Ayışığı Sofrası (Nazlı Eray) | Kitap Yorumu

Yazar: Nazlı Eray, Yayınevi: Everest Yayınları

En yakın arkadaşı Aşo ile arasının açılması, Serra'nın içinde boşluk yaratır. Bu boşluğa çekilen Serra geceler boyunca ıssız sokakları arşınlar. Bu karanlığın içinde karşısına çıkan kişiler de kendisi gibi ya boşluğun içinde dolaşanlardan, ya da boşluktan gelenlerdendir. Şoförü Şefik, efsanelere konu olmuş Yedi Uyuyanlar'dan Yemliha ve ayışığı sofrasında rastladığı tanıdık simalar... Kitap boyunca ana karakterin düşünce ve düş dünyasında bir gezintiye çıkıyoruz. 

Bazen tetikleyici bir olay bizleri geçmişte yaşanmış başka olayların ara sokaklarına çekebilir. Eski tanışıklarımız, eski yaşantılarımız... üzüntülerimiz, kızgınlık ve kırgınlıklarımız, belki sevinçlerimiz, ilklerimiz... aklımıza gelir. Aşo ile olan küslüğü, karakterin zihninde kocaman bir boşluk yaratıyordu. Bu küslük Serra'nın iç dünyasında yer eden diğer boşlukları da tetiklemişti. Serra başlangıçta boş sokakların karanlığında dolanırken, iç dünyasını ve kendi duygularını keşfettikçe zihnindeki diğer sokakları da görebilmeye başlamıştı. 

Bu noktada benim en çok ilgimi çeken, çünkü bana tanıdık gelen ve beni rahatlatan kısım ise, Serra'nın eskiden kendisinde yer etmiş veya kendisinin yer ettiği kişi ve durumları çok küçük boyutlarda varlıklarmış gibi görmesiydi. Parmak çocuk boyutunda gördüğü geçmişinden isimleri yer yer tanımakta zorlandığı bile oldu. Serra yatağına kapanıp saatlerce ağladığı bir günü rahatça anımsarken, o güne sebep olmuş kişiye herhangi bir duygu beslemiyordu. Zaman bizlere boşluklar sunuyor sanırım, diye düşündüm, ve bu boşluklar bizden bir zamanlar çok büyüttüğümüz hislerimizi alıyor.

Kitabın ana karakteri olan Serra, aynı zamanda olayların anlatıcısı. Bu ana karakteri takiben karşımıza iki yardımcı karakter ve çok sayıda figüran çıkıyor. Serra'nın ''Karı Şefik'' lakabını taktığı şoförü, daima halinden yakınan ama sorunlarını çözmek için adım atmayan bir adam. Serrayla olan karşılaşmalarında aslında onun da Serra gibi kaybolduğunu, ancak bunu Serra'nın aksine bilinçsizce yaşadığını görüyoruz. Şefik kaybolduğunun farkında olmadan kendini arayan bir karakterdi. Yemliha ise karanlık sokaklardan bir anda beliren ve Serra'nın gece yolculuklarına eşlik eden bir karakter. 309 yıl boyunca altı arkadaşı ve bir köpek ile birlikte bir mağarada uyumuş olan bu genç adam, yeni dünyayı keşfetmek için mağarasından çıkmışken Serra'ya rastlıyor. Şefik de Yemliha da gerçekten somut olarak varlar mı, yoksa ikisi de Serra'nın düş gücünün ürünü mü kitap boyunca anlayamıyoruz. Öte yandan Şefik karakterine yüklenmiş özelliklere Serra'nın bakış açısı fazlasıyla cinsiyetçiydi. Bu yaklaşımla sokak jargonuna uygun davranılmış diye düşünmeye çalışsam da, Serra baya baya eğitimli bir kadındı. Bence gereksiz bir ayrıntıydı ancak insanlar eğitimli de olsalar cinsiyetçi olabilirler malesef. Bu nedenle garipsememek lazım.

Kitapta hayal ile gerçek iç içe geçmiş durumda ve kimi zaman fantastik bir rüyayı anımsatan olaylar, absürtlük sınırını zorluyor. Kitabın yalın dili ve olayların garipliği ise kitabı sürükleyici kılmış. Büyülü gerçekçilik akımının ülkemizdeki temsilcilerinden olan Nazlı Eray'ın kitaplarından okumayı uzun süredir istiyordum. Ancak açıkçası yazarın dilinden çekiniyordum. Buna karşın kitabı zorlanmadan ve sonlara doğru hafiften sıkılma emareleri göstersem de genel olarak ilgiyle okudum.

Hoşça ve kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Belki de beni arıyor, bulamıyordu ama içimden bir ses onun istese beni hemen bulabileceğini fısıldıyordu kulağıma. (Sayfa 9)


Gecenin içinde yaşadıklarım, gündüz yaşadığım olaylardan apayrı şeylerdi, incecik bir zar ayırıyordu bu iki dünyayı birbirinden, benim için çok önemliydi bu incecik zar; gece ile gündüzü ayırıyor, tüm yoğunluğu ile yaşanan iki ayrı dünyayı birbirine karıştırmadan tutuyor, ama onların bir yandan da birbirlerine çok yakın olmasını sağlıyordu. (Sayfa 29)


Tuhaf bir şeydi bu, ama artık bildiğim bir gerçekti; gece ve yalnızlık birçok soruma karşılık verebiliyor, bu karanlık, herkesin uykuda olduğu saatleri yaşayan sessiz dünya, sanki bilmediğim ama çok iyi anladığım bir dil ile benimle konuşuyor; tüm öğrenmek istediklerimi bana yavaş yavaş anlatıyordu. (Sayfa 37)


Sen karanlığın ve gecenin içinde bir yolculuğa çıkmıyorsun, aslında kendi içinde çıktığın bir yolculuk bu. (Sayfa 38)


...sanki bir rüyadayım, ama böyle bir rüyayı hayal edecek bir bilincim olmadığına göre, bu gördüklerim gerçek diyorum. (Sayfa 42)


Ceviz kabuğunun içindeydim, şimdi fındık kabuğunun içine sıkıştım. (Sayfa 46)


Yalnızlığın yarattığı insanlardansınızdır, hiç kuşkusuz. Ama sizi bulduktan sonra bir daha bırakamamışımdır; üstüne başımı koyduğum yastık, kahvemi içtiğim fincan, içime çektiğim nefes kadar yakınsınızdır bana. Sizi bir sınava soksam, olmadık şeyden çuvallarsınız, bilirim ben bunu. Ama olduğunuz gibi severim sizi benim insanlarım. Sanki şu çevremdeki gecenin içinde parlayan birer yıldızsınız. (Sayfa 73)


Birden, o avlunun bir hapishane avlusu olmadığını, dilediğim özgürlüğü ve serüvenleri yaşayabileceğim bir dünyanın bekleme odası olduğunu düşündüm. (Sayfa 86)


Senin yerinde başka birisi olsaydı, senin yaşamını acaba nasıl yaşardı? Elindeki tüm olanakları nasıl kullanırdı? Bunu düşün, elindekileri ona göre değerlendir. (Sayfa 88)


Bir süre için her şeyi boş ver. Bu süreyi yavaş yavaş uzatmaya çalış. (Sayfa 88)


Neden korkuyorum? Ölümden mi? Yoksa zamandan mı korkuyorum ben, zamanın hızlı akışından mı? (Sayfa 89)


Birden içinde bulunduğum ruh halini tanımlayacak cümleyi buluvermiştim. Hiçbir beklentim yoktu. Bir umut, bir düşünce, bir beklenti filizlenmiyordu beynimde; ruhumdaki garip fırtınalar dinmiş gibiydi; limana çekilmiş, içinin tüm insanları, tayfası, mürettebatı boşaltılmış bir gemi gibiydim. Işıklarım da söndürülmüştü. (Sayfa 136)


Ne anımsıyordum onunla ilgili... Ne tuhaf, hemen hemen hiçbir şey. O kaçıp gittiğinde çektiğim o yakıcı acı, o sersemletici şok, onun çekip gittiğine bir türlü inanamamak, bana her şeyi unutturmuştu. (Sayfa 173)


Sinirlenmiştim birden; ''Bu gece dünyası bana ait,'' dedim. ''Çevrede gördüğün benim gecem, karanlık benim karanlığım, sokaklar benim sokaklarım. Bunların hepsi benim. Şu yaşanan yalnızlık, gecenin ıssızlığı, içinde barındırdığı gizemler, ay ışığının ağaçların arasından boş sokaklara dökülüşü, hep bana ait. Seni bu dünyanın içine alamam. Bağışla beni, kendi yoluna git.'' (Sayfa 175)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar