Hayal kurmak.

 

Otuz yaşımda olmak istediğim yeri düşünüyorum. Daha önce bunu hiç düşünmedim. Bana göre hayat en uzak... Ah bir sayı yazmamalıyım kehanet gibi. Tamam gerilmeyelim ama ben, hiç çok uzak yıllarımı düşünmedim.

Ben hayatımın biteceği yılı da düşünmedim tabi ki, başlayacağı yılı düşündüm. Kastettiğim ama söylemediğim yaşım hayatımın başlayacağı yaşımdı. Başlamak derken neyi kastediyorum... İyi hissetmeyi, özgür hissetmeyi, değer gördüğümü ve değer kattığımı hissetmeyi... mi? Böyle yazınca da biraz, şeeyyy, mi oluyor yine acaba?

Merak etme, hiçbiri değil.

Kendimi saklamamayı. İşte bu, benim başlangıç tanımımdı: Saklanmamak.

Bu nasıl başarılırdı bilemezdim. Çünkü ben zaten saklanmıyordum. Ben vardım ama bir şeyler eksikti. Keşfedilecek bir şeyler mi... bilmem. Eksik bir şeyin ne olduğunu nasıl bilebilirsin ki? Eksik bir şeye ''o yok'' tanımını yapmak da bence tam olarak doğru bir kavram karşılığı olmaz. Eksik bir şey vardır ve sen var olduğunu sezdiğin için zaten ona ''eksik'' dersin. Yani o şey, senin kendin için bile ''yok'' değildir; vardır ama zihninde. 

Keşif ise onu somutlaştırmak veya somut haliyle karşılaşmaktır. Bundandır ki ''eksik'' dediğimiz durumları zihnimizde canlandırabiliriz ama detaylandıramayız. Bazense sadece belli belirsiz sezeriz ama ona bir şekil veremeyiz. Bu durum o eksik şeyin hayatımızda saklanma oranıyla eş değerdir belki de.

Benim hayal gücüm hep zayıftı. Ben de hayal kurardım tabi. Gece düşleri gibi hayaller. Yıldız düşleri, gibi hayaller. Ama ben, belki pek çok insandan farklı olarak, kelimelerle hayal kurardım. Fikirlerle, eksik olmayan şeylerimle hayal kurardım. Oysa hayal kurmak, biraz da, eksik olmayı gerektirir.

Bu nedenle hiç hayal kuramadım. Çünkü benim için ''eksiklik'' bir çeşit tehlikeydi. Ben tanımlayamadığım, arkamı kollayamayacağım çoğu şeyi tehlike olarak kodlardım. Bu nedenle de, hayal bile kuramazdım.

Bildiklerimi görürdüm hayallerimde. Oysa hayallere kendilerini bulma olanağı tanınmalıdır. Eksikliklerine izin verilmelidir... Bunu yapamamamı hep ''asıl eksiklik'' olarak tanımladım. Ve hep, bu nedenle kendimi yargıladım. Çok acımasızca yaptım bunu. Bunu fark ettiğimde bile devam ettim. Çünkü gerçekten de, benim hayal kurma becerim yoktu.

Belki de ''eksik'' olan, bende eksik olan, buydu: Hayal kurma becerisi. 

Her şey kelimelerde değildir. Bir yazı, kelimeden doğmaz; eksikliklerden doğar ve kendini var eder. Bunu en iyi benim bilmem gerekir. Önce kelime yoktur, eksiklik vardır; kelime, eksiklikten gelir. Kelimeleri bulmak da aslında biraz budur. Eksiklikten gelen titreşimleri somutlaştırmak. Yazmak budur. 

Aslında sadece korkuyordum. İnsan eksiklikten korkabilir. Buna şefkatle yaklaşalım.

Eksiklikten korkup eksiklikte kısılı kalmak ise apayrı bir paradoks. Bunu hayal gücü eksikliğiyle bile açıklayamayız. Bu, gerçeklik kontrolü fazlalığı olabilir olsa olsa. Bende olan, daha doğrusu olmaya çalışırken olamayan şey, hep bu oldu. 

Gerçeklik biraz bilinmezliktir de. Her şeyi bilemez, her şeyi kontrol edemeyiz. İyi ki böyledir de. Yoksa hep Neptün'de yaşardık, Dünya'da işimiz ne...

Bu yazı bile aslında savunduğu tezle çelişiyor. Yazının varlığı bile eksiklik felsefemin tam karşıtı değil mi? Eksiklik keşfedilmemiş olandır ve ben şu anda onu keşfetmeye çalışıyorum.

Otuz yaşımda ya mutsuz olursam, işte bundan korkuyordum. Otuz olmasın başka olsun... ben hep bundan korktum.

Mutsuz olmamak için mutlu olmayı, hatta onu bile değil, hissetmeyi elinin tersiyle itmek... Bu, hayal gücü eksikliğine neden olur.

Otuz yaşımda şunu yapıyorum bunu yapıyorum yazamam sana. Ben bunu görmüyorum. Ben mutluyum diyebileceğim bir şeyi de görmüyorum. Hayatta yaşamımızdan genel bir tatmin içinde olmalıyız tabi ki ama her gün mutlu olamayız. Bunu ben de biliyorum. Ben, belli belirsiz bir izlenim görüyorum. Bir kadın ama; o ne yapıyor şu an göremiyorum. Yine de onun iyi hissettiğini hissedebiliyorum. Bu enerji ondan bana çarpıyor. Bana şefkatle bakıyor. Aradaki eksiklik bilinmezliğini çözmüş biri gibi. 

Hoş bir enerjisinin olmasını sevdim. Demek ki ne yaşarsa yaşasın hayatından tatmin olduğu şeyleri var. Böyle yazınca gülüyor. Bana değil, hayalin içinde gülüyor. Gülümsemek gibi değil, gülmek gibi. Bu güzel, çünkü gülmek yaşamın içindendir. Mesela ben ona gülümsedim, gülmedim. İkisi farklı.

Hayal genişliyor. Bu sefer daha detaylı ama onları yazamam. Yazarsam olmaz diye korkuyorum evet. Onu gördüğüm için mutluyum. Aslında daha evvel de bu sana yazmadıklarımı görmüştüm ama... Belki de bunu hala ''eksiklik'' olarak değerlendiriyordum; yani, bilinmezlik.

Ben aslında bilinmezlikten değil, bilmekten korkuyorum. Her şeyin katılaşmasından korkuyorum. Çok katı bir şey, bilmek değildir. Yok oluştur.

Belki de en basit şeyi istemeliyim. Nasıl olsa detaylar kendilerini bulur mu? Hayır, detay vermek önemliymiş. 

Belki de kendime haksızlık ettim. Hayal gücüm eksik falan değildi. Sadece inanmıyordum. Bazen hiç, bazen büyük oranda inanmazdım. Ben hayal kurmaya inanmazdım. Bu nedenle de korkardım.

Oysa hayaller bile, kurulur.

(tabi bu noktada bırakmamak ve gerçek yapmak lazım yoksa hayal ne beee aaa :)

Aslında ihtiyacım olan şey hep hafiflikti. Belki de fazla ciddiye aldım aslında hafif olan pek çok şeyi.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar