan Chihiro, biz izleyicilere de bir kahramanın kendi gücünü süreç içinde kazandığını göstermekte. Tam bir kahramanın yolculuğu olan; içinde korkmayı, direnmeyi, istemeyi barındıran bir büyüme hikayesi. Öte yandan filmde Chihiro'nun ailesi üzerinden tüketim eleştirisi, (Ko)Haku karakteri üzerinden çevre duyarlılığı, Yubaba'nın çalışma ve yönetim anlayışı üzerinden sistem eleştirisi yapılmakta.


Spirited Away - Official Trailer için tıklayabilirsiniz.


Not: Bu film yorumu yazısı reklam değildir, film önerisidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar