Babamın Yeri (Annie Ernaux) | Kitap Yorumu

Yazar: Annie Ernaux, Çevirmen: Siren İdemen,
Yayınevi: Can Yayınları

Annie Ernaux, geçmişini yazarken aynı zamanda bugününün de kaydını tutan bir yazar. Bu kitabında ise babasının geçmişine ışık tutarak hem babasının kaybının yasını tutuyor, hem de baba figürünün onun yaşamının şekillenmesindeki etkisini sorguluyor.

Yazarın anlatımıyla, annesinin yaşam öyküsünü temel alarak annesiyle olan ilişkisini anlattığı Bir Kadın (şurada da yorumlamıştım) isimli kitabını okuyarak tanışmıştım. İki kitabın da çıkış noktasının benzer olduğunu görmekle birlikte, anne ve baba figürlerinin yazarın yaşamına, edebiyata ve kendine bakış açısına, hatta okurlarıyla arasında kurduğu ilişkiye değin etkisinin bulunduğunu fark ediyorum.

Ernaux, işçi sınıfı bir ailenin tek kızı olarak dünyaya geliyor. Zor şartlarda yaşama başlamış anne ve babası fabrikadaki işlerini bırakıp ticarete atılarak risk alıyorlar. Yazarın ailesinin tüm hayatı bir risk üzerine kurulu: Sosyal statülerini piramidin bir üstüne çıkarma uğraşı. Bu bakımdan yazar, ailesinin bulunduğu sosyal sınıfı aşan ilk isim olmanın ağırlığını tüm yaşamı boyunca hissediyor.

Yazar, ailesinin ikinci çocuğu. Küçük yaşta ölen ablasından sonra bu ailenin orta yaş evresinde oldukları bir zaman diliminde doğuyor. Ailesiyle arasındaki görünmez ve bu nedenle de aşamayacağı duvarlar belki de o daha doğmadan çoktan sıvanmış oluyor. Ernaux ailenin göz bebeği; o, farklı olacak!

Ailesi kızlarının ne kendileri gibi üç kuruşun hesabını yapan esnaflardan olmasını, ne de çevrelerinde aşağı tabaka olarak gördükleri işçi sınıfının saygısız çevresinde bulunmasını istemiyorlar. Onların kızları için hedefledikleri, muhtemelen piramidin ortalarından bir dilim. Daha yüksekler aileyi korkutur. Onlardan kızlarını çalar.

Nitekim öyle de oluyor. Ernaux daha çocukluğundan itibaren ailesinden farklı bir kız olarak yetişiyor. Doğuştan gelen bir ''iyi öğrenme yeteneğine'' mi sahip, yoksa ailesinin ona açtığı ve kendisinin fark etmeden yürüdüğü yolla erkenden tanışmasının şansı mı bilinmez, yazar gerçekten de ailesinden farklı bir bakış açısıyla yetişiyor. Ona göre okumak, öğrenmek veya entelektüel çevrelerde yer edinmek, doğal bir hedef. 

Evet zorlanıyor, hem de çok zorlanıyor. İki farklı dünyayı dengelemek kolay değil, bunu neredeyse iki sayfada bir okura mutlaka sezdiriyor. Öte yandan... Ernaux'a zaten o çevrelere girme kaderi daha erken yaşlarında veriliyor. Yazarın yaptığı ve ailesinin öngöremediği durum ise onun durmaması. Annie, durmuyor. Annie Ernaux olana kadar durmuyor. Piramidi ortalıyor ancak onun vardığı nokta, ailesinin kafasında canlandırdığından farklı. Yazar bunun da acısını çekiyor, iliklerine kadar çekiyor. Çünkü bu acının adı: Kopuş.

Yazar bu nedenle yazıyor. Bana kalırsa yazarın köklerini edebiyat yakıtı olarak kullanma sebebi de temelde bu. Çünkü köklerinden kopup yeni bir iklimde yaşam bulanlar beslenmek için hep diğerlerinden daha fazla çaba harcamak zorundadırlar. Bu nedenle yazarı okumayı seviyorum. En çok bu nedenle onu seviyorum. Acısını, kalbindeki hüznü, kızgınlığını ve en çok da kırgınlığını... yalın satırlarında görebildiğim için.

Bu kitabında ise yazarın babasının yaşamını arka plana alarak çizdiği portre, babasına yönelik bir hak tesliminin veya anıları yad etmenin ötesinde, yazarın çocukluğunun geçtiği sosyal çevrenin yaşam biçiminin bir kaydını oluşturması bakımından da önem taşıyor. Bir sosyokültürel yapıdan çıkmış birey, o yapıyla bağını daima korur, korumak zorunda bırakılır ancak o yapı çoktan bireyi dışlamıştır. Bu kitapta da yazarın babasının yaşam öyküsü üzerinden kendi arada kalmışlığının izlerini okuyoruz.

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Biliyor musun, gençliğinde yakışıklı çocuktu. (Sayfa 14)


Babanın seni bisikletiyle okula götürdüğü zamanları hatırlıyor musun? (Sayfa 17)


Bu kabalık onun için yaşam kaynağı, sefalete direnme gücü ve erkek olduğuna inanmanın bir yoluydu. (Sayfa 19 - dedesi için söylüyor)


Babam başkalarının toprağını işliyordu, onun güzelliğini göremedi, Toprak Ana’nın ihtişamından ve diğer efsanelerden mahrum kaldı. (Sayfa 23)


Her şeyin pahalıya mal olduğu bir dünya görüşü nasıl tasvir edilir ki? Bir ekim sabahı, yeni yıkanmış çamaşırların kokusu, radyoda son çalan şarkının insanın kafasının içinde dönüp duran sesi. Birden, elbisemin cebi bisikletin koluna takılıyor, yırtılıyor. Bağırış çağırış, dram, bütün gün berbat oluyor. ''Bu çocuk da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyor!'' (Sayfa 38)


Şeylerin zaruri olarak kutsallaştırılması. Herkesin her lafının altında imrenme, kıskançlık, kıyas arama. ''Kızlardan biri Loire şatolarını gezmiş,'' dediğimde, anında kızgınlıkla, ''Oo bakıyorum senin oraya gidecek çok zamanın var! Elindekiyle mutlu olmayı öğren.'' Sürekli, dipsiz bir eksiklik, yokluk. (Sayfa 38)


Takıntı: ''Hakkımızda ne düşünürler?'' (komşular, müşteriler, elalem). 

Kural: Başkalarının eleştirel bakışlarını sürekli kibarca savuşturmak, görüş bildirmemek, kabağın başınıza patlaması ihtimaline karşı titizlikle tetikte olmak. (Sayfa 39)


Babam sıradan insanlar, mütevazi insanlar veya yürekli insanlar kategorisine girmişti. Artık bana çocukluk hikayelerini anlatmaya cesaret edemiyordu. (Sayfa 51)


İyi öğrendiğimi söylerdi, hiçbir zaman iyi çalıştığımı değil. Çalışmak, sadece ellerle çalışmaktı. (Sayfa 51)


Kitaplar, müzik sana göre. Benim yaşamak için onlara ihtiyacım yok. (Sayfa 52)


Belki de birbirimize söyleyecek bir şeyimiz kalmadığı için yazıyorum. (Sayfa 53)


Bu denli güvenceli, neredeyse damızlık gibi bakıldığım bir yeri, özgürlük adına terk etmeme anlam veremedi. (Sayfa 56)


Evden uzakta, so­yut bir şefkat haline dönüşmüştü benim için. Kendi ha­yatımı yaşıyordum. Annem rapor verir gibi çevrede olup bitenleri yazıyordu. Konuş­tuğu gibi yazmaksa muhtemelen daha da zor gelirdi, bunu hiç öğrenemedi. Babam mektubun altına imza atı­yordu. Ben de onlara yine aynı şekilde ne yapıp ettiğimi yazıyordum. Üsluba şöyle ya da böyle özen göstermemi onlarla arama mesafe koyma arayışı olarak göreceklerdi. (Sayfa 57)


Ne tasa ne sevinç, tuhaf ve gerçekdışı bir hayat sürmemi kabullendi: Yirmi yaşını geçti, hala okul sıralarında. ''Öğretmen olmak için okuyor.'' Ne okuduğumu müşteriler sormuyordu, o da zaten hiçbir zaman hatırlamıyordu, mühim olan tek şey ünvandı. ''Modern edebiyat'' onun için bir anlam ifade etmiyordu, matematik ya da İspanyolca olsaydı belki bir derece... (Sayfa 58)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar