![]() |
| (Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, Murathan Mungan) |
Giriş Notu: Bu seriden herhangi bir kısmı okuduysan tebrikler. :) Saçma bulmuş olmalısın, çünkü ben buldum. Ama bilerek böyle yazmıştım. Evet, bilerek saçma yazmıştım. İkisi arasında bir dil olsun istedim sanırım. Herkesin saçma bulabileceği ama saçma olmayan bir dil. Yine de bu dil, bölümleri okumayı zorlaştırmış. Olsun, yazarken keyifliydi en azından. :)
Sevgili Bezelyecik #1 (28.10.25)
Genç kadın parmak uçlarını parmağının çevresindeki
boşlukta gezdirmiş. Çalan müziği uzun uzun dinlemiş, dinlerken uzun uzun
esnemiş ve gözleriyle parmağının çevresindeki boşluğu izlemiş.
''Kendimi en son doğum günümden birkaç gün evvel
böyle hissetmiştim,'' demiş göğsünde uzanan Bezelyecik'e. ''Biliyorsun
Bezelyecik,'' demiş kafasını yan tarafına döndürerek. Aynadaki yüzü de onu
bekliyormuş. ''Saçlarım bu boydaydı... Gözlerim böyle buğulu, hatta gözüme
kirpik kaçmıştı aynen böyle... Dudaklarım böyle önce zoraki, sonra gerçekten
kıvrık. Ve sen Bezelyecik, sen benim göğsümdeydin. Böyle güzel, böyle yumuşak,
böyle kalbim... Güzel çocuğum benim!'' Genç kadın, kedisine sıkıca sarılmış;
ilginçtir, kedisi de ses etmeden göğsünde uzanmaya devam etmiş.
''Bezelyecik...'' demiş sonra genç kadın tüylerin
arasındaki parmaklarını gözleyerek, ''boş hissettiriyor.'' Bezelyecik,
annesinin göğsüne daha çok yaslanmış. Tüm tüyleriyle annesini ısıtmış.
Genç kadın ağlamak için güzel bir zaman diye
düşünse de, bunu başaramamış. Bezelyecik'i usul usul okşamış, müziği başa
sarmış, sarmış sarmış... ''Bezelyecik... Aşkın bu dünyanın ötesinden olduğunu
sanmıştım, oysa o, bu dünyada yaratılmış. Sen bunu hep biliyordun değil mi
Bezelyecik?'' Bezelyecik hiç ses etmemiş ama evet, hep biliyormuş.
''Bezelyecik...'' demiş sonra genç kadın
parmaklarını Bezelyecik'in tüylerinin arasına saklayarak. Bakışlarını boşlukta
gezdirmiş, gezdirmiş... ''Biliyor musun Bezelyecik... Sevgi ve aşk ikiz
kardeşmiş. Biri dünyada büyümüş, diğeri neptünde yaaa...'' Bezelyecik kısacık
mırlamış, çünkü bu bilgiyi o da yeni öğrenmiş.
''Bezelyecik...'' demiş genç kadın hafifçe
gülümseyerek, Bezelyecik'in bilmediği bir şeyi keşfetmek ona çocukça bir gurur
vermiş. ''Şarkıyı başa sarmayacağım. Hep aynı şarkıları dinlemekten sıkıldım.
Nasıl bir şarkı sevdiğimi bile bilmiyorum. Boşluğu dolduracak şarkıları
dinliyorum dinliyorum. Onları...'' Bezelyecik sıkılıp kalkmış ve genç kadının
giysi yığınının tepesine uzanmış.
Dışarıda yıldızlar parıl parıl parlıyormuş.
Elektrik kesintisinin ortasında gökyüzü mumlarla dolu bir bahçeymiş. Genç kadın
perdeyi hafifçe aralamış ve ağlamaya başlamış. Gökyüzünü çok özlediğini fark
etmiş. Yıldızları izlemeyip dudak büktüğü günlere gülmüş sonra. Canı yıldız
bulmaca oynamak çekmiş ama sonra buna canı sıkılmış. Çünkü aklına parmağındaki
boşluk gelmiş.
Biliyor musun Bezelyecik, diye fısıldamış sonra.
Sesi öyle belli belirsizmiş ki duyulmamış bile. ''Ben biliyorum.''
Genç kadın biraz istemeyerek, yine de tereddüt
etmeden, perdeyi çekmiş ve yatağına kıvrılmış. Gözlerini örten kirpiklerinin
arasından ne düşündüğünü görmek imkansızmış. Parmağındaki boşluk hala orada
dursa da, o çok sakin görünüyormuş.
Oysa değilmiş, Bezelyecik biliyormuş.
Sevgili Bezelyecik #2 (30.10.25)
Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende... gül
rengi şarap içilmez mi böyle günde... bu yıldızlı gökler, ne zaman... başladı
dönmeye, kimse bilmez kimse bilmez... bu yıldızlı gökler ne zaman... başladı
dönmeye... kimse bilmez, kimse bilmez.
''Onu çok özlemiştim,'' dedi fısıldadığı şarkının
arasından genç kadın.
Kimse bir şeyi bu kadar çok özlemez ki... Böyle
düşündüm biliyor musunuz? Biliyorsunuz... Hep izlediniz. Beni, özlemimi,
yeri... yeri yeri yeri, yerimi, yere yaslanışımı... Ya nereye yaslansaydım?
Yerden başka ne vardı! Size uzandım... Defalarca defalarca defalarca defalar...
İzlediniz. Beni, gözlerim parlarken... Onu özlerken hep ağladım diye mi?.. Hep
ağladım diye mi izlediniz sadece? Artık özlemiyor muyum, ağlamıyor muyum? Beni
izliyor musunuz peki, ben sizi izliyorum. Kalbim sıcak yatağında uyurken... ben
burada onu özlemiyorum. Çünkü merak etmiyorum.
Yalancı değilim. Sadece bilmiyorum. Diğerleri
gibi değil mi? Sana bakmıştım, sana sana ve sana da. Sen parlamıştın, sen
sen... ve sen de. Böyle bir anda parlayıp sönmüştün. Bırakayım diye sanmıştım.
Tam tersi miydi... Dilinizi duyamadım. Çok nadiren... çok çok nadir... Ama hep
özlerken. Geceler aynıyken... siz aynıyken, geceler aynı gelir. Ama farklıdır,
farklı farklı... siz farklı, başta siz... yıldızlar.
Onun özleyebileceği kişiyi yitirdim. Onu
özlüyorum... biliyor musunuz? Belki de aslında... onu hiç özlemedim. Ama
özledim, onu, değil mi? Onu... Değil.
''Onu özledim, çok. Daha fazla özleyen birini
gördünüz mü? Sen, sen gördün mü?''
''Ben gördüm,'' demiş bir ses. Sonra da genç
kadının atkısına ortak olmuş, başını omzuna koymuş. ''Ne dramatiksin Aslı.
Geldim işte, seni özledim diye geldim. Çok özledim, seni. Aramızdaki fark bu
işte Aslımcığım. Sen hep çok özlersin, bense seni özlerim. Seni seni. Seni çok
özlerim ben. Öyle çok özlerim ki seni... Öyle çok özledim ki seni. Seni
özledim ben, ben. Bana bakmıyorsun, ama ben seni özlüyorum. Bu yıldızların
altında özlüyorum. En çok özleyen de, seni özleyen de benim. Sana rağmen özlerim.
Seni özlerim, seni.''
Genç kadın gözlerini kırpıştırmış. Genç adam
gözlerini yummuş çene ucunda uyukluyormuş. ''Çok dramatiksin.'' Sonra yavaşça
gözlerini açmış. Sanki alıştıra alıştıra. Genç kadın bir şey diyememiş. Sadece
durmuş. Kaçmamış, durmuş. ''Uyuyamadım,'' demiş sonra. ''Müzik dinliyordum.
Garip gurup eski şarkılar. Bir de üstüne yerli! Eski dizilerden falan... İnsana
acı çektirecek olanlar. İçime dolandılar, ben de buraya oturdum. Bırakmak için.
İyi ki geldin. Ben aslında bunları düşünmemiştim. Bu kelimeleri. Hiçbir şey
düşünmemiştim. Sadece yazmak istemiştim. Sonra fotoğraf çekmek istemiştim. Ama
neyi göstereceğimi bilemedim. Kime göstereceğimi bilemedim. Onlara gösterdim,''
genç kadın başını hafifçe yukarı kaldırmış, ''yıldızlara, sadece yıldızlara...
Havaya, oraya buraya. Ne önemi vardı, hiç.''
''Senin sorunun yanlış yere bakmak. Belki de
Neptün'den başka yere taşınmalısın. Seninle gelirim.''
''Mesela nereye, Jüpiter'e mi?''
Genç adam hafifçe gülmüş. Genç kadının gözleri
parlamış, karanlıkta bile görünen elmaslar gibi. ''Jüpiter bize şans getirirdi
belki evet... ama o kadar büyük ki, sen daha hızlı kaçardın kesin. Orada bile
içindeki neptün'ü büyütürdün.''
''O zaman Merkür...''
''O kadar hızlı olmasına gerek yok...''
''Uranüs! Ah, Uranüs tam bizlik olurdu bak
gerçekten! Sen oraya bayılırdın...''
Genç adam gözlerindeki izlerle genç kadını
izlemiş.
''Neden bir şey söylemiyorsun? Orası da mı
olmaz...''
''Dünya olsa... Burada... burada benimle kalmaz
mıydın? Ben istesem, kalmaz mıydın?''
''Burada mı, hep mi? Bu hamakta mı?''
''Ah Aslımcığım...'' Genç adam genç kadına, ikisi
genç kadının atkısına sarılmış. ''Burada kalalım,'' demiş sonra.
''Midem ağrıdı...''
''O kadar mı gerildin, yok artık.''
''Hayır ondan değil... Çok kahve içmişim ve midem
ağrıdı... Offf, dünya zor işte bak dünya dünya dedin midemin ekşimesini
hatırladım... O yüzden buraya çıkmıştım zaten akıllım lım lım.''
Sonra genç kadın genç adamın karanlıktaki tüm
çizgilerini izlemiş izlemiş, yetmemiş onları bir daha çizmiş çizmiş. Sonra da
sarılmış. Kocaman kocaman sarılmış hem de. Buna şaşırmadan sarılmış. Özleyen
biri gibi. ''Ben aslında çok özlemiştim evet, seninle olmayı. Seni özlemiyorum,
seni neden özleyim ki... Seninle olmayı özlüyorum, o kadar çok özlüyorum ki o
kadar çok çok... Çok... Çok özlüyorum, seni. Seni... seni... seni...''
Genç kadın yüzüne çarpan yağmur tanelerinin
arasından gözlerini açmış. ''Sen... Bezelyecik! Saat kaç anneciğim...'' Genç
kadın bir gözü kapalı, diğeri yarım açık telefonun parlaklığına bakakalmış.
''Sanki yanımda gibiydi oysa, demiş Bezelyecik'e sarılırken. Bezelyecik onun
kollarından sıyrılıp kalp ucuna kıvrılmış. ''Ama midem de gerçekten ekşimiş
ha...'' demiş genç kadın daha çok kendi kendine.
''Sen onu özlemedin sanırım Bezelyecik...''
Bezelyecik'in sesi soluğu çıkmamış. ''Artık ona dinletmek istediğim müzik,
göstermek istediğim yer, okumak paylaşmak istediğim kelime yok. Yine de...
Onunla birlikte dinlemek istediğim müzik, görmek istediğim yer ve... Aslında
sadece, onunla aynı atkıyı paylaşmayı özledim. Biliyorsun atkı beni boğar. Bir
tanesini tek başıma kullanamam ama o benimle paylaşınca boğulmuyorum ve
ısınıyorum da... O benimleyken daha kolay oluyor gibi geliyor. O bizimleyken
daha kolay oluyor gibi değil mi Bezelyecik?'' Bezelyecik genç kadını
dinlemiyormuş. Hem de hiç.
Ama o seni özlüyordur bak Bezelyecik. Hem de çok.
Beni özlemese, seni özler biliyorum... Yine de önemsiz. Bazen ona sarıldığımı
hayal edince daha kolay uyuyorum. Ona sarıldığımı hayal edince daha kolay
uyanıyorum. Bu yüzden mi onu hala özlüyorum? Bunun adı özlem mi... İnsan birini
nasıl özler... Kendimi o kadar çok tuttum ki, şimdi bırakamıyorum. O burada
olsa yine bırakamazdım. Sanırım bu yüzden olmaması daha iyi. Yine de o burada
değil mi Bezelyecik? Onu sen de hissediyor musun, birlikte geçirdiğimiz zamanları
hatırlıyor musun? Ben unutsam bile sen benim için hatırlar mısın Bezelyecik?
Böylece yıldızları bulmaya devam ederdim. Kolayca... Yıldız bulmaca oynamaktan
asla sıkılmazdım ama artık oynayamam. Belki o olsaydı birlikte... Sen onu
sevmiş miydin Bezelyecik... Onu gerçekten sevmiş miydin... Neyini sevmiştin... Hatırlamıyorsun
değil mi?
Onu artık hatırlamıyorum. Onu özlemiyorum. Ama
çok özlüyorum. Neyi özlüyorum Bezelyecik?
Neyi özlüyorsun Bezelyecik?
Bir anıyı... Unuttuğun bir anıyı...
Unutmak istemezdim. Ama hatırlayamıyorum. Belki
de hatırladığım şeyler, hatırlayamadığım başka bir şey gibi geliyordur.
Belki de alıştım. Belki de sustum. Yıldızlar
gibi. Dünyayı seyre dalmış yıldızlar... gibi.
O beni özlese bir şey değişir mi Bezelyecik? O
bizi özlese...
Neyi bildiğini bilmiyorum yavrucuğum. İnsan olmak
böyle bir şey mi?
Bunları düşünmemiştim... Uyuyacağım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder