Sanki daima doğan bir şey.

 

Kendi hayallerim var. Kendim için istediğim, somut, elle tutulur, deneyimlenebilir isteklerim var. Ne kadar zamandan sonra bilmiyorum. Belki uzun zamandan sonra, belki de ilk kez. Aslında ben uyumaya, gözlerimi açmaya başladığım an kendimi pışpışlamaya devam edecektim. Ama sonra... Sonra ''şu oldu'' diyemesem de, bir şey oldu. İç dünyamı çalkalandıran ve beni istememe halimle yüzleştiren şeyler. Bu biraz çetrefilli, çünkü, insan bir şey fark ettiğinde aslında pek çok şeyi fark etmiş demektir. Hepsini birbirinden ayırmak mümkün değil.

Dün gece yıldızları izlerken, bir yıldızın doğumunun neye benzeyebileceğini fark ettim. Gülümseyerek, gülümsememi durdurmadan gözlerim parlayarak izledim yıldızları. Yıldızları bile değil, yıldızları izlemeyi çok severek izledim. Hep şeyi düşünürdüm, acaba diğer insanlar yıldızlarda neler görüyorlar? Bir insan neden yıldızları izler ki, orada ne görür veya ne görmeyi umar? İş olsun diye mi? Romantizm için mi? Hayal kurmak, hislenmek, düşünmek, beklemek... Ne için ve neden? İnsanlar yıldızlara ne anlam verirler? Tek tek insanlar, tek tek her biri... acaba yıldızlarda ne görürler?

Ben yıldızlarda bir şey görmedim. Tüm yaşamımın gecesine serpilmiş o ışık topları, bazen bana parlaklık, bazen alev oldular. İçim aydınlandı, içim ısındı. Değişmeyen tek bir görüntüyü onlara mühürledim, o ayrı. Buna hayal demek çok zor. Hayalin bir doğrultusu olmalı çünkü; bana öyle geliyor ki hayaller bir hedefe dönük oklardır. Oysa ben hiç hayal kurmadım. Yıldızlara mühürlediğim o görüntüyü sanki bir gecenin yıldız ışığının zamansızlığında yaşıyor gibi hissederdim. Bu bir hayal değildi; o zaman... bir temenni? bir vaat? bir beklenti? bir kaçış? bir, bir ne? Zaman doldurma. 

Böyle yazınca tüm o geçirdiğim dondurulmuş şimdiki an görüntülerine haksızlık yapıyor gibi hissetsem de olan buydu: Zaman doldurma. Bir hedefe varmayan noktalar. Yoksa ben yıldızlarda bunu mu görüyordum? Ben yıldızlarda bir şeyi değil, bir şeye giden yolu görüyordum belki de. Yıldızlar benim arayışımdı. Onları uzaktan izler, onlara bir tanım getirmez ve böylece aramızdaki mesafeyi hep aynı tutardım. Arayışımda (ki bana neyi deme, çünkü bir yanıtı yoktu) yıldızlar önde, ben arkalarında yıllara yayılan bir yolculuğum oldu. Bu mesafe hiç kapanmadı, çünkü izin vermedim dediğim gibi.

Neyden korkmuştum? Bir yıldızın doğuşunu hissetmekten korkmuştum. Bir hissin doğuşundan. Bu nedenle hep düşüncelerimden ve kabullerimden bulamaç hisler ürettim ve bunlardan da yeni kabuller geliştirdim. Bence hisler bize kabuller veriyor. Taze hisleri olmayan birisinin kabulleri ekşimiştir, bozuktur ve onu zehirler. Ben kendimi zehirliyordum. Bunu bile isteye yapıyordum diyemesem de, hiç bilmediğimi de söyleyemeyiz.

Bir hissin doğuşu beraberinde bilinmezliği, yeni bir alanı getirir. Bir şeyde keşfedilecek noktalar bulmak. Senin hoşuna giden, gitmeyen noktalar. Yeni bir hissin doğuşu kendinde kalmanı gerektirir. İzlemeni, izlemeni. Hissetmeni ve bu his üzerinden düşüncelere varmanı. Ben hep düşüncelerim üzerinden hislere vardım. Ben gerçekten hissetmeyi biraz bile bilmeyen bir kızdım.

İnsanı kendinden de, onu tutan bağlardan da çekip çıkarabilecek tek bir şeyin olduğunu keşfettim. Kendi yaşamını düşlemek, düşünmek ve o yaşamı yaşayabilecek iradeye sahip olmak. Öncelikle bir fikrinin olması. Bir yerlerden duyduğun bir fikri kastetmiyorum; senin hayatın olacak o hayatın fikrini kastediyorum. Böyle olduğunda, ''nasıl olacak ki'' desen bile, yaşama güvenebiliyormuşsun. Hayata ve senden daha büyük pek çok şeye daha. Bu, kalbini açmak mı? Ben kalbimi varoluştan bile korurdum. 

Bir şeyi izlemek ve ona karşı içinde doğacak hissi görmene izin vermek; bu, biten şeyleri iç dünyandan ayıklamanda da etkili bir yol. Sanırım düşüncelerimi kontrol etmeyi öğreniyorum. Düşüncelerimi hislerim sanmamayı. 

Sevginin bile gerçekten ne olabileceği konusunda bir fikrim yok. Belki de sevgi de bir anda parlayan bir yıldızın ışığını görmektir. Ben yıldızlarda tam olarak ne görmüştüm artık emin değilim. Sanırım arayışın da ötesinde, kayboluşumu görmüştüm. Bu dünyada oradan oraya savrulan ruhumu. Yıldızlar olmasaydı bunu fark etmezdim bile biliyor musun? Yıldızları bu kadar çok sevmeseydim... Sahi, ben hiç yıldızları sevdim mi acaba? Yoksa sadece sığındım mı?

Yıldızlara karşı şu anki hislerim, sevginin çok ötesinde. Onlar benim sır tutucularım, hatırlatıcılarım. O ışıklar bana, derinlerdeki bir şeyi hatırlatıyor. Benim derinliklerimdeki mi, her şeyin derinindeki mi emin değilim; ama derin. Bana güç veriyor. Bana yol gösteriyor. Ve bana, sevildiğimi hissettiriyor. Benim değil, yüzeyimin değil; ruhumun zaten sevildiğini belki de. Aslında yüzeyimin de. Sen kayıp değilsin, der gibi. Odağını kaybetme, bak, biz buradayız... Hayır böyle demiyorlar. Ama yine de oradalar.

Yıldızlar hep oradalar. Ve ben onları farklı gecelerde farklı düşüncelerimle izlediğimde bile, sanırım hislerim hiç değişmiyor. Işıklı bir his. Sanki daima doğan bir şeymiş gibi. Ne düşünürsem düşüneyim, bana ait olan ve parlayan bir şeymiş gibi.


Bir Çift Yürek - Marlo Morgan.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar