![]() |
| (Kim Bağışlayacak Beni, Birhan Keskin) |
Giriş Notu: Geçen gün bahsettiğim ''yarım hikayelerim'' bunlar değildi. Zaten bu da tek bir hikaye ama blogda uzun soluklu serileri takip etmek imkansıza yakın olduğu için her bölümü bağımsız yazmıştım. Bazen dolmuşta yazdığım bile oluyordu. Hatta genelde rahatsız yerlerde bir şeyleri beklerken kısacık yazıverirdim. Yazarken pek çok şeyden etkilenmişim. Yaz dizileri, Yüreğinin Sesi (Whisper of the Heart) filmi ve çocukluğumdan ergenliğime ve hatta ilk gençliğime uzanan Alexander Rybak fanlığım en baskın olanları. :)) Blogda dursun istedim, yarın öbür gün belki okumak isterim. Size de iyi okumalar.
Not 2: Hikayenin ismini seçerken de Gerçek Kesit'ten mi esinlendim naptım ahjahahhahAHFGJHK. Ay tamam. Çok kötü yazılmış bir seri. Çok çok kötü. Ama bu bölümleri okurken onları ilk paylaştığım zamanlardaki heyecanımı hatırladım. Hatta bazen bloğu olmayan anonim kişilerden bile yorum alırdım da aşırı sevinirdim. Bu seriyi üç kere aynı karakterlerle yazdım ama keşke 18. bölüm final olsaydı. Bazen böyle düşünüyorum. Vaktiyle 18. bölüm için birinden yorum almıştım. Bana, ''bu his en çok bu kadar güzel anlatılabilirdi,'' demişti. O kişi acaba o hissi kalbinden serbest bırakabildi mi merak ettim. Beni anladığı için minnettarım. Çünkü artık bana bile bazı şeyler yabancı geliyor. Her neyse, bu serinin devamını da paylaşacağım. Yine çok kötü ama olsun.
Not 3: İkisi de bendim biliyor musun? Yazarken anlamamıştım. Oysa öyleydi. Başlangıçta Ozan'ın hiç konuşmama nedeni de buydu. Aslı benim ruhumdu sanırım. Ondan, bu karakterden çok şey öğrendim. Kendi Ozan'ımı bulmayı da çok isterdim tabi (hazır şubat ayındayız az biraz efkarlanalım :P) ama olmadı. Çünkü onu hiç göremedim. Aynı zamanda da gördüm. İkisi aynı anda olmasaydı belki böyle olmazdı. Bu buruk bir his değil. Çocuksu bir his. Tıpkı Aslı'nın nerede ne diyeceğini bilemeyişimiz gibi. Öyle bir his işte. Ne zaman konuşacağını bilmediğim bir his. Bu seriyi hale yola sokup yazabilirdim. Çok daha güzel bir dille. Ama bunu istemediğimi fark ettim. Çünkü artık ben iki karakteri de içimden çıkardım. Eğer ki herhangi bir kurgusal evrende birlikte yaşıyorlarsa (bir çeşit paralel evren ?? :) onlara sevgilerimi ve öpücüklerimi gönderiyorum.
İyi okumalar.
Küçük
Bir Kesit #1 (11.01.18)
Genç adam atölyeye girdiklerinden beri tek bir tepki bile vermemişti. Bu durum, genç kızın sabır sınırının çok üstündeydi. Ancak, yılmaya hiç niyeti yoktu!
''Bazı kelimeler çok güzel.
Misal, senin kelimelerin.'' Genç kız sonunda başarmış, genç adamın
ilgisini üzerine çekmeyi başarmıştı. Ama böyle bir ilgiyi ummuyordu. Genç
adamın gözleri onu delip geçiyordu.
''Ne? Bakma bana öyle.
Kemanından bahsediyorum. Duyduğum tüm kelimelerden çok daha güzel sesi. Aynı,
aynı şiir gibi.''
Genç adamın yüzünde muzip
bir ifade belirmişti şimdi. Ancak bu ifade o kadar kısa sürede gelip geçmişti
ki, genç kız bir an o anın gerçekliğinden şüphe etti. Yalnızca çok dikkatli
bakan gözler o ifadeyi yakalayabilirdi. Tıpkı genç kızın gözleri gibi.
''Sonunda! Bir an tek yüz
ifadenin çatık kaşlar ve çizgi halinde bir dudak olduğunu düşünmüştüm.''
Sanki mümkünmüş gibi genç
adamın kaşları daha da çatılmıştı şimdi.
''Tamam tamam, kızma hemen.
Ben Aslı.'' Hiç umudu olmasa da genç kız elini uzatmıştı ama genç adamın
dikkati onun üzerinde değildi.
''Elimi havada
bırakmayacaksın değil mi?'' Genç adam yavaş yavaş çantasını karıştırmaya devam
ediyordu.
''Peki öyle olsun.'' Genç
kız eşyalarını toparlamaya hazırlanırken, genç adam defter sayfasına yazdığı
yazıyı genç kızın önüne bıraktı.
Bir fısıltı gibi döküldü
genç adamın ismi genç kızın dudaklarından. ''Ozan.''
Genç kızın yüzünü bir anda
kocaman bir gülümseme kapladı.
''Tanıştığımıza memnun oldum
Ozan.'' Genç adam bu defa genç kızın uzattığı eli sıktı. Hem de yüzünde beliren
bir gülümsemeyle.
Küçük
Bir Kesit #2 (17.01.18)
''Tamam öyle olsun. Yani
ıslanmama gönlün razı olacak öyle mi?''
...
Yağmur bardaktan
boşanırcasına yağıyordu. Bir saçağın altında dikilen genç kız ve genç adamı
uzaktan gören biri onları birlikte sanabilirdi. Oysa aralarında kimsenin
bilmediği bir inat vardı. Hatta kendilerinin bile farkına varmadığı, garip bir
inat.
Genç kız dışarıya adımını
attığında ıslanmadığını fark etti. Aslında içten içe genç adamın onu
bırakmayacağını biliyordu.
''Hah! Beni bu yağmurda bir
başıma ıslanmaya terk etmeyeceğini biliyordum.''
Genç adam yalnızca bıkkınlıkla başını
iki yana salladı.
''Şey, teşekkür ederim''
genç kız mahcuptu. Mahcup olduğu için daha da mahcup oldu. Sonra da mahcup
olmasına sinir oldu.
''Açıkçası sana herhangi bir
konuda teşekkür etmem gerekeceği aklıma gelmezdi.''
Genç adam bir anda durdu ve
bakışları genç kızı buldu.
''Tamam tamam sadece, sadece teşekkür etmek istemiştim.'' Genç kız
dudağını utangaçça ısırdı. ''Teşekkür ederim beyefendi.''
Genç adam gülümsedi. Bu,
genç kızın pek sık gördüğü bir şey değildi. Genç kız da gülümsedi.
''İstikamet atölye mi?''
...
''Şey... Ben de gelebilir
miyim?'' Genç adam, genç kızı başıyla yavaşça onayladı.
''Teşekkür ederim, teşekkür
ederim, teşekkür ederim!''
Genç adamın dudaklarından
belli belirsiz bir gülümsemenin hayaleti geçti. Şu deli kız onu güldürüyordu.
Sanki gülümsemesi bulaşıcıydı. Başlarda ona sinir olmuştu yakasından düşmediği
için. Durmadan konuşması başını ağrıtıyordu. Ama şimdi... Şimdi hep onunla
olmak istiyordu. Hep konuşsun, hiç susmasın istiyordu.
.
.
.
Genç adam kemanını akort
ederken genç kız da atölyeyi dolaşıyordu. Küçücük odada kurcalayacak pek çok
şey bulmuştu. Başlarda olsa genç adam hemen başında biterdi genç kızın. Ama
şimdi sadece onu izliyordu. Sessizce.
Genç kızın sesi odayı
dolduruyordu. Sanki hiç yorulmuyordu. Aynı küçük bir kız çocuğu gibi diye
düşündü genç adam. Kemanını çalmaya başladı. Keman çalarken sanki o da genç kız
gibi oluyordu. Hiç yorulmuyordu. Dünyayı görmüyordu.
Kemanını masanın üzerine
bıraktığında bir alkış sesi duydu. Genç kızın gözleri dolu doluydu. Genç adam,
genç kıza başıyla işaret ederek iki kupaya kahve doldurdu. Birini genç kıza
uzattı. Genç kızın gözleri parlıyordu. Siyah inci taneleri gibi diye düşündü
genç adam. Defterini çıkardı ve yazmaya başladı.
''Bana şiir okur
musun?''
''Şiir mi?'' dedi genç kız.
''Şiir ya.''
Genç kız işaret dilini
bilmiyordu. Genç adamın genç kızla konuşması için yazması gerekiyordu. İşin
ilginci, genellikle konuşmadan anlaşabiliyorlardı. Sanki genç kız onun yerine
de konuşuyordu. Kelimeleri asla tükenmiyordu. Genç kız bir şiir okudu.
Şimdi de genç adamın gözleri
ışıl ışıldı. Tıpkı genç kızınki gibi. Genç kız bunun farkında bile değildi.
Tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi, diye düşündü genç adam tekrar. Umursamaz,
dalgın... parlak.
''Peki, öyle olsun
beyefendi. Bir teşekkürü bile çok görün!..''
Küçük
Bir Kesit #3 (23.01.18)
''Hayır, hayır, hayır,
hayır. İstemiyorum artık. Anlıyor musun? İS-TE-Mİ-YOR-UM!''
Genç kız gözlerini sımsıkı
kapatarak içindekileri adeta haykırıyordu.
''Artık hiçbir şey görmek
de, duymak da istemiyorum. Seni de istemiyorum. Konuşmak da istemiyorum.
Anlıyor musun? Kelimelerim tükendi artık. Tükendi, tükendim anlıyor musun!''
Genç adam kollarını genç
kıza açmasaydı, genç kızın başı sert bir şekilde yere çarpacaktı
muhtemelen.
''Bırak beni.''
...
Genç adam onu bırakmak
yerine ona daha da sıkı sarılmıştı şimdi.
''BIRAK BENİ!''
...
''Neden böyle yapıyorsun?
Neden beni bırakmıyorsun?''
Genç kızın cılız yumrukları
genç adamın göğsüne ritmik bir şekilde iniyordu. Ama genç adamın canını yakan
şey bu değildi. Asıl, genç kızın gözyaşları içini acıtıyordu. Belki genç kızı
kızdıracaktı ama bir anda genç kızın gözyaşlarını silerken buldu kendini.
Elinden gelse ona en güzel sözcükleri söylerdi. Ne isterse söylerdi ona. Ama
elinden gelen tek şey buydu işte. Söylemek istediklerini genç kızın anlamasını
umdu.
Genç kız, genç adamı anladı
da. Ama numara yapmak konusunda üstüne yoktu. Bunca zaman genç adam nasıl da
kanmıştı ona. Onun tüm o kayıtsızlıklarına, tüm neşesine. Ama şimdi, şimdi işte
buradaydı. Artık resmen tanışıyorlardı. Kendini tanıtmak genç kızın huyu
değildi. O hep, hep saklanırdı gülücüklerinin arkasına. Ama artık gülücükleri
onu saklamak için birkaç boy küçük geliyordu. O da diretmiyordu. Son zamanlarda
sadece kaçıyordu, kaçıyordu ve kaçıyordu. Ama işte, genç adam onu yakalamıştı.
Hem de çok fena yakalanmıştı.
Genç kız artık bağırmayı da,
genç adamı yumruklamayı da bırakmıştı. Etrafta yalnızca üç şey vardı şimdi.
Genç adam, kendisi ve sessizlik.
Genç adamın sessizliğini seviyordu. Kulağını genç adamın göğsüne dayadı. Şimdi onlar sessizce konuşuyorlardı işte. Zamanı durduramaz mıydı? Genç kız onu bırakmayı hiç istemiyordu. Hiç, hiç, hiç! Hiç...
Küçük
Bir Kesit #4 (27.01.18)
''Beni görmezden gelemeye
devam mı edeceksin?''
...
''Peki öyle olsun bakalım?''
...
...
Genç adam, genç kızı
saatlerdir görmezden geliyordu. Sabah gözünü genç kızın üstüne basa basa
neredeyse bozacağı zilinin sesiyle açmıştı. Ne yaparsa yapsın genç kız peşini
bırakmamıştı. Sanırım geçtiğimiz günlerde ona fazla yüz vermişti. Genç adam,
genç kızı bir türlü anlayamıyordu. Hem onu bu denli görmezden gelen birinin
peşinde niçin dolanırdı ki insan?
Şimdiyse genç kızı galiba küstürmüştü. Ama yine de yanı başından ayrılmıyordu
hala. Ellerini birbirine kavuşturmuş, suratını asmış öylece oturuyordu yanında.
Bakışlarıysa tek bir noktaya kilitlenmişti. Sonunda genç adam da bu durumdan
sıkılmıştı.
Genç adam, genç kızın omzunu
hafifçe dürterek elindeki kağıdı ona gösterdi. Genç kız istifini hiç bozmadan
bakışlarını kağıt parçasına çevirdi.
''Ne mi istiyorum? Ne mi
istiyorum!''
...
Genç adamın yüzündeki düz
ifade genç kızı daha da sinirlendirmişti.
''Yüzündeki şu sinir bozucu ifadeyi silmeni belki? Olamaz mı? Bence işe
küçük adımlarla başlamakta fayda var.''
Genç adam şaşkın bir şekilde
kaşlarını kaldırmıştı. Genç kız dayanamadı, elleriyle genç adamın dudak
kenarlarını yukarı kıvırdı.
''Hımmm, işte böylesi daha
güzel oldu.''
Genç adam kaşlarını çatmakla
gülmek arasında bocalıyordu. Ama genç kızın kahkahaları daha baskın çıktı. O da
gülmeye başladı. Şimdi ikisi de birbirlerine dönük oturuyorlardı.
''Hadi bir oyun oynayalım.''
...
''Ne var sanki? Bana niye
öyle bakıyorsun ki? Sen hiç oyun oynamadın mı hayatında? Hem parktayız baksana.
Güneş tepemizde, kuşlar cıvıldıyor. Çocuklar, hatta kedilerle köpekler bile
oyun oynuyor. Senin dışında herkes neşeli.''
...
''Tamam tamam artık sen de
neşelisin. Oldu mu? Ama benim sayemde kabul et.''
Genç adam, genç kızın
rahatlığına hala alışamasa da gülümseyerek başını iki yana salladı. Sonra da
genç kıza soran gözlerle baktı.
''Ne oynayacağımızı ben de
bilmiyorum. Sanırım salıncakta sallanmak için etraf fazla kalabalık. İnsanlar
kazık kadar olduğumuz için salıncakta sallanırken garipseyebilir. Hem zaten
insanlar her şeyi bozar. O yüzden başka bir şey yapalım.''
...
''Hımm, mesela hayal
kuralım. Hayal kurmak için ideal bir gün bence. Sen hiç hayal kurar mısın?''
...
''Yapma, yoksa hayal kurmayı
da mı bilmiyorsun?''
Genç adamın yüzündeki
yumuşak ifade yine sertleşmeye başlamıştı.
''Peki, biliyorsan o zaman
kanıtla.''
Genç adam ellerini iki yana
açarak meydan okuyan gözlerle genç kıza baktı. Genç kız amacına ulaşmış, genç
adamın ilgi odağına yerleşmeyi sonunda başarmıştı. O yüzden de halinden oldukça
hoşnut ve zaferinden gururluydu.
''Hayal kurmak çok ciddi bir
iştir beyefendi. Kazık kadar olduğunuzda salıncağa binmeniz zorlaşabilir bu
doğru. Çünkü insanlar gördükleri mutlulukları bir mumu söndürür gibi
söndürüverirler laflarıyla. En olmadı bakışlarıyla. Ama hayal kurmak öyle mi?
Onu sadece sen görürsün. Sadece sen bilirsin. Başkası göremediği için senin
dışında kimse hayallerini yok edemez.''
...
Bu sefer genç adam gerçekten
şaşkındı. Genç kız ilgisini çekmeyi başarmıştı. Ancak genç adam, genç kızı bir
türlü çözemiyordu. Genç kız da durumun farkındaydı ve bunun tadını çıkarıyordu.
En sonunda kocaman bir kahkaha attı. Bu kahkahası yoldan geçenlerin bakışlarını
üstüne çekmesine yol açtı. Genç adam yerinde hafifçe büzülse de, genç kız oralı
bile olmadı. Hatta genç adamın bu hallerine daha da çok gülmeye başladı.
''Ne var, ne oldu? Nereye
gitti o dediğim dedik tavırlar?''
Genç adam, genç kıza kızmak
istiyordu ama genç kızın gülüşü buna engel oluyordu. Ona kızamıyordu. Sonunda o
da gülmeye başladı.
''Ha şöyle. Eğer birileri
seni garipseyecekse yanındaki kişiyle beraber güldüğün, eğlendiğin için
garipsesin. Hem kime ne zararımız var? Bak gittiler bile. Hem biz hayal
kuracaktık. Bak şimdi anlatıyorum. Hayal kurmak aslında çok incelikli bir
iştir.''
...
''Bakma bana öyle. Doğru
söylüyorum. Her şeyi adım adım uygulamak gerekir. Önce, derin bir nefes
alıyoruz.''
Genç kız derin bir nefes
alıp aldığı nefesi aniden bıraktı.
''Hadisene ne bekliyorsun
ama? Ciğerlerimin patlamasını, sonra da ölmemi mi? Benden kurtulmak için daha
çok çabalamalısın.''
Genç kız, genç adama göz
kırparak yeniden derin bir nefes aldı. Genç adam olanlara bir anlam veremese de
önündeki en iyi seçeneğin genç kızın garipliklerine uymak olduğunu düşünerek o
da derin bir nefes aldı.
''Şimdi, başını gökyüzüne
kaldır ve gözlerini kapat. Çabuk ol ama.''
...
''Şimdi dilediğin her şeyi
hayal edebilirsin.''
...
''Nasıl ama?''
Genç adam gözlerini açarak
defterini eline aldı. Genç kıza hayal kurmanın daha mantıklı yolları olduğunu
da yazacaktı ki öylece kaldı. Genç kızı ilk kez böyle durgun görüyordu.
Yüzündeki gülümseme alaycılıktan ziyade huzurla doluydu.
''Nasıl? Çok güzel değil mi?
Rüzgar da tam kıvamında...''
Genç kız konuşmaya devam
ediyordu ama genç adam onu dinlemiyordu. Bu anı her detayıyla zihnine çizmek
için çabaladı. Başka hiçbir şey yapmadan sadece onu seyre koyuldu.
Genç kız bir anda gözlerini
açarak genç adama döndü.
''Nasıldı? Çok güzel değil
mi?''
Genç adam bir an için ne
yapacağını bilemese de hiç bozuntuya vermeden genç kıza gülümsedi ve elindeki
kağıda iki kelime yazdı.
Çok güzel.
Küçük
Bir Kesit #5 (03.02.18)
Genç kız masanın üstündeki
kitap yığınlarını hararetle toplamaya çalışırken, genç adam hayretle odayı
inceliyordu. Aslında incelemesine gerek bile yoktu. Odaya adımını atar atmaz
yığılı kitaplar ve buruşturulmuş kağıtlar dikkat çekiyordu. Genç adam, genç
kızın genel olarak dağınık bir insan olduğunu biliyordu. Bu dağınıklık
davranışlarında da vardı var olmasına ama odadaki hava çok farklıydı. Sanki
işin büyüsü dağınıklıktaydı. Ona kalırsa bu oda düzenli olamazdı da. Aksi halde
genç kızın odası gibi olmazdı çünkü.
Genç kız odayı toplamaya
uğraşırken dağınıklığı bir köşeden başka bir köşeye taşıyordu adeta.
''Sen otur rahatına bak, ben birazdan geliyorum'' diyerek odadan dışarı
koşuşturdu genç kız. Ardından da bir dizi gürültü patırtı koptu. Genç adam,
başını iki yana sallayarak ayağa kalktı. Genç kız her ne yapıyorsa işi uzun
süreceğe benziyordu. Odayı incelemeye başladı. Oda tam olarak genç kızı
yansıtıyordu. Her köşede ondan bir parça vardı sanki. Kitaplığa sığmayan
kitaplar odanın boş kalmış her köşesine istiflenmiş yamuk bir şekil almıştı.
Tek bir kitap yerinden oynatılsa bile hepsi dağılacakmış gibi gözüküyordu.
Koltuğun altı buruşturulmuş kağıtlar ve müsveddelerle doluydu. Odanın havası
mürekkep kokusundan ağırlaşmıştı. Tavan, boydan boya ipe dizilmiş fotoğraflarla
kaplıydı. Ama her çeşit fotoğraf. Yıldızlar, bulutlar, ağaçlar, kediler,
köpekler -hatta bir tırtıl- küçük bir çocuk... Akla gelebilecek pek çok şeyin
fotoğrafı. İşte bu genç adam için şaşırtıcıydı. Genç kız adına yeni bir şey
keşfetmişti. Genç kız her ne kadar açık biri gibi gözükse de, aslında kilitli
bir kutu gibiydi. Genç adam içten içe o kutuyu açmak istiyordu. Belki de her ne
kadar inkar etse de, onu her defasında genç kıza iten de bu istek ve birazcık
da merakıydı.
Genç adam, genç kızın şiir
yazdığını biliyordu. Duvarlarda bile kağıt parçaları asılıydı zaten. Bu oda
gerçekten de garip ve ilgi çekiciydi genç adam için. Genç kız ona kendi
yazdıklarını asla okumuyordu. Yanından ayırmadığı defterine her boş anında bir şeyler
yazardı oysa. Ama genç adama asla okumazdı. Aslında başlarda bu durum genç
adamın işine gelmişti. Genç kızla arasında bir bağ kurulsun istemiyordu. Ama
her nasılsa şimdi kendini genç kızın evinde, üstelik odasında bulmuştu
işte.
Genç adam yerdeki kağıtların
üzerine basmamak için onları toplamaya girişmişken genç kız içeri koşarak ve
yine büyük bir hengameyle girdi. Elindeki bardağı fırlatırcasına masaya bırakıp
genç adamın elindeki kağıtları hışımla aldı.
''Odamı mı karıştırıyorsun
sen?''
Şu kıza iyilik de
yaramıyordu. Genç adam kaşlarını öyle bir çattı ki, iki kaşının ortasında
beliren derin çizgi genç kızı geri püskürtmeyi başardı. Genç adam yastıkların
arasına gömülmüş keman çantasını ararken genç kız onun kollarından tuttu.
''Şey, özür dilerim. Evde
başka bir insanın varlığını garipsedim sanırım.''
Kocaman gözleri kedi
yavrularını andırıyordu. Az önce tırmaladığı kişiye masumlukla bakıyordu şimdi.
Genç adam genç kızın ellerini itip, çekip gidebilirdi. Ama yapmadı. Onun yerine
genç kızın getirdiği bardaktan bir yudum içti.
''Ihlamur.''
...
''Soğuk algınlığına iyi
gelir.''
Genç adam gülümseyerek
başını iki yana salladı.
''Bir şey değil.''
İşte genç kızla böyle
rahatça konuşabiliyorlardı.
Genç kız elindeki kağıtlarla
hala ayakta öylece dikiliyordu. Bedeni burada olsa da aklı başka bir yerdeydi
besbelli. Genç adam bu garip duruma son vermek için genzini temizledi. Genç
kızın sessizliğine alışkın değildi. Özellikle de genç kızın evinde alışkanlıklarının
dışına çıkmaya hiç hazır değildi.
Genç kız bir anda kendine
gelip elindekileri zaten tıka basa dolu olan çekmeceye tıkmaya çalıştı. Bir
yandan da sıkışan çekmeceyle uğraşıyordu. Elindeki kağıtlar yerlere saçıldı
yine. Genç kız oflayarak kağıtları toplarken genç adam da yere çömeldi.
''Bırak! Elleme sen, ben
toplarım.''
Genç kız bir yandan
kağıtları toplayıp bir yandan dağılan saçlarını zapt etmeye çalışıyordu. Bütün
bunların yanında genç adama laf yetiştirmekten de geri kalmıyordu. Genç adam,
genç kızı her zaman için tuhaf bulmuştu. Ama bugün, üstünde normal haline bile
nazaran başka bir tuhaflık vardı. Sanki tedirgindi. Genç adam bunun nedenini
hala anlayamamıştı. Onu evine davet eden, hatta zorla getiren de kendisiydi
sonuçta.
Genç adamın gözüne bir
gazete kupürü ilişti. Ancak ne olduğunu anlayamadan genç kız onu da hızla kağıt
yığınının arasına koydu ve bu sefer hepsini birden dağıtmadan çekmecenin içine
koymayı başardı.
''Hooh! Bitti işte'' dedi
gülümseyerek. Ama genç kız rol yapmayı beceremiyordu. Genç adam o kağıtların
arasında görmemesi gereken bir şeyler olduğu hissine kapılmıştı. Yine de pek
fazla üstünde durmadı. İlk defa geldiği bir evde, üstelik henüz yeni yeni tanıdığı
bir kızın evinde görmemesi gereken ne olabilirdi ki?
O da konuyu değiştirme
yoluna gitti. Madem böyle ilginç bir yere, üstelik şu garip kızın evine
gelmişti, onu yakından tanıyabilirdi. Hem böylece belki gerçekten arkadaş bile
olabilirlerdi.
Çayından bir yudum alıp tavandaki fotoğrafları genç kıza gösterdi. Ama genç kız
anlamışa benzemiyordu. Genç adam şansını bir daha denedi. Besbelli genç kız
yine başka alemlerdeydi.
''Haaa, fotoğraflar mı?''
...
''Fotoğraf çekmeyi çok
severim. Önceden, bir fotoğraf makinem yokken şiir yazmaya başlamıştım zaten. O
zaman gözlerimle çektiğim fotoğrafları dizeler halinde basardım. Sonra bir
fotoğraf makinem oldu olmasına ama şiir yazmayı da bırakamadım işte.''
Genç adam şaşırmıştı.
Yüzünde belli bir tebessüm oluştu.
''Güzel şeyleri biriktirmeyi
seviyorum.''
...
''Keşke güzel olan her şeyi
biriktirebilsem. Keşke hepsinin fotoğrafını çekebilsem...''
...
''Biliyor musun, senin de
fotoğrafını çektim.''
Genç adam az kalsın
boğuluyordu. Şu manyak kız sapık çıkmıştı, al sana!
Genç kız kahkahalarla
gülmeye başladı.
''Aklımdan yani. O kadar da
deli değilim.''
İşte, genç adam bundan
kuşkuluydu. Ama en azından içi rahatlamıştı. En azından genç kız sapık veya
seri katil değildi. Belki hala biraz manyaktı. Ama bu da bir şeydir...
Genç adam, genç kızın yüzüne
merakla bakmaya devam ediyordu. Genç kız da anlatmayı sürdürdü.
''İlk tanıştığımız gün.
Aslında daha da öncesinde. Seni ilk kez bir radyoda dinlemiştim. Şarkı
söylüyordun.''
Genç adamın yüzündeki
tebessüm anında silindi. Yüzü sanki taşlaşmıştı. Ama hissettiği kızgınlık
değildi. Genç kıza öfkeli veya kırgın değildi. Sadece özlemdi hissettiği.
Katıksız bir özlem hissi.
Genç kız mahçupça dudaklarını ısırdı. Her pot kırışında böyle yapıyordu.
''Ben, ben özür dilerim
Ozan. Cidden çok özür dilerim. Ama... Neyse, boşver. Patavazlığım tuttu yine
işte.''
Başını iki yana salladı.
Sanki az önceki sevimsiz anı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Genç adam genç kızın
kollarından tutup onu sabit tutmaya çalıştı. Sonunda elleri genç kızın ellerini
buldu. Devam et dercesine başını salladı. Genç kızın da içten içe istediği
buydu. Bundan cesaret buldu.
''Hala şarkı söyleyebilirsin bence? Sence?''
İşte genç adam şimdi devam
etmek istemiyordu. Geçmişi hakkında konuşulabilirdi -her ne kadar bundan
hoşlanmasa da- ama geleceği hakkında asla. O artık sadece yaşadığı anı
yaşıyordu. Ya da en azından yaşadığını sanıyordu.
Genç kız, genç adamı daha
fazla zorlamak da istemiyordu. Zaten haddini fazlasıyla aştığını hissediyordu.
Ama genç adam ona kızmamıştı. Bu da onlar için bir ilerleme sayılmaz mıydı? En
sonunda sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi genç adama kocaman gülümsedi.
''Biraz maceraya ne
dersin?''
Ama yine de asla
akıllanmayacaktı.
Küçük
Bir Kesit #6 (09.02.18)
''Hava da serinmiş.''
...
Genç adam
iç çekerek ceketini çıkarıp genç kızın omuzlarına bıraktı.
''Ama
şimdi sen üşüyeceksin.''
...
Genç
adam, elini boşver dercesine sallamakla yetindi. Ama üşümeye başladığı
doğruydu.
Genç kız bir anda gülmeye başladı. Genç kızın bu beklenmedik çıkışları
genç adamı hala korkutuyordu.
''Tam da
film klişeleri gibi oldu.''
...
Genç kız
gülmeye devam etse de genç adam bu durumdan hiçbir şey anlamamıştı. Ve
kesinlikle halinden memnun değildi.
Genç
kızın işaret dilini bilmemesi onun için yorucuydu. Çünkü genç kız bazen onu
anlasa bile işine gelmediği için anlamamış gibi yapıyordu. Hava da iyice
kararmıştı ama genç kızın bahsettiği macerayı hala yaşayamamışlardı. Genç adam
bu 'maceraların' kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde yürümekten ibaret olmasını
umdu.
'' İşte
geldik!''
Ama
geldikleri yer ağaçlarla çevrili düzlük bir alandan ibaretti. Genç adam yüzünü
buruşturdu.
''Of
Ozan. Şu an tam bir muşmula suratsın.''
Şu deli
kız ona muşmula mı demişti? İşte bu kadardı. Ama genç adam dönüş yolunu da
bilmiyordu ki kızı şuracıkta bırakıp gitsin. O da bu saçmalıklarının sonunda
korkup bedelini ödesin! Genç kız, onları buraya dolaştıra dolaştıra getirmişti.
Keşke ardında izler bıraksaydı. Neme lazım, bu kızdan her şey beklenirdi.
Genç kız,
genç adamın şekilden şekile giren yüzünü izlerken oldukça eğleniyordu. Genç
kızın kahkahaları genç adamın sinirini bozmuştu. O yüzden genç kız da
toparlanmaya çalıştı.
''Burada ne aradığımızı merak ediyorsun değil mi?''
...
Genç adam
bıkkınlıkla başını salladı.
''Uzan!''
...
Genç adam
öylece kalakalmıştı.
''Uzansana.''
...
''Merak
etme namusun güvende.''
Genç kız
gülse de, genç adam gülmüyordu. Ama yine de genç kızın dediğini yapıp uzandı.
Zaten o an için başka çıkar yol da göremiyordu. Beraberinde genç kız da yanına
uzandı.
''Üstün
batmaz merak etme.''
...
Genç
adamın o an için en son düşüneceği şey buydu. Tabii... Üstünün batacağı da bir
anlığına aklından geçmişti. Yoksa şu deli kız büyücü falan mıydı? Şimdi de onu
sadist eylemlerine kurban edecekti işte! Genç adam olabilecek bütün ihtimalleri
kafasında kurgularken hiç beklemediği bir şey oldu. Genç kız elini kaldırıp
yıldızlardan bir şekil çizdi.
''İşte
macera. Şimdi yıldızlarda dans edeceğiz.''
...
Genç kız
başını genç adama çevirdi.
''Hani
daha öncesinde sana hayal kurmakla ilgili bir ders vermiştim. İşte şimdi 2.
kısmındayız. Gözlerini kapat. Bak işte böyle.''
Genç kız
başını göğe döndürüp gözlerini kapattı.
''Şimdi
de yıldızların üstünden dünyaya baktığını düşün.''
...
''Tabi,
dans ettiğimizi de düşünebilirsin.''
...
''Yeryüzünde
dans edebileceğimizi pek sanmıyorum. Bari gökyüzünde şansımızı deneyelim.''
Genç adam genç kıza tepki vermedi. Ama dediğini yapmakta tereddüt de etmedi.
.
.
.
Aradan
kaç dakika geçtiğini ikisi de bilmiyordu. Gözlerini ilk açan genç kız oldu. İlk
başta genç adamı uyuyor sandı. Genç adamın dudaklarında huzurlu bir gülümseme
vardı.
Genç kız, genç adamı ilgiyle izledi. İlgi ve yüzünde bir tebessümle.
Karanlıktan dolayı yüzünü belli belirsiz görse de, bu da ona yetiyordu. Huysuz
olmadığı zamanlarda ne de iyi anlaşıyorlardı oysa. Ama genç adam da bir
oyuncuydu. Kötü bir oyuncu.
Genç
kızın gözlerinden ılık gözyaşları akıyordu. Ama onları silmedi. Genç adamın
gözlerini bir süre daha açmayacağını biliyordu. O da başını göğe kaldırdı.
Gözlerini kapatmadan.
''Yoldaş!''
...
Aniden
gelen ses genç adamı ürküttü. Bir an nerede olduğu şaşırsa da karşısında
üzerine eğilmiş kişinin kocaman gülümsemesi onu kendine getirdi.
''Valla
bir an uyuyakaldın sandım yoldaş. İtiraf et sen de sevdin şu hayal kurma
işini.''
...
''Senin
için bile umut varmış desene.''
Genç adam
kaşlarını çatsa da genç kız haklıydı. Hayal kurma işi artık genç adamı
korkutmuyordu.
''Hemen
kızma ama. Eğlendin değil mi?''
...
''Gülümsedin
işte. Buna içilir bak.''
Genç
adamın yüzü yeniden renkten renge girip kırmızı da karar kıldı. Şimdi de sarhoş
mu olacaklardı yani! Şaka gibiydi şu kız. Eşek şakası gibi...
Genç kız
kahkahalarla gülüyordu yine.
''Neyli
süt istersin. Çilekli, çikolatalı?''
Süt müydü
yani? Süt. Bu sefer genç adam da gülmeye başladı. Hem de gerçekten,
kahkahalarla gülmeye başladı. İşte şimdi genç adam ve genç kız yıldızları
yeryüzüne indirmeyi başarmıştı.
Küçük
Bir Kesit #7 (15.02.18)
''Bence bu tonlar seni
açtı.''
...
''Sen de ne çabuk
kızıyorsun. Neyse bak!''
Genç kız elindeki kırmızı
ruju taşıra taşıra dudaklarına sürdü ve genç adama dil çıkarıp göz kırptı.
''Peruk da taktık mı
tamamdır.''
Genç kız eline aldığı yeşil
peruğu çekiştire çekiştire genç adamın başına takmaya çalışıyordu ama pek de
başarılı olduğu söylenemezdi. En azından başının üstündeki baskı genç adama
böyle hissettiriyordu. Genç kız, genç adam kararından caymasın diye odadaki
aynayı kaldırmıştı.
''Tamam, oldu işte. Hazır
mısın?''
Genç adam hazır hissetmese
de başını salladı.
''Gözlerini kapat öyleyse.
Seni böyle göreceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.''
Genç adam bezginlikle başını iki yana sallayıp yan taraftaki aynaya doğru hamle
yapsa da genç kızı geçmek çok da kolay değildi.
''Hoopp, dur bakalım! Biraz
farklılık gelse hayatına ne olur sanki. Somurt somurt nereye kadar?''
...
''Of tamam geç bakalım''
Genç kızın yana doğru
çekilmesiyle genç adamın kendini aynanın önüne atması bir oldu. Kıvırcık yeşil
saçları, kocaman benekli papyonuyla olabildiğince şapşal görünüyordu. Yine de
kendini görür görmez gülümsemeden edemedi.
''Çocuklar çok
sevinecekler.''
Zaten genç adamın bütün bu
saçmalıklara katlanmaktaki tek sebebi çocukların mutluluğuydu.
.
.
.
''Doğum günü kızı neredeymiş
bakalım?''
İçeri girmeleriyle beraber
çocukların etraflarını sarmaları bir oldu.
''Aaa palyaço!..''
''Ne palyaçosu kızım?
Görmüyor musun sessiz abiyle, güzel abla işte...''
Utancından kıpkırmızı
kesilen çocuk mahçup bakışlarını genç kıza çevirdi.
''Şey, hoşgeldiniz abla. Sağ
olun Canan çok sevinecek.''
''Mustafacım ne demek. Hadi
kardeşini getir bakalım.''
''Aaaa palyaço...''
Küçük çocuk bu sefer başını
iki yana sallayarak küçük kıza gülümsedi.
''Palyaço ya Canan palyaço.
Senin için gelmişler.''
''Benim için mi?'' küçük
kızın sesi ağlamaklıydı. En sonunda gözlerinden iki iri gözyaşı aşağı süzüldü.
''Kızım sen de her şeye
ağlıyorsun ama. Bugün senin doğum günün değil mi? İnsan hiç doğum gününde ağlar
mı?'' diye çıkıştı küçük çocuk kardeşine. Bu sefer küçük kız daha da çok
ağlamaya başladı.
''Şşşş! hadi bakalım dans
edelim. Bugün kimse ağlamayacak. Ağlamayacak değil mi sessiz abileri?''
Genç adam yüzüne nadiren
yerleşen kocaman gülümsemesiyle başını salladı.
''Evet kimse ağlamayacak
diyor. Ben onun yarı zamanlı tercümanıyım da.''
Genç adam kaşlarını çatmamak
için kendini zor tutsa da çocukların kahkahaları onun da gülümsemesini
sağladı.
''O zamaann uçalım. Vuuuu!''
Genç kız, bir eliyle genç
adamı diğer eliyle küçük kızın elini tutarak dönemeye başladı. Çok geçmeden
geniş salonda kahkahalardan oluşan kocaman bir hortum çıkmıştı.
.
.
.
''Teşekkür ederiz Aslı
Hanım, Ozan Bey. Onların hatırlanmaya, sevgiye öyle çok ihtiyaçları var ki.''
dedi genç müdüre minnetle.
''Ne demek Jale Hanım. Onlar
benim küçük arkadaşlarım. Artık sık sık geleceğiz. Değil mi Ozan?''
Genç kızın omzunu serçe
dürtmesiyle kendine gelen genç adam hararetle başını salladı.
''Peki o zaman tekrardan
teşekkürler, iyi günler.''
''İyi günler!''
Müdürenin içeri girmesiyle
genç kızın kendi etrafında dönmesi bir oldu.
''Eğlendin ama, itiraf et.''
Genç adam tepki vermeksizin
yürümeye başladı. Bir yandan da yüzünde kalan boya kalıntılarını çıkartmaya
çalışıyordu. Ama evet, eğlenmişti. Hem de uzun zamandır bu kadar iyi
hissettiğini hatırlamıyordu.
''Sana kalsa doğum gününde
atölyende pinekleyecektin.''
Genç kızın telaşlı adımları
genç adamın adımlarına zar zor yetişiyordu. Genç adamın yolun ortasında aniden
durmasıyla genç kız afalladı.
''Yine ne oldu?''
...
''Hiç bakma bana öyle. Ozan
sen nefes alıp veriyorsun farkındasın değil mi?''
...
''Hatta bugün doğum günün.''
...
''Hatta bir yaş daha
yaşlandın.''
...
''Dur bakayım kaz ayakların
da iyiden iyiye belirginleşmiş mi senin?'' Genç kız gözlerini kısarak genç
adamın dibine kadar yaklaştı. Genç adam ne dese, nasıl davransa boştu genç kız
için. O da daimi sessizliğini korudu ve tepki vermeksizin yürümeye devam etti.
''Ozan!''
Sesin geldiği yöne dönen
genç adam birazcık şaşırdı. Genç kız yerinden bir milim dahi kıpırdamamıştı.
Aslında yapması gereken yoluna devam edip atölyesine dönmekti ama genç adamın
ayakları düşüncelerine itaat etmedi ve gerisingeri genç kıza doğru yürümeye
başladı. Soran gözlerle genç kıza baktı.
''Ozan tamam bir anlaşma
yapalım.''
...
''Ben gün boyunca bir daha
asla bu konu hakkında konuşmayayım, sen de beni gezdir. Olur mu?''
Genç adam bu durumdan pek
bir şey anlamamıştı doğrusu.
''Yani biliyorsun işte.
Buraların yabancısıyım. Benden kaçık olmasın kaçık bir ev arkadaşından başka
tanıdığım kimse de yok buralarda. Bir de sen varsın işte.''
...
''Beni biraz gezdirir
misin?''
Genç adam, genç kızın
masumlaştırmaya çalıştığı bakışlarına bir gram dahi inanmasa da olumlu anlamda
başını salladı.
''Sahiden mi?''
Genç kız kendini bir anda
genç adamın kollarının arasına attı. Ne yapacağını bilemeyen genç adam öylece
kalakalmıştı.
''Çok çok çok teşekkür
ederim Ozan. İnan çok sevindim.''
Genç adamın olağan
tepkisizliğini fark eden genç kız anında toparlandı. Hem de dikkat çekecek
kadar hızlı bir şekilde.
''Sadece artık sıkıntıdan
aksiyon olsun diye kendimi kesme kıvamına gelmiştim de, bu gezi iyi oldu benim
için.''
...
''Hem bakarsın artık başına
bela olmadan kendim tek başıma da gezebilirim.''
İşte şimdi genç adamın
duruşu dikleşmişti.
''Ama bana pek çok yeri
gezdirip yerlerini öğretmen lazım. Yoksa çabuk sıkılır yine başına kalırım bir
süre sonra benden söylemesi.''
Genç adam, genç kızın
blöfünü yutmuştu. Genç kız içten içe hoşnutluk hissetse de bu hoşnutluğunu
yüzüne yansıtmadı. Çünkü genç adam da en az kendisi kadar değişkendi.
''O zaman gidelim.''
.
.
.
Nereye gittiklerini bilmeden
pek çok yeri gezdiler. Hatta akşamı nasıl ettiklerinin bile farkında
değildiler.
''O zaman eve dönme
zamanı.''
Genç adam başını
onaylarcasına salladı.
''Teşekkür ederim, bugün çok
eğlendim.''
Kendine dahi itiraf etmek
istemese de genç adam için de güzel bir gündü. Ama genç kız yerinde
duramıyordu.
''Hadi gelsene. Çok güzel
çalıyorlar.''
Genç adamı kolundan yaka
paça çekiştiren genç kız atik bir hamleyle ellerini onun omzunda birleştirdi ve
dans etmeye başladılar.
''Oldum olası sokakta
çalınan müzikleri ayrı bir sevmişimdir.''
Genç adam şaşırsa da genç
kıza ayak uydurdu. Günün sonunda da genç kızın bildiğini okumasına izin verdi.
''Acaba biz de senin
kemanınla bu işe mi girişsek bir ara, ne dersin?'' Genç kız muzipçe gülümsedi.
Genç adam da gülümsemeden edemedi. Ama sonra bir anda genç kız parmak uçlarında
yükselip genç adamın yanağına minik bir buse kondurdu. Hatta genç adam, genç
kızın onu öptüğünü belli belirsiz hissetti.
''Doğum günün kutlu olsun
Ozan. Nice senelere.''
Genç adam tepki veremeden
genç kız ona sarıldı. Hem de sımsıkı. Çünkü yanaklarından süzülen gözyaşlarını
genç adamdan son anda anca böyle saklayabilmişti.
Küçük
Bir Kesit #8 (21.02.18)
''Şşş sessiz ol. Kuşları
kaçıracaksın.''
...
Tangur tungur merdivenleri
çıkmaya çalışan genç adam sonunda yaptığı gürültünün kendisi de farkına varıp
bir süre olduğu basamakta kalakaldı. En sonunda sakince -ve sessizce-
basamakları kaldığı yerden çıkmaya devam etti.
''Hiç konuşmayan birine göre
fazla gürültülüsün,'' dedi genç kız daha çok kendi kendine söylenircesine. Ama
genç adam söylenenleri duymazlıktan gelip kuş yuvasına hayranlıkla bakmayı
sürdürdü.
''Çok yaklaşmamalıyız yoksa
anneleri bizi gagalayabilir.''
...
''Aslında biliyor musun
onlar da bizler gibi. Yani işte bilirsin, insanlar gibi. Korkuyorlar...''
...
''Tabi ki bilmedikleri
şeylerden. Bilmedikleri şeylerden korktukları için onları suçlayamayız.'' dedi
genç kız dalgınlıkla. Sonrasında genç adamın şaşkın bakışlarını üzerinde
hissedince her zamanki alaycı gülümsemesi yerleşti dudaklarına. ''Boşversene.''
Genç adam pes edercesine
başını iki yana salladı.
''Gel, sana göstereceklerim
daha bitmedi.''
...
''Hem baksana onların da
rahatını kaçırdık. Sanırım anne kuş birazdan bizi gerçekten
gagalayacak.''
Genç kız, genç adamı
kolundan çekiştire çekiştire terasın açık alanına götürmeyi başardı.
''Aslında yetişebileceğinden
emin değildim. Ama tam zamanında geldin. Tebrikler!''
Genç kız eliyle kızılla
mavinin karıştığı gökyüzünü gösterdi. ''Tablo gibi.''
...
''Öyle değil mi?''
Genç adam
başını hayranlıkla sallamakla yetindi.
''Yaşasın, bakar körlüğe
yakalanmayan sayılı insandan biriymişsin!'' genç kız kocaman gülümseyip genç
adamın koluna girdi.
''Otursana.''
Genç kız, genç adama eski
koltuğu göstererek devam etti.
''Hadi ama. Güzellikleri görebilmenden bahsediyorum işte. Deniz şu manzara
yerine fosur fosur uyumayı tercih ettiğinden yapayalnız kalıyordum ve
yapayalnız izlemek o kadar da etkileyici değil...''
...
''Her şey burada ve burada
kapana kısılıyor öyle.''
Genç kız önce beynini, sonra
kalbini göstermişti. Kuşların şakımaları genç kızı susturdu. Şimdi yüzünde
kocaman bir gülümseme vardı.
''Onlar da gidecek,
yakında.''
...
''Ama üzülmüyorum. Keşke ben
de kuş olsaydım.''
Genç adam bakışlarını genç
kıza çevirdi.
''Ya da boşver. Bir kedi
olmak isterdim.''
...
''Kedilerin yaşamı bana daha
uygun.''
Genç adam gülmemek için
kendini zar zor tutuyordu.
''Yedi yirmi dört gezginler,
sonra uyuyorlar..''
...
''Hem onlar da kuşlar gibi
yarı zamanlı uçuyorlar sayılır.''
Genç adam kendini daha fazla
tutamayıp gülmeye başlamıştı.
''Ne, yalan mı? Ninja
gibiler. Öyle işte!..'' genç kız yalandan kaşlarını çatmış genç adama
bakıyordu.
''Hem öfkelenince çok
sinirli olurlar.''
Kaşlarını daha da çok
çatmaya çalışınca yüzündeki komik ifade genç adamı daha da çok güldürdü.
''Sadece, sadece insanlar
işi bozuyor.''
...
''Baksana sen bile
rahatlarını kaçırdın kuşların.''
Genç adam, genç kıza yandan
bir bakış atmakla yetindi.
''Tamam kızma, ben de en az
senin kadar suçluyum.''
Bir süre sessizlikle
oturdular. Gün iyiden iyiye doğmuştu.
''Hayatta en çok korktuğun
şey ne?''
...
''Cevap vermeyeceğini
biliyorum. Ama sakın ölüm diye düşünme. Deniz de ölüm dedi. Çoğu kişi ölüm
diyor.''
...
''Peh! Ahmaklar.''
Genç adam bakışlarını genç
kıza çevirdi. Genç kız bir hayli hüzünlüydü.
''Boşver bunu. Ben en çok
neyden korkarım, korkardım, biliyor musun?''
Genç adam, genç kıza ilgiyle
bakmayı sürdürdü.
''Burasındaki'' -beynini-
''ve burasındakileri'' -ve kalbini göstererek devam etti- ''gösterebileceğim
birini tanımadan ölmekten.''
...
''Çektiğim fotoğraflar
belleğimdekilerin ne kadarını yansıtır ki o küçücük kareye?''
...
''Hem baksana, sana bile
gösteremedim hepsini.''
...
''Kendime bile
gösteremedim.''
Böyle durumlarda genç adam
ne yapacağını bilemiyordu. Özellikle de karşısındaki genç kız gibi değişken
biriyse. Yanlışlıkla karaya vurmuş bir balık gibi etrafa bakınmaya başladı.
Genç adamın bu hallerini gören genç kız gülümsedi. İşte gerçekten dengesiz diye
düşündü genç adam.
''Korkma! Seri katil değilim. Sana zarar vermem. Ama bir söz ver bana.''
Genç adamın telaşının yerini
merak almıştı şimdi.
''Sen de fotoğraf çekmekten
korkmayacaksın. İnsanlar ölümden değil, yaşamaktan korkuyor.''
...
Oysa genç adam da ölümden
korkmuyordu. Ama bunu genç kıza söylemedi. Her zamanki gibi...
''O zaman kahve zamanı!''
...
''Veya kahvaltı, neyse ne.''
Genç kızın peşi sıra aşağı
inmeye çalışan genç adam, çıkarkenki gürültüsünü bile aşmıştı.
''Böyle giderse Deniz'i bile
uyandırmayı başaracaksın.''
...
''Aslı! Susun artık kafam
şişti sabah sabah.''
''Bak demedim mi?''
...
İkilinin şamatasından
kurtulan kuşlar da şakımaya kaldıkları yerden devam etti.
Küçük Bir Kesit #9 (26.02.18)
''Yeter ama Ozan böyle
olacağını ben nereden bilebilirdim ki?''
Aniden başlayıp aniden
kesilen yağmurdan arta kalan iki şeyden biri gökyüzünü bir uçtan diğer uca
kaplayan gökkuşağı, diğeriyse genç adamla genç kızın sırılsıklam olan
giysileriydi.
...
''İyi somurt öyleyse!''
Kollarını kavuşturup sırtını
genç adama dönen genç kız çok geçmeden yerinden hoplayarak ayağa kalktı.
''Sesi duyuyor musun?''
Genç adamın asık suratında
herhangi bir mimik belirtisi yoktu.
''Hadi ama Ozan, gerçekten
duymuyor musun? Davul çalıyor.''
Dağ başında mı, diye düşündü
genç adam.
''Bak, bak dinle
işte.''
Genç kız, varlığını
kanıtlamaya çalışırken sanki bahsettiği müziğin sesini arttırabilecekmiş gibi
ellerini kaldırmış tuhaf hareketler yapıyordu. Genç kızın bu hallerini gören
genç adam bıkkın bir bakış atmakla yetindi. Ama çok geçmeden belli belirsiz gelen
sesleri o da duymuştu. 'Ne kadar da keskin kulakları var' diye düşündü genç
adam.
''Bu ses tek bir şeye işaret
olabilir.''
Genç adam devamını duymak
istemese de devamını getirmesi için genç kıza bakmayı sürdürdü.
''Ozan! Anlasana işte
yakınlarda kalabalık bir insan grubu var.''
...
''Ve muhtemelen bu sesler
düğün gibi bir kutlamadan geliyor. ''
Genç adam sıkıntıyla iç
çekmekle yetindi.
''Sen de ne huysuzsun!
Burada çözüm üretmeye çalışıyorum, keşke biraz yardımcı olsan.''
Genç adam ne yapacağını bilemez bir halde genç kıza baktı. Ama belli ki genç
kızı küstürmüştü. Pes edercesine ellerini kaldırıp ayağa kalktı.
''Tamamdır'' dedi genç kız
bilindik kocaman gülümsemesiyle.
''En sonunda yine kendi
bildiğini yapacağından ne kadar da eminmiş'' diye düşündü genç adam. Ama artık
genç kızın bu halleri onu sinirlendirmiyordu.
''O zaman...''
...
''Dağ başını duman
almış...''
Genç adam her ne kadar
yorgun ve gergin olsa da genç kızın peşinden yürürken gülümsemeden edemedi.
.
.
.
''Bak sana söylemiştim
buralarda bir yerde bir kalabalık olduğunu.''
...
''Hem de tahmin ettiğim gibi
bir düğün çıkacak bak görürsün.''
Genç kız haklı çıkmanın
verdiği gururla kasıla kasıla sıra sıra sandalyelerin olduğu kalabalığa doğru
yürümeye başladı. Genç adamın, genç kızı durdurmaya zamanı bile olmamıştı.
''Burası boş mu amca?''
''Efendim kızım.''
''Burası boş mu?''
''NE?''
''Amca burası boş mu!'' genç
kızın sesi etraflarındaki insanların bakışlarını üzerlerine çekmişti. Genç adam
yerinde hafiften büzülse de genç kızın umurunda bile değildi. Bakışlarını pos
bıyıklı ihtiyar amcaya dikmiş sabırla alacağı yanıtı bekliyordu.
''Ha, şöyle desene kızım.
Mını mını anlamadım hiçbir şey.''
...
''Boş boş!''
''Sağ ol amca!'' dedi genç
kız bağırarak. Yanıtını alır almaz yaşlı adamın yanına otursa da genç adam hala
ayakta dikilmeye devam ediyordu.
''Otursana.''
...
''Ama sen de ne çekingen
çıktın Ozan.'' Genç kız yarı alay yarı meydan okumayla genç adama bakıyordu.
Genç adam oyununa gelmişti. Meydan okuyan bakışlarla genç kızın yanına pat diye
oturdu.
''Yavaş, yavaş'' dedi genç
kız kahkahalarla.
...
''Siz hangi taraftansınız
kızım?''
''Efendim amca?''
''Hangi taraf, hangi
taraf?'' diye bağırdı yaşlı adam.
İşine gelince nasıl da
anlıyor, diye düşündü genç kız.
''Gelin tarafıyız amca.''
''Hayret Safiye'nin
akrabalarını da biliriz ama. Nesi oluyorsunuz bu bey oğlumla bakim?''
''Kuzenleriyiz amca.''
''Kuzenleri mi? Hayret!''
''Teyze kızım olur.''
''Olacak iş değil!
Safiye'nin kuzenisiniz demek?''
''Ya, kuzenleri. Yani ben
kuzeniyim. Bu da eşim'' dedi genç kız. Genç adamın şaşkınlıktan gözleri
pörtlese de, genç kız muziplikle omuz silkti.
''Ya, iyi iyi çok da
yakışmışsınız maşallah. Çocuk var mı çocuk?''
''Helal helal!'' diyerek
öksürük krizine giren genç adamın sırtına vurdu genç kız.
''Aman oğlum!'' dedi yaşlı
adam bastonunu ileri geri sallayarak.
''Bu da böyle işte amcacım
ne yapacaksın atsan atılmaz satsan satılmaz.''
...
''Aman kızım kocandır
senin.''
''Doğru diyorsun amca.
Gençliğim gitti uğruna, beyimdir diyoruz da...''
Yediği cimcikle yerinden
hoplayan genç kızın söyleyecekleri yarım kalsa da devamını getirmedi.
''Ne oldu hoşuna gitmedi mi
karıcığın olmam?'' diye fısıldadı genç kız genç adamın kulağına. Eğlendiği
bakışlarından okunuyordu. Genç adam inanamaz bir şekilde bakmayı sürdürdü. Ama
bakışlarını ilk kaçıran genç adam oldu.
''Safiye'yi gördün mü
kızım?''
''Görmedim daha amca. Nerede
ki?''
''Aha işte!'' Yaşlı adamın
başıyla işaret ettiği yerde kendisine iki beden büyük gelinliğin içinde roman
havası oynayan yaşlı bir kadın ve bastonuyla bile zar zor ayakta duran bir
amca, daha doğrusu damat vardı.
''Gelin bu mu?''
''İlahi kızım, insan
akrabasını hiç tanımaz mı?'' diyerek gülmeye başladı yaşlı adam.
''Doğru ya Safiye teyzem.''
...
''Bak görüyor musun Ozan,
gelin olmuş gidiyor.'' Gülmemek için kendini tutan genç adam yavaşça başını
sallamakla yetindi. Genç kızın durumu da genç adamdan farklı değildi.
''Dayanamayacağım''
elleriyle başını kucağına kapatan genç kız usul usul sarsılıyordu. Onu
dışarıdan gören birinin ağlıyor mu, gülüyor mu anlaması imkansızdı.
''İyi misin kızım?''
''Değilim amca'' dedi genç
kız boğuk çıkan bir sesle başını kaldırmadan. Hala usulca sarsılmaya devam
ediyordu.
''NE?''
Aynı sahneyi bir daha
yaşamaya katlanamayacak olan genç kız aniden yerinden doğruldu.
''Düğün yemeği kaldı mı
amca?'' bir yandan da dağılan saçlarını el yordamıyla düzeltmeye
çalışıyordu.
''İçeride vardır.''
''İçeride?''
Yaşlı adam derme çatma, sıvası dökülen evi gösteriyordu. Ama genç kızın
dikkatini evden önce evin önünde bekleyen iri kıyım adamlar çekti.
''Oldu o zaman'' dedi genç
kız başıyla genç adama işaret verip. ''Safiye teyzeyle şey amcaya... Şey
amca... Hani şey?'' Genç kız yardım beklercesine genç adama bakıyordu. Ama
beklediği cevap yaşlı adamdan geldi.
''Muzaffer.''
''Ha, Muzaffer amcaya
tebriklerimizi iletirsiniz.''
Yaşlı adamın cevap dahi
vermesini beklemeyen genç kız ileri doğru atılsa da geri dönmesi bir
oldu.
''Unutmadan...'' Yaşlı
adamın elini öpüp başına koydu. ''Hoşça kal amca.''
Genç adam da ihtiyar adamın
elini öperek geri çekildi.
''Sağlıcakla kalın yavrum.''
dedi yaşlı adam memnuniyetle. ''İleride meyve bahçeleri var, orası benim.
Koparın yiyin, helali hoş olsun.''
''Sağ ol amca'' dedi genç
kız mahçupça. ''Eee, o zaman yolcu yolunda gerek.''
Genç adam ve genç kız apar
topar oradan uzaklaşmaya çalışırken yaşlı adam arkalarından özlem ve
sevecenlikle iç çekti. ''Ah gençlik ah!''
Küçük
Bir Kesit #10 (15.03.18)
Genç kız
buluştukları andan itibaren tek kelime etmemişti. Genç adam artık korkmaya
başlamıştı. Bu kadar sessizlik ve sakinlik genç kız için fazlaydı. Genç adam
belli etmediğini zannederek bakışlarını ara ara genç kızın yüzünde
gezdiriyordu. Genç kız her şeyin farkındaydı ama yüzünde herhangi bir ifade
olmaksızın bakışlarını önündeki kahve kupasına dikmişti. Genç adam sonunda
dayanamayarak genzini temizledi. Ama tek bir kelime dahi etmedi. Konuşması için
bundan fazlası gerekliydi.
Genç kız
da en az genç adam kadar inatçıydı. Belki biraz daha bile fazla. Bakışlarını
odak noktasından ayıran şey önünde beliren beyazlık oldu.
Konuşmayacak
mısın?
Genç kız
omuzlarını silkmekle yetindi.
Genç adam
tersine çevirdiği defteri tekrardan genç kızın önüne itti.
Hiç mi?
Genç kız
yine sadece omuz silkti. Beraberinde genç adam da umursamazca başını sallayıp
çantasından çıkardığı kitabı okumaya başladı. Genç adamın bu kadar çabuk pes
etmesi genç kızı içten içe sinirlendirmişti. Sürüp giden sessizlikte bir süre
öylece oturdular. Sonunda genç kız çantasını eline alıp saatlerdir yüzüne
yerleşmiş olan somurtuşuyla ayağa kalktı. Genç adamın bakışlarını kitabından
kaldırmaması genç kızı daha da çok sinirlendirdi. Buna rağmen sakinliğini
bozmadan kasaya doğru yürüdü. O, çantasıyla uğraşırken ondan önce uzanan bir el
hesabı ödedi. Elin sahibinin kim olduğunu anlaması için genç kızın başını
kaldırmasına gerek yoktu ama içinden kıvılcımlar çıkan bakışlarıyla genç adamın
yüzüne baktı. Genç adam anlamazdan gelerek genç kızın bakışlarına karşılık
verdi.
''Of
Ozan!''
Genç
adamın dudaklarında zafer gülümsemesi belirmişti. Bu durum genç kızın gerilen
sinirleri için son noktaydı.
''Konuşmayacağım
işte, konuşmayacağım diyorum sana.''
...
''Artık
bir daha konuşmayacağım!''
...
''Aynı
senin gibi.''
Genç
adam, genç kızın göndermesini duymazlıktan gelerek onu kapıya yönlendirdi.
.
.
.
Deniz
havasını içine çeken genç kız bakışlarını gökyüzünden ayırmadan konuşmaya
başladı.
''Artık konuşmayacağım.''
...
''Gülmeyeceğim
de, görürsün bak.''
...
''Şaka
yapmak da yok, macera da yok.''
...
''Artık
hiçbir şey yok.''
Genç adam
kollarını kavuşturmuş düşünceli bir ifadeyle genç kızı dinliyordu.
''Neden''
demek istiyordu ama o zaman kendine ihanet etmiş olurdu. Bir şey söylemesine
gerek kalmadan söylenmeyen sorusunun cevabını aldı.
''Artık
gülmek istemiyorum Ozan. Mutlu olmak istiyorum.''
Genç
adam, genç kızın bu hallerini sevmiyordu. Onun bu halleri eli kolu bağlıymış
gibi hissettiriyordu. Sanki genç kız konuşmak istiyordu ama konuşmuyordu. Genç
adam ne diyebilirdi ki? Hem buna hakkı var mıydı?
''Ozan,
konuşmaman sinir bozucu. Ama... Bazen sözcükler gereksiz oluyor. Ne söylense
boş gibi. Sanki, sanki bazı boşlukları doldurmak için dünyada yeterli kelime
yokmuş gibi.''
...
''Ama
bırak şimdi bunları.''
...
''Nasıl
da korktun macera yok dediğimde.''
Genç kız
ayaklarına sürtünen kediyi okşarken gülümsüyordu. Bu duygu değişimleri genç
adamın başını döndürüyordu. Genç kıza artık inanmıyordu. Yine de her ne koşulda
olursa olsun onun gülümsemesini seviyordu. Genç adam da gülümseyerek yavru
kedinin tüylerini okşamaya başladı.
Genç kız
bir anda genç adamın omzuna vurarak:
''Var
mısın bir maceraya daha?''
...
''Kemanın
yanında değil mi?''
Genç adam
keman çantasını boş bir çabayla gizlemeye çalışırken genç kız çantayı bir
çırpıda eline almıştı bile.
''Çalsana.''
dedi heyecanla.
Genç adam
olmaz dercesine başını salladı. Ama genç kızın pes etmek gibi bir niyeti
yoktu.
''Hadi
ama Ozan. Bak yine konuşmam ona göre.''
...
''Bir
daha ağzımdan tek kelime alamazsın.''
...
''Bir
daha macera da olmaz bak!''
Genç kız
gülümsememeye çalışsa da bakışları muzipçeydi. Sonunda genç adam ellerini iki
yanına kaldırıp teslim oldu.
''Ama
hareketli bir şeyler çal.''
Bir de
utanmadan istekte bulunuyor, diye düşündü genç adam. Yine de çalmaya başladı.
Genç kız da dans etmeye. Bu kız da müzik duymayagörsün anında dans etmeye
başlıyordu. Etraflarında insanlar toplanmaya başlamıştı. Genç adam biraz
gerilse de genç kızda herhangi bir çekinme belirtisi yoktu. Genç adama cesaret
verircesine gülümsedi. Gözleri ışıl ışıldı. Başarılı da oldu. Genç adam
çaldı, çaldı ve çaldı. Tıpkı genç kızın istediği gibi.
Küçük
Bir Kesit #11 (22.07.18)
''Ne o, bugünlerde keyfin
pek yerinde.''
Genç adam omuz silkmekle
yetindi.
''Acaba lafımı geri mi
alsam?''
Genç kızın gülümsemesi
oyunbazdı. Aklından kim bilir yine neler geçiyor, diye düşündü genç adam. Ama
genç kız oralı değildi. Sessizliği bozmadı. Sessizlik uzadı, uzadı ve uzadı.
Adeta sinir bozucu bir sakız gibi uzadıkça uzuyor ancak buna rağmen genç kız ne
ağzını açıp tek kelime ediyor, ne de genç adama bakıyordu. Genç adam
sinirlenmeye başlamıştı. Onu asıl sinirlendiren sessizlik mi, yoksa genç kızın
yüzüne yapışmış olan o kendinden emin, sinir bozucu ve oldukça memnun ifade mi
bunu kendisi de bilmiyordu.
''Birini bekliyorum.''
Birini mi?
''Birini.''
Genç adamın bakışları anında
genç kızın yüzüne kaydı. Şimdi de aklımı mı okuyor, diye düşündü. Ürpermişti.
Genç kızın dudaklarının kenarları daha da kıvrıldı. Ama istifini hiç
bozmadı.
Acaba kimi bekliyor, diye
düşündü genç adam. Sonra da gitmeyi. Ama gidemezdi. Şimdi olmaz, dedi içinden
sabırla. Kendi kendini ikna etmeye çalışır gibi. Bunun farkında bile değildi.
Ama genç kız farkındaydı. Kocaman gülümsedi.
''Gel.''
.
.
.
Genç adam şaşkındı ama
ağzını bıçak açmadı. Açmayacaktı. Yine de soran gözlerle genç kıza baktı. Genç
kız da ona baktı. Kocaman gülümsüyordu. Gülümsemeye devam edecek, diye düşündü
genç adam ve ben de susacağım. Ne sinir bozucu! Tam da düşündüğü gibi oldu.
''Aslına bakarsan yine
ekildim.''
...
''Hep ekiliyorum Ozan.''
...
''Beni hep ekiyorsun.''
Ne?
Genç kız başını iki yana
sallayarak gülümsedi. ''Ama şimdi hiç sırası değil ha, ne dersin?''
...
''Fotoğraf çekmem gerek.''
Genç adamın gözleri kocaman,
dudakları incecik ve yüzü bembeyaz oldu.
''Senin fotoğrafını değil
meraklanma.''
...
''Şapşal.''
Beyazlık rengini kırmızıya
devretmişti. Ancak sebebi utanç mıydı, yoksa kızgınlık mı bunu ikisi de
çözemedi. Gerçi genç kız bununla ilgilenmiyor gibiydi. Elindeki fotoğraf
makinesini kurcalayıp duruyordu.
Ayar yapıyor, diye düşündü
genç adam. Sonra da, neyin fotoğrafını çekecek ki diye merak ve ilgiyle
bekledi.
Genç kız halinden memnundu.
Tabii bekletmekten de. Her şey sırayla, diye düşündü. Kendi sırasının keyfini
çıkarmaya kararlıydı.
''Günün en güzel saatlerine
az kaldı.''
...
''Dikkatimi dağıtma sakın.''
Genç adam kollarını göğsünde
birleştirip sakince bekledi. Bekledi ve...
Manzara fotoğrafı çekeceği
barizdi, diye düşündü.
''Manzara fotoğrafı
çekeceğim barizdi'' dedi genç kız beraberinde.
Genç kıza şüpheyle bakan
genç adam tüyler ürpertici, diye düşündü.
''Tüyler ürpertici'' dedi
genç kız da. Ama bakışları ve ilgisi genç adamın üzerinde değildi. Karşıya
bakıyordu, hayranlık ve huşuyla.
Gözleri parlıyor, diye
geçirdi içinden genç adam. Oysa kendi gözlerini göremiyordu. Kendisi de genç
kızdan farksız değildi. Bilmiyordu.
Genç kız bakışlarını ona
asla çevirmedi. ''En çok bu zamanları seviyorum. Hep makinemi ayarlıyorum
ama o an hep uçup gidiyor. Kadrajdan bakmakla, gerçekten bakmak arasında ne
kadar büyük fark var! Makineyi ilk kez elime aldığımda hayal kırıklığına uğramıştım.''
...
Genç adam, bakışlarını ilk
kez genç kızın baktığı yöne çevirdi. Sanki güneşin batışını ilk kez izliyor
gibi hissetti. Defalarca baktığı şeyleri, aslında ilk kez görüyor gibi.
Saçma, diye düşündü ikisi sahilde yürürken. Saçma...
Hava hala çok sıcaktı.
İnsanlar her yerdeydi. Bugün her şey farklı gibi, diye
düşündü genç adam.
''Bugün her şey farklı gibi
ha, ne dersin?'' dedi genç kız.
Bu kadarı da fazla dedi genç
adam. Tabi içinden.
Genç kız
gülümsedi. ''Biliyorum, garipti. Ama başka türlüsünü beklemezdin benden
değil mi?''
Beklemezdi.
''Bir keresinde hayal
kurmakla ilgili sana bir ders vermiştim. Hatırlıyor musun?''
Nasıl unuturdu?
''Bugünlerde hayalleri
gerçeklikte arıyorum. Bunu yapmaya ne ara başladım bilmiyorum. Sanırım şimdi de
benim senden ders almam gerekli değil mi?''
Hiç değildi. Hiç ama hiç
gerekli değildi. Yine de genç kızın söyleyecekleri genç adamın ilgisini
çekmişti. Genç kız da devam etti.
''Gerçeklik konusunda bir
ustasın Ozan. Peşinden ayrılmayacağım!''
Genç adam, genç kızın ne
istediğinden veya başına gelebilecek olayların ne olabileceğinden emin değildi.
Emin olduğu tek şey, genç kızın dudaklarındaki o oyunbaz gülümsemenin başından
beri güven vermediğiydi. Yine de dudakları genç adama ihanet etti. Genç kızdan
biraz daha masumca gülümsedi.
Küçük
Bir Kesit #12 (19.08.18)
Genç kız, genç adamın
titreyen ellerini avuçlarının içine aldı. Genç adamın ince uzun ellerinin
yanında elleri ufacık kalmıştı. Gördüğü sanrılardan fırsat bulabilseydi,
muhtemelen genç kızın ellerinin kendi nasırlı ellerinin yanında ne kadar da
yumuşak kaldığını düşünecekti genç adam. Ama sanrılar buna fırsat vermiyordu.
Genç kızı bile görmüyordu genç adamın gözleri.
Gözlerinin yanı sıra kalbi
de buğulanmıştı sanki. Yalnızca titriyor, titriyor ve titriyordu. Ara sıra
mırıldandığı sözcükleri genç kız anlamlandıramıyordu. Genç adamın ağzından
duyduğu ilk kelimelerin böyle bir ortamda olacağı aklına gelmezdi. Oysa beklemeye
hazırdım, diye düşündü. Ama aynı anda bunları kafasından atmaya çalıştı. Şimdi
sırası değildi.
''Beni korkutuyorsun Ozan,''
dedi genç adamın sarsılan bedenini sabitlemeye çalışarak. Bu çabasında pek de
başarılı olduğu söylenemezdi.
Genç adam mırıldanmaya devam
ediyordu.
''Tamam, anlaşıldı bu böyle
olmayacak. Ambulansı arayacağım.''
Genç adamın elleri genç
kızın bileklerine uzandı ve onları sımsıkı sardı. Normal şartlar altında
dehşete kapılmam gerekli, diye düşündü genç kız. Ama içinde bulunduğu durum hiç
de normal görünmüyordu, hem de hiç.
Genç adamın sarsıntısı
geçmişti. Mengene gibi sıktığı ellerini gevşetse de genç kızın bileklerini
bırakmadı ve ağlamaya başladı. Genç kızın etrafa saçılmış uzun eteğine kapandı
ve ağladı, ağladı, ağladı. Şimdi mırıldanma sırası genç kızdaydı. Ne dediğini
kendisi bile bilmiyordu. Genç adamı bir bebek gibi pışpışladı.
''Geçti,'' dedi ''geçti.''
Sonra da içinden ne kadar
saçma diye geçirdi. Ne geçmişti ki? Ucu bucağı olmayan avuntulardan nefret
ederdi. Şimdi avutan taraf kendisi olmuştu. Başkasının belki de en mahrem
anlarından birine tanık olduğu için kendini mahçup hissediyordu. Bir de bunun üzerine
ne olduğunu dahi bilmediği bir konuda avuntu vermeye çalıştığı için kendinden o
an nefret etti. Ama elden ne gelirdi?
Genç kız, genç adamı
uyutmuştu. Hem de bu sefer gerçekten. Oyunlar olmadan. Genç kız, bir peri gibi
suların üzerinden yürümeyi severdi. Gerçekliğe dokunup dokunup çok yaklaştığı
anda kaçmayı. Ama bu sefer kendini değil suyun, sanki bataklığın içinde batıyormuş
gibi hissetti. Boğuluyormuş gibi. Bu kadar kriz bir güne fazlaydı. ''Toparlan''
diye fısıldadı kendi kendine.
Bakışları ister istemez kucağındaki ağırlığa kaydı. Terlemişti ve bacaklarının
uyuştuğunu hissediyordu. Yine de hareket etmeye cesareti yoktu. ''Biraz daha
uyusun, olmadı kalkarım'' diye düşündü.
Genç adam uyurken daha da
genç gözüküyordu. Yüzündeki kirli sakal bile çocuksuluğunu gizleyemiyordu.
''Tıraş olmaya bile vakit ayırmadıysa'' diye düşündü genç kız ''galiba bu
seferki durum önemli.''
Genç adamın gizemini
çözeceği için heyecanlıydı. Çok yaklaşmıştı, hatta elini uzatsa sanki tüm
sırlarına dokunacaktı genç adamın. ''Olmaz'' dedi. ''Kendine yapılmasını
istemediklerini başkalarına yapamazsın.'' Küçüklüğünden gelen bir nasihat. Bu
nasihatler sanki biraz işe yarıyordu.
Genç kız iç geçirdi ve
kafasını iki yana sallayarak düşüncelerini dağıtmaya çalıştı. Şu an için, genç
adamı izlemek daha ilgi çekiciydi sanki. Ama kalkması gerekiyordu. Kucağındaki
başı yavaşça kanepenin yastığına bıraktı. Genç adam kıpırdansa da uyanmamıştı.
Genç kız tedirgin değildi. ''İçindekileri döktü,'' diye düşündü. ''Uyku hep iyi
gelir.''
Arkasını dönmüşken topuğunu
üzerinde döndü. Genç adamın alnına dökülen saçlarına belli belirsiz bir öpücük
kondurdu. ''Senden daha anlamlı kelimeler duymayı umuyorum'' diye fısıldadı.
Dış kapının sesi de belli
belirsiz çıkmıştı. Zaten genç adamı uyandıran da bu değildi. Yine de gözlerini
sıkı sıkı yummaya devam etti. Belki de hayatta kandıramadığı tek kişi genç
kızdı.
''Görüşmeyeli uzun zaman
oldu.''
Genç kız, genç adamı yine
gafil avlamıştı. Her defasında bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü genç
adam. Ama sonra sanki somutlarmışçasına elleriyle bu düşünceleri kovaladı.
Genç kız, genç adamın tepkilerini kahkahalarla karşıladı.
''Bakıyorum da yine
modundasın Ozan.''
...
''Beni çok özlemiş
gibisin.''
Genç adamın dudakları garip
açılarla yukarı kıvrıldı.
''Bari yalandan gülerken
düzgün becer şu işi.''
...
''Hep somurtmak da nereye
kadar Ozan.''
...
''Hem sen n'apıyorsun
bakalım?''
Genç kız başını genç adamın
uğraştığı işle kendisi arasına set çektiği omuzlarından ileri uzatmaya çalıştı.
Sonunda genç adam iç çekerek geri çekildi.
''Hıı, radyo bu.''
...
''Çok uzun zaman oldu radyo
dinlemeyeli. Açsana bir şeyler.''
Genç adam bakışlarıyla alet
kutusunu gösterdi.
''Yoksa tamir mi
edeceksin?''
...
''Vay, on parmağında da on
marifet'' dedi genç kız dirseğini genç adamın göğüs boşluğuna geçirirken.
Ne tepki verirsem vereyim
gitmeyecek, diye düşündü genç adam. Genç kıza bir tabure getirip başıyla işaret
etti.
''Gözlerim yaşardı doğrusu
Ozan. Görüşmeyeli baya centilmen olmuşsun baksana.'' Genç kızın kahkahaları
garajı doldurdu.
Genç adam bıkkınlıkla
kafasını sallasa da, bu sesi ne kadar çok özlediğini fark etti.
''Tamir etmene daha çok var
mı?''
...
''Elini çabuk tut ama.
Sıkılırım ben.''
Şu kız, diye düşündü genç
adam, artık uygun kelime bile bulamıyorum.
Genç adam son ayarları
yaparken genç kız elleri ve ayaklarıyla ritim tutuyordu. Şarkı olmadan da dans
edebiliyor, diye düşündü genç adam yüzünde beliren gülümsemeyle. Sonra
odayı başlarda tiz çıkan müziğin sesi doldurdu. Genç adam düğmelerle oynadıkça
ses netleşiyordu.
''Whitney Houston değil
mi?''
...
''Bir ara çok popülerdi bu
şarkı.''
...
''Öhhö öhhöö!''
Acaba yine ne yumurtlayacak
diye düşündü genç adam.
''Bu dansı bana lütfeder
misiniz beyefendi?''
Genç adam itiraz etmenin
yalnızca yorgunluk olarak geri döneceğini bilerek genç kızın elini tuttu.
Elleri soğuk, diye düşündü genç adam. Soğuk ve küçük.
Genç kız telaffuzuna zerre
dikkat etmeden bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordu. Genç adam kahkahalarına
engel olamadı.
Sanki genç adamın kahkahaları genç kızın gözlerinin içine akıyor gibiydi. İkisi
de öyle genç ve öyle ışıl ışıldılar ki, yoldan geçen biri gerçekten de
parıldadıklarını düşünebilirdi.
Şarkı bittiğinde genç kızın
bakışları hüzünlüydü. Genç adamın geri çekilmesine fırsat vermedi.
''Benimle hiç konuşmayacak mısın Ozan?''
...
''Bunca zamandan sonra
senden tek kelime bile olsa duymayı hak etmedim mi?''
Öyle değil, demek isterdi
genç adam. Ama bu onun için de zordu.
''Pekiii'' genç kızın
sesinde sahte bir neşe vardı. Az önceki halinin bir yansıması gibi. Ama
bakışları daha da mahzundu şimdi. Hayal kırıklığına uğramış gibi. Genç adamın
içi burkuldu.
''O zaman görüşürüz Ozan.
Belki uzun bir süre görüşemeyiz diye gelmiştim.''
...
''Birazcık işim var
da.''
Genç kız sır veriyor
edasıyla öne doğru eğilip fısıldadı ''dünyayı gezeceğim.''
...
''Bensiz yeni şeyler öğren.
İnsanları gülümseyerek karşılamak gibi. ''Genç kız göz kırparak arkasını döndü.
Belli etmese de tüm vücudu titriyordu.
''Aslı!''
...
Genç adamın sesi
kullanılmamaktan boğuk çıkmıştı. Genç kız olduğu yerde kalakaldı. Sanki
arkasını dönmeye korkuyor gibiydi. Daha öncesinde genç adamın sesinin nasıl
olabileceğini hiç hayal etmediğini fark etti. Üstelik onunla konuşmayı
delicesine isterken.
Gözleri dolmuştu genç kızın.
Sinir bozucu gözyaşları, diye düşündü. Derin bir nefes aldı ve kocaman
gülümsemesiyle genç adama döndü.
''Çok da zor değilmiş değil
mi?''
Genç adam gergin duruyordu.
''Senden duyup duyabileceğim
tek kelime bu diye korkuyorum Ozan.'' Genç kız gülümseyerek konuşsa da
söylediklerinde gerçeklik payı vardı.
''Neyse gitmem gerek.
Döndüğümde uzun bir sohbet borcun olsun, ha?''
''Kendine dikkat et'' dedi
genç adam ciddiyetle. Gözlerinde endişe vardı. Genç kızı uzun süre
görememekten korkuyordu.
''Tamamdır.''
...
''Hem zaten uzun süre yok
olamayacağım gibi.'' Genç kız başını bulutlarla bezeli gökyüzüne çevirdi.
''Bu sıralar beni
üzerlerinden çok çabuk atıyorlar.'' Genç kız göz kırparak gerisingeri yürümeye
başladı.
Küçük Bir Kesit #14 (21.11.18)
''Gülümsee!''
''Aslı..''
Çıkan
patırdı genç kızı yerinden sıçratmıştı. Oysa genç adam yerinden bir milim bile
kıpırdamamış, gözlerini öylece genç kıza dikmişti.
''Şu işe
bak Ozan! Kenara çekil de şurayı süpürelim. Görüşmeyeli bir arpa boyu yol
katedememişsin. Hala misafirlerini adamakıllı karşılamayı bilmiyorsun.
Çıkçıkçık!''
Genç kız,
genç adamı azarlaya azarlaya garajın içinde turlamaya başladı. Gülmemek için
yanağını kemiriyordu.
''Üstelik
hala oldukça dağınık ve pasaklısın.'' Genç kızın sesinde sahte bir azar vardı.
Motor yağının kokusunu bile özlediğini düşündü.
''Aslı..''
''Ne Aslı
Aslı? Adımı mı ezberliyorsun?''
...
''Zaten
görmeyeli etrafı kendi haline bırakmışsın belli. Her yer kir pas içinde!''
''As..''
''Şu
haline bak! Yüzün de iyice çökmüş. Yemek de mi yemiyorsun?''
''A..''
''Ah şu
çocuk! Cidden çocuk gibisin Ozan!''
Şimdi
genç adam ve genç kız yüz yüze, hatta dip dibelerdi.
''Ama
buna rağmen.. Buna rağmen seni çok özledim.''
Genç
kızın kolları genç adamın boynuna dolanmıştı.
''Aslı
boğulu..''
''Kendine
daha iyi bakmanı söylemedim mi ben sana? Niye böyle yapıyorsun? Hep burnunun
dikine gidiyorsun Ozan!''
...
''Ah!''
''Aslı!''
''Ne Aslı
Aslı?''
...
''Tamam
biliyorum... Sadece seni daha farklı bulmayı ummuştum.''
...
''Daha
enerjik?''
...
''Bir de
seni duyamayacağım diye çok korktum. Ama şu hale bak şimdi de lafı ağzına
tıkıyorum değil mi?''
Genç
kızın gözleri dolu dolu olsa da yüzüne yerleşen kocaman bilindik gülümsemesi
genç adama iyi geldi. Gerçekten de uzun zaman olmuş olmalı, diye düşündü genç
adam. Bu anı görmeyi ne kadar da özlediğini göz ardı etmeye çalışarak.
''Kafa
dinlemek bana da iyi gelmiş olmalı aslında.''
''Yalancı!''
''Niye
yalancıymışım ha, niye niye?''
''Çünkü
sen de gülümsüyorsun.''
''Kim?
Ben mi!''
''Yalancı!''
''Ah
sen... Yine başlıyoruz değil mi?''
Genç kız
bakışlarını çizmelerine indirip muzipçe başını salladı. Ayakkabıları
çamurluydu.
Dışarısı
yağmurlu, diye düşündü genç adam. Üşümüş olmalı.
''E içeri
gel o zaman burada seninle çene çalacak vaktim yok.''
''Ona ne
şüphe...''
''Efendim?''
''Hiç...
Düşünüyordum da, görüşmeyeli çenen açılmış sanki.''
''Sen!..''
Genç
kızın gülümsemesi yine genç adamı susturmuştu. Bunu nasıl başarıyor olabilir,
diye düşündü. Birden numaradan da olsa genç kızla atışacak hali olmadığını fark
etti. Daha fazla bir şey söylemeden içeri girdi. Pot kırmaktan hala çok
korkuyordu.
''Ama ya
burası?''
...
Genç adam
oralı değildi.
''İyi o
zaman çöp ev olsun burası!''
...
''Çöp
garaj...''
...
''Hıh,
peki bana neyse?''
.
.
.
''Pek çok
yeri gezdik.''
''Belli.
Yine bir şeyler anlatacaksın değil mi?''
''Tabi
ki! Ne yani o kadar macera boşa mı gitsin?''
Genç adam
bıkkınlıkla başını salladı. Ama dudaklarına yapışmış yarım bir gülümseme vardı.
''Anlat o halde dinliyorum.''
Genç kız
anlatıyor, anlatıyor ve anlatıyordu. Sanki başka bir dünyada gibi, diye düşündü
genç adam. Sanki anlattığı ana geri dönmüş gibi, gözü hiçbir şeyi görmüyor
gibi. Genç kız anlatmayı heyecanla sürdürürken, genç adam onu arada başıyla
onaylasa da anlattıklarını dinlemekten ziyade anlatışını izliyordu.
''Bir
sürü, bir sürü, bir sürü fotoğraf çektik bir görsen.''
''Göster
de göreyim o halde.''
''Olmaz.
Sergiyi bekleyeceksin. Kimseye torpil yok!''
''Kimseye
mi?''
''Kimseye.''
''Peki...''
''Ama
senin de hatırın var tabi şunun şurasında.''
''Tabii.''
''Sana
tek bir kare gösterebilirim.''
''Tek bir
tanecik mi?''
''İstemiyorsan...''
''İstiyorum!''
Genç kız
sırt çantasından çıkardığı defterin arasından tek bir fotoğraf karesi
çıkardı. ''İşte.''
Genç
adamın gülümsemesi yüzünde donmuş kalmıştı.
''Görsen
harika bir yerdi. Denizin kokusu, konser, müzik...''
Genç adam
fotoğrafı bakışlarını üzerinden ayırmadan genç kıza uzattı. ''Güzel gibi
gözüküyor.''
''N'oldu?''
''Hiç...''
''Ozan!''
''Burada
olduğun için mutluyum.''
''Açıkçası
ben de.''
Genç kız
dikkatle genç adama bakıyordu. Numaracı, diye düşündü. Beni daha iyi
geçiştirmeyi öğrenmelisin.
''Zaman
ne çabuk geçmiş. Sanki daha dün vedalaştık, daha dün sesini ilk kez duydum
gibi.'' Genç kız her gergin olduğunda yaptığı gibi dudağının bir köşesini
ısırıp bakışlarını genç adamın yüzüne çevirdi.
''Aslı...''
''Tamam
tamam. Neden, niçin yok!''
...
''Soru
yok!''
Genç kız
elini dudağının bir ucundan diğerine götürerek genç adama göz kırptı. Zaten
nedenini, niçinini biliyordu. Belki de genç adamdan bile daha fazla.
''Her şey
gelip geçiyor baksana. Tüm anlar. Tüm şimdiler. Her şey gelip geçiyor.''
...
''Geriye
kalan tek şeyse biz oluyoruz, değil mi?''
Genç adam
soran bakışlarını genç kıza yöneltti.
''Geriye
kalan tek şey biziz Ozan. Tüm geçmiş ve şimdilerde geriye kalan tek şey
biziz.''
''Yani?''
''Yani...
Daha fazla gülümsemelisin.''
''Nasıl?''
Genç
adamın bakışları hala hüzünlüydü. Bu bir gün değişebilecek mi acaba, diye
düşündü genç kız. Ama sonrasında, hüzünlü bakışlarının altında genç adam da
tıpkı genç kız gibi gülümsedi. Belki biraz daha buruk.
''İşte bunun gibi.''
Küçük
Bir Kesit #15 (12.12.18)
''Çok üzgünüm'' dedi genç
kız.
''Niçin?''
Genç kız yanıt vermek yerine
serin akşam havasını içine çekti.
''Çünkü...'' Cümlesinin
devamını getirmek yerine bir süre boşluğa baktı. ''Çünkü çok güzel.''
...
...
''Kafam iyice karıştı'' dedi
genç adam.
''İşte bu yüzden soru
sormandan hoşlanmıyorum Ozan. Beni fazlasıyla yoruyorsun.''
''Bono fozlosoylo yor...''
''Haha hah!''
Genç kız derin bir nefes
aldı. ''İşte bu. Bu sence de çok güzel değil mi? Sanki sessizliğin sesini
duyuyorum. Sanki serinliğin sıcaklığını hissediyorum. Sanki...''
Genç adamın boş bakışları
genç kızı susturdu.
''Boşversene.''
''Üşüdüm biraz.''
''Ben de.''
''O zaman...''
...
''Gitsek mi ki? Sen de
üşümüşken diyorum.''
''Benim içim üşüyor Ozan.
Sıcak bir yerin buna çözüm getireceğini sanmıyorum.''
...
''Hem burası... Burası bana
hep ilham olmuştur. Hava kararmaya başlarken yanan sokak lambaları, evlerden
yansıyan ışıklar, akşam serinliği...''
...
''Şimdi de senin
şaşkınlığın.''
''Ama ben sahiden üşüdüm,''
dedi genç adam masumca.
''Yarın gidiyorum.''
''Yine mi?''
''Yine.''
''Ama daha yeni
gelmiştin.''
''Yeni?'' Genç kız kısa bir
kahkaha attı. Kahkahası o kadar hızlı gelip geçmişti ki, genç adam
gerçekliğinden şüphe etti. Genç kız mahzundu, genç adamsa onun mahzunluğuna
şaşkın.
''Ne zamana döneceksin
peki?'' dedi başını usulca yere eğerek. Çünkü yüzüne yansıyan ifadeyi
saklandığı gölgelerin gizleyemeyeceğinden endişeleniyordu.
''Bilmem. Belki...'' dedi
genç kız yüzünde beliren bilindik gülümsemesiyle.
''Belki?'' Genç adam
bakışlarını genç kıza yöneltmişti. Lütfen, diyordu içinden. Lütfen bu sefer o
kadar uzun sürmesin.
''Belki yılbaşında bacandan
girerim içeri.'' Genç kız gülüyordu.
''Hah! Çok komik.'' Genç
adamsa gülmüyordu.
''Biliyorum o kadar da iyi
bir espri değildi. İşte bu yüzden gidiyorum ya, körelen espri yeteneğimi
onarmam lazım.''
Genç kız genç adama kaçamak
bakışlar atıyordu. Genç adam da genç kıza. Ama bakışları bir türlü
kesişmiyordu. En sonunda genç kız genç adama dirseğini geçirdi.
''Yaa!''
''Sana yaa!'' dedi genç kız
muzipçe.
...
''Veda etmeden öylece
gitmemi mi isterdin yoksa?''
''İstemezdim.''
''O zaman surat asmak yok''
dedi genç kız yine dirseğini genç adama geçirirken.
...
''Hem seni özleyeceğim.''
...
''Her ne kadar bazı
konularda tam bir odun olsan da.''
Genç adam çattığı kaşlarının
ardından genç kıza baktı.
''Yani şahsi algılama. Bazı
mecazları anlamaman senin suçun değil. Bir şeyleri olduğu gibi söyleyememek
benim eksikliğim.''
...
''Ozaann!''
...
''Yine mi konuşmayacağız?''
''Senin yüzünden.''
''Ne benim yüzümden?''
''İstediğin zaman gelip
gidemezsin Aslı. Bu adil değil biliyorsun.''
''Biliyorum. Ama elden ne
gelir?'' dedi genç kız gülümseyerek. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini asla
kestiremiyorum, diye düşündü genç adam. Derin bir nefes aldı. Tıpkı genç kız
gibi.
''O zaman, elden ne gelir?''
...
''Değil mi?''
''Öyle'' dedi genç kız
önlerinde uzanan şehre bakarken.
''Aslı!''
''Efendim!''
''Nerede yaşıyorsun daha onu
bile bilmiyorum baksana.''
''Dünyada.'' dedi genç kız
bakışlarını gökyüzünden ayırmadan.
''Hayır ben ciddiyim'' dedi
genç adam sakince. ''Seni nerede aramam gerektiğini bile bilmiyorum. Ama sen
her defasında beni bir şekilde buluyorsun. Sadece... Sadece bilmek istiyorum.''
''Söyledim ya. Dünyada
yaşıyorum'' dedi genç kız bakışlarını genç adama çevirirken. Gözleri, diye
düşündü genç adam. Ne kadar parlak.
''Orada burada. Ne fark
eder?'' genç kız yine belli belirsiz kahkahalarından birini patlattı. Ama
gözlerinde kahkahasından eser yoktu. ''Şu an buradayım ya. Bunu bilmek sana
yetmez mi?''
Yetmez, diye düşündü genç adam. Yetmiyor.
Bakışlarını umursamazca
ileriye çevirdi. Sesi kalbinin hızına karşın olabildiğince sakindi. ''Sadece
düşündüm de, senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Yani hep bir şeyler
anlatıyorsun ama seni tanımıyorum bile.''
Karanlığın içinde genç kız
da tıpkı genç adam gibi bir silüetten ibaretti. Öyle olmasaydı yüzündeki ifade
genç kızı ele verebilirdi. Gerçi genç kızın bunu umursadığı yoktu. Ama sesi
aynı genç adamınki gibi olabildiğince sakin çıktı. ''Öyle mi?''
''Öyle.''
''Düşündüğümden daha az
dikkatsizmişsin Ozan.'' dedi genç kız tebessümle.
Ama genç adamın pes etmeye
niyeti yok gibiydi. ''Sadece arıyorum'' dedi genç kız. Bakışlarının
keskinliği başka bir zamanda -genç adam da dahil- herhangi birine geri adım
attırabilirdi. Ama bu sefer değil, diye düşündü genç adam. Bu kadar ileri gitmişken
değil. Yine de sustu. Geriye savrulmaktansa olduğun yerde kalmak yeğdir,
diye düşündü. Bir sonraki sefere. Tabi, bir sonraki sefer olursa.
Genç adamın yüzündeki ifade
genç kızı korkutmuştu. Belki de ilk kez iplerin elinden kaydığını hissetti genç
kız.
''Eee o zaman içelim'' dedi
genç kız elindeki kutuyu genç adama uzatırken.
''İçelim'' dedi genç adam
eski bir anıya uzanırken gülümseyerek.
''Kakaolu aldım bu sefer
de'' dedi genç kız kocaman gülümseyerek.
''Bayılırım'' dedi genç adam
pipetinden koca bir yudumu içine çekerken. ''Çok güzel.''
''Doğru, çok güzel.''
Küçük Bir Kesit #16 (28.12.18)
Genç
kızın gözleri kocaman, bakışları dalgındı. Ama genç adam bunun farkında
değildi. Dikkatini verdiği tek şey kemanıydı. Genç kızın dikkatini verdiği tek
şeyse uzaktaki bir anıydı.
''Aslı!''
Genç
adamın yüzünün önünde şıklattığı parmakları genç kızı gerçekliğe
döndürdü.
''İyi
misin? Dalmışsın.''
''Evet,
dalmışım'' dedi genç kız yarım bir gülümsemeyle. Sanki üstüne ağırlık çökmüş
gibiydi. Kendini olabildiğince uyuşuk hissediyordu ve bu durumdan olabildiğince
nefret ediyordu. Hızlıca omuz silkti. Aklındakileri silktiği omuzlarından
dışarı atmayı umuyordu. Ama genç adamın dalgınlığını izlemek hoşuna
gidiyordu. Genç adam şimdi özenle kemanını siliyordu. Genç kız da hoşnutlukla
onu izliyordu. Ya gerçekten dalgın biri olmalı, ya da gerçekten iyi bir oyuncu,
diye düşündü genç kız. Ama her ne olursa olsun anı yaşamaya karar verdi.
Burayı seviyordu. Genç adam da burayı seviyordu, genç kız biliyordu. Ama
buradan her defasında kaçıyordu. Buradan değil, geçmişten kaçıyor diye düşündü
genç kız. Hangimiz kaçmıyoruz ki?
''Daha
sık alıştırma yapmalısın. Baksana paslanmışsın'' dedi genç kız muzipçe.
''O
yüzden demin hayranlıkla beni dinliyordun ya?'' Genç adam aldırmaz gibi
görünmeye çalışıyordu ama kızmıştı. Bu durum genç kızı gülümsetti.
''O zaman
neden her defasında beni ekiyorsun?''
''Ekmiyorum.''
''Ekiyorsun.''
''Ekm...''
''Buraya
gelmesen bile en azından evde alıştırma yapmalısın. Komşuları pek takma.''
...
Genç adam
cevap vermek yerine somurtmayı tercih etti.
''Hem o
kadar da kötü çalmıyorsun bence. Seni dinlemekten şikayetçi olacaklarını
sanmam.''
Genç kız
inatla genç adama bakmaya devam ediyordu. Genç adamsa inatla genç kıza
bakmamaya. Pes edeceksin, diye düşündü genç kız. Hep edersin.
Etti de.
Genç adamın bezgin bakışları genç kızın ilgili bakışlarıyla buluştu.
''Bir
şeyler içmek istersen ısıtıcıyı kullanabilirsin'' dedi genç adam. ''Hala
çalışıyor olmalı.''
''Hala
çalışıyor olması şaşırtıcı'' dedi genç kız. Suyu ısıtıcıya koyarken bir yandan
da genç adama kaçamak bakışlar atmaya devam ediyordu.
''Kaç
yıldır çalıyorsun?''
''Ne?''
''Kaç
yıldır keman çalıyorsun?''
Genç adam
şaşırmıştı. Kendisi hakkında konuşmak tercih ettiği bir şey değildi. O daha çok
genç kızı dinlemeyi seviyordu. Bunu her ne kadar belli etmemeye çalışsa da. Ama
yine de cevap verdi. Öylesine bir soruydu işte. Öylesine bir soru.
''Yaklaşık
on beş yıldır.''
Ama genç
kız hiçbir şeyi öylesine sormazdı.
''O zaman
çalmayı ihmal etmemelisin. Özellikle de hayatının yarısından fazlasını
uğraşarak geçirdiğin bir şeye karşı bu kadar ilgisiz olman şaşırtıcı.''
...
Genç adam
susmaya devam edecek gibiydi. Olsun, diye düşündü genç kız. Ben ikimizin yerine
de konuşabilirim.
''Hem
kemanının modelini sevdim.''
Genç adam
istemsizce elindeki eski kemana baktı.
''Eski.
Ama bir hikayesi olmalı. Eski şeylerin daima bir hikayesi vardır.''
...
''Ve o
hikayeleri daima...''
''Merak
edersin'' diye tamamladı genç adam. Bakışları ikinci kez genç kızın
bakışlarıyla buluştu. ''Ama bu kemanın özel bir hikayesi yok. Basit, eski
bir keman işte.''
Yalancı,
diye düşündü genç kız, genç adam kemanı aceleyle çantasına
yerleştirirken.
''Al''
dedi genç kız kahve kupasını genç adama uzatırken ''bari dışarıda oturalım.''
Genç adam
cevap vermek yerine yalnızca söyleneni yapmakla yetindi. Genç kız
hırkasına sıkıca sarıldı.
''Üşüdün
mü?''
''Pek
değil.''
...
''Kış
gelecek, yine.''
''Doğal
olarak'' dedi genç adam.
''Doğal
olarak geleceğini ben de biliyorum'' dedi genç kız. ''Sinir şey.''
Genç adam
üstüne alınmamıştı. Ama zaten genç kızın da aldırdığı yoktu. Sadece konuşmak
istiyordu. Konuşmak, konuşmak, konuşmak. Ama ne konuşacaktı, ne
anlatacaktı?
''Ben
güzel şeylere inanırım'' dedi genç kız aklından geçen sorulara göz yumarak.
''Pembe bulutlara, düşen yapraklara, rüzgarın hırıltısına...''
Burayı
tarif ediyor olmalı, diye düşündü genç adam. Şu anı.
''Kesik
kahkahalara. Hatta... Hatta geçip giden zamana.''
Genç adam
ilgiyle genç kızı dinliyordu. Bir keresinde 'bana hiç kendinden bahsetmiyorsun'
demişti genç kıza. 'Biz arkadaş değil miyiz?' Arkadaş değiller miydi?
İşte
şimdi, tam şu anda, ona dikkatle bakıyordu. Belki onu biraz görebilmek
umuduyla. Bu anlar rüya gibiydi genç adam için. Geçip gittikten sonra belli
belirsiz hatırladığı ama onu olanca etkisiyle saran garip anlar. Garip biri,
diye düşündü genç adam. Çok garip ve çok çok çok güzel biri.
''Bence
bazı şeyler çok fazla abartılıyor. Sence?'' genç kız şimdi kendisi gibiydi. O
anı yine kaçırdım diye düşündü genç adam.
''Bunu
sen mi söylüyorsun?''
Genç
kızın kahkahası solgundu. ''Doğru, bunu benim söylemem biraz garip kaçtı.''
...
''Ben
soyut şeylerin kalıcılığına inanırım. Onun dışında her şeyin geçip gittiğine.
Somut şeyler ölür.''
''Duygular
da ölür'' dedi genç adam. Genç kız afallamıştı ama bunu belli etmedi. Genç adam
o anı kaçırdığını düşünebilirdi ama genç kız yakalanmıştı.
''Doğru.
Yani bir bakıma.''
''Bir
bakıma?''
''Evet
bir bakıma. Sen öldüğünü sanmaya devam edebilirsin. Ama ölmezler. Aslında somut
şeyler de ölmüyor bu hesaba göre. Neyse boşver.''
''Hayır
duymak istiyorum.''
Gerçekten
de genç kızı dinlemek istiyordu. Belki de daha çok kendi için.
''Peki...''
Genç kız heyecanlıydı. Sonunda onunla gerçekten konuşabileceğini biliyordu.
İkisi de farklı zamanlardan konuşuyordu bunu da biliyordu. Belki bir gün şu
anda buluşabiliriz diye düşündü ve bu ümitle anlatmaya devam etti.
''Duygular
ölmez. Yani yaşarken dokunduğun hiçbir şey ölmüyor,'' dedi genç kız bir sır
verircesine. ''Hissettiklerin, hele hele onlar hiç ölmez. Ölümsüzlük bu olmalı!
Bunu biliyor muydun?'' diye sordu.
''Hayır...''
dedi genç adam dalgınlıkla.
''Merak
etme çoğu kişi bilmiyor zaten. Ben bile tam olarak bildiğimden emin değilim.''
...
''Ama ne
var biliyor musun? Kaçmak veya bilmezden gelmek yersizdir. Çünkü...''
''Çünkü?''
''Çünkü
her şey burada ve buradadır'' dedi genç kız beynini ve kalbini gösterirken.
''Sanırım bunlara anı diyorlar.''
...
Genç kız
son bir kez derin bir nefes aldı. ''Bir kuple daha bir şeyler çalmak ister
misiniz beyefendi?'' dedi gülümseyerek.
''Memnuniyetle.''
diye cevap verdi genç adam. İşte bu genç kız için beklenmedikti.
Küçük
Bir Kesit #17 (08.03.18)
''Görüşmeyeli
biraz oldu değil mi?''
''Aslı!..''
''Hadi
ama orada öylece duracak mısın, dondum burada.''
Genç adam
kapının önünde öylece kalakalmıştı. Genç kızı görmeyeli tam iki ay olmuştu.
Koskoca iki ay. Ama şimdi onu karşısında görünce, sanki daha dün görüşmüşler
gibi hissetti. Sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Hatta genç kızın o iki ayda
onu bir kere bile aramadığını unutuverdi. Çünkü koskocaman gülümsüyordu genç
kız, her zamanki gibi.
''Ah
Aslı...'' dedi genç adam genç kıza sarılırken. Sarılışı yumuşacıktı. O kadar
yumuşaktı ki, bu yumuşaklık genç kıza bir anda fazla geldi. Kendini aniden geri
çekmiş bulundu bu yüzden de. Ama imdadına her zamanki gibi gülümsemesi
koştu.
''Bakıyorum
da yine ortalık darmaduman'' dedi genç kız bakışlarını içeride gezdirirken.
''Hadi dışarı çıkalım.''
''Üşüdüm
demiştin,'' dedi genç adam şaşkınca. Genç kızı karşısında görmenin şoku hala
üzerindeydi. Onu o kadar çok beklemişti ki, şimdi tam umudunu kesmişken onu
karşısında görmek belli ki bünyesine fazla gelmişti.
''Üşüdüm
ama acıktım da. Bahse girerim evde yiyecek namına bir şey yoktur. Baksana
ortalığa, yine boşlamışsın her şeyi. Pasaklı, sen de!''
Genç kız
her zamanki gibi genç adama şaka yollu sataşıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış
gibi. Mesafeleri kat etmenin en etkili yolu buydu, bunu genç kız çok iyi
biliyor ve çok da iyi uyguluyordu.
''Hadi
hadi toparlan, toparlan.''
Genç kız
genç adamı kolundan tuttuğu gibi çekiştire çekiştire dışarı sürüklemeye
başladı. Her zamanki yerlerine gidiyorlardı ama. Biliyordu genç adam bunu.
Çünkü her şey her zamanki gibiydi işte.
Güneş
batmaya yüz tutmuştu. Denizin üzerinde koyudan açığa doğru pembemsi turuncumsu
bulutlar belirmişti. Hava serindi ama eskisi kadar soğuk değildi. Genç kızın
''bir süreliğine yurt dışına gidiyorum'' dediği gün daha dün gibi aklındaydı
genç adamın. O zaman hava nasıl da soğuktu, buz gibiydi hatta. Ama hava mı,
yoksa içindeki bir şeyler mi daha soğuktu kendi bile kestirememişti o gün genç
adam. Öylece kalakalmıştı, gitme bile diyememişti hatta. Genç kız öylece
gitmiş, üstüne üstlük hiç arayıp sormamıştı. Yeni yıla girerken de, doğum
gününde de. Hatta o günde bile... Çok ağırına gitmişti genç adamın. Ama hiç
bozuntuya vermemişti. İnsanlar giderdi çünkü, artık bunu iyice kavramıştı genç
adam. Dengesiz işte, diye düşünmüştü genç kız için. Ama şimdi sanki içinde o
gün soğukla birlikte katılaşan bir şeyler genç kızın parıldayan gözleri ve
kocaman gülümsemesine dayanamamış ve öylece çözülüvermişti.
''Bu
renge bayılıyorum'' dedi genç kız. Ama gözlerini sımsıkı yummuştu.
''Gözlerin
kapalı ama'' dedi genç adam kendini tutamadan. Gülümsemesine engel olamamıştı.
Oysa sert olmalıydı.
Genç kız,
genç adama küçümsercesine baktı. ''Resmi burada, merak etme'' dedi elleriyle
şakaklarına dokunarak. Sonra ''Mehmet ağabey, buraya iki köfte ekmek iki de
ayran'' dedi.
''Hemeeenn
geliyor kızım'' dedi yaşlı adam.
Genç
adamın dikkatini çeken bir gariplik vardı. Aslında kendi de bunun adını
koyamıyordu ama genç kız bir garipti. Cıvıl cıvıldı her zamanki gibi ama aynı
zamanda hüzünlü bakıyor, diye düşündü. Genç kızı hep biraz garip bulmuş ama bu
garipliğin adını bir türlü koyamamıştı. Ama işte şimdi her şey daha belirgindi.
Bakışlarıyla gülüşü uyuşmuyor, diye düşündü genç adam.
Genç kız da incelendiğinin farkındaydı. Bu farkındalık ona pek yarar
sağlamıyordu gerçi. Abartıyor muyum acaba, diye düşündü. Ama yapabileceği pek
bir şey de yoktu sonuçta.
''İşte
ekmekler ve işte ayranlar'' dedi yaşlı adam siparişleri hasır masaya
bırakırken.
''Yaşşa
bee Mehmet amca'' dedi genç kız.
''Afiyet
olsun'' dedi yaşlı adam kocaman gülümseyerek.
Bu kızın
özel güçleri olmalı, diye düşündü genç adam. Yanına yaklaşan herkesi
gülümsetiyordu ama sanki kimse ona değemiyordu. Ben bile değemiyorum, diye
düşündü acı acı.
''Eee
söyle bakalım ne var ne yok'' diye sordu genç kız ağzının dolu olmasına
aldırmadan. Genç adamı her hareketiyle gafil avlıyordu. Genç adam böyle biriyle
bir daha tanışabileceğini sanmıyordu.
''Aynı
işte, malum. İş güç...''
''Peki ya
keman, konserler, çalışmalar?'' dedi genç kız bir solukta gözlerini kocaman
açarak.
''Konser
verebilecek konumda değiliz şu an. Ama özel ders vermeye devam ediyorum
çocuklara. Çalışmalar sürüyor bir yandan'' dedi genç adam. Kendini rapor
veriyor gibi hissetti ve tam da o an uyandı. ''Peki ya sen; neredeydin, ne
yaptın bunca zaman? Hiç arayıp sormadın da'' dedi soğuklukla.
Geç bile
kaldı, diye düşündü genç kız. Önüne eğdiği başını hafifçe gülümseyerek
kaldırdı. Bakışlarının keskinliği genç adama fazla geldi. Sanki bana saplanacak
gibiler, diye düşündü genç adam. Cesaretimi kırmayı iyi biliyor.
''Ne
yapayım işte, yardım turuna çıktım. Zaten bir süredir istediğim bir şeydi.
Afrika'ya gittik. Çok farklıydı Ozan çok. Burundi, Nijer, Somoli... Hep gitmek
istiyordum zaten.''
Ben
Avrupa'ya gideceğini düşünmüştüm, hiç söylemedin,'' genç adam şaşkındı.
Genç
kızın yüzünde buruk bir gülümseme vardı. ''Hiç sormadın ki...''
Genç adam
bakışlarını aniden genç kıza çevirdi. Sormadın mı demişti? Sormadın, sormadın!
Hakikaten sormamış mıydı? İç sesi o sıra o kadar çok konuşuyordu ki neyi
dillendirdiğinden emin değildi doğrusu. Mahçupça bakışlarını eğdi. Ama genç kız
da üzerinde durmadı zaten.
''Neyse,
zaten bana da sürpriz oldu. Dağcılıkta tanıştığım bir grupla gittik. Yardım
kapsamında. Ama Ozan, öyle bir şey ki; fakirlik her yerde. Salgın gibi. Hem
birçok şeye ihtiyaçları vardı, hem de her şeyleri var gibiydi. Gülümsemeleri...
Ne garip, bizler uzaya çıkma hazırlıkları yaparken onların orada sefalet içinde
yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları. Çocukların, hatta bebeklerin açlıktan
ölmeleri. Ama buna rağmen aralarındaki bağı ve inançlarını kaybetmemeleri.
Yardıma ihtiyacı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı karar veremiyorum Ozan.
Belki maddi şeyler bir şekilde dolar ama ya yeri dolmayacak şeyler? İşte bunu
kimse kimseye veremez.''
''Ama bu
yaptığın yine de çok güzel bir şey Aslı. Keşke bana da haber verseydin
belki...''
''Ne
yani, sen de mi gelirdin?'' dedi genç kız.
''Gelemezdim
ama...''
''Ama?''
Genç
adamın verecek bir cevabı yoktu. Zaten ne söylerse söylesin, amadan sonra
gelecek cümle ilk kurduğu cümleyi değersiz kılacaktı. O yüzden
sustu. ''Haklısın gelemezdim'' dedikten hemen sonra.
''Aman
ben de. Senin burada işlerin var. Hem birilerine yardım etmek için Afrika'ya
gitmene gerek yok ki, değil mi?'' dedi genç kız gergin ortamı yumuşatmaya
çalışırken.
''Hem
zaten konserler vereceksin yakında. Dinletiler belki. İşte belki o zaman yardım
kapsamında bir şeyler çalarsın. Çalarsın değil mi Ozan?''
Genç kız
konuya nereden gireceğini iyi biliyordu. Genç adamın insanların önünde artık
çalmak istemediğini çok iyi bildiği gibi.
''Bakarız''
demekle yetindi genç adam. Henüz hazır değildi.
Henüz
hazır değil, diye geçirdi içinden genç kız. Bakışları ihtihatlıydı. Sessizce
yemeklerini yediler. Hava da iyiden iyiye kararmıştı.
''Sanki
biraz serin oldu'' dedi genç adam. ''Üşüdün mü, istersen..''
''Yok
hayır. Bu hissi seviyorum. Yani gece havasını duyumsamayı. Serinliği
hissetmeyi. Özgür hissettiriyor. Sana da öyle hissettiriyor mu?''
''Galiba.''
dedi genç adam yeni bir şey fark etmiş gibi. ''Haklısın, özgür hissettiriyor.''
''Dolunayı
hep sevdim'' dedi genç kız. ''Bazen gökyüzüne çok uzun süre baktığımda sanki ay
ve yıldızlar sallanıyor gibi geliyor. Dolunaya baktığımda sanki koca bir pinpon
topu tepemizdeymiş gibi hissediyorum. Komik.'' dedi genç kız hafifçe
gülümseyerek.
İşte
gerçek bir gülümseme, diye düşündü genç adam. Abartıdan uzak. Bu gülümsemeler o
kadar nadir oluyordu ki, ikisi arasındaki farkı ayırt etmek genç adam için zor
oluyordu. Ama işte, bir şekilde hangisi gerçek biliyordu.
''Aslı''
dedi farkında olmaksızın.
''Efendim?''
dedi genç kız. Yüzüne yansıyan ay ışığıyla çok masum göründü genç adama. Çocuk
gibi.
''Seni
çok özledim.''
''Ben
de'' dedi genç kız. ''Ben de seni çok özledim.''
Küçük
Bir Kesit #20 (19.10.19)
Genç kız derin bir nefes
aldı. ''İşte başlıyoruz.''
''Neye?'' diye sordu genç
adam şaşkınlıkla.
''Neye olabilir şaşkın?''
Genç adamın boş bakışları
genç kızı gülümsetti. ''Yaşamaya.''
''E şimdiye kadar
n'apıyorduk, hava çarptı galiba.''
''Şimdi ben çarpacağım
göreceksin' dedi genç kız kocaman gülümseyerek. Genç adam genç kızın gülüşünü
her gördüğünde adeta büyülenirdi. Böyle anlarda genç kızın ağzından dökülen
kelimeler adeta sihirli gibi gelirdi ona. Her ne kadar kimi zaman azarlansa
da.
Genç kızın kafasına esip
gittiği zamanlarda genç adam kendini çok yalnız hissederdi. Ama genç kıza sitem
de işlemezdi ki. Bu dünyada ona işleyebilecek bir şey var mı, diye düşünürdü
genç adam kimi zaman. Bu düşünce onun gururunu zedelerdi. Neden derdi, neden
böyle olmak zorunda...
''Böyle olmak zorunda'' dedi
genç kız düz bir şekilde.
Genç adam afalladı. Bazen
böyle şeyler olurdu. Sanki genç kız, genç adamın düşüncelerini okuyormuş gibi
konuşurdu. Genç adama bu durum çok garip gelirdi. Belki de gerçekten okuyordur
diye düşünürdü. Garip biriydi genç kız. Ama genç adama gurur yaptıran da işte
tam olarak buydu. Ben bu kadar kolay okunabiliyorum demek ki, diye geçirirdi
içinden. Ama ya o? Ben neden onu anlayamıyorum. Neden? Bu kadar kolayca olmasa
bile, en azından biraz...
''Yollarımızı ayırmanın
vakti geldi Ozan'' dedi genç kız.
Genç adam kalakaldı.
'Yollarımızı ayırmak mı' dedi zorbela.
''Evet yollarımızı
ayırmak.''
''Ama... Ama neden? Hem sen
neyden bahsediyorsun?'' diye kekeledi genç adam.
''Birbirimize iyi
gelmiyoruz. Birlikteyken her şey güzel gibi geliyor ama bu... Bu bağımlı bir
şey. İnsanlar bir şeyleri yaparken kendileri için yapmalı en başta. Ama sen...
Ve hatta ben de, bir şey yaparken ilk düşündüğümüz onu birbirimize göstermek
bir şekilde. Bu ilk etapta güzel geliyor doğru ama ya sonrası... Kendin için
yaşamıyorsun Ozan. Ben bunu istemiyorum. Ben benim için yaşayacak birini değil,
benimle yaşayacak birini istiyorum. O yüzden... O yüzden şimdilik
bitmeli.''
''Şimdilik mi?'' dedi genç
adam fısıltıyla.
Genç kız sessiz kalmayı
yeğledi.
''İstediğin zaman gelip
istediğin zaman gidebileceğini mi sanıyorsun!'' dedi genç adam hiddetle. Sanki
etraf bulanıklaşmıştı. Şimdi odağında yalnızca genç kız vardı.
Genç kız kararlıydı.
''Şimdilik Ozan, şimdilik. Belki bir gün yeniden buluşuruz. İşte o gün seni
dinlemek istiyorum. Müziğini dinlemek. Artık çabalamaktan yoruldum. Seni
çabalatmaya uğraşmaktan da. Anlıyor musun?''
''Anlamıyorum'' dedi genç
adam. Ama genç kızı çok iyi anlıyordu. İstemediği kadar iyi hem de.
Genç kız genç adamın yanağına hafifçe bir buse kondurdu. Varlığı gibi hafifti.
Hisleri gibi hafif, diye düşündü genç adam. Yanılıyordu. Ama genç kız bunun da
farkındaydı. Tam da bu yüzden gidiyordu. Yanılgılar artık onu bunaltıyordu.
İkilinin
yolları ayrıldı. Belki bir gün yine birleşir. İşte o güne kadar ilham perimi
takip edeceğim. Umarım izini sürebilirim. Sevgiyle okuyucum. Bu kısa kesitlerde
bir anlam aramana lüzum yok. Gece yarısı televizyonda öylece bir kanala
rastgelmişsin gibi düşün. O zaman anlam kazanacaktır işte. Çünkü her şey kendi
içinde anlamlıdır bir yerde.
Ve
bir de bu ikiliye bir veda bile etmemişim. Bunu hak ettiklerini düşündüm.
Vedalar gereklidir, özellikle de başlangıçlar için. Belki onlarla yeniden bir
araya geliriz, gelirim. Belli mi olur :)
Şimdilik
hoşça kal, sevgiyle :)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder