![]() |
| (Ağaçlar, Hermann Hesse). |
Küçük
Bir Kesit #19 (Kelime Oyunu 102)
(03.12.22)
''Aslı!''
''Uzun zaman oldu değil mi?'' dedi genç kadın
yüzündeki kocaman gülümsemesiyle. ''Seni çok özledim Ozan.''
Genç adam, genç kadını gördüğünde yerinden nasıl
fırladığını bilememişti. Ceketini bile yanına almaksızın soluğu dışarıda almış,
insan selinin arasına karışmıştı. Ancak ne soğuğu hissediyor, ne de kalabalığı
umursuyordu. Gördüğü tek şey oydu, genç kadın.
Şimdi, onca zamandan sonra, genç adam ve genç kadın
karşı karşıya durmuş tek kelime etmeden, belki de edemeden, birbirlerine
gülümseyerek bakıyorlardı. Dışarıdan onları izleyen gözler, aralarına giren
bunca zamanı göremezdi. Ancak ikisi biliyordu, zamanın hızını. Buna karşın
geçen zaman bakışlarındaki çekinceleri almış gibi görünüyordu. Onları
değiştirmiş gibi.
Bakışları, diye düşündü genç kadın, farklı. Onu
gülümseten buydu, buna sevinmişti. Genç adamsa bir şey düşünecek halde değildi.
Onu ne çok beklemişti. Oysa şimdi aniden, hiç de beklemediği, beklemeye bile
korkmaya başladığı bir zamanda, o karşısında belirivermişti. Hep yaptığı gibi,
diye çarptı kalbi. Genç adam düşünmedi. ''Hoş geldin.'' Genç kadına sarılışı
beceriksizceydi.
''Ah Ozan!'' dedi genç kadın bundan güç alarak
''bensizlik sana nasıl da yaramış!'' Oysa onun da kalbi beceriksizce
çarpıyordu. Bu yüzden kelimelerini büyüttükçe büyüttü; ta ki onların ardında
güvende olduğunu hissedene dek.
''Öyle tabii,'' dedi genç adam ikisi yan yana
yürürken. Nefesi soğuk havada halkalar oluşturuyordu. ''Sonuçta
artık can güvenliğim tehlikede değil.''
''Sonoçto artok con govonlogom tohlekodoo...
Booo!'' Genç adam, genç kadının şekilden şekile giren yüzüne ilk kez dikkatle
baktı. Zaman sahiden geçmiş, diye düşündü. Sahiden de onca zaman benden
uzaktaydı. Bölünmeyen sabah uykuları, çekiştirilmeyen kolu ve sessizlikle tek
başına kalmıştı. O gittikten sonra onu sevdiğini duyabileceği kadar
sessizleşmişti hayatı. Şimdi genç kadına bakarken daha iyi anlamıştı bunu.
Acaba, çok mu geç olmuştu?
''Geç oldu,'' dedi genç kadın aniden ''acıktım.''
Sonra da yavaşça güldü, genç adama hiç bakmıyordu. ''Senin adına çok sevindim
Ozan, burada olduğun için. Umarım...'' dese de devamını getirmedi. Başını iki
yana yavaşça salladı. Mutlusundur, diye geçirdi içinden. Artık içerideydiler.
Genç adam eski küçük müzik stüdyosundan ayrılıp yeni bir hayata taşınmıştı. Bir
kurumda ders veriyordu. Araya sessizlik girdi. Ancak genç kadın oralı değil
gibi gözüküyordu. Müzik aletlerini ilgiyle incelerken bir anda durdu. ''Seni
dinlemeyi çok isterim Ozan.'' dedi. Hareketleri aynı diye düşündü
genç adam. Kafasını hafifçe önüne eğmiş dudaklarını ısırırken, kocaman
gözlerinin gerisinde muzipçe parıltılar dolaşıyordu. Nihayet, onu çözmeyi
öğrenmişti. ''Demek mesajlarımı okumuştun...''
''Tabi ya, ne sandın! Hem... Okumasam burayı nasıl
bulayım? Yanıt da veriyordum ya akıllım. Sana da yaranılmıyor...'' Yine
kaçıyor, diye düşündü genç adam. ''Öyle, öyle tabii. Ama keşke sen de bana
biraz neler yaptığını anlatsaydın Aslı.''
''Anlatmadım mı onca...''
''Anlatmadın.''
Araya giren rüzgarın ıslıkları ikiliyi birbirinden
uzaklaştırdı. ''Bu da ne be, fırtınanın göbeğinde miyiz'' dedi genç kadın
kafasındaki şapkayı tutmaya çalışırken. ''Hem de içeride. Hadi canım! Hem
burası da...'' Sözünü bitiremeden elektrikler kesildi. Oradan oraya koşuşturan
insanların gürültüsü dışında duyulan tek şey rüzgarın sesiydi. ''Bu da ne
böyle...'' dedi genç adam.
''İşte ben de onu soruyorum,'' dedi genç
kadın gölgelere karışan şapkasını el yordamıyla
ararken. ''Bu da ne böyle? Korku filmi mi çeviriyoruz?'' Sonra aniden arkasını
dönerek bakışlarını genç adamın yüzüne dikti. Kocaman açtığı gözleri karanlıkta
parlıyordu. ''Ama bak bu sefer benim bi' suçum bi' kabahatim yok, vallahi yok
billahi yok, daha yeni geldim!'' Genç adam yavaşça başını sallamakla yetindi.
Macera başlıyordu. Onun olduğu bir yer sakin kalabilir mi sanki, diye düşündü
genç adam iç çekerek. ''Hadi gel,'' dedi yerde sürünen genç kadını ayağa
kaldırırken ''çıkış ters tarafta kaldı.''
İnsanlar akın akın binayı terk ediyorlardı. Şimdi
havayı dolduran tek ses alarmın sağır edici yankılarıydı. ''Sizin binanın
akustiği de iyiymiş,'' dedi genç kadın karanlıkta koştururlarken. Diğer yandan
da valizini çekiştirdiği için genç adamın gerisinde kalmıştı. ''Bırak şimdi onu
Aslı,'' dedi genç adam genç kadının eline uzanırken ''şuradan bir çıkalım da.''
Şimdi valizi genç adam taşıyor, diğer yandan da genç kadının elini sıkı sıkı
tutuyordu.
İkisi yere kapaklandığında etrafta kimse
kalmamıştı. ''Aslı,'' dedi genç adam bezgince, ''Burada öylece ölelim mi
yani!''
''Ayağımı burktum ne yapayım canım! Allah Allah!
Beni çekiştirip durursan olacağı bu! Hem yangın kokusu da gelmiyor, deprem de
olmadı, savaşta da değiliz! Yetti be!''
Hem suçlu hem güçlü, diye düşündü genç adam derin
nefesler alırken. ''Tamam, hadi kalkalım,'' dedi yavaşça her kelimeye vurgu
yaparak. Tam o esnada bir şey oldu. ''O neydi?'' diye sordu genç adam.
''Bir kükreme!'' Genç kadın daha iyi duyabilirmiş
gibi iki elini kulağının yanına açmış kafasını yukarı kaldırarak karanlığın
ortasında bekliyordu.
''Kükreme mi?'' dedi genç adam bezgince. ''Aslı
Aslı Aslı! Kalkar mısın artık? Lütfen?'' Bir yandan da genç kadını kaldırmaya
çalışıyordu.
''Sen bana ağırsın mı demek istiyorsun?'' dedi genç
kız. Şimdi yere iyice yerleşmişti.
''Hayır Aslıcığım, hayır. Ölmek istemiyorum demek
istiyorum.''
''Off sen de Ozaaann... Sanki içeri aslanlar
kaplanlar mı girdi?''
''Ben onu mu diyorum Aslı!''
''Tamam anladım.''
Genç kadın anlamıştı. Ancak tam da o esnada, ikili
uzun koridorun orta yerinde öylece dururken, bir şey oldu. Gölgeler
ayaklandı ve ikilinin üzerine doğru yürümeye başladılar. ''O da ne öyle?'' dedi
genç adam. Üzerlerine gelen şekilleri gözleri karanlıkta seçemiyordu.
Pencerelere çarpan yağmur damlalarının sesi koridorda ritmik yankılar
oluştururken genç kadın avazı çıktığı kadar bağırdı. ''Bir kabile!
Aaaaaaa!''
Genç adamın sırtına yapışmış onu ileriye doğru
itiyordu. ''Aslı! Eğer şu an bir kazadan ölmezsem, senin yüzünden öleceğim.''
dedi sıktığı dişlerinin arasından. Şekillerse gittikçe üzerlerine doğru
geliyordu. Gerçekten de bir kabile, diye düşündü genç adam gölgeleri
incelerken, ama onlar ne?.. Sonra aniden, tam da ikilinin bakışları duvardaki
gölgelere kilitlenmişken, bir pençe havaya kalktı ve...
''Miyav!''
''Yaaaa!'' dedi genç kadın genç adamı duvara
savuştururken ''bak Ozan... Kediymiş.''
''Yaaaa... Kediymiş!''
''Hem de bir kedi kabilesiymiş!'' Aniden gelen
elektrik kedi ailesini ortaya çıkarmıştı. Genç kadın tüm ilgisini bu kabileye
vermiş, hiçbir şey olmamış gibi şimdi büsbütün yere oturmuştu.
İnsanlar üçer beşer içeriye giriyorlardı. ''Bir şey
alarmı çalıştırmış. Bir telaş dışarı çıktık biz de. Sen nerdesin abi ya?''
''Ben... Ben neredeyim bilmiyorum,'' derken genç
adam gerçekten de nerede olduğunu bilmiyordu. Dalgın bakışları genç kadını
buldu. ''Hoş geldin başımın belası,'' diye fısıldarken genç kadın onunla hiç
ilgilenmiyordu.
Küçük
Bir Kesit #20 (Kelime Oyunu 103) (15.12.22)
''Sanki kasımı yaşamaya devam ediyormuşuz gibi
değil mi?'' diye sordu genç kadın yavaşça yürürlerken. Neredeyse aralık ayının
ortalarına gelmelerine rağmen hava sahiden de güzeldi. Yağmur yerleri
ıslatmıştı, hava toprak kokuyordu ve bulutlar, hiç olmadıkları kadar yakın
görünüyordu ikiliye. Böyle düşündüler, o ılık akşam üstünde öylece yürürlerken.
Sonra, genç adamın telefonu çaldı. Genç kadın ilk
kez, bakışlarını bulutlardan ayırıp genç adama çevirdi. ''Ozan,'' dedi
''açmasan.''
Genç adam, tam da bunu beklermiş gibi, telefonunu
sessize aldı ve ikili sessizlikten başka hiçbir şeyi duymadı. Uzun bir süre.
Yavaş yavaş yürürlerken. Gökyüzü bu kadar yakınken; ve hava bu kadar durgunken.
Bulutlar kararmaya başladığında bile ikisi arasındaki sessizlik ışıl ışıl
kaldı. Eski günlerdeki gibiydi; ama değildi. Yeni günlerdeki gibi, diye düşündü
genç kadın. Bu onu gülümsetti.
''İletişim kurmak için, sadece sessizliğe ihtiyaç
var değil mi?'' dedi genç kadın bir süre sonra.
''Bunu senin söylüyor olman gözlerimi yaşarttı,''
dedi genç adam derinden gelen hafif bir gülüşle. Genç kadının vuruşu da
derinden ama ağırdı. ''Komik misin sen? Hah!''
''Ah Aslı...'' dedi sadece, genç adam. Bakışları
ışıl ışıldı, tıpkı genç kadınınki gibi. Böyle anlarda, aralarındaki
görünmez bariyer kalktığında, hiçbir şey söylemelerine
bile gerek kalmadan düşündükleri uçurumlar kapanıyordu. Sadece hissetmeyi düşündüklerinde, fırtına uzaklarda kalıyor ve sanki gri
bulutlar sadece güzel anların şahidiymiş gibi gökyüzünde yükseliyordu.
''Kavramlarla düşünüyoruz,'' dedi bir an sonra genç
kadın. Sonra da sadece dalgın dalgın akşam sisini izledi.
''Ama,'' dedi genç adam, ''ama Aslı, kelimeler
değil midir zaten düşüncelerimiz? Ya neyle düşüneceğiz?''
''Neyle değil, nasıl?''
''Aynı şey değil midir? Kendinle çelişiyorsun.
Kavramsızlığı bile başka kavramlarla anlatıyorsun bana.''
''Kavramlar bize bir çember çizer
Ozan. Evet, belki bu gereklidir ama ya çemberlerin şekli, bir aradayken
diyorum. Bu çemberler hiç mi kesişmez, hiç mi paralel gitmez. Hiç mi
rastlantısallık yoktur peki? Her şey net midir, yoksa her şey akışkan mı?'' Bir
an durduktan sonra genç kadın devam etti. ''Rüzgara bak Ozan. Onu tut ve bırak.
Ne değişti? Hiç.''
Genç adam, genç kadının havada daireler çizen elini
tuttu. Genç kadın da, genç adamın elini. Ama çok geçmedi ki, ''Ozan'' dedi genç
kadın ''İçelim mi?''
''Bu sefer benimki kakaolu olacak ama,'' dedi genç
adam.
''Bu sefer ikisi de kakaolu,'' dedi genç kadın ve
ikili, pipetlerini çeke çeke, bulutların ardına saklanmış bir dünya yıldızın
altında sessizce oturdular.
Küçük Bir Kesit #21 (Kelime Oyunu 104) (25.12.22)
''Sence şu an evrenin neresindeyiz Ozan?''
''Ne?'' Genç adam soran gözlerle genç kadına
bakıyordu.
''Ah pardon, haklısın yürürken tam konumu
bulamayız.''
Artık kış gelmişti. Hava soğuk, yeni yıl kapıdaydı.
Genç kadın, artık tüm yapraklarını dökmüş dalların altındaki bir banka oturarak
bulutlarla kaplı gökyüzünü izlemeye başladı.
''Gökyüzü ne kadar güzel değil mi Ozan?'' dedi
bakışlarını yeryüzüne indirmeden.
''Hava da ne kadar soğuk değil mi Aslı?'' Genç
adam yerinde hoplayıp zıplarken, genç kadın hiç oralı değildi.
''Bulutların uçuşunu kaçırıyorsun,'' dedi genç
kadın biraz sonra.
''Bence biz otobüsü kaçırıyoruz Aslı.''
Genç kadın, bakışlarını genç adama doğrultarak
hafifçe çenesini kaldırdı. ''Bari tatil gününde bir yere yetişmesek olmaz mı?''
''Olur mu?'' dedi genç adam kaşlarını hafifçe
kaldırarak. Sonra da banka oturarak genç kadının gözlerini parlatan şeyi
gökyüzünde bulmaya çalıştı.
Genç kadın kollarını birbirine daha sıkı bağlıyordu
şimdi. Genç adam bir şey demedi. Nasıl olsa birazdan üşüdüğünü kabul edeceksin,
diye düşündü. Genç kadının kafasında dönen düşünceleri içten içe merak
ediyordu.
''Evrende hangi konumdayız bilmiyorum ama Aslı...''
''Ama Ozan?''
''Ama Aslı... Biz yan yanayken evrendeki diğer her
şeyden uzakta, hatta onların dışındaymışız gibi geliyor.''
''Ah!.. Bunları senden duymak...'' Genç kadın
dramatik bir şekilde ellerini kalbinin üzerinde birleştirmişti ''çok
duygulandırıcı.''
''Abartma,'' dedi genç adam. Genç kadının aksine
bakışlarını kaçırmamıştı.
''Şşşşş,'' dedi biraz sonra genç kadın.
Bakışlarıyla bir yeri işaret ediyordu.
''Zaten,'' diye başlayan genç adam sesini bir
fısıltıya dönüştürerek devam etti ''zaten susuyoruz Aslı ne oldu?''
''Şuradaki yaşlı kadın...''
''Neredeki?''
''Şuradaki.''
İkili şimdi dip dibe gelmiş aralarında
fısıldaşıyorlardı. Genç adam, şuradaki yaşlı kadının yerini bir türlü
bulamamıştı. Genç kadınsa iç çekerek kaş göz hareketleriyle bir yeri işaret
ediyordu. ''Ha şuradaki,'' dedi genç adam biraz sonra.
''Şşşşş.'' Genç kadın belerttiği gözlerini genç
adama dikti. ''Şüpheli görünüyor...''
''Gerçekten de öyle,'' diye fısıldadı genç adam,
fark ettirmeden yaşlı kadını süzmeye çalışarak.
Genç kadının gösterdiği yaşlı kadın gerçekten de
tuhaf görünüyordu. Upuzun kırmızı bir kaban giymiş, aklar düşmüş
saçlarına siyah bir şapka kondurmuştu. İkilinin az uzağındaki bir banka oturmuş
gayet rahat bir şekilde ara ara genç adam ve genç kadına bakıyor, sonra da
elindeki deftere bir şeyler yazıyordu.
''Bir ajana benziyor,'' diye fısıldadı genç adam
kısık gözlerle genç kadına bakarak.
''Tavırları da mekanik, robot gibi.''
Genç kadın duruşunu iyice dikleştirmiş, bir bulmacayı çözmeye çalışır gibi
yaşlı kadını izliyordu.
''O kadar da değil Aslı, abartma.'' Genç adam
bakışlarını yaşlı kadından ayırarak tamamen genç kadına döndü.
''Bana abartma diyene bak! Ajanmış...''
''Tabi ki dalga geçiyorum Aslı, oturmuş kadını
izliyoruz. Ne diyebilirim?'' Genç kadının çatık kaşlarının altındaki kocaman
açılmış gözleri genç adamı eğlendiriyordu.
''O da bizi izliyor ama,'' dedi genç kadın
beklemeksizin. ''Gerçekten şüpheli...''
''Bence şu an biz daha şüpheli görünüyoruz,'' dedi
genç adam. Artık fısıldamayı bırakmıştı. Sonra da arkasına yaslanarak yaşlı
kadını izleyen genç kadını ortaya çıkardı.
''Ozan...''
''Aslı?..''
''Önümde durup beni kamufle etmelisin yoksa...''
Genç kadın aniden önüne dönmüş ve aklına gelen her konuda nefes almaksızın
konuşmaya başlamıştı. ''Dünya kupasını izledin mi? Bugün de hava soğukmuş...
Çalışmalar nasıl gidiyor? Yılbaşı için programın var mı? Şu an okuduğum
kitaptan bahsetmiş miydim? Geçen şuraya gittim?''
''Ne?'' dedi genç adam kısık kahkahalarla gülerken.
''Şuraya... Hah evrenin merkezine!''
''Ne diyorsun Aslı anlamıyorum?''
''Yaşlı kadın bize bakıp gülüyor ve defterine bir
şeyler yazıp duruyor ve... Şimdi daha çok gülüyor, kesin azılı bir suçlu!''
Genç kadın nefes almadan konuşmuştu.
''Aslı...'' Genç adam başını belli belirsiz
sallayarak genç kadını izliyordu.
''Ne?''
''Bazen ciddi misin, numara mı yapıyorsun
anlayamıyorum. Gülsem mi, şaşırsam mı...''
''Ben de anlayamıyorum.'' Genç kadın kocaman
gözlerinin ardından hafifçe gülümserken genç adam öylece kalakaldı.
Çok geçmeden yaşlı kadın da yerinden kalktı ve bir
baş selamıyla ikilinin yanından yavaş adımlarla geçip gitti.
''Ah, ne kadar da havalı duruyor!''
''Az önce kadına azılı bir suçlu diyordun...''
''Belki de müthiş bir kahramandır...''
''Ne?''
''Zaten yazarlar bir şekilde kahramandır.
Karakterler yaratan süper kahramanlar! Belki biz de... Yarım bir kurgunun içine
sıkışmış iki karakterizdir.''
''Anlamıyorum...''
''Boşver Ozan, zaten anlamamız gerekmiyor. Sadece
güzelce yaşayalım.''
Genç adam pes edercesine başını iki yana salladı
bir kez daha.
''Ateş
böceklerine benziyorlar,'' dedi genç
kadın yine uzaklarda bir yere bakarken. Genç adam da genç kadının baktığı yere
döndü. ''Gerçekten de öyle,'' dedi gülerek. İkili, yolun karşısındaki dükkanın
vitrinindeki yeni yıl ağacına bakıyorlardı şimdi. Ağacın etrafına dolanmış
ışıklar daha hava aydınlık olmasına rağmen pırıl pırıl parlıyorlardı.
''Biz de ağaç yapalım mı?'' dedi sonra genç kadın.
''Olur, yapalım tabi,'' dedi genç adam da genç
kadının hevesli haline bakıp gülerek. Çok dikkatli bir şekilde genç kadını
izliyordu.
''Ne var?'' dedi genç kadın dikkatle.
''Böcek!'' diye aniden bağırdı genç adam.
''Nerede, nerede?!?!''
''Şurada,'' genç adam genç kadının kafasının sağ
tarafını işaret ediyordu, ''hayır şuraya geçti şimdi de...'' Genç kadın dağınık
saçlarını daha da karıştırmıştı şimdi. Ancak genç adamın kahkahaları onu
durdurdu. Ateş saçan gözlerle genç adama döndü. ''Ozan!''
''Ne? Komikti bence.'' Genç adam hala gülüyordu.
''Hahaha, çok komik!''
Genç kadın çatık kaşlarıyla dudaklarını ısırıyor,
arada da genç adama yalandan öfkeli bakışlar atıyordu. Sonra, aniden, genç adam
genç kadının dağınık saçlarındaki bir noktaya dokundu.
''Kar!'' dedi genç kadın ayağa fırlarken. ''Ama
nasıl olur?.. Ozan bak...'' Genç kadın, genç adama baktığında onun da kendisini
izlediğini gördü ve kar taneleri hızını arttırırken ikili bir süre daha evrenin
merkezinde oturdular.
Küçük
Bir Kesit #22 (Kelime Oyunu 105) (13.01.23)
''Taş...''
''Kağıt.''
''Makas!''
''Ben kazandım!''
Genç adam ve genç kadın bahardan kalma bir zamanı
anımsatan güneşli bir günün içinde bağdaş kurmuş karşı karşıya oturuyorlardı.
Nerede olduklarını söylemek güç. Hem, bu bir sır! Çünkü ikisi, her şeyden
kaçmış ve sadece kendilerinin bildiği yerlerinde aylaklık eder haldeler. Genç
adam fazlasıyla gergin. Her şeyi boş vermek pek ona göre olmasa gerek.
Hatta gururuna yedirse, genç kadının ikna kabiliyetini ayakta
alkışlayabilir. O alkışlamasa da hadi biz alkışlayalım. Çünkü genç adam, her ne
kadar genç kadına hayır demekte pek iyi olmasa da, sınırlarını hiç bu kadar
genişletmemişti. Belki de bu esnekliğini henüz farkında olmadığı kendi
başarısıyla değiş tokuş etmişti. Sonuçta bu hep böyledir;
tüm dramatik duygular günün sonunda insanı aptala çevirir. Aşk
gibi.
''Tebrikler Aslıcığım, bininci denememizde
kazandın!''
Ancak genç kadın pek de oralı değildi. Genç adamın
sitem dolu bakışlarını görmezden gelerek önündeki kağıtları incelemeyi
sürdürdü.
''Bence bunu çıkarmalısın,'' dedi genç adama
bakmaksızın. Diğer yandan elindeki kağıdı kenara ayırıyordu.
''Aslı!.. O performanstaki en önemli parça!''
''Kime göre önemli? Hem...'' dedi genç kadın
hafifçe başını kaldırarak ''seni yansıtmıyor bu parça.''
''Ama işler böyle yürümüyor Aslı.''
Genç kadın tek kelime etmeden nota ve şarkı
sözlerinin yazılı olduğu kağıtları incelemeye devam etti.
''Aslı...'' Genç adam genç kadına bakmayı akşama
kadar sürdürebilirdi; ancak genç kadının kendi istemediği sürece ona
bakmayacağı açıktı...
''Ben seni dinlemek istiyorum,'' dedi sonunda genç
kadın. ''İşler böyle yürümüyor diyorsun ama kendi istediklerini belirtmiyorsun
bile. Kendi şarkını yapmıyorsun bile...''
''Ben işimden de şarkılarımdan da memnunum Aslı.''
''Öyleyim diyorsan... Öylesindir tabii.''
Genç kadın her şeye rağmen kağıtları incelemeye
devam etti.
''Bilgisayarı getirseydik daha kolay olurdu ikimiz
için de. Hem dinlediğinde daha çok seveceksin bu parçaları.''
''Sevmeyeceğim!'' Genç kadın çatık kaşlarını biraz
yumuşatmıştı şimdi. ''Hem, yanımda sen varken neden başkasının sesinden duyayım
ki bunları? Hala anlamadın mı şapşal... Ben seni dinlemek istiyorum. Bu ucuz
şarkılardan bile olsa, aralarından senin sesini seçmek istiyorum. Hep bunu
istedim.''
''Söylemeyeceğimi biliyorsun Aslı.''
''SOYLOMOYOCOĞOMU BOLOYORSON ASLO....''
Genç kadın kağıtları bir kenara bırakmış gökyüzünü
izliyordu şimdi.
''Tamam hadi yeniden yapalım. Taş...''
''Bulut...''
''Ağaç!''
İkilinin gülüşmeleri sessizlikte kaybolsaydı çok
yazık olurdu. Çünkü o an duyulmaya değerdi, hem de kesinlikle değerdi. Neyse ki
çok da uzak olmayan uzak bir noktada birkaç balıkçı vardı. Uzaklardaki
balıkçıların kulakları bu sesleri işitti. Pek de bereketli olmayan o güneşli
günde, belki de az sonra dalacakları kendi anılarının jenerik müziği oldu bu
gülüşmeler.
Genç adam ve genç kadın uzun süre küs kalamazlardı.
Dargın bile olamazlardı. Konuşmadıkları anlarda bile ne diyeceklerini
bilirlerdi. Belki de tek sorun, bunu bildiklerini bilmemeleriydi. Yine de genç
kadın farkındaydı, genç adamı ne kadar çok sevmek istediğinin. Genç adamsa
belki de çoktan biliyordu, genç kadını ne kadar çok seveceğini.
Bir an sonra bulutlar gelip geçerken, tam da o
anda, genç adam bir şeyler mırıldanmaya başladı. Neyse ki genç kadın çok
yakınındaydı. Bu şarkıyı duydu. Duyduğunu nereden mi biliyoruz, çünkü kocaman
gülümsemişti. Tabii bir de...
''Şak şak şak şak şak!''
''Hemen de cıvıtırsın Aslı.'' Böyle dese de genç
adamın da göz kenarları kırışmıştı.
''Hem... Şarkı söylerken çok
daha karizmatik oluyorsunuz beyefendi.''
Genç adam ne yanıt vermişti bilinmez. Genç kadının
bir teşekkür beklemediği su götürmez. Şimdi batan güneşin ardından ikilinin
silüetleri de kayboluyor. Tüm anılar gibi.
Küçük Bir Kesit #23 (Kelime Oyunu 106) (23.01.23)
‘’Bazen, kendimizi bir çölün
ortasında gibi hissedebiliyoruz değil mi? İçimizden gelen pıtır pıtır bir
şeyler var. Dışımızdan gelen başka pıtır pıtır bir şeyler de. Sonra bu, bu
karmaşa, bazen bir serap bazen bir vaha gibi gözüküyor bize.’’
‘’Ama tabii,’’ diye söze girdi
genç adam ‘’bu vahada uzun süre kalırsak, o da bir seraba dönüşebilir.’’
‘’Dönüşür.’’ dedi genç kadın
uzaklara bakarak. Sonra ışıl ışıl bakan gözlerini genç adama çevirdi. ‘’Ama bu
da önemli değil, değil, değil mi…’’
‘’Ne, önemli değil?’’ diye sordu
genç adam. Ancak daha soruyu sorduğu anda duruşu değişmişti. Belki de cevabı
çoktan sezmişti.
‘’Önemli olan titreşim. İçindeki
atış,’’genç kadın ince parmaklarını boynunda gezdiriyordu şimdi ‘’dışındakinden
daha güçlüdür her zaman için.’’ Sonra aynısını genç adam da yaptı. Gerçekten de
boynunun sol tarafında bir yerlerde titreşen bir şeyler vardı. ‘’Sadece
yabancıyız’’ dedi genç kadın genç adamın bu hareketi üzerine, gözlerindeki
güzel gülümseme dudaklarına yayılmıştı ‘’kendi gölgelerimizi yaratıyoruz,
yansımalarımızı. Belki de dış dünya için kim bilir… Ama bir an geliyor, o gölge
benliklerimize biz kanıyoruz. Çöldeki bir seraba kanar gibi. Oysa çöl bile
yokken, serap nasıl olsun; değil mi?’’
İkili yavaş yavaş yürüyordu.
Nerede oldukları bilinmez. Zaman mı? Güneş tepede görünüyor. Demek ki henüz
vakit erken. Ancak bunlar sadece biz okurlar için birer detay. Neticede
sevdiğin biriyleyken zaman da önemsizdir, mekan da. İşte genç adam ve genç
kadın da öylece yürüyorlardı. Zamandan ve mekandan uzakta, yan yana ve ve’si
olmadan.
Tabii çevrelerinde de başka
insanlar vardı. O andan çok çok sonrasında sadece kendi zaman ve mekanlarını
anımsayacak pek çok insan. Neticede zaman böyledir. Mekanı da siler, güneşin
konumunu da. Geriye yalnızca sen kalırsın, bir de seninle olanlar. İşte, genç
adam ve genç kadın da o andan çok çok sonrasında hep yan yana kalacaklardı.
Diğer insanlar gibi.
‘’Çok garip,’’ dedi genç kadın
namazdan çıkan cemaati işaret ederek. ‘’Birinin ölümüydü ama gökyüzü pırıl
pırıl.’’ Genç adam yanıt vermese de bakışlarını genç kadına doğrultmuş merakla
bekliyordu. Genç kadın da konuşmasını sürdürdü. O an farklı bir zamanda ve
mekanda gibiydi. ‘’Kaç yaşında olursa olsun, herkes bu gökyüzünün altında olmak
ister,’’ dedi genç kadın. ‘’Yaşlılık, geride kalanlar için bir rahatlatıcı.
Oysa gökyüzü hep aynı Ozan. Hep çok güzel. Ancak gölgelerimizle boğuşurken,
onun altında olduğumuzu unutuyoruz.’’
İkili yürümeye devam ettiler.
Yürümeye ve bir süre konuşmamaya. Susmaya değil elbet. Çünkü bazı insanlar bir
aradayken konuşmadıklarında bile aslında susmazlar. İşte genç adam ve genç
kadın da bir arada olduğunda konuşmadıklarında bile aslında hiç susmuyorlardı.
‘’Seni seviyorum Ozan,’’ dedi
genç kadın, genç adam çok yakınındayken ve onun sol tarafında titreşen kalbini
hissederken.
‘’Ben de seni seviyorum Aslı,’’
dedi genç adam. Günışığı gözlerindeydi sanki, öyle ışıldıyordu. ‘’Çok.’’
Küçük Bir Kesit #24 (Kelime Oyunu 107) (29.01.23)
''Çoğu zaman yaşamımla ne yapacağımı bilemem.''
dedi genç kadın.
''Sadece adımlar atıp neler olacağını görmek de bir
seçenektir.'' Genç adam, adımlarını genç kadının adımlarına uydurmaya
çalışıyordu. Adımları da kendisi gibi, diye düşünürdü sıklıkla genç adam. Genç
kadın çoğu zaman hızlı hızlı yürür, sonra aniden yavaşlardı. Hem, yanındakinin
adımlarının ne önemi vardı...
''Yine de bu heyecanlı değil,'' dedi genç kadın
gözlerini kısarak. Sanki bir şeyin içini görmeye çalışır gibiydi. Genç adamın
söylediği cümleyi hızlıca tartmıştı, kendi içinde. ''En azından beni
heyecanlandırmıyor.'' Sonra bir anlığına, çok çok kısa bir anlığına durdu ve
belki de o sırada aldığı nefesin etkisiyle ara vermeksizin konuşmasını sürdürdü
''hem'' dedi uzaklara bakarak ''hem bu senin yöntemin Ozan, benim değil. Çoğu
zaman çoğu kişi bunu düşünmez... Muhtemelen,'' dedi sonra aceleyle ''muhtemelen,
olması gereken de bu. Ama ben beceremiyorum işte. Yine de... Endişelenme
Ozan,'' genç kadın genç adamın sorgulayıcı bakışlarına kısa bir yanıt vererek
tekrar uzaklara daldı ve ''yaşam çok güzel, yine de ben kendi yaşama biçimimi
bulamıyorum,'' dedi.
''İkisi arasındaki ayrım bu kadar net mi sence,''
dedi genç adam genç kadına bakmaksızın. Kışa rağmen yapraklarını üzerinden
atmamış ağaçları inceliyordu. Tıpkı genç kadının az evvel yaptığı gibi,
ciddiyetle.
''Net,'' dedi genç kadın hızla. ''Bugün de
bitiyor,'' dedi sonra da çok yavaşça. ''Biten her günün üstünde bir çarpı var
ve işte bir yenisi daha ekleniyor. Önceden bu düşünce biçimini de karamsar
bulurdum. Ama hayır, böyle bir şey yok. Karamsarlık değil. Bu, bu sadece olan
şey! Neden biten şeyleri, olmuş olan şeyleri, dile getirdiğimizde içimize bir
hüzün çöker? Oysa yaşam budur. Yaşamak o çarpılardır; atılmış ve atılmamış
çarpılar yaşamaksa, yaşam da hepsidir işte. Hepsinin ötesi! Yaşamak bir
algılayış biçimidir; yaşamsa bunun ötesindedir.'' Sonra bakışlarını ağaç
dallarından yansıyan kızıllığa çevirerek genç adama döndü ''yaşam budur
Ozan...''
''O zaman yaşamak da onu görmemiz olabilir,'' dedi
genç adam, genç kadının cümlesini tamamlayarak. Ancak bu yanıt genç kadını
afallatmıştı. Genç adama baksa da sanki farklı bir şey görüyor gibiydi. ''Evet
öyledir!'' dedi az sonra gülümseyerek. Gözlerindeki sis dağılmıştı sanki. Şimdi
bakışları çok daha canlı ve genç kadın gibiydi. Bu durum genç adamı da
gülümsetti.
''Ne var,'' dedi bunun üstüne genç kadın. ''Komik
mi?''
''Heyecanlı halini seviyorum Aslı...'' Genç adam
kısa bir anlığına durmuştu. Sanki o da çok önemli bir şeyi fark etmiş gibiydi.
Dile dökmek isteyeceği bir şeyi. Ancak devamını getirmedi. Sadece, ''sadece bu
kadar.'' diye yanıtladı genç kadının soran bakışlarını. Belki de gerçekten de
sadece o kadar olduğunu düşünmüştür kim bilir... Hem, en basit şeyler hep en
bizden olanlardır. Genç kadın da böyle düşünürdü. O sırada da bunu düşünmüş
olacak ki, hızla genç adama döndü bir kez daha. Hızlı adımları aniden yavaşladığından
olacak, genç adam bu dönüşü birkaç saniye öncesinden fark etmişti bile.
''Evet,'' dedi genç adam. ''Sıradaki gündem
maddemiz nedir?'' Genç kadın, genç adamın sataşmalarını duymazdan gelerek
etrafında hızla döndü ve ''vuuuuuuu! Kendimi bir hayalet gibi
hissediyorum,'' dedi. ''Yani işte, çimenler o kadar yumuşak ki, sanki
üstlerinde süzülüyor gibiyim. Sence de öyle değil mi?''
''Öyle,'' dedi genç adam kahkahalarla ''hayalet
gibi hissettiriyor gerçekten!''
''Ah!'' dedi hemen sonra genç adam kolunu
ovuşturarak.
''Sen dalga geç bakalım! Hayaletlerin de bir kalbi
vardır ama unutma!'' Genç kadın da dudaklarını sıkıca birbirine bastırmış
kahkahalarını tutmaya çalışıyordu şimdi. Sonra ikili, çimenlerin üstünde
yavaşça süzülerek bir kenara oturdular. Kararmaya başlayan havayla birlikte
hava biraz daha serinlemiş olsa da, ikilinin içi sıcacıktı. Bu, bakışlarından
belliydi. Taa en uzaktan bile çok belliydi. Çünkü ikili yan yanaydı ve
yaptıkları kısa sohbet onları birbirine daha da yakınlaştırmış gibiydi.
Genç kadın ''çok yorgunum,'' dedi biraz sonra.
''Neden bilmem, az evvel yorgunluğumu hissetmemiştim. Ama şimdi...
Çok uykum var.'' Genç kadının başı genç adamın omzundaydı. Kapalı
gözlerini çevrelemiş uzun kirpikleri titreşiyordu. Sanki hemen uykuya dalmış
gibiydi. Rüya görüyor gibi, diye düşündü genç adam genç kadının yüzünü
incelerken. Ancak tam da o anda genç kadın ''parfümün çok güzel kokuyor,'' dedi
mırıldanarak. Bunu o kadar kısık bir sesle söylemişti ki, genç adam başta
duyduklarını uydurduğunu sandı.
''Burası yemyeşil,'' dedi biraz sonra genç kadın.
''Güzel bir müzik çalıyor uzaklardan... Ama o da ne! Mö'leme sesleri...
Bir ahırın kapısı açıldı. İnekler her yerde! Milka'nın mor inekleri
gibiler. Bazıları yeşil, bööööö! diye möööö'lüyorlar? Yine de
ahırdan berbat kokular geliyor, dur biraz senin parfümünü koklayayım;
hım tamam, şimdi kokular dağıldı. Her şey daha güzel. Evet, Milka'nın mor
inekleri -ve yeşiller de aralarında- ve ben.'' Genç adam ilgiyle genç kadını
dinlerken genç kadın aniden gözlerini açarak doğruldu. ''Bu sabah bir rüya
görmüştüm. Ama bir türlü hatırlayamıyordum. Bu sıralar çok rüya görüyorum ama
çoğunu hatırlayamıyorum. Omzunu ödünç verdiğin için teşekkür ederim Ozan,
sayende hatırladım. Artık her şey daha güzel ve... Hava da daha soğuk! Gidelim
mi?''
Genç adam sadece ''gidelim,'' demekle yetindi ve
genç kadının elini sıkıca tuttu. Birbirleriyle aynı adımları atarak, ne yavaş
ne de hızlı, süzülürcesine yürümeye başladılar. Dağılmış bulutların ardından
parlayan yıldızlar ikiliye göz kırpıyordu.
Küçük
Bir Kesit #25 (Kelime Oyunu 108) (18.02.23)
''Bir söylentiye göre şafak sökmeden
evvel buraya gelen yolcuların hayatlarındaki karmaşa çabucak
çözülürmüş.''
''Yine de o kadar erken burada olmayabilirdik
sanki...''
Genç kadın genç adamı duymamış gibi konuşmasını
sürdürdü. ''Bazen... İçimde acı hissediyorum Ozan. Bana ait olmayan ama bana
ait olan bir acı.'' Genç kadın biraz durakladıktan sonra hafifçe, çok hafifçe,
konuşmaya devam etti. O kadar hafifti ki kelimeleri, sanki, bu kelimeler genç
kadının ağzından çıkar çıkmaz havaya karışıyorlardı. Bu nedenle de genç adamın
tüm dikkati genç kadının üzerindeydi şimdi. ''Daha evvel yaşam ve yaşamak
hakkında konuşmuştuk hatırlıyor musun?''
''Evet, tabi'' dedi genç adam beklemeksizin.
''Yaşam budur,'' kollarını iki yana açarak çevresinde bir tur döndükten sonra
onları genç kadının bedeninde kavuşturdu ''ve yaşamak da bu.''
Genç kadın, kelimeleri gibi hafifçe gülümsedi.
''Biliyorum'' dedi biraz sonra da. İkili serin havadan çok uzakta, sıcacıktı
şimdi. Genç kadın başka bir şey söylemedi, genç adam da. Zaten o an araya
girecek kelimeler her ne olurlarsa olsunlar, ikili için bir
zaman hırsızından öteye gidemeyeceklerdi. Hem belki de o anı
uzatabildikleri kadar uzatmak ve günün ilk ışıkları karanlığı aydınlatırken,
hafif, çok hafif olmak istiyorlardı. Işık gibi.
''İçim içime sığmıyor Ozan. Tabii, yolda da içim
dışıma çıkmadı değil; ama her neyse... Konumuz bu değil! Çok heyecanlıyım. Uzun
zamandır belki de ilk kez!'' Genç kadın, gerçekten de, içindekileri tutamıyor
gibiydi. Genç adamın karşısına oturmuş elleriyle havada daireler çize çize
hararetle konuşmaya başlamıştı. Susturabilene aşk olsundu.
Genç adam, şaşkınlıkla genç kadını dinliyordu.
Gözlerinde beliren pırıltıyı ise onlara en uzaktan bakan kişi bile rahatlıkla
görebilirdi.
''İyi güzel de,'' dedi nihayet genç adam ''hala
neyin seni bu kadar heyecanlandırdığını söylemedin Aslı?''
''Aaaa evet,'' dedi genç kadın çok önemli bir şeyi
aniden fark etmiş birinin ses tonuyla. Ancak neyin onu bu kadar çok
heyecanlandırdığını bilmeceler şeklinde bildirmeden söylemeyecekti. ''Nihayet''
dedi genç kadın ''nihayet bir nokta buldum!''
''Ne noktası Aslı?''
''Yerleşecek bir nokta.'' Genç kadın burada kısa
bir mola vererek bakışlarını uzak bir noktada sabitledi. Sanki bahsettiği nokta
orada bir yerlerdeymiş gibi. ''Ozan'' dedi bir süre sonra ''çok uzun zamandır
bir daire çiziyor gibi hissediyordum. Öyle uzun zamandır böyle hissediyordum
ki, her yeri ezberlemiş gibiyim. Ama şimdi, şimdi,'' genç kadın yerinden
doğrulup hafifçe öne eğilerek fısıldadı, tıpkı çok önemli bir sırrı paylaşır
gibi ''o dairenin de noktalardan oluştuğunu görüyorum. Bir noktada ayağım kaydı
ve işte! Bir kıvılcım. Hem... Yaşamak seksek oynamak gibi değil, değil mi?''
''Seksek mi?'' dedi genç adam hayretle.
''Evet! Hani şu belli taşlara basarsın sadece. O
oyun... Önce bir taş atarsın, tabii belli bir yere, sonra çizgilere basmadan
belli yerlerde tek, belli yerlerde çift ayakla hoplar hoplar durursun; ta ki
yanana dek. Ancak işte Ozan, hiç yanmazsan bu bir döngü olur ve hep aynı kişi
aynı oyunu oynar durur. Ne sıkıcı!''
''Seksek ne biliyorum, ama?..''
''Aması, içimde bir heyecan var Ozan! Başta yoktu;
ama şimdi var. İşte tutabileceğim bir şey, bir ateş!''
''Ateşi tutmak da ilginçmiş.''
''Alevleri sen üretirsen, değil.''
''Yaaa...''
''Yaaaa!''
Kısa bir sessizlikten sonra genç kadın devam etti.
''Yani işte, bir kıvılcım yakmak... Kendin yakarsın bunu. Dış dünya da sana
yardım eder tabi; ama işte... Kendin yakarsın. O ilk kıvılcımı.'' Genç adamın
bakışları şüpheliydi. Genç kadının söylediklerinden ne anladığını kestirmek güç
olsa da, tek kelime etmedi. ''Yoksa tam tersi mi?'' dedi biraz sonra genç
kadın. Uzaklardaki o noktadan yeni bir soru çıkarmıştı. Bu yeni soruya kendisi
de şaşırmış gibiydi.
''Ne tam tersi mi?'' dedi genç adam yavaşça.
''Yoksa kıvılcım dışarıdan yakılmış olur da, onu
sen mi büyütürsün? Böyle mi olur?..'' Genç kadın bunun üstüne yine uzaktaki
noktaya dikti bakışlarını. Sanki o noktanın içinde özel bir yer varmış da, tüm
sorular ve cevaplar orada gizliymiş gibi. ''Ama mühim değil!'' dedi biraz
sonra. ''Günün sonunda ikisi de aynı noktaya getiriyor gibi, değil mi?..''
''Öyle gibi...'' demekle yetindi genç adam da. Genç
kadını tam olarak anladığı söylenemezdi. Ancak; kıvılcımları tek tek göremese
de, genç kadının bahsettiği alevleri görebiliyordu. Tam da genç kadının
gözlerinin en derinlerinde.
''Hadi bisiklet sürelim'' dedi sonra genç adam.
''Bisiklet mi? O da nereden çıktı?''
''Ben senin seksek oyununu hemen kabul ettim ama.
İşte bisiklet de oradan çıktı'' dedi genç adam. Ayağa çoktan kalkmıştı. ''Hadi
gel'' dedi sonra elini genç kadına uzatıp.
''İyi de'' dedi genç kadın biraz sonra ''ben
bisiklet sürmeyi bilmiyorum.''
''Nasıl?..''
''Ne nasıl? Bilmiyorum işte. Çocukken öğrenmedim.''
''Tamam sorun değil'' dedi genç adam anında ''şimdi
öğrenirsin.''
''Offf'' dedi biraz sonra genç kadın. Ancak genç
adamın peşinden ilerliyordu.
''Hadi bin'' dedi genç adam gülümseyerek ''korkmana
gerek yok. Hem ben de uzun zamandır sürmedim. Ama biliyor musun, bisiklet
sürmeyi bir kere öğrenince unutmuyorsun. Ömür boyu unutmayacağın bir şey işte.
Şimdi sana da öğreteceğiz.''
Genç kadın sıkıntıyla çevresine göz attı. Az evvel
tüm cevaplarını çekip çıkardığı nokta çok uzaklarda kalmış gibiydi. Hava daha
ağırlaşmıştı şimdi sanki. Bu güzel bir öğleden sonrasıydı. Baharın ilk
zamanları. Yine de mevsim normallerine göre sıcak. Tabii genç kadının
normallerine göre tam kıvamında bir hava. Yine de o an, bu hava, çok ağır geldi
genç kadına. Sonunda ''ya düşersem'' dedi göz ucuyla genç adama bakıp. Diğer
yandan o sırada bisiklete yerleşmişti bile.
''Düşmene izin vermem'' dedi genç adam sadece.
Sonra, genç kadın pedalları çevirmeye, genç adam da onu tutmaya başladı.
Başlarda genç kadının dengesi bozuktu. Ancak genç adamın tutuşu güçlüydü. Çok
geçmedi ki, pedallar birbiri ardına çevrildi. Genç kadın için hava daha hafifti
şimdi. ''Ozan'' dese de, genç adam çok gerisinde kalmıştı. Güneşin batışını
ardına almış, genç kadına el sallıyordu.
''Şansımıza bu gece hava açık.''
''Gerçekten de öyle, şans...''
''Yaaa, ben sana demiştim! Ne olacağını asla
bilemezsin.''
Genç adam, genç kadına kısa bir bakış atarak
hafifçe başını salladı. Ancak genç kadın pek oralı değil gibi görünüyordu.
''Hem,'' dedi sonra genç kadın ''istediğin bir şey için bahane üretmemelisin.''
''Gökyüzü bulutluydu Aslı, ikimiz de gördük.''
''Ama şimdi değil.''
Gökyüzü, siyaha çok yakın bir laciverte bürünmüştü.
Bu lacivert tonun önünde sıraya girmiş bulutlar etrafa saçılmış gibi
görünüyorlardı. Tıpkı, düzgün bir sıranın ortasından geçenlere yol verir gibi.
Sahne şimdi yıldızlarındı.
''Hala bulutlu tabi,'' dedi sonra genç kadın omzunu
genç adama hafifçe çarparak. ''Bulutlar da biz gökyüzünü izlemek istediğimiz
için dağılmış değiller. Ama yine de...''
''Yine de geliyor gelmekte olan...''
Genç kadın genç adama yandan bir bakış atarak
konuşmasını sürdürdü. ''Yine de'' dedi dudaklarındaki belli belirsiz bir
gülümsemeyle ''eğer onları izlemek için dışarı çıkmasaydık, onları
izleyemeyecektik.''
''Evet'' dedi genç adam ciddi bir şekilde.
Bakışları düşünceliydi. Ancak bu bakışların ardında dolanan pırıltılar çoktan
dudaklarına yansımıştı.
''Gülmesene'' dedi genç kadın genç adama yine
hafifçe çarparak.
''Sen de güldürmesene o zaman.''
''Hadi bir yıldız seçelim'' dedi genç kadın biraz
sonra.
''Bir tane mi?''
''Bir tane.''
''Niçin?''
''Ona baktığımızda birbirimizi bulabilmemiz için.''
''Anlamadım.''
''Bak mesela'' dedi genç kadın eliyle bir yıldızı
işaret edip ''ben seçtim. Bu yıldız seni bana anımsatacak. Hadi sen de seç.
Böylece birbirimizden uzakta da olsak, o yıldıza baktığımızda bir arada
olabiliriz.''
''Aynı yıldızı bir daha nasıl bulacağız ki?''
''Hangi yıldızı bulursak bulalım. Birbirimizi
bulmak istersek yıldızların aynı olup olmamasının bir önemi kalmaz. Sadece bir
hatırlatıcı işte. Bir bahane.''
''Hımmm'' dedi genç adam. Bu sefer gerçekten
düşünceli gibi görünüyordu. ''O zaman,'' dedi biraz sonra da, ''o zaman senin
yıldızın da bu olsun.''
''Hangisi?''
''İşte şu Aslı...''
''O kadar küçük ki göremiyorum!'' Genç kadın
buruşturduğu yüzüyle uzunca bir süre yıldızına baktı. ''Neden o?'' dedi en
sonunda. ''Büyük değil, parlak bile değil; zar zor gördüm. Hatta onu şimdiden
kaybettim. Neredeydi göremiyorum...''
Genç adam, genç kadının elini kendi elinin arasına
alıp havaya kaldırdı. ''Bak orada'' dedi sonra da. ''Tüm bu parlak yıldızların
arasında bile o hep orada, gördün mü? Onu nerede olursa olsun bulabilirim.
Nereye gizlenirse gizlensin…''
''Bana biraz olayı kıvırmaya çalışıyormuşsun gibi
geldi ama neyse'' dedi sonra genç kadın omuzlarını silkip. Ama eli hala genç
adamın avucundaydı. Hava iyi ki karanlık, diye düşündü genç kadın, iyi ki
saçlarım salık...
''Peki sen,'' dedi biraz sonra genç adam, ''sen
neden demin gösterdiğin yıldızı seçtin? Büyük olduğu için mi?''
''Kolayca bulunabildiği için. Herkes onu kolayca
bulabilir.''
''Ah!..'' dedi genç adam boşta kalan elini kalbine
götürüp. ''Bir de bana laf söylüyorsun. Herkesin bulabileceği bir yıldız
benimkisi... Tamam...''
''Evet, o yıldızı herkes kolayca bulabilir. Ama
benim dışımdaki kimse ona benim baktığım gibi bakamaz. Çünkü kimse, onun senden
olduğunu bilmeyecek. Benim dışımda. Bu da onu benim yıldızım yapar. Senden bana
bir şey.''
''Bana da şimdi sen kıvırmaya çalışıyormuşsun gibi
geldi ama neyse...''
İkisi de birbirlerine omuz silkmiş yıldızlarını
izliyorlardı. Çok geçmedi ki genç kadın ayağa kalktı. Genç adamın elini hala
bırakmamıştı. ''Bu dansı bana lütfeder misiniz beyefendi?''
''Tabi ki hanımefendi ancak biliyorsunuz'' dedi
genç adam. Çoktan ayağa kalmış, diğer elini genç kadının beline götürmüştü.
''Ben dans etmeyi bilmem.''
''Ne tesadüf'' dedi genç kadın ''ben de.''
Sonra ikili yavaşça kendi etraflarında dönmeye
başladılar ve gökyüzü de, onların etrafında. Müzik yoktu; hatta hiçbir ses
yoktu. Ancak ikili bunu duymuyor gibiydi. Müziğin olmamasını.
''Aaaa yıldız kayıyor'' dedi sonra genç adam.
Meteor hızla üstlerinden geçmişti. Çok uzak bir yerlere düşmüş gibiydi ama o
anı ikisi de yakalamıştı. Sonra genç kadın genç adama baktı. Genç adam ona
bakmazken o, ona bakmayı sürdürdü ve nihayet genç adam da ona döndüğünde
''doğum günün kutlu olsun Ozan'' dedi kocaman gülümseyerek. ''İyi ki doğdun.''
Küçük
Bir Kesit #28 | Son (11.03.23)
''Evi boşalttım, temelli.''
''Temelli?..''
''Gitme hali rahatlatıcı. Herhangi bir yere. O
yüzden, orada bir yerde gidecek bir yerin var olduğunu bilmek istedim sanırım.
Ama dönmeyeceğim, çünkü bunu gerçekten istemiyorum. Bu kez gitmek istemiyorum.
Artık ev demeyi değil, evim demeyi istiyorum. Hem burada olmayı seviyorum.
Hem...''
''Hem...''
''Hem, senin yanında olmayı seviyorum Ozan.''
Genç kadının elleri, göğsüne yaslanmış olan kedinin
tüylerinin arasında usulca mekik dokuyordu. ''Normalde kendini pek
sevdirmezdi'' dedi genç kadın ''ama bugün uysal gibi.''
''Bugün gerçekten de öyle,'' dedi genç adam.
''Bugün pek çok şey sakin. Sakin bir gün.'' Genç kadın, genç adamın bakışlarını
üzerinde hissediyordu. Ancak bir tepki vermedi, genç adama bakmadı; kucağına
yerleşmiş sarmanı okşamakla yetindi. Sonra bir an geldi ki, neşeyle
gülümseyerek genç adama döndü ''en çok beni sevdiğini söylemiştim, bak, beni
seçti işte!''
''Gerçekten de öyle gibi'' dedi genç adam kedinin
sırtını usulca okşayarak ''ilginç bir şekilde?..''
''Ne ilginç bir şekilde!'' Sonra kediyi yavaşça
kaldırdı. ''Tatlım'' dedi tiz bir sesle ''tatlım tatlım hadi söyle bana,'' genç
adama kısa bir bakış atarak ''ve abiye...'' dedi ''en çok kimi seviyorsun?''
Sarman aniden genç kadının kucağından atladı ve
ikiliye son bir bakış atıp yavaş adımlarla uzaklaştı.
''Bak kaçırdın işte Ozan'' dedi genç kadın.
''Ben mi kaçırdım? Senin ani hareketlerinden
çekindi ve gitti.''
''Hımmm evet evet çekinmiştir kesin, benden! Seni
sevmediğini biliyorduk zaten, o yüzden kalktı gitti.''
''Hımmm evet evet,'' dedi genç adam genç kadını
taklit ederek ''çekindi kesin, benden! O yüzden kalktı gitti...''
Genç kadın oturduğu yerde kaykılarak başını
gökyüzüne kaldırdı. ''Sevgi'' dedi genç adama bakmaksızın ''güzel.''
''Güzel?''
''Bir şeyi sevmek işte, güzel hissettiriyor.
Böyle,'' dedi sonra genç kadın. Kendini açıklamak istercesine yerinden
doğrulmuştu. Sesi biraz daha canlıydı şimdi. ''gözlerini parlatıyor. Bir şeyi
sevdiğinde, güzel oluyorsun. Işıl ışıl. Her yanında oluyor bu ışıltı.
Tıpkı...'' Genç kadın bu noktada siyah kazağının üstünde parıldayan tüylere göz
attı ''tıpkı bunun gibi.'' İkili yavaşça gülüştü; tıpkı her yana yayılmış
tüyler gibi, belirgin bir şekilde ve ışıl ışıl.
''Neden böyle peki? Biliyor musun?'' dedi genç
kadın yine bulutları inceleyerek. ''Çünkü bir şeyi sevdiğinde, kalbini
açıyorsun. Fark etsen de, fark etmesen de. Sanırım tam da buradan geliyor
ışıltı. Kendiliğinden olduğu için. Üstüne düşündüğümüzde böyle olmuyor. Ancak
gerçekten sevdiğimizde, gerçekten hissediyoruz. Bu his öyle yoğun oluyor ki,
başka gereksiz hiçbir şeye yer kalmıyor.''
Genç adam sessiz kalmaya devam etti. Ancak
bakışları pek çok şeyi aynı anda anlatır gibiydi. Ağaçların arasından vuran
ışık genç adamın yüzünü aydınlatmıştı. Genç kadın ışıktan korunmak için
gözlerini hafifçe kıstı ama diğer yandan bakışlarını genç adamın yüzünden
çevirmedi. Işık öyle güçlüydü ki, genç adamın siması o ışığın içinde erimiş
gibiydi. Geriye bir tek gülümsemesi ve bakışları kalmış gibi, diye düşündü genç
kadın. Sonra yine kafasını çevirdi, uzaklara, belki de en uzaklara.
''Her şeyi vereceğimizi söyleriz, hatta belki de
kalbimizi çıkarıp verebileceğimize bile inanabiliriz. Bazen, birini sevdiğimizi
söylediğimizde. Kendimize karşı bile. O sevgiyi en uzaklara koyarız. En
uzaklara...''
''Yıldızlar kadar uzaklara mı?'' dedi genç adam.
Genç kadın, genç adamın bakışlarını hissetmeye devam ediyordu. ''Evet öyle,''
dedi tebessümle ''yıldızlar kadar, çok uzaklara. Erişemeyeceğimiz kadar
yükseğe.''
''Korktuğumuz için mi?''
''Belki. Belki de... Cesaret edemediğimiz için.''
''İkisi de aynı şey değil midir zaten?'' dedi genç
adam.
''Her zaman değil, bence. Bence... Korkmak daha
farklı bir şey. En azından bazen. Cesaret edememekse bir sonuç. Korktuğunu
belli etmemek için.''
''Neyden korkarız peki? Sevilmemekten mi? Yoksa
sevmekten mi?''
''Bazen sevilmemek, bazen sevmekten. Bazense,
sevdiğini ve sevildiğini bilmekten.''
''Nasıl?''
''Bunu ben de bilmiyorum,'' dedi genç kadın. ''Ama
işte bazen, en çok da, bundan korkabilirsin. Çünkü belki de bu şey öyle ışıl
ışıldır ki, senden uzak kalmalı gibi gelir. Bir yıldız kadar uzak. Böylece daha
özel olacağını düşünürsün belki, daha ışıl ışıl.''
''Ama sadece kaçarsın. Belki de, dönecek bir yerin
var olsun diye uzaklarda bir ev yaratırsın.''
''Belki de'' dedi genç kadın.
''Sence de,'' dedi genç adam bakışlarını ilk kez
genç kadından ayırarak ''gökyüzünden yeterince şey öğrenmedik mi?''
Genç kadın bir süre daha sessizce bulutları izledi.
Sonra aniden başını genç adamın dizlerine koyarak uzandı. ''Evet,'' dedi
nihayet ''bence de yeterince şey öğrendik. En azından şu ana kadar
öğrenebileceğimiz kadar çok şeyi.''
''O halde ne yapmalı?'' dedi genç adam genç kadına
bakmaksızın.
''O halde...'' dedi genç kadın düşünceli bir sesle
''ne yapmalı...''
Rüzgar çimenlerin üzerinde usulca seyahat ediyordu.
Genç kadının siyah kazağının üstünde kedi tüylerinin yanı sıra bir tane de uğur
böceği vardı şimdi. Gideceği yere kararlı adımlarla ilerler gibiydi. Ancak onu
ne genç adam, ne de genç kadın gördü. Tam da bu sırada genç kadın gözlerini
kapattı. Göz kapaklarının arasından gün ışığı sızıyordu.
''O zaman biz de yeryüzünü keşfedelim,'' dedi genç
kadın usulca çimenleri okşayarak.
''O zaman biz de yeryüzünü keşfedelim,'' dedi genç
adam da usulca genç kadının saçlarını okşayarak.
Sezon Finali.
Not: Yeryüzü Güncesi ismiyle yeni sezonda devam ediyor.
%206.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder