Lilo and Stitch (Lilo ve Stiç) | Film Yorumu


Yönetmen: Chris Sanders, Dean DeBlois, Chris Sanders, Dean DeBlois 

Senarist: Chris Sanders, Dean DeBlois, Chris Sanders, Dean DeBlois

Yapımı: 2002 - ABD


''Arkadaşım olacak birine ihtiyacım var... Beni bırakmayacak biri. Belki bir melek gönderirsin... en güzel meleğini.''


Kaynak: Pinterest


''O'hana aile demektir. aile kimse geride bırakılmaz demektir. Fakat ayrılmak istersen, gidebilirsin. Ama ben seni hatırlayacağım. Giden herkesi hatırlarım.''


Lilo Hawai'de ablasıyla birlikte yaşayan yalnız bir kız çocuğudur. Anne ve babasının kaybından sonra içinde derin bir hüzün taşır. Küçük kız kardeşinin sorumluluğunu tek başına sırtlanan ablası ise fazlasıyla meşguldür. Üstelik Lilo, diğer kız çocuklarından farklı beğenilere sahip olması nedeniyle de dışlanır. Kayan bir yıldızın ardından tüm kalbiyle bir dilek, bir dua eder. Lilo tüm kalbiyle onu asla bırakmayacak bir arkadaş ister. Lilo'nun bu isteğine kulak misafiri olan ablası ona arkadaş olarak bir köpek sahiplenmeye karar verir. Ancak Lilo'nun ilgisini çeken evcil hayvan barınaktaki diğer hayvanlara hiç mi hiç benzemeyen tuhaf bir ''köpek'' olacaktır. Sadece yok etmeye programlanmış ve galaktik federasyonun peşinde olduğu dünya dışı varlık olan Stiç, Liloyla birlikte aile olmayı öğrenecektir.

Bu filmi çocukken izlemiş miydim hiç hatırlamıyorum ancak filmin öyküsünü bir şekilde hep biliyordum. Uzun zamandır izlemek veya tekrar izlemek istediğim bir filmdi. Filmi izlemeden evvel bile seveceğimi bilsem de, hem böyle eğlenceli hem de duygusal bir tarafı olan bir filmle karşılaşacağımı düşünmemiştim. İzleyicilerin kendilerinden parçalar bulabildikleri karakterlerin olduğu filmler hep nahif bir dokunaklı yan taşıyor ve sanırım en çok da bu doğal gelişen tanıdıklık hissi nedeniyle o filmler unutulmaz oluyor. 


''Ben kayboldum.''


Filmin öyküsü için her yerde okuyabileceğiniz basmakalıp bir ''sevginin iyi geldiği iki karakter'' -daha da fenası ''sevgi iyileştirir''- yorumunu yapmayacağım. Evet, bu iki karakter birlikte anılar biriktirerek sevgiyi keşfediyorlardı. Stiç yok etmeye programlı bir uzaylıydı; üstelik yapay bir canlıydı. Bir bilim adamının elinden çıkmış bir yaratık. Stiç'in adı bile yoktu. Bu ismi ona ilk dostu olan Lilo hediye etti. Stiç bir şeyi almanın ne demek olduğunu bilmiyordu ki bir şeyi verebilsin... Bildiği tek şey, ona tanımlanan verilerdi. Stiç, yeni şeyler keşfetti. Lilo sayesinde değil, Lilo ile birlikte geçirdiği yaşantılar vesilesiyle keşfetti. Lilo ve Stiç birbirlerine benziyorlardı. İkisi de kendilerini sürüden dışlanan ''çirkin ördek yavrusu'' gibi görüyorlardı. Evet gerçekten de farklı tepkiler verdikleri için ayrıştırılmışlardı. Bu süreçte aile kavramına bağlı kalan Lilo, Stiç'e öğrettiği bir arada olmanın sorumluluğunu bir yandan kendisi de benimsedi.

Lilo'ya dair en sevdiğim şey, diğer kız çocuklarından farklı şeyleri sevdiği ve biraz ''farklı'' biri olduğu için diğerleri tarafından dışlanmasına rağmen hiçbir zaman kendi özgün kimliğinden vazgeçmemesi ve sevdiği şeyleri sırf yargılanma korkusuyla bırakmaması oldu. Onun yapması gereken, kendini kabul ettirmek için olmadığı birine dönüşmek değildi ve bu küçük kız, çok üzüldüğü anlarda bile zaten bu gerçeği biliyordu. Lilo'nun ihtiyacı olan, yalnızlığın hırçınlığını üstünden atmaktı; tıpkı Stiç gibi. Bu noktada Stiç'in durumunun farklı olduğunu da belirtmekte yarar var. Stiç'in yaradılışı, doğası, kötüydü. Ancak bu kötülük madde madde yazılan bir kötülük değildi. Kötülük olgusunu var eden eylemler değişince, ortada kötülük de kalmaz. 

Her yıkıcı mizaçlı varlığın (insanın) değişebileceğine ben inanmıyorum. Bana göre insanlar kolay kolay değişmezler; sadece bazı özelliklerini kontrol altına almayı ancak kendileri çaba gösterirse öğrenirler. Ancak tabii bu bir çocuk filmi olduğundan bu durum filmde Stiç üzerinden daha toz pembe diyebileceğim bir anlayışla yansıtılmıştı. Ancak sevginin pek çok şeyi tek başına ''iyileştirmediğini'' değişimin sağlanmasının gerçek yaşamda bu kadar kolay ve kökten gerçekleşmediğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini düşünüyorum. Hayat bunu büyüdükçe bizlere acı yoldan öğretir. 

Öte yandan birini sevmemiz için onun ''Tanrı'nın en güzel meleği'' olmasına da ihtiyacımız yoktur. Lilo'nun kalbinden geçen dilek, ailesini kaybetmenin verdiği travmadan ileri geliyordu: Onu asla bırakmayacak bir arkadaş. Dileğini dilerken bu küçük kız, diğer kız çocuklarının onu dışlamasına neden olan ''tuhaf şeyleri'' bir kenara bırakıp ''çok güzel'' bir arkadaş diledi. Ancak barınakta ilgisini çeken hayvan, herkesin garipsediği Stiç oldu. Burada insanı güldüren çok güzel bir durum var. Belki de Lilo'nun ''güzel'' tanımı, diğerlerinin aklına ilk gelen sıfatlardan oluşmuyordu; ya da belki de Lilo dileğinde geçirdiği ''en güzel melek'' kısmını sadece artık kabul görmek isteyen kırgın yanıyla öylesine söylemişti. Hangisi gerçeği yansıtıyor bilmiyoruz ancak bu durum da bizlere dostluğun, aile olmanın bu tip tanımlamalara bağlı olmadığını, ancak içimizde hissettiğimizde, birlikte yaşantı paylaşabildiğimizde ve birbirimiz için yapabileceklerimiz, verdiğimiz emek ölçüsünde birisiyle bağ kurabileceğimizi, o kişinin bizi bu ölçüde ''asla bırakmama ihtimalinin'' oluşabileceğini ve zaten çok sevdiğimiz birinin bizim için ''dünyanın eennnn güzel meleği'' olabileceğini gösteriyor.


''Bu benim ailem. Kendi başıma buldum. Küçük ve parçalanmış fakat hala iyi.''


Ben Lilo ve Stiç'in maceralarından çok keyif aldım. Yer yer duygulandım, bolca da güldüm. Bence her yaştan izleyicinin ilgisini çekebilecek çok güzel ve artık klasikleşmiş bir animasyon filmi.


Lilo & Stitch (2002) Trailer #1 | Movieclips Classic Trailers için tıklayabilirsiniz.

Hawaiian Roller Coaster Ride (From "Lilo & Stitch") için tıklayabilirsiniz.


Not: Bu film yorumu yazısı reklam değildir, film önerisidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar