Eva Luna (Isabel Allende) | Kitap Yorumu

Yazar: Isabel Allende, Çevirmen: Seçkin Selvi,
Yayınevi: Can Yayınları

Kitap, ana karakteri olan Eva Luna'nın yaşadıklarını karakterin yaşamının öncesinden başlayarak Şili'de gerçekleşen iç karışıklıkların atmosferinde konu ediniyor. Eva Luna, kendisi gibi yetim olan bir anneden dünyaya gelmiş, babasını hiç tanımamış ve annesini küçük yaşta kaybetmiş bir kız çocuğu. Hayat anlamına gelen Eva ismini annesi ona hayatı çok sevmesi için veriyor. Eva gerçekten de, yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayatı da, hayatlar uydurduğu hikayeler bulmayı da çok seviyor. Kitapta minik Eva'nın yaşadıklarından başlayarak Eva'nın önce genç bir kız, sonra genç bir kadın oluşuna kadarki süreci karakterin kendi ağzından okuyoruz. Doğuştan gelen bir yetenekle iyi bir hikaye anlatıcısı olan Eva, biz okurlarına hayallerini, kayıplarını, serüvenlerini ve aşklarını anlatıyor.

Kitap değil bu senemin, tüm zamanlarımın favorilerine girebilecek potansiyelde bir kitaptı. Isabel Allende'nin nefis anlatımı, özgün karakterler ve tuhaf olaylar... Bu da yetmezmiş gibi benden fersahlarca ötede yaşanmış olayların tarihini öğrenmek bile ilgi çekiciydi. Ancak ne zaman kitap için ''tamam, ne olursa olsun bu kitabı sevdim ben ya'' desem, buna ya yazarın kendisi, ya da ana karakterin söylemleri izin vermedi. Eva Luna yaşamına yaşanmamış bir aşkla başlayan bir bebek. Bundan ötürü veya buna bağlanan nedenlerle, tüm yaşamı boyunca aşkı aradı. Eva'nın çalkantılı aşk yaşamı tabuların da ötesinde, etik değildi. Hatta yer yer mide bulandırıcı olduğunu söylemeliyim. Kan bağı olmasa da, birlikte yaşadığı insanlarla zaman içinde kurduğu ilişkiler rahatsız ediciydi (Aslında genel olarak kitaptaki ilişkiler çarpıktı, tüm suçu Eva'ya atmayalım. Başlangıçta bunu bir çeşit yergileme yolu sandım, ancak herhangi bir eleştiri gelmedi. Her şey çarpıklığıyla kaldı...). Normalde bu tip sahnelere kurgusal içeriklerde bile asla tahammülüm olmamasına rağmen, yazarın Güney Amerikalı olmasından dolayı (çünkü başka edebi metinlerde de bu tip durumlara rastlamıştım - Marquez kitapları buna örnek olabilir) bunu bir noktaya kadar tolere ettim ama bir yerden sonra bu kadar da olmaz dedirtti doğrusu.

Diğer rahatsız olduğum durum ise, Arap bir karakteri ve Arap kültürünü detaylıca anlatıp sonra da bu karaktere ''Türk'' denmesi oldu. Riad Halebi karakteri ve karısı Zulema apaçık Arap'tı. Hatta Arabistan çöllerindeki adetleri ve yaşamları da detaylı bir şekilde betimlenmiş. Konuştukları dil için bile ''Arapça'' denmiş. Buna karşın karakter ''Türk'' olarak tanıtılmış. Dünyaca okunan bir yazarın kitabında Arap kültürü, Arap coğrafyası, Arap iklimi ve Arap karakterler Türk olarak ifade ediliyorsa, yabancı insanların biz Türkleri çöllerde deveye biniyor olarak tanımalarını garipsememek lazım sanırım (!)... Bu noktada iki seçenek olabilir: Ya Isabel Allende (bunun olmasını hiç istemem ama) bunu kasıtlı olarak bu şekilde ifade etti ve Arapları Türk olarak (Arapça konuştuklarını bile üstüne basarak yazdığı halde) tanıttı; ya da kendisi de Türkleri çölde yaşıyor ve Arapça konuşuyor sanıyor. İkinci seçenek doğruysa da iş vahim, çünkü dünyaca ünlü bir yazarın (bu kitap yazarın ilk kitabı değil, daha önceki kitaplarıyla ün kazanmıştı) kitabında yer verdiği farklı bir kültürü detaylı araştırmadan yazması düpedüz saçmalık diye düşünüyorum. 

Kitapta sevdiğim noktalar ise; dilinin çok akıcı, betimlemelerin zengin olması, konunun sürükleyici olması, yazarın yaşadığı coğrafyanın yakın tarihini olaylara sindirerek doğallıkla anlatabilmesi ve Mimi karakteri gibi (kendisi transseksüeldi) toplumda azınlık olan kesimden bir karaktere kurgusunda yer vermesi oldu.

Kitapta sevmediğim noktalar sayıca az olsalar da, önemli konulardı. Kitabın hoşlanmadığım noktaları tolere edebilme sınırımın üstündeydi. Açıkçası bu duruma gerçekten üzüldüm...

Son olarak kitaptan bağımsız bir şekilde kitabı okuma sürecimde karşılaştığım hoş bir duruma yazımda yer vermek istiyorum. Kitabı kütüphaneden alıp okudum. Okuduğum baskı çok eski bir baskı ve yıllar içinde pek çok okurun evine misafir olmuş bir kitap. Kitapta altı çizili (işaretlenmiş) cümlelerin hepsinin altını ben de çizmek istedim. Bu durum, benimle aynı noktalara dikkat etmiş kişi veya kişilerle (ki muhtemelen kitap kütüphaneye gelmeden önceki sahibiydi) bağ kurmuşum gibi hissetmemi sağladı. 

Ayrıca kitabın eski bir baskı olmasından kaynaklı olduğunu tahmin etmemle birlikte, kitabın çevirisinde pek kullanılmayan Türkçe kelimelere de sıklıkla yer verilmişti. Yerel dil kullanımlarına dair bazı terimlerin çevrilmeden aynen bırakılması hoşuma giden bir durum ancak çevrilmiş kısımlarda da anlamını bilmediğim (muhtemelen çoğu kişinin bilmediği) sık kullanılmayan Türkçe kelimelere yer verilmesini pratik bulmuyorum. Tabi ki ben bir çevirmen değilim ancak bir okurun gözünden değerlendirdiğimde bu durum bir noktadan sonra yorucu oluyor. Kitabın güncel baskılarında durum nasıldır bilmiyorum tabi. Benim okuduğum kitabın 2. baskısıydı ve 2000 yılına aitti.

Hoşça ve kitaplarla kalın.


ALINTILAR

Adım Eva, annemin bana ad aradığı kitaba göre ''hayat'' anlamına geliyor. Kasvetli bir evin arka odasında doğdum, antika eşyalar, Latince kitaplar ve mumyalar arasında büyüdüm; ama bunların hiçbiri beni melankolik yapmadı, çünkü daha dünyaya gelirken belleğimde ormanın soluğu vardı. (Sayfa 11)


Sözcükler özgürdür der, onları uygun gördüğü gibi kullanırdı, sözcükler onun varı yoğuydu. Gerçeğin yalnızca yüzeyden gördüğümüz kadar olmadığını, sihirli bir boyuta da bulunduğunu ve eğer dilersek yaşam yolculuğumuzu daha zahmetsiz kılmak için bu sihirli boyutu büyütüp renklendirebileceğimizi kafama yerleştirdi. (Sayfa 32)


Dillendirilmeyen şey yok sayılır; suskunluk zamanla her şeyi siler ve anılar solar. (Sayfa 169)


Kendini geçindirebilmek için çok okuman, çalışman gerek çocuk, insanın koca eline bakması iyi değildir. Unutma, parayı kim verirse söz sahibi odur. (Sayfa 189)


Onu ömrümün sonuna kadar seveceğimi sanmıştım eskiden... (Sayfa 222)


Mimi, ''Bu iş sana göre değil. Sen yazar olmak için okumalısın,'' diye ısrar ediyordu. 

''Yazarlık okulda öğrenilmez.'' (Sayfa 229)


Şimdi mutlu değilsen, bir daha olamazsın. Bu kadar garip biriyle ilişkiyi neden sürdürdüğünü anlayamıyorum bir türlü. (Sayfa 232)


Benim savaşımın ufukta sonu hiç görünmeyen bir savaş olduğunu belki de o anda fark ettim. Bu savaşı pekala şen şakrak götürebilirdim, yoksa mutlu olmak için bir uzak zaferi bekleye bekleye ömrümü tüketecektim. Evet, Elvira halıydı: Katı olmalısın, hayat bir köpek dalaşıdır. (Sayfa 235)


...mutluluk ya da mutsuzluğun, bu yeteneğin ne olduğunu bulmaya, bu yeteneğe dünyada talep olup olmadığını anlamaya bağlı olduğu görüşündeydi; çünkü bazı yeteneklerin değeri bilinmezdi, örneğin su altında üç dakika nefesini tutabilen bir arkadaşı vardı, ama bu yetenek adamın hiçbir işine yaramıyordu. Kendisi, kendi yeteneğini bulduğu için mutluydu. (Sayfa 251)


Hepsi şok içinde ve aç olmalarına karşın, çoğu şarkı söylüyordu, çünkü yakınarak bahtsızlığı daha da büyütmenin anlamı yoktu. (Sayfa 259)


Bir düşün minik kuş, ölüm geldiği zaman hazırlıklı olayım diye onca zaman tabutta yattım, gele gele hayat geldi. Bundan sonra hiç tabuta girmeyeceğim, mezarlığa götürülürken bile girmeyeceğim. Ağaç gibi ayakta gömülmek istiyorum. (Sayfa 260)


Öyleyse bana bir geçmiş sat, çünkü benimki kan ve gözyaşı dolu, bununla ömrümü geçiremem. Öyle çok savaşa katıldım ki, orada bir yerlerde öz anamın adını bile unuttum. Kadın, yabancının hemen oracıkta, gözlerinin önünde bir yığın kül oluvereceğinden korktuğu için -çünkü tatlı anılarla kutsanmamış olanların başına bu gelir- onu reddedemedi. (Sayfa 282)


Pek çok yaşam yaşamışım, her gece dumana dönüşüp ertesi sabah yeniden doğmuşum gibi geliyordu. (Sayfa 289)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



10 yorum:

  1. Merak ettiğim bir yazardı ama eleştirilerinden sonra okuma isteği hiç uyanmadı bende. Çarpık ilişkileri de hiç sevmem, yazandan da soğurum. Yazarın hatalı bilgiler vermesi de cabası. Tanıtım için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabın beğendiğim yönleri tamamen yazarın iyi bir yazar olmasıyla alakalı gerçekten. Bu kitabı başkası yazmış olsaydı yerden yere savurmuştum :). Yani çifte standart anlamında demiyorum. Sadece, yazar iyi bir yazar olduğu için kitabın dil anlatımı vs çok iyi bence. Aynı şekilde karakter oluşturmayı, olay örgüsünü çeşitlendirmeyi bu yazar iyi biliyor. O anlamda dedim. Bir de yazar o kadar başarılı yazabilen biri olmasa iyice beter olur diye. Yazar iyi yazınca, yazdığı şey göze batmıyor gibi geliyor ilk etapta ama öyle değil yani. Rahatsız edici şey, rahatsız edicidir. İstediğin kadar alla pulla.

      Ve evet, tüm ilişkiler çarpık neredeyse (sonu hariç). Yani manevi olarak aile gördüğün kişilerle birlikte olmazsın. Çok rahatsız edici kısımlar var. Bu da emin olmamakla birlikte kültürle ilgili diye düşünüyorum (belki de değildir tabi bilmiyorum). Ama benzer bir durumu Marquez'de de sıkça gördüm.

      Türk-Arap konusuysa beni sinirlendirdi ya :). Yani bu yazarı gerçekten seviyordum niye böyle yaptı ki...

      Sil
  2. En favorilerine girmeyi başarmış, o yüzden çok merak ettim... Not aldım, okuyacağım mutlaka.

    Araplar konusunda uyarılması gerekiyor yazarın, o can sıkıcı bir durum evet. Ben de müzik kliplerinde filan çok denk geliyorum ama altta baya tepki topluyorlar. Bazıları saygıyla değiştiriyor o yüzden klipleri... Biraz kültürle alakalı. Yani bir yazar mutlaka kültürlüdür ama bir toplum için de yazıyorsan iyice bir araştırırsın önce. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır hayır hayır, en favorilerime girmediiii :). Sadece, kitabın anlatımı çok lezzetli. Gerçekten yiğidi öldür hakkını yeme, güzel kurgulanmış bir kitap. Ancak detaylar o kadar saçma ve gereksiz ki. Yani insan mı kalmadı da gittin bilmem kim kişilerine ''aşık'' oldun (aşk demeye bin şahit ister) Eva? Sadece Eva da değil... Okursan bak göreceksin bazı çok rahatsız edici şeyler var kitapta. Arapları Türk gibi gösterme olayı da, tamam küçük detaylar olsa ona bile olabilir diyecektim (olmaz ama) ama yani yok artık gerçekten. Her şeyi Araplara göre yazıp karaktere Türk demek artık kasıtlı gibi geldi bana. Bir de düşünüyorum, ben yabancı biri olsam, Türkiye'ye uzak bir yerde yaşasam... Türklerle temas etmesem falan, bu yazılanlara inanırdım. Nereden bilsin yabancı biri, hele de özel bir ilgisi yoksa, bunların Türk kültüründe ve coğrafyasında (çölü anlatmış yazar) olan şeyler olmadığını? Bilemez yani. Yazılı ve dijital medya kültürlerin tanıtılmasında aşırı etkili. Bu nedenle bence de farklı bir kültüre eserinde yer verecek kişi otursun araştırsın zahmet olacak. :) Ben olsam cidden mahcup olur, bin kere kontrol ederdim insanların kültürünü yanlış aktarmayım diye. Ama hanım abla dan dun yazmış, ay sinirlendim :) Hayır bir de bu yazarı seviyordum ya pofff :) Böyle dedim ama bu yazarın Ruhlar Evi üçlemesini bu yıl okuyacağım. Yine de, yazar artık kalbimden düştü...

      Sil
  3. Okumadım bu kitabı ancak kitabın içeriği çok üzüntülü. Küçük yaşta o durumları yaşayan insanları her daim merak etmişimdir. Bu hayatın içerisinde kimden, kimlerden yardım alırlar da kendi hislerini dizginleyebilirler diye. Sözcüklerin özgürlüğünü ve onları uygun gördüğü gibi kullanması hoşuma gitti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aslında kitabı sevme nedenim de tam olarak bu, gerçekçiliği. Gerçek hayatta olabilecek şeyler, drama yapılmadan anlatılmış. Kitabın ana fikri şey olabilir hatta: Her şeyini kaybet neşeni kaybetme. :)

      Eva Luna aslında annesi gibi yokluğun içine doğdu ve yokluk içinde bir şeyleri var etmek için çabalayarak yaşadı. Kitabın arka planında toplumsal olaylar olurken başlangıçta Eva Luna'nın yaşamıyla bu olaylar farklı kollardan anlatılıyor gibiydi. Ancak bir yerden sonra tüm kollar birleşti ve karakterler süreçte aktif rol aldılar. Ben de en çok bunu sevdim işte. Bu yazarın kurgusundaki atmosferi çok iyi aktarabildiğini düşünüyorum. Karakterleri üçüncü boyuta çekerek, adeta onlara cisim vererek anlatıyor. Diğer sevdiğim şeyse bunu drama boğmadan, gerçekçi bir yerden yapması.

      Sil
  4. Bu kitabını okumadım. Çok seviyorum Allende yi🥰

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de sevdiğim bir yazar genel olarak. Bu kitabı da hoş ama sevmediğim noktaları oldu.

      Sil
  5. kitapların içindekiler çok severim ben de :) çeşitli notlar çıkar ya bir de ne keyifli oluyor evet :) hımm rahatsız edici yönler doğru tabii güney amerika bambaşka kültür ayrıca türkleri herkes öyle tanıyor :) kuzey avrupa ve uzakdoğu kültürleri bize daha yakın galiba güney amerika çok farklı bizim için ama meksika filan galiba bize benziyormuş :) evanın hayatı ve hikayeleri sevmesi en güzeli imiş :) hayatı sevmek heyecan duymak yaşamaktan en gerekli şey :) hikaye uydurmak ise hayal kurmak gibi mutluluk verenlerden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güney Amerika gerçekten farklı bir kültür. Belki de yazar bir gözlemci olarak gördüklerini ifade etmiştir diye de düşünüyorum bu nedenle. Çünkü özellikle büyülü gerçekçi yazarlar (bizim yerli büyülü gerçekçilerden mesela Latife Tekin'de de bu vardı, ki yeni okuduğum Nazlı Eray'da da vardı biraz) çevrelerinde gördüklerini yazıyorlar. İçinden çıktıkları toplumu yazıyorlar hatta. Birey ile toplum kaynaşmış oluyor yani, ben öyle algılıyorum. Belki yazar da bu nedenle rahatsız edici gelen şeyler yazmıştır... Ama Türkleri tanıtma kısmının telafisi yok, otur araştır ablacım. :) Bunun dışında kitap çok güzel. Hatta gerçekten kitabı ama neden böyle demeden sevmeyi çok istemiştim.

      Sil

Popüler Yayınlar