Sen ne istersin annecim?

 

Ara ara onunla konuşurum. Bazense onun bildiklerini kalbimde hissetmeye çalışırım. Ama ona ne istediğini sormam. Oysa bu, onun en büyük yaralarından biridir.

''Sen ne istiyorsun İlkay?''

Kendinin ebeveyni olmak, kendi içinde büyümek zorunda kalanların başvurması gereken bir yol. Bunu yapmazsan hayatta oradan oraya sürüklenir ve merkezini başkalarına verirsin. Ben bunun için hep fazla asabi ve özgürdüm. Ben, bendeyim. Hep böyleydi. Bu aklıma geldi, aşkı bulamayışımın sebebi: Bende olmam. 

Bunu çoğu zaman kötü, daha doğru bir ifadeyle, ''düzeltilmesi gereken'' yönleriyle ele aldım. Ben zaten çoğu zaman kendimdeki çoğu şeyi ''düzeltilmesi gereken'' yönlerimle ele almışımdır. Kendimi düzelte düzelte bir hal oldum. İyi de düzelttim bu arada, güzel düzelttim hani. Mükemmel düzelttim. Sadece kızıyorum. Pardon.

Bu kendi kendine seans uygulamak falan değil. Öz farkındalık halleri, olabilir. Aslında sadece zorundalık. Zorunda olmasam dıt başı dağıtarak gelirdim bu güne. Zorunda olmasam... Yine de bir şeyleri abarttığımı noddle yerken fark ettim. Uzun zamandır yememiştim, ne canım çekti. Aslında tadını pek sevmem ama... Hafif hissetmek, büyük anlamları bir kenara bırakmak ve o kadar derin olmamak... Artık taşımadığım yüklerin illüzyonuyla yaşamamak, artık hissetmediğim duyguların yasını tutmamak... Bunları bırakmak. Bırakmak bırakmak. Bırakmak. Bana ''dünyalı'' gibi hissettirdi ahhahahaah. En son böyle hissettiğimde... yıllar önceydi.

Bu nedenle de ona sormak istedim. Öncesinde onu uyardım, ''bak annecim bu bu şu şu o o bize böyle hissettirdi, bu olay aslında şöyle olmuştu yaaaa gerçeği bu...'' böyle şeyler... O da bana hak verdi, yani iç sesim, iç sessizliğim... Aslında neşeliydim. Neşe doğal bir his. Neşe, dünyadaki en doğal duygudur inan bana. Yazdığım her şey zırva olsa, bu olmazdı.

Ona sordum, benim için önemli bir konuyu. Biraz eğlenmek istedim ve ayrıca... öğrenmek. Başkalarına göre düşünmemek. Başkalarının yörüngesinde geleceğimde yürümemek veya o yollardan nasıl kaçarım diye düşünmemek. ''Söylesene annecim, sen ne istersin?'' Onun cevapları gözlerimi doldurdu. Öyle şeker ki... Keşke çocukluğuma sarılabilsem diye düşündüm. Hep arada yazıyorum bunu ama hiç bu kadar kalbimden hissetmemiştim. Bana benim isteğimi, unuttuğum, savrulduğum, yanıldığım, kızdığım isteklerimi söyledi. Hayal bile kurabileceğim ama yıldızlara fırlatmadığım isteğimi, isteklerimi... Arzumu. Benim arzumu. Benim görmek istediğim resimleri. Canım benim.

Sanırım o burada olsaydı bana bu yazıyı yazdırmazdı. Seninle konuşmamı istemezdi sevgili okur. Ancak ben paylaşmak istedim. Küçük ben ise somurttu, sanırım. Evet, bu güzel buluşma bizimle kalabilir ama... Ben senin de belki onunla buluşabileceğine inanıyorum. Kendinle. Yoksa neden yazayım ki? Belki bu yazıyı okuyan birileri, kendine, ''sen ne istersin'' demeyi unutmuş birisi olabilir. Bazen bir şeye o kadar çok ihtiyaç duyarız ki, bu nedenle o şeyi unuturuz. Çok ihtiyaç duyduğumuz için unuturuz. Bunu fark ettim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar