Küçük Bir Kesit.

(Kim Bağışlayacak Beni, Birhan Keskin)

Giriş Notu: Geçen gün bahsettiğim ''yarım hikayelerim'' bunlar değildi. Zaten bu da tek bir hikaye ama blogda uzun soluklu serileri takip etmek imkansıza yakın olduğu için her bölümü bağımsız yazmıştım. Bazen dolmuşta yazdığım bile oluyordu. Hatta genelde rahatsız yerlerde bir şeyleri beklerken kısacık yazıverirdim. Yazarken pek çok şeyden etkilenmişim. Yaz dizileri, Yüreğinin Sesi (Whisper of the Heart) filmi ve çocukluğumdan ergenliğime ve hatta ilk gençliğime uzanan Alexander Rybak fanlığım en baskın olanları. :)) Blogda dursun istedim, yarın öbür gün belki okumak isterim. Size de iyi okumalar.

Not 2: Hikayenin ismini seçerken de Gerçek Kesit'ten mi esinlendim naptım ahjahahhahAHFGJHK. Ay tamam. Çok kötü yazılmış bir seri. Çok çok kötü. Ama bu bölümleri okurken onları ilk paylaştığım zamanlardaki heyecanımı hatırladım. Hatta bazen bloğu olmayan anonim kişilerden bile yorum alırdım da aşırı sevinirdim. Bu seriyi üç kere aynı karakterlerle yazdım ama keşke 18. bölüm final olsaydı. Bazen böyle düşünüyorum. Vaktiyle 18. bölüm için birinden yorum almıştım. Bana, ''bu his en çok bu kadar güzel anlatılabilirdi,'' demişti. O kişi acaba o hissi kalbinden serbest bırakabildi mi merak ettim. Beni anladığı için minnettarım. Çünkü artık bana bile bazı şeyler yabancı geliyor. Her neyse, bu serinin devamını da paylaşacağım. Yine çok kötü ama olsun. 

Not 3: İkisi de bendim biliyor musun? Yazarken anlamamıştım. Oysa öyleydi. Başlangıçta Ozan'ın hiç konuşmama nedeni de buydu. Aslı benim ruhumdu sanırım. Ondan, bu karakterden çok şey öğrendim. Kendi Ozan'ımı bulmayı da çok isterdim tabi (hazır şubat ayındayız az biraz efkarlanalım :P) ama olmadı. Çünkü onu hiç göremedim. Aynı zamanda da gördüm. İkisi aynı anda olmasaydı belki böyle olmazdı. Bu buruk bir his değil. Çocuksu bir his. Tıpkı Aslı'nın nerede ne diyeceğini bilemeyişimiz gibi. Öyle bir his işte. Ne zaman konuşacağını bilmediğim bir his. Bu seriyi hale yola sokup yazabilirdim. Çok daha güzel bir dille. Ama bunu istemediğimi fark ettim. Çünkü artık ben iki karakteri de içimden çıkardım. Eğer ki herhangi bir kurgusal evrende birlikte yaşıyorlarsa (bir çeşit paralel evren ?? :) onlara sevgilerimi ve öpücüklerimi gönderiyorum. 

İyi okumalar.



Küçük Bir Kesit #1 (11.01.18)

Genç adam atölyeye girdiklerinden beri tek bir tepki bile vermemişti. Bu durum, genç kızın sabır sınırının çok üstündeydi. Ancak, yılmaya hiç niyeti yoktu!

''Bazı kelimeler çok güzel. Misal, senin kelimelerin.''  Genç kız sonunda başarmış, genç adamın ilgisini üzerine çekmeyi başarmıştı. Ama böyle bir ilgiyi ummuyordu. Genç adamın gözleri onu delip geçiyordu.

''Ne? Bakma bana öyle. Kemanından bahsediyorum. Duyduğum tüm kelimelerden çok daha güzel sesi. Aynı, aynı şiir gibi.''

Genç adamın yüzünde muzip bir ifade belirmişti şimdi. Ancak bu ifade o kadar kısa sürede gelip geçmişti ki, genç kız bir an o anın gerçekliğinden şüphe etti. Yalnızca çok dikkatli bakan gözler o ifadeyi yakalayabilirdi. Tıpkı genç kızın gözleri gibi.

''Sonunda! Bir an tek yüz ifadenin çatık kaşlar ve çizgi halinde bir dudak olduğunu düşünmüştüm.''

Sanki mümkünmüş gibi genç adamın kaşları daha da çatılmıştı şimdi. 

''Tamam tamam, kızma hemen. Ben Aslı.'' Hiç umudu olmasa da genç kız elini uzatmıştı ama genç adamın dikkati onun üzerinde değildi.

''Elimi havada bırakmayacaksın değil mi?'' Genç adam yavaş yavaş çantasını karıştırmaya devam ediyordu.

''Peki öyle olsun.'' Genç kız eşyalarını toparlamaya hazırlanırken, genç adam defter sayfasına yazdığı yazıyı genç kızın önüne bıraktı.

Bir fısıltı gibi döküldü genç adamın ismi genç kızın dudaklarından. ''Ozan.''

Genç kızın yüzünü bir anda kocaman bir gülümseme kapladı.

''Tanıştığımıza memnun oldum Ozan.'' Genç adam bu defa genç kızın uzattığı eli sıktı. Hem de yüzünde beliren bir gülümsemeyle.

 

Küçük Bir Kesit #2 (17.01.18)

''Tamam öyle olsun. Yani ıslanmama gönlün razı olacak öyle mi?''

...

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Bir saçağın altında dikilen genç kız ve genç adamı uzaktan gören biri onları birlikte sanabilirdi. Oysa aralarında kimsenin bilmediği bir inat vardı. Hatta kendilerinin bile farkına varmadığı, garip bir inat.

Genç kız dışarıya adımını attığında ıslanmadığını fark etti. Aslında içten içe genç adamın onu bırakmayacağını biliyordu.

''Hah! Beni bu yağmurda bir başıma ıslanmaya terk etmeyeceğini biliyordum.''

Genç adam yalnızca bıkkınlıkla başını iki yana salladı.

''Şey, teşekkür ederim'' genç kız mahcuptu. Mahcup olduğu için daha da mahcup oldu. Sonra da mahcup olmasına sinir oldu.

''Açıkçası sana herhangi bir konuda teşekkür etmem gerekeceği aklıma gelmezdi.''

Genç adam bir anda durdu ve bakışları genç kızı buldu. 

''Tamam tamam sadece, sadece teşekkür etmek istemiştim.'' Genç kız dudağını utangaçça ısırdı. ''Teşekkür ederim beyefendi.''

Genç adam gülümsedi. Bu, genç kızın pek sık gördüğü bir şey değildi. Genç kız da gülümsedi.

''İstikamet atölye mi?''

...

''Şey... Ben de gelebilir miyim?'' Genç adam, genç kızı başıyla yavaşça onayladı.

''Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim!''

Genç adamın dudaklarından belli belirsiz bir gülümsemenin hayaleti geçti. Şu deli kız onu güldürüyordu. Sanki gülümsemesi bulaşıcıydı. Başlarda ona sinir olmuştu yakasından düşmediği için. Durmadan konuşması başını ağrıtıyordu. Ama şimdi... Şimdi hep onunla olmak istiyordu. Hep konuşsun, hiç susmasın istiyordu.

.

.

.

Genç adam kemanını akort ederken genç kız da atölyeyi dolaşıyordu. Küçücük odada kurcalayacak pek çok şey bulmuştu. Başlarda olsa genç adam hemen başında biterdi genç kızın. Ama şimdi sadece onu izliyordu. Sessizce.

Genç kızın sesi odayı dolduruyordu. Sanki hiç yorulmuyordu. Aynı küçük bir kız çocuğu gibi diye düşündü genç adam. Kemanını çalmaya başladı. Keman çalarken sanki o da genç kız gibi oluyordu. Hiç yorulmuyordu. Dünyayı görmüyordu.

Kemanını masanın üzerine bıraktığında bir alkış sesi duydu. Genç kızın gözleri dolu doluydu. Genç adam, genç kıza başıyla işaret ederek iki kupaya kahve doldurdu. Birini genç kıza uzattı. Genç kızın gözleri parlıyordu. Siyah inci taneleri gibi diye düşündü genç adam. Defterini çıkardı ve yazmaya başladı. 

''Bana şiir okur musun?'' 

''Şiir mi?'' dedi genç kız.

''Şiir ya.'' 

Genç kız işaret dilini bilmiyordu. Genç adamın genç kızla konuşması için yazması gerekiyordu. İşin ilginci, genellikle konuşmadan anlaşabiliyorlardı. Sanki genç kız onun yerine de konuşuyordu. Kelimeleri asla tükenmiyordu. Genç kız bir şiir okudu.

Şimdi de genç adamın gözleri ışıl ışıldı. Tıpkı genç kızınki gibi. Genç kız bunun farkında bile değildi. Tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi, diye düşündü genç adam tekrar. Umursamaz, dalgın... parlak.

''Peki, öyle olsun beyefendi. Bir teşekkürü bile çok görün!..''

 

Küçük Bir Kesit #3 (23.01.18)

''Hayır, hayır, hayır, hayır. İstemiyorum artık. Anlıyor musun? İS-TE-Mİ-YOR-UM!''

Genç kız gözlerini sımsıkı kapatarak içindekileri adeta haykırıyordu. 

''Artık hiçbir şey görmek de, duymak da istemiyorum. Seni de istemiyorum. Konuşmak da istemiyorum. Anlıyor musun? Kelimelerim tükendi artık. Tükendi, tükendim anlıyor musun!''

Genç adam kollarını genç kıza açmasaydı, genç kızın başı sert bir şekilde yere çarpacaktı muhtemelen. 

''Bırak beni.''

...

Genç adam onu bırakmak yerine ona daha da sıkı sarılmıştı şimdi.

''BIRAK BENİ!''

...

''Neden böyle yapıyorsun? Neden beni bırakmıyorsun?''

Genç kızın cılız yumrukları genç adamın göğsüne ritmik bir şekilde iniyordu. Ama genç adamın canını yakan şey bu değildi. Asıl, genç kızın gözyaşları içini acıtıyordu. Belki genç kızı kızdıracaktı ama bir anda genç kızın gözyaşlarını silerken buldu kendini. Elinden gelse ona en güzel sözcükleri söylerdi. Ne isterse söylerdi ona. Ama elinden gelen tek şey buydu işte. Söylemek istediklerini genç kızın anlamasını umdu.

Genç kız, genç adamı anladı da. Ama numara yapmak konusunda üstüne yoktu. Bunca zaman genç adam nasıl da kanmıştı ona. Onun tüm o kayıtsızlıklarına, tüm neşesine. Ama şimdi, şimdi işte buradaydı. Artık resmen tanışıyorlardı. Kendini tanıtmak genç kızın huyu değildi. O hep, hep saklanırdı gülücüklerinin arkasına. Ama artık gülücükleri onu saklamak için birkaç boy küçük geliyordu. O da diretmiyordu. Son zamanlarda sadece kaçıyordu, kaçıyordu ve kaçıyordu. Ama işte, genç adam onu yakalamıştı. Hem de çok fena yakalanmıştı.

Genç kız artık bağırmayı da, genç adamı yumruklamayı da bırakmıştı. Etrafta yalnızca üç şey vardı şimdi. Genç adam, kendisi ve sessizlik.

Genç adamın sessizliğini seviyordu. Kulağını genç adamın göğsüne dayadı. Şimdi onlar sessizce konuşuyorlardı işte. Zamanı durduramaz mıydı? Genç kız onu bırakmayı hiç istemiyordu. Hiç, hiç, hiç! Hiç...


Küçük Bir Kesit #4 (27.01.18)

''Beni görmezden gelemeye devam mı edeceksin?''

...

''Peki öyle olsun bakalım?''

...

...

Genç adam, genç kızı saatlerdir görmezden geliyordu. Sabah gözünü genç kızın üstüne basa basa neredeyse bozacağı zilinin sesiyle açmıştı. Ne yaparsa yapsın genç kız peşini bırakmamıştı. Sanırım geçtiğimiz günlerde ona fazla yüz vermişti. Genç adam, genç kızı bir türlü anlayamıyordu. Hem onu bu denli görmezden gelen birinin peşinde niçin dolanırdı ki insan? 
Şimdiyse genç kızı galiba küstürmüştü. Ama yine de yanı başından ayrılmıyordu hala. Ellerini birbirine kavuşturmuş, suratını asmış öylece oturuyordu yanında. Bakışlarıysa tek bir noktaya kilitlenmişti. Sonunda genç adam da bu durumdan sıkılmıştı.

Genç adam, genç kızın omzunu hafifçe dürterek elindeki kağıdı ona gösterdi. Genç kız istifini hiç bozmadan bakışlarını kağıt parçasına çevirdi.

''Ne mi istiyorum? Ne mi istiyorum!''

...

Genç adamın yüzündeki düz ifade genç kızı daha da sinirlendirmişti.

''Yüzündeki şu sinir bozucu ifadeyi silmeni belki? Olamaz mı? Bence işe küçük adımlarla başlamakta fayda var.'' 

Genç adam şaşkın bir şekilde kaşlarını kaldırmıştı. Genç kız dayanamadı, elleriyle genç adamın dudak kenarlarını yukarı kıvırdı. 

''Hımmm, işte böylesi daha güzel oldu.''

Genç adam kaşlarını çatmakla gülmek arasında bocalıyordu. Ama genç kızın kahkahaları daha baskın çıktı. O da gülmeye başladı. Şimdi ikisi de birbirlerine dönük oturuyorlardı.

''Hadi bir oyun oynayalım.''

...

''Ne var sanki? Bana niye öyle bakıyorsun ki? Sen hiç oyun oynamadın mı hayatında? Hem parktayız baksana. Güneş tepemizde, kuşlar cıvıldıyor. Çocuklar, hatta kedilerle köpekler bile oyun oynuyor. Senin dışında herkes neşeli.''

...

''Tamam tamam artık sen de neşelisin. Oldu mu? Ama benim sayemde kabul et.''

Genç adam, genç kızın rahatlığına hala alışamasa da gülümseyerek başını iki yana salladı. Sonra da genç kıza soran gözlerle baktı.

''Ne oynayacağımızı ben de bilmiyorum. Sanırım salıncakta sallanmak için etraf fazla kalabalık. İnsanlar kazık kadar olduğumuz için salıncakta sallanırken garipseyebilir. Hem zaten insanlar her şeyi bozar. O yüzden başka bir şey yapalım.''

...

''Hımm, mesela hayal kuralım. Hayal kurmak için ideal bir gün bence. Sen hiç hayal kurar mısın?''

...

''Yapma, yoksa hayal kurmayı da mı bilmiyorsun?''

Genç adamın yüzündeki yumuşak ifade yine sertleşmeye başlamıştı.

''Peki, biliyorsan o zaman kanıtla.''

Genç adam ellerini iki yana açarak meydan okuyan gözlerle genç kıza baktı. Genç kız amacına ulaşmış, genç adamın ilgi odağına yerleşmeyi sonunda başarmıştı. O yüzden de halinden oldukça hoşnut ve zaferinden gururluydu.

''Hayal kurmak çok ciddi bir iştir beyefendi. Kazık kadar olduğunuzda salıncağa binmeniz zorlaşabilir bu doğru. Çünkü insanlar gördükleri mutlulukları bir mumu söndürür gibi söndürüverirler laflarıyla. En olmadı bakışlarıyla. Ama hayal kurmak öyle mi? Onu sadece sen görürsün. Sadece sen bilirsin. Başkası göremediği için senin dışında kimse hayallerini yok edemez.''

...

Bu sefer genç adam gerçekten şaşkındı. Genç kız ilgisini çekmeyi başarmıştı. Ancak genç adam, genç kızı bir türlü çözemiyordu. Genç kız da durumun farkındaydı ve bunun tadını çıkarıyordu. En sonunda kocaman bir kahkaha attı. Bu kahkahası yoldan geçenlerin bakışlarını üstüne çekmesine yol açtı. Genç adam yerinde hafifçe büzülse de, genç kız oralı bile olmadı. Hatta genç adamın bu hallerine daha da çok gülmeye başladı.

''Ne var, ne oldu? Nereye gitti o dediğim dedik tavırlar?'' 

Genç adam, genç kıza kızmak istiyordu ama genç kızın gülüşü buna engel oluyordu. Ona kızamıyordu. Sonunda o da gülmeye başladı.

''Ha şöyle. Eğer birileri seni garipseyecekse yanındaki kişiyle beraber güldüğün, eğlendiğin için garipsesin. Hem kime ne zararımız var? Bak gittiler bile. Hem biz hayal kuracaktık. Bak şimdi anlatıyorum. Hayal kurmak aslında çok incelikli bir iştir.''

...

''Bakma bana öyle. Doğru söylüyorum. Her şeyi adım adım uygulamak gerekir. Önce, derin bir nefes alıyoruz.''

Genç kız derin bir nefes alıp aldığı nefesi aniden bıraktı. 

''Hadisene ne bekliyorsun ama? Ciğerlerimin patlamasını, sonra da ölmemi mi? Benden kurtulmak için daha çok çabalamalısın.'' 

Genç kız, genç adama göz kırparak yeniden derin bir nefes aldı. Genç adam olanlara bir anlam veremese de önündeki en iyi seçeneğin genç kızın garipliklerine uymak olduğunu düşünerek o da derin bir nefes aldı.

''Şimdi, başını gökyüzüne kaldır ve gözlerini kapat. Çabuk ol ama.''

...

''Şimdi dilediğin her şeyi hayal edebilirsin.''

...

''Nasıl ama?''

Genç adam gözlerini açarak defterini eline aldı. Genç kıza hayal kurmanın daha mantıklı yolları olduğunu da yazacaktı ki öylece kaldı. Genç kızı ilk kez böyle durgun görüyordu. Yüzündeki gülümseme alaycılıktan ziyade huzurla doluydu. 

''Nasıl? Çok güzel değil mi? Rüzgar da tam kıvamında...''

Genç kız konuşmaya devam ediyordu ama genç adam onu dinlemiyordu. Bu anı her detayıyla zihnine çizmek için çabaladı. Başka hiçbir şey yapmadan sadece onu seyre koyuldu.

Genç kız bir anda gözlerini açarak genç adama döndü. 

''Nasıldı? Çok güzel değil mi?''

Genç adam bir an için ne yapacağını bilemese de hiç bozuntuya vermeden genç kıza gülümsedi ve elindeki kağıda iki kelime yazdı.

Çok güzel.


Küçük Bir Kesit #5 (03.02.18)

Genç kız masanın üstündeki kitap yığınlarını hararetle toplamaya çalışırken, genç adam hayretle odayı inceliyordu. Aslında incelemesine gerek bile yoktu. Odaya adımını atar atmaz yığılı kitaplar ve buruşturulmuş kağıtlar dikkat çekiyordu. Genç adam, genç kızın genel olarak dağınık bir insan olduğunu biliyordu. Bu dağınıklık davranışlarında da vardı var olmasına ama odadaki hava çok farklıydı. Sanki işin büyüsü dağınıklıktaydı. Ona kalırsa bu oda düzenli olamazdı da. Aksi halde genç kızın odası gibi olmazdı çünkü.

Genç kız odayı toplamaya uğraşırken dağınıklığı bir köşeden başka bir köşeye taşıyordu adeta. 
''Sen otur rahatına bak, ben birazdan geliyorum'' diyerek odadan dışarı koşuşturdu genç kız. Ardından da bir dizi gürültü patırtı koptu. Genç adam, başını iki yana sallayarak ayağa kalktı. Genç kız her ne yapıyorsa işi uzun süreceğe benziyordu. Odayı incelemeye başladı. Oda tam olarak genç kızı yansıtıyordu. Her köşede ondan bir parça vardı sanki. Kitaplığa sığmayan kitaplar odanın boş kalmış her köşesine istiflenmiş yamuk bir şekil almıştı. Tek bir kitap yerinden oynatılsa bile hepsi dağılacakmış gibi gözüküyordu. Koltuğun altı buruşturulmuş kağıtlar ve müsveddelerle doluydu. Odanın havası mürekkep kokusundan ağırlaşmıştı. Tavan, boydan boya ipe dizilmiş fotoğraflarla kaplıydı. Ama her çeşit fotoğraf. Yıldızlar, bulutlar, ağaçlar, kediler, köpekler -hatta bir tırtıl- küçük bir çocuk... Akla gelebilecek pek çok şeyin fotoğrafı. İşte bu genç adam için şaşırtıcıydı. Genç kız adına yeni bir şey keşfetmişti. Genç kız her ne kadar açık biri gibi gözükse de, aslında kilitli bir kutu gibiydi. Genç adam içten içe o kutuyu açmak istiyordu. Belki de her ne kadar inkar etse de, onu her defasında genç kıza iten de bu istek ve birazcık da merakıydı.

Genç adam, genç kızın şiir yazdığını biliyordu. Duvarlarda bile kağıt parçaları asılıydı zaten. Bu oda gerçekten de garip ve ilgi çekiciydi genç adam için. Genç kız ona kendi yazdıklarını asla okumuyordu. Yanından ayırmadığı defterine her boş anında bir şeyler yazardı oysa. Ama genç adama asla okumazdı. Aslında başlarda bu durum genç adamın işine gelmişti. Genç kızla arasında bir bağ kurulsun istemiyordu. Ama her nasılsa şimdi kendini genç kızın evinde, üstelik odasında bulmuştu işte. 

Genç adam yerdeki kağıtların üzerine basmamak için onları toplamaya girişmişken genç kız içeri koşarak ve yine büyük bir hengameyle girdi. Elindeki bardağı fırlatırcasına masaya bırakıp genç adamın elindeki kağıtları hışımla aldı.

''Odamı mı karıştırıyorsun sen?''

Şu kıza iyilik de yaramıyordu. Genç adam kaşlarını öyle bir çattı ki, iki kaşının ortasında beliren derin çizgi genç kızı geri püskürtmeyi başardı. Genç adam yastıkların arasına gömülmüş keman çantasını ararken genç kız onun kollarından tuttu.

''Şey, özür dilerim. Evde başka bir insanın varlığını garipsedim sanırım.'' 

Kocaman gözleri kedi yavrularını andırıyordu. Az önce tırmaladığı kişiye masumlukla bakıyordu şimdi. Genç adam genç kızın ellerini itip, çekip gidebilirdi. Ama yapmadı. Onun yerine genç kızın getirdiği bardaktan bir yudum içti.

''Ihlamur.''

...

''Soğuk algınlığına iyi gelir.''

Genç adam gülümseyerek başını iki yana salladı.

''Bir şey değil.''

İşte genç kızla böyle rahatça konuşabiliyorlardı. 

Genç kız elindeki kağıtlarla hala ayakta öylece dikiliyordu. Bedeni burada olsa da aklı başka bir yerdeydi besbelli. Genç adam bu garip duruma son vermek için genzini temizledi. Genç kızın sessizliğine alışkın değildi. Özellikle de genç kızın evinde alışkanlıklarının dışına çıkmaya hiç hazır değildi. 

Genç kız bir anda kendine gelip elindekileri zaten tıka basa dolu olan çekmeceye tıkmaya çalıştı. Bir yandan da sıkışan çekmeceyle uğraşıyordu. Elindeki kağıtlar yerlere saçıldı yine. Genç kız oflayarak kağıtları toplarken genç adam da yere çömeldi. 

''Bırak! Elleme sen, ben toplarım.''

Genç kız bir yandan kağıtları toplayıp bir yandan dağılan saçlarını zapt etmeye çalışıyordu. Bütün bunların yanında genç adama laf yetiştirmekten de geri kalmıyordu. Genç adam, genç kızı her zaman için tuhaf bulmuştu. Ama bugün, üstünde normal haline bile nazaran başka bir tuhaflık vardı. Sanki tedirgindi. Genç adam bunun nedenini hala anlayamamıştı. Onu evine davet eden, hatta zorla getiren de kendisiydi sonuçta.

Genç adamın gözüne bir gazete kupürü ilişti. Ancak ne olduğunu anlayamadan genç kız onu da hızla kağıt yığınının arasına koydu ve bu sefer hepsini birden dağıtmadan çekmecenin içine koymayı başardı.

''Hooh! Bitti işte'' dedi gülümseyerek. Ama genç kız rol yapmayı beceremiyordu. Genç adam o kağıtların arasında görmemesi gereken bir şeyler olduğu hissine kapılmıştı. Yine de pek fazla üstünde durmadı. İlk defa geldiği bir evde, üstelik henüz yeni yeni tanıdığı bir kızın evinde görmemesi gereken ne olabilirdi ki?

O da konuyu değiştirme yoluna gitti. Madem böyle ilginç bir yere, üstelik şu garip kızın evine gelmişti, onu yakından tanıyabilirdi. Hem böylece belki gerçekten arkadaş bile olabilirlerdi. 
Çayından bir yudum alıp tavandaki fotoğrafları genç kıza gösterdi. Ama genç kız anlamışa benzemiyordu. Genç adam şansını bir daha denedi. Besbelli genç kız yine başka alemlerdeydi.

''Haaa, fotoğraflar mı?''

...

''Fotoğraf çekmeyi çok severim. Önceden, bir fotoğraf makinem yokken şiir yazmaya başlamıştım zaten. O zaman gözlerimle çektiğim fotoğrafları dizeler halinde basardım. Sonra bir fotoğraf makinem oldu olmasına ama şiir yazmayı da bırakamadım işte.'' 

Genç adam şaşırmıştı. Yüzünde belli bir tebessüm oluştu. 

''Güzel şeyleri biriktirmeyi seviyorum.''

...

''Keşke güzel olan her şeyi biriktirebilsem. Keşke hepsinin fotoğrafını çekebilsem...''

...

''Biliyor musun, senin de fotoğrafını çektim.''

Genç adam az kalsın boğuluyordu. Şu manyak kız sapık çıkmıştı, al sana!

Genç kız kahkahalarla gülmeye başladı. 

''Aklımdan yani. O kadar da deli değilim.''

İşte, genç adam bundan kuşkuluydu. Ama en azından içi rahatlamıştı. En azından genç kız sapık veya seri katil değildi. Belki hala biraz manyaktı. Ama bu da bir şeydir...

Genç adam, genç kızın yüzüne merakla bakmaya devam ediyordu. Genç kız da anlatmayı sürdürdü.

''İlk tanıştığımız gün. Aslında daha da öncesinde. Seni ilk kez bir radyoda dinlemiştim. Şarkı söylüyordun.''

Genç adamın yüzündeki tebessüm anında silindi. Yüzü sanki taşlaşmıştı. Ama hissettiği kızgınlık değildi. Genç kıza öfkeli veya kırgın değildi. Sadece özlemdi hissettiği. Katıksız bir özlem hissi.
Genç kız mahçupça dudaklarını ısırdı. Her pot kırışında böyle yapıyordu. 

''Ben, ben özür dilerim Ozan. Cidden çok özür dilerim. Ama... Neyse, boşver. Patavazlığım tuttu yine işte.''

Başını iki yana salladı. Sanki az önceki sevimsiz anı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Genç adam genç kızın kollarından tutup onu sabit tutmaya çalıştı. Sonunda elleri genç kızın ellerini buldu. Devam et dercesine başını salladı. Genç kızın da içten içe istediği buydu. Bundan cesaret buldu.
''Hala şarkı söyleyebilirsin bence? Sence?''

İşte genç adam şimdi devam etmek istemiyordu. Geçmişi hakkında konuşulabilirdi -her ne kadar bundan hoşlanmasa da- ama geleceği hakkında asla. O artık sadece yaşadığı anı yaşıyordu. Ya da en azından yaşadığını sanıyordu.

Genç kız, genç adamı daha fazla zorlamak da istemiyordu. Zaten haddini fazlasıyla aştığını hissediyordu. Ama genç adam ona kızmamıştı. Bu da onlar için bir ilerleme sayılmaz mıydı? En sonunda sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi genç adama kocaman gülümsedi.

''Biraz maceraya ne dersin?''

Ama yine de asla akıllanmayacaktı.


Küçük Bir Kesit #6 (09.02.18)


''Hava da serinmiş.''

...

Genç adam iç çekerek ceketini çıkarıp genç kızın omuzlarına bıraktı.

''Ama şimdi sen üşüyeceksin.''

...

Genç adam, elini boşver dercesine sallamakla yetindi. Ama üşümeye başladığı doğruydu.
 Genç kız bir anda gülmeye başladı. Genç kızın bu beklenmedik çıkışları genç adamı hala korkutuyordu. 

''Tam da film klişeleri gibi oldu.''

...

Genç kız gülmeye devam etse de genç adam bu durumdan hiçbir şey anlamamıştı. Ve kesinlikle halinden memnun değildi.

Genç kızın işaret dilini bilmemesi onun için yorucuydu. Çünkü genç kız bazen onu anlasa bile işine gelmediği için anlamamış gibi yapıyordu. Hava da iyice kararmıştı ama genç kızın bahsettiği macerayı hala yaşayamamışlardı. Genç adam bu 'maceraların' kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde yürümekten ibaret olmasını umdu.

'' İşte geldik!''

Ama geldikleri yer ağaçlarla çevrili düzlük bir alandan ibaretti. Genç adam yüzünü buruşturdu.

''Of Ozan. Şu an tam bir muşmula suratsın.''

Şu deli kız ona muşmula mı demişti? İşte bu kadardı. Ama genç adam dönüş yolunu da bilmiyordu ki kızı şuracıkta bırakıp gitsin. O da bu saçmalıklarının sonunda korkup bedelini ödesin! Genç kız, onları buraya dolaştıra dolaştıra getirmişti. Keşke ardında izler bıraksaydı. Neme lazım, bu kızdan her şey beklenirdi.

Genç kız, genç adamın şekilden şekile giren yüzünü izlerken oldukça eğleniyordu. Genç kızın kahkahaları genç adamın sinirini bozmuştu. O yüzden genç kız da toparlanmaya çalıştı.
''Burada ne aradığımızı merak ediyorsun değil mi?''

...

Genç adam bıkkınlıkla başını salladı.

''Uzan!''

...

Genç adam öylece kalakalmıştı.

''Uzansana.''

...

''Merak etme namusun güvende.''

Genç kız gülse de, genç adam gülmüyordu. Ama yine de genç kızın dediğini yapıp uzandı. Zaten o an için başka çıkar yol da göremiyordu. Beraberinde genç kız da yanına uzandı.

''Üstün batmaz merak etme.''

...

Genç adamın o an için en son düşüneceği şey buydu. Tabii... Üstünün batacağı da bir anlığına aklından geçmişti. Yoksa şu deli kız büyücü falan mıydı? Şimdi de onu sadist eylemlerine kurban edecekti işte! Genç adam olabilecek bütün ihtimalleri kafasında kurgularken hiç beklemediği bir şey oldu. Genç kız elini kaldırıp yıldızlardan bir şekil çizdi.

''İşte macera. Şimdi yıldızlarda dans edeceğiz.''

...

Genç kız başını genç adama çevirdi. 

''Hani daha öncesinde sana hayal kurmakla ilgili bir ders vermiştim. İşte şimdi 2. kısmındayız. Gözlerini kapat. Bak işte böyle.''

Genç kız başını göğe döndürüp gözlerini kapattı.

''Şimdi de yıldızların üstünden dünyaya baktığını düşün.''

...

''Tabi, dans ettiğimizi de düşünebilirsin.''

...

''Yeryüzünde dans edebileceğimizi pek sanmıyorum. Bari gökyüzünde şansımızı deneyelim.''
Genç adam genç kıza tepki vermedi. Ama dediğini yapmakta tereddüt de etmedi.

.

.

.

Aradan kaç dakika geçtiğini ikisi de bilmiyordu. Gözlerini ilk açan genç kız oldu. İlk başta genç adamı uyuyor sandı. Genç adamın dudaklarında huzurlu bir gülümseme vardı.
Genç kız, genç adamı ilgiyle izledi. İlgi ve yüzünde bir tebessümle. Karanlıktan dolayı yüzünü belli belirsiz görse de, bu da ona yetiyordu. Huysuz olmadığı zamanlarda ne de iyi anlaşıyorlardı oysa. Ama genç adam da bir oyuncuydu. Kötü bir oyuncu.

Genç kızın gözlerinden ılık gözyaşları akıyordu. Ama onları silmedi. Genç adamın gözlerini bir süre daha açmayacağını biliyordu. O da başını göğe kaldırdı. Gözlerini kapatmadan.

''Yoldaş!''

... 

Aniden gelen ses genç adamı ürküttü. Bir an nerede olduğu şaşırsa da karşısında üzerine eğilmiş kişinin kocaman gülümsemesi onu kendine getirdi.

''Valla bir an uyuyakaldın sandım yoldaş. İtiraf et sen de sevdin şu hayal kurma işini.''

...

''Senin için bile umut varmış desene.''

Genç adam kaşlarını çatsa da genç kız haklıydı. Hayal kurma işi artık genç adamı korkutmuyordu.

''Hemen kızma ama. Eğlendin değil mi?''

...

''Gülümsedin işte. Buna içilir bak.''

Genç adamın yüzü yeniden renkten renge girip kırmızı da karar kıldı. Şimdi de sarhoş mu olacaklardı yani! Şaka gibiydi şu kız. Eşek şakası gibi...

Genç kız kahkahalarla gülüyordu yine.

''Neyli süt istersin. Çilekli, çikolatalı?''

Süt müydü yani? Süt. Bu sefer genç adam da gülmeye başladı. Hem de gerçekten, kahkahalarla gülmeye başladı. İşte şimdi genç adam ve genç kız yıldızları yeryüzüne indirmeyi başarmıştı. 



Küçük Bir Kesit #7 (15.02.18)

''Bence bu tonlar seni açtı.''

...

''Sen de ne çabuk kızıyorsun. Neyse bak!''

Genç kız elindeki kırmızı ruju taşıra taşıra dudaklarına sürdü ve genç adama dil çıkarıp göz kırptı.

''Peruk da taktık mı tamamdır.''

Genç kız eline aldığı yeşil peruğu çekiştire çekiştire genç adamın başına takmaya çalışıyordu ama pek de başarılı olduğu söylenemezdi. En azından başının üstündeki baskı genç adama böyle hissettiriyordu. Genç kız, genç adam kararından caymasın diye odadaki aynayı kaldırmıştı. 

''Tamam, oldu işte. Hazır mısın?''

Genç adam hazır hissetmese de başını salladı.

''Gözlerini kapat öyleyse. Seni böyle göreceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.''
Genç adam bezginlikle başını iki yana sallayıp yan taraftaki aynaya doğru hamle yapsa da genç kızı geçmek çok da kolay değildi.

''Hoopp, dur bakalım! Biraz farklılık gelse hayatına ne olur sanki. Somurt somurt nereye kadar?''

...

''Of tamam geç bakalım''

Genç kızın yana doğru çekilmesiyle genç adamın kendini aynanın önüne atması bir oldu. Kıvırcık yeşil saçları, kocaman benekli papyonuyla olabildiğince şapşal görünüyordu. Yine de kendini görür görmez gülümsemeden edemedi.

''Çocuklar çok sevinecekler.''

Zaten genç adamın bütün bu saçmalıklara katlanmaktaki tek sebebi çocukların mutluluğuydu.

.

.

.

''Doğum günü kızı neredeymiş bakalım?''

İçeri girmeleriyle beraber çocukların etraflarını sarmaları bir oldu. 

''Aaa palyaço!..''

''Ne palyaçosu kızım? Görmüyor musun sessiz abiyle, güzel abla işte...'' 

Utancından kıpkırmızı kesilen çocuk mahçup bakışlarını genç kıza çevirdi.

''Şey, hoşgeldiniz abla. Sağ olun Canan çok sevinecek.''

''Mustafacım ne demek. Hadi kardeşini getir bakalım.''

''Aaaa palyaço...''

Küçük çocuk bu sefer başını iki yana sallayarak küçük kıza gülümsedi.

''Palyaço ya Canan palyaço. Senin için gelmişler.''

''Benim için mi?'' küçük kızın sesi ağlamaklıydı. En sonunda gözlerinden iki iri gözyaşı aşağı süzüldü.

''Kızım sen de her şeye ağlıyorsun ama. Bugün senin doğum günün değil mi? İnsan hiç doğum gününde ağlar mı?'' diye çıkıştı küçük çocuk kardeşine. Bu sefer küçük kız daha da çok ağlamaya başladı.

''Şşşş! hadi bakalım dans edelim. Bugün kimse ağlamayacak. Ağlamayacak değil mi sessiz abileri?''

Genç adam yüzüne nadiren yerleşen kocaman gülümsemesiyle başını salladı. 

''Evet kimse ağlamayacak diyor. Ben onun yarı zamanlı tercümanıyım da.''

Genç adam kaşlarını çatmamak için kendini zor tutsa da çocukların kahkahaları onun da gülümsemesini sağladı. 

''O zamaann uçalım. Vuuuu!''

Genç kız, bir eliyle genç adamı diğer eliyle küçük kızın elini tutarak dönemeye başladı. Çok geçmeden geniş salonda kahkahalardan oluşan kocaman bir hortum çıkmıştı.

.

.

.

''Teşekkür ederiz Aslı Hanım, Ozan Bey. Onların hatırlanmaya, sevgiye öyle çok ihtiyaçları var ki.'' dedi genç müdüre minnetle.

''Ne demek Jale Hanım. Onlar benim küçük arkadaşlarım. Artık sık sık geleceğiz. Değil mi Ozan?''

Genç kızın omzunu serçe dürtmesiyle kendine gelen genç adam hararetle başını salladı. 

''Peki o zaman tekrardan teşekkürler, iyi günler.''

''İyi günler!''

Müdürenin içeri girmesiyle genç kızın kendi etrafında dönmesi bir oldu.

''Eğlendin ama, itiraf et.''

Genç adam tepki vermeksizin yürümeye başladı. Bir yandan da yüzünde kalan boya kalıntılarını çıkartmaya çalışıyordu. Ama evet, eğlenmişti. Hem de uzun zamandır bu kadar iyi hissettiğini hatırlamıyordu.

''Sana kalsa doğum gününde atölyende pinekleyecektin.'' 

Genç kızın telaşlı adımları genç adamın adımlarına zar zor yetişiyordu. Genç adamın yolun ortasında aniden durmasıyla genç kız afalladı.

''Yine ne oldu?''

...

''Hiç bakma bana öyle. Ozan sen nefes alıp veriyorsun farkındasın değil mi?''

...

''Hatta bugün doğum günün.''

...

''Hatta bir yaş daha yaşlandın.''

...

''Dur bakayım kaz ayakların da iyiden iyiye belirginleşmiş mi senin?'' Genç kız gözlerini kısarak genç adamın dibine kadar yaklaştı. Genç adam ne dese, nasıl davransa boştu genç kız için. O da daimi sessizliğini korudu ve tepki vermeksizin yürümeye devam etti.

''Ozan!'' 

Sesin geldiği yöne dönen genç adam birazcık şaşırdı. Genç kız yerinden bir milim dahi kıpırdamamıştı. Aslında yapması gereken yoluna devam edip atölyesine dönmekti ama genç adamın ayakları düşüncelerine itaat etmedi ve gerisingeri genç kıza doğru yürümeye başladı. Soran gözlerle genç kıza baktı.

''Ozan tamam bir anlaşma yapalım.''

...

''Ben gün boyunca bir daha asla bu konu hakkında konuşmayayım, sen de beni gezdir. Olur mu?''

Genç adam bu durumdan pek bir şey anlamamıştı doğrusu.

''Yani biliyorsun işte. Buraların yabancısıyım. Benden kaçık olmasın kaçık bir ev arkadaşından başka tanıdığım kimse de yok buralarda. Bir de sen varsın işte.''

...

''Beni biraz gezdirir misin?''

Genç adam, genç kızın masumlaştırmaya çalıştığı bakışlarına bir gram dahi inanmasa da olumlu anlamda başını salladı.

''Sahiden mi?''

Genç kız kendini bir anda genç adamın kollarının arasına attı. Ne yapacağını bilemeyen genç adam öylece kalakalmıştı.

''Çok çok çok teşekkür ederim Ozan. İnan çok sevindim.''

Genç adamın olağan tepkisizliğini fark eden genç kız anında toparlandı. Hem de dikkat çekecek kadar hızlı bir şekilde.

''Sadece artık sıkıntıdan aksiyon olsun diye kendimi kesme kıvamına gelmiştim de, bu gezi iyi oldu benim için.''

...

''Hem bakarsın artık başına bela olmadan kendim tek başıma da gezebilirim.''

İşte şimdi genç adamın duruşu dikleşmişti.

''Ama bana pek çok yeri gezdirip yerlerini öğretmen lazım. Yoksa çabuk sıkılır yine başına kalırım bir süre sonra benden söylemesi.''

Genç adam, genç kızın blöfünü yutmuştu. Genç kız içten içe hoşnutluk hissetse de bu hoşnutluğunu yüzüne yansıtmadı. Çünkü genç adam da en az kendisi kadar değişkendi.

''O zaman gidelim.''

.

.

.

Nereye gittiklerini bilmeden pek çok yeri gezdiler. Hatta akşamı nasıl ettiklerinin bile farkında değildiler.

''O zaman eve dönme zamanı.''

Genç adam başını onaylarcasına salladı.

''Teşekkür ederim, bugün çok eğlendim.''

Kendine dahi itiraf etmek istemese de genç adam için de güzel bir gündü. Ama genç kız yerinde duramıyordu. 

''Hadi gelsene. Çok güzel çalıyorlar.''

Genç adamı kolundan yaka paça çekiştiren genç kız atik bir hamleyle ellerini onun omzunda birleştirdi ve dans etmeye başladılar.

''Oldum olası sokakta çalınan müzikleri ayrı bir sevmişimdir.''

Genç adam şaşırsa da genç kıza ayak uydurdu. Günün sonunda da genç kızın bildiğini okumasına izin verdi.

''Acaba biz de senin kemanınla bu işe mi girişsek bir ara, ne dersin?'' Genç kız muzipçe gülümsedi. Genç adam da gülümsemeden edemedi. Ama sonra bir anda genç kız parmak uçlarında yükselip genç adamın yanağına minik bir buse kondurdu. Hatta genç adam, genç kızın onu öptüğünü belli belirsiz hissetti. 

''Doğum günün kutlu olsun Ozan. Nice senelere.''

Genç adam tepki veremeden genç kız ona sarıldı. Hem de sımsıkı. Çünkü yanaklarından süzülen gözyaşlarını genç adamdan son anda anca böyle saklayabilmişti.



Küçük Bir Kesit #8 (21.02.18)

''Şşş sessiz ol. Kuşları kaçıracaksın.''

...

Tangur tungur merdivenleri çıkmaya çalışan genç adam sonunda yaptığı gürültünün kendisi de farkına varıp bir süre olduğu basamakta kalakaldı. En sonunda sakince -ve sessizce- basamakları kaldığı yerden çıkmaya devam etti.

''Hiç konuşmayan birine göre fazla gürültülüsün,'' dedi genç kız daha çok kendi kendine söylenircesine. Ama genç adam söylenenleri duymazlıktan gelip kuş yuvasına hayranlıkla bakmayı sürdürdü. 

''Çok yaklaşmamalıyız yoksa anneleri bizi gagalayabilir.''

...

''Aslında biliyor musun onlar da bizler gibi. Yani işte bilirsin, insanlar gibi. Korkuyorlar...''

...

''Tabi ki bilmedikleri şeylerden. Bilmedikleri şeylerden korktukları için onları suçlayamayız.'' dedi genç kız dalgınlıkla. Sonrasında genç adamın şaşkın bakışlarını üzerinde hissedince her zamanki alaycı gülümsemesi yerleşti dudaklarına. ''Boşversene.''

Genç adam pes edercesine başını iki yana salladı. 

''Gel, sana göstereceklerim daha bitmedi.''

...

''Hem baksana onların da rahatını kaçırdık. Sanırım anne kuş birazdan bizi gerçekten gagalayacak.'' 

Genç kız, genç adamı kolundan çekiştire çekiştire terasın açık alanına götürmeyi başardı. 

''Aslında yetişebileceğinden emin değildim. Ama tam zamanında geldin. Tebrikler!''

Genç kız eliyle kızılla mavinin karıştığı gökyüzünü gösterdi. ''Tablo gibi.''

...

''Öyle değil mi?''

Genç adam başını hayranlıkla sallamakla yetindi.

''Yaşasın, bakar körlüğe yakalanmayan sayılı insandan biriymişsin!'' genç kız kocaman gülümseyip genç adamın koluna girdi.

''Otursana.'' 

Genç kız, genç adama eski koltuğu göstererek devam etti.

''Hadi ama. Güzellikleri görebilmenden bahsediyorum işte. Deniz şu manzara yerine fosur fosur uyumayı tercih ettiğinden yapayalnız kalıyordum ve yapayalnız izlemek o kadar da etkileyici değil...''

...

''Her şey burada ve burada kapana kısılıyor öyle.'' 

Genç kız önce beynini, sonra kalbini göstermişti. Kuşların şakımaları genç kızı susturdu. Şimdi yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. 

''Onlar da gidecek, yakında.''

...

''Ama üzülmüyorum. Keşke ben de kuş olsaydım.''

Genç adam bakışlarını genç kıza çevirdi.

''Ya da boşver. Bir kedi olmak isterdim.''

...

''Kedilerin yaşamı bana daha uygun.''

Genç adam gülmemek için kendini zar zor tutuyordu.

''Yedi yirmi dört gezginler, sonra uyuyorlar..''

...

''Hem onlar da kuşlar gibi yarı zamanlı uçuyorlar sayılır.''

Genç adam kendini daha fazla tutamayıp gülmeye başlamıştı.

''Ne, yalan mı? Ninja gibiler. Öyle işte!..'' genç kız yalandan kaşlarını çatmış genç adama bakıyordu.

''Hem öfkelenince çok sinirli olurlar.'' 

Kaşlarını daha da çok çatmaya çalışınca yüzündeki komik ifade genç adamı daha da çok güldürdü.

''Sadece, sadece insanlar işi bozuyor.''

...

''Baksana sen bile rahatlarını kaçırdın kuşların.'' 

Genç adam, genç kıza yandan bir bakış atmakla yetindi.

''Tamam kızma, ben de en az senin kadar suçluyum.''

Bir süre sessizlikle oturdular. Gün iyiden iyiye doğmuştu. 

''Hayatta en çok korktuğun şey ne?''

...

''Cevap vermeyeceğini biliyorum. Ama sakın ölüm diye düşünme. Deniz de ölüm dedi. Çoğu kişi ölüm diyor.''

...

''Peh! Ahmaklar.''

Genç adam bakışlarını genç kıza çevirdi. Genç kız bir hayli hüzünlüydü.

''Boşver bunu. Ben en çok neyden korkarım, korkardım, biliyor musun?''

Genç adam, genç kıza ilgiyle bakmayı sürdürdü.

''Burasındaki'' -beynini- ''ve burasındakileri'' -ve kalbini göstererek devam etti- ''gösterebileceğim birini tanımadan ölmekten.''

...

''Çektiğim fotoğraflar belleğimdekilerin ne kadarını yansıtır ki o küçücük kareye?''

...

''Hem baksana, sana bile gösteremedim hepsini.''

...

 ''Kendime bile gösteremedim.''

Böyle durumlarda genç adam ne yapacağını bilemiyordu. Özellikle de karşısındaki genç kız gibi değişken biriyse. Yanlışlıkla karaya vurmuş bir balık gibi etrafa bakınmaya başladı. Genç adamın bu hallerini gören genç kız gülümsedi. İşte gerçekten dengesiz diye düşündü genç adam.
''Korkma! Seri katil değilim. Sana zarar vermem. Ama bir söz ver bana.''

Genç adamın telaşının yerini merak almıştı şimdi.

''Sen de fotoğraf çekmekten korkmayacaksın. İnsanlar ölümden değil, yaşamaktan korkuyor.''

...

Oysa genç adam da ölümden korkmuyordu. Ama bunu genç kıza söylemedi. Her zamanki gibi...

''O zaman kahve zamanı!''

...

''Veya kahvaltı, neyse ne.''

Genç kızın peşi sıra aşağı inmeye çalışan genç adam, çıkarkenki gürültüsünü bile aşmıştı. 

''Böyle giderse Deniz'i bile uyandırmayı başaracaksın.''

...

''Aslı! Susun artık kafam şişti sabah sabah.''

''Bak demedim mi?''

...

İkilinin şamatasından kurtulan kuşlar da şakımaya kaldıkları yerden devam etti.



 Küçük Bir Kesit #9 (26.02.18)

''Yeter ama Ozan böyle olacağını ben nereden bilebilirdim ki?''

Aniden başlayıp aniden kesilen yağmurdan arta kalan iki şeyden biri gökyüzünü bir uçtan diğer uca kaplayan gökkuşağı, diğeriyse genç adamla genç kızın sırılsıklam olan giysileriydi.

...

''İyi somurt öyleyse!''

Kollarını kavuşturup sırtını genç adama dönen genç kız çok geçmeden yerinden hoplayarak ayağa kalktı. 

''Sesi duyuyor musun?''

Genç adamın asık suratında herhangi bir mimik belirtisi yoktu.

''Hadi ama Ozan, gerçekten duymuyor musun? Davul çalıyor.''

Dağ başında mı, diye düşündü genç adam.

''Bak, bak dinle işte.'' 

Genç kız, varlığını kanıtlamaya çalışırken sanki bahsettiği müziğin sesini arttırabilecekmiş gibi ellerini kaldırmış tuhaf hareketler yapıyordu. Genç kızın bu hallerini gören genç adam bıkkın bir bakış atmakla yetindi. Ama çok geçmeden belli belirsiz gelen sesleri o da duymuştu. 'Ne kadar da keskin kulakları var' diye düşündü genç adam.

''Bu ses tek bir şeye işaret olabilir.''

Genç adam devamını duymak istemese de devamını getirmesi için genç kıza bakmayı sürdürdü.

''Ozan! Anlasana işte yakınlarda kalabalık bir insan grubu var.''

...

''Ve muhtemelen bu sesler düğün gibi bir kutlamadan geliyor. ''

Genç adam sıkıntıyla iç çekmekle yetindi.

''Sen de ne huysuzsun! Burada çözüm üretmeye çalışıyorum, keşke biraz yardımcı olsan.''
Genç adam ne yapacağını bilemez bir halde genç kıza baktı. Ama belli ki genç kızı küstürmüştü. Pes edercesine ellerini kaldırıp ayağa kalktı.

''Tamamdır'' dedi genç kız bilindik kocaman gülümsemesiyle. 

''En sonunda yine kendi bildiğini yapacağından ne kadar da eminmiş'' diye düşündü genç adam. Ama artık genç kızın bu halleri onu sinirlendirmiyordu.

''O zaman...''

...

''Dağ başını duman almış...''

Genç adam her ne kadar yorgun ve gergin olsa da genç kızın peşinden yürürken gülümsemeden edemedi.

.

.

.

''Bak sana söylemiştim buralarda bir yerde bir kalabalık olduğunu.''

...

''Hem de tahmin ettiğim gibi bir düğün çıkacak bak görürsün.''

Genç kız haklı çıkmanın verdiği gururla kasıla kasıla sıra sıra sandalyelerin olduğu kalabalığa doğru yürümeye başladı. Genç adamın, genç kızı durdurmaya zamanı bile olmamıştı.

''Burası boş mu amca?''

''Efendim kızım.''

''Burası boş mu?''

''NE?''

''Amca burası boş mu!'' genç kızın sesi etraflarındaki insanların bakışlarını üzerlerine çekmişti. Genç adam yerinde hafiften büzülse de genç kızın umurunda bile değildi. Bakışlarını pos bıyıklı ihtiyar amcaya dikmiş sabırla alacağı yanıtı bekliyordu.

''Ha, şöyle desene kızım. Mını mını anlamadım hiçbir şey.''

...

''Boş boş!''

''Sağ ol amca!'' dedi genç kız bağırarak. Yanıtını alır almaz yaşlı adamın yanına otursa da genç adam hala ayakta dikilmeye devam ediyordu.

''Otursana.''

...

''Ama sen de ne çekingen çıktın Ozan.'' Genç kız yarı alay yarı meydan okumayla genç adama bakıyordu. Genç adam oyununa gelmişti. Meydan okuyan bakışlarla genç kızın yanına pat diye oturdu.

''Yavaş, yavaş'' dedi genç kız kahkahalarla.

...

''Siz hangi taraftansınız kızım?''

''Efendim amca?''

''Hangi taraf, hangi taraf?'' diye bağırdı yaşlı adam.

İşine gelince nasıl da anlıyor, diye düşündü genç kız.

''Gelin tarafıyız amca.''

''Hayret Safiye'nin akrabalarını da biliriz ama. Nesi oluyorsunuz bu bey oğlumla bakim?''

''Kuzenleriyiz amca.''

''Kuzenleri mi? Hayret!''

''Teyze kızım olur.''

''Olacak iş değil! Safiye'nin kuzenisiniz demek?''

''Ya, kuzenleri. Yani ben kuzeniyim. Bu da eşim'' dedi genç kız. Genç adamın şaşkınlıktan gözleri pörtlese de, genç kız muziplikle omuz silkti.

''Ya, iyi iyi çok da yakışmışsınız maşallah. Çocuk var mı çocuk?''

''Helal helal!'' diyerek öksürük krizine giren genç adamın sırtına vurdu genç kız.

''Aman oğlum!'' dedi yaşlı adam bastonunu ileri geri sallayarak.

''Bu da böyle işte amcacım ne yapacaksın atsan atılmaz satsan satılmaz.''

...

''Aman kızım kocandır senin.''

''Doğru diyorsun amca. Gençliğim gitti uğruna, beyimdir diyoruz da...''

Yediği cimcikle yerinden hoplayan genç kızın söyleyecekleri yarım kalsa da devamını getirmedi. 

''Ne oldu hoşuna gitmedi mi karıcığın olmam?'' diye fısıldadı genç kız genç adamın kulağına. Eğlendiği bakışlarından okunuyordu. Genç adam inanamaz bir şekilde bakmayı sürdürdü. Ama bakışlarını ilk kaçıran genç adam oldu. 

''Safiye'yi gördün mü kızım?''

''Görmedim daha amca. Nerede ki?''

''Aha işte!'' Yaşlı adamın başıyla işaret ettiği yerde kendisine iki beden büyük gelinliğin içinde roman havası oynayan yaşlı bir kadın ve bastonuyla bile zar zor ayakta duran bir amca, daha doğrusu damat vardı.

''Gelin bu mu?''

''İlahi kızım, insan akrabasını hiç tanımaz mı?'' diyerek gülmeye başladı yaşlı adam. 

''Doğru ya Safiye teyzem.''

...

''Bak görüyor musun Ozan, gelin olmuş gidiyor.'' Gülmemek için kendini tutan genç adam yavaşça başını sallamakla yetindi. Genç kızın durumu da genç adamdan farklı değildi.

''Dayanamayacağım'' elleriyle başını kucağına kapatan genç kız usul usul sarsılıyordu. Onu dışarıdan gören birinin ağlıyor mu, gülüyor mu anlaması imkansızdı. 

''İyi misin kızım?''

''Değilim amca'' dedi genç kız boğuk çıkan bir sesle başını kaldırmadan. Hala usulca sarsılmaya devam ediyordu. 

''NE?''

Aynı sahneyi bir daha yaşamaya katlanamayacak olan genç kız aniden yerinden doğruldu.

''Düğün yemeği kaldı mı amca?'' bir yandan da dağılan saçlarını el yordamıyla düzeltmeye çalışıyordu. 

''İçeride vardır.'' 

''İçeride?''
Yaşlı adam derme çatma, sıvası dökülen evi gösteriyordu. Ama genç kızın dikkatini evden önce evin önünde bekleyen iri kıyım adamlar çekti.

''Oldu o zaman'' dedi genç kız başıyla genç adama işaret verip. ''Safiye teyzeyle şey amcaya... Şey amca... Hani şey?'' Genç kız yardım beklercesine genç adama bakıyordu. Ama beklediği cevap yaşlı adamdan geldi.

''Muzaffer.''

''Ha, Muzaffer amcaya tebriklerimizi iletirsiniz.''

Yaşlı adamın cevap dahi vermesini beklemeyen genç kız ileri doğru atılsa da geri dönmesi bir oldu. 

''Unutmadan...'' Yaşlı adamın elini öpüp başına koydu. ''Hoşça kal amca.''

Genç adam da ihtiyar adamın elini öperek geri çekildi. 

''Sağlıcakla kalın yavrum.'' dedi yaşlı adam memnuniyetle. ''İleride meyve bahçeleri var, orası benim. Koparın yiyin, helali hoş olsun.''

''Sağ ol amca'' dedi genç kız mahçupça. ''Eee, o zaman yolcu yolunda gerek.''

Genç adam ve genç kız apar topar oradan uzaklaşmaya çalışırken yaşlı adam arkalarından özlem ve sevecenlikle iç çekti. ''Ah gençlik ah!''


Küçük Bir Kesit #10 (15.03.18)

Genç kız buluştukları andan itibaren tek kelime etmemişti. Genç adam artık korkmaya başlamıştı. Bu kadar sessizlik ve sakinlik genç kız için fazlaydı. Genç adam belli etmediğini zannederek bakışlarını ara ara genç kızın yüzünde gezdiriyordu. Genç kız her şeyin farkındaydı ama yüzünde herhangi bir ifade olmaksızın bakışlarını önündeki kahve kupasına dikmişti. Genç adam sonunda dayanamayarak genzini temizledi. Ama tek bir kelime dahi etmedi. Konuşması için bundan fazlası gerekliydi.

Genç kız da en az genç adam kadar inatçıydı. Belki biraz daha bile fazla. Bakışlarını odak noktasından ayıran şey önünde beliren beyazlık oldu. 

Konuşmayacak mısın?

Genç kız omuzlarını silkmekle yetindi.

Genç adam tersine çevirdiği defteri tekrardan genç kızın önüne itti.

Hiç mi?

Genç kız yine sadece omuz silkti. Beraberinde genç adam da umursamazca başını sallayıp çantasından çıkardığı kitabı okumaya başladı. Genç adamın bu kadar çabuk pes etmesi genç kızı içten içe sinirlendirmişti. Sürüp giden sessizlikte bir süre öylece oturdular. Sonunda genç kız çantasını eline alıp saatlerdir yüzüne yerleşmiş olan somurtuşuyla ayağa kalktı. Genç adamın bakışlarını kitabından kaldırmaması genç kızı daha da çok sinirlendirdi. Buna rağmen sakinliğini bozmadan kasaya doğru yürüdü. O, çantasıyla uğraşırken ondan önce uzanan bir el hesabı ödedi. Elin sahibinin kim olduğunu anlaması için genç kızın başını kaldırmasına gerek yoktu ama içinden kıvılcımlar çıkan bakışlarıyla genç adamın yüzüne baktı. Genç adam anlamazdan gelerek genç kızın bakışlarına karşılık verdi.

''Of Ozan!''

Genç adamın dudaklarında zafer gülümsemesi belirmişti. Bu durum genç kızın gerilen sinirleri için son noktaydı.

''Konuşmayacağım işte, konuşmayacağım diyorum sana.''

...

''Artık bir daha konuşmayacağım!''

...

''Aynı senin gibi.''

Genç adam, genç kızın göndermesini duymazlıktan gelerek onu kapıya yönlendirdi.

.

.

.

Deniz havasını içine çeken genç kız bakışlarını gökyüzünden ayırmadan konuşmaya başladı.
''Artık konuşmayacağım.''

...

''Gülmeyeceğim de, görürsün bak.''
...

''Şaka yapmak da yok, macera da yok.''

...

''Artık hiçbir şey yok.''

Genç adam kollarını kavuşturmuş düşünceli bir ifadeyle genç kızı dinliyordu.

''Neden'' demek istiyordu ama o zaman kendine ihanet etmiş olurdu. Bir şey söylemesine gerek kalmadan söylenmeyen sorusunun cevabını aldı.

''Artık gülmek istemiyorum Ozan. Mutlu olmak istiyorum.''

Genç adam, genç kızın bu hallerini sevmiyordu. Onun bu halleri eli kolu bağlıymış gibi hissettiriyordu. Sanki genç kız konuşmak istiyordu ama konuşmuyordu. Genç adam ne diyebilirdi ki? Hem buna hakkı var mıydı?

''Ozan, konuşmaman sinir bozucu. Ama... Bazen sözcükler gereksiz oluyor. Ne söylense boş gibi. Sanki, sanki bazı boşlukları doldurmak için dünyada yeterli kelime yokmuş gibi.''

...

''Ama bırak şimdi bunları.''

...

''Nasıl da korktun macera yok dediğimde.''

Genç kız ayaklarına sürtünen kediyi okşarken gülümsüyordu. Bu duygu değişimleri genç adamın başını döndürüyordu. Genç kıza artık inanmıyordu. Yine de her ne koşulda olursa olsun onun gülümsemesini seviyordu. Genç adam da gülümseyerek yavru kedinin tüylerini okşamaya başladı.

Genç kız bir anda genç adamın omzuna vurarak:

''Var mısın bir maceraya daha?''

...

''Kemanın yanında değil mi?''

Genç adam keman çantasını boş bir çabayla gizlemeye çalışırken genç kız çantayı bir çırpıda eline almıştı bile. 

''Çalsana.'' dedi heyecanla.

Genç adam olmaz dercesine başını salladı. Ama genç kızın pes etmek gibi bir niyeti yoktu. 

''Hadi ama Ozan. Bak yine konuşmam ona göre.''

...

''Bir daha ağzımdan tek kelime alamazsın.''

...

''Bir daha macera da olmaz bak!''

Genç kız gülümsememeye çalışsa da bakışları muzipçeydi. Sonunda genç adam ellerini iki yanına kaldırıp teslim oldu.

''Ama hareketli bir şeyler çal.''

Bir de utanmadan istekte bulunuyor, diye düşündü genç adam. Yine de çalmaya başladı. Genç kız da dans etmeye. Bu kız da müzik duymayagörsün anında dans etmeye başlıyordu. Etraflarında insanlar toplanmaya başlamıştı. Genç adam biraz gerilse de genç kızda herhangi bir çekinme belirtisi yoktu. Genç adama cesaret verircesine gülümsedi. Gözleri ışıl ışıldı. Başarılı da oldu. Genç adam çaldı, çaldı ve çaldı. Tıpkı genç kızın istediği gibi.



Küçük Bir Kesit #11 (22.07.18)

''Ne o, bugünlerde keyfin pek yerinde.''

Genç adam omuz silkmekle yetindi.

''Acaba lafımı geri mi alsam?''

Genç kızın gülümsemesi oyunbazdı. Aklından kim bilir yine neler geçiyor, diye düşündü genç adam. Ama genç kız oralı değildi. Sessizliği bozmadı. Sessizlik uzadı, uzadı ve uzadı. Adeta sinir bozucu bir sakız gibi uzadıkça uzuyor ancak buna rağmen genç kız ne ağzını açıp tek kelime ediyor, ne de genç adama bakıyordu. Genç adam sinirlenmeye başlamıştı. Onu asıl sinirlendiren sessizlik mi, yoksa genç kızın yüzüne yapışmış olan o kendinden emin, sinir bozucu ve oldukça memnun ifade mi bunu kendisi de bilmiyordu. 

''Birini bekliyorum.''

Birini mi?

''Birini.''

Genç adamın bakışları anında genç kızın yüzüne kaydı. Şimdi de aklımı mı okuyor, diye düşündü. Ürpermişti. Genç kızın dudaklarının kenarları daha da kıvrıldı. Ama istifini hiç bozmadı. 

Acaba kimi bekliyor, diye düşündü genç adam. Sonra da gitmeyi. Ama gidemezdi. Şimdi olmaz, dedi içinden sabırla. Kendi kendini ikna etmeye çalışır gibi. Bunun farkında bile değildi. Ama genç kız farkındaydı. Kocaman gülümsedi.

''Gel.''

.

.

.

Genç adam şaşkındı ama ağzını bıçak açmadı. Açmayacaktı. Yine de soran gözlerle genç kıza baktı. Genç kız da ona baktı. Kocaman gülümsüyordu. Gülümsemeye devam edecek, diye düşündü genç adam ve ben de susacağım. Ne sinir bozucu! Tam da düşündüğü gibi oldu.

''Aslına bakarsan yine ekildim.''

...

''Hep ekiliyorum Ozan.''

...

''Beni hep ekiyorsun.''

Ne?

Genç kız başını iki yana sallayarak gülümsedi. ''Ama şimdi hiç sırası değil ha, ne dersin?''

...

''Fotoğraf çekmem gerek.''

Genç adamın gözleri kocaman, dudakları incecik ve yüzü bembeyaz oldu. 

''Senin fotoğrafını değil meraklanma.''

...

''Şapşal.''

Beyazlık rengini kırmızıya devretmişti. Ancak sebebi utanç mıydı, yoksa kızgınlık mı bunu ikisi de çözemedi. Gerçi genç kız bununla ilgilenmiyor gibiydi. Elindeki fotoğraf makinesini kurcalayıp duruyordu.

Ayar yapıyor, diye düşündü genç adam. Sonra da, neyin fotoğrafını çekecek ki diye merak ve ilgiyle bekledi. 

Genç kız halinden memnundu. Tabii bekletmekten de. Her şey sırayla, diye düşündü. Kendi sırasının keyfini çıkarmaya kararlıydı.

''Günün en güzel saatlerine az kaldı.''

...

''Dikkatimi dağıtma sakın.''

Genç adam kollarını göğsünde birleştirip sakince bekledi. Bekledi ve...

Manzara fotoğrafı çekeceği barizdi, diye düşündü.

''Manzara fotoğrafı çekeceğim barizdi'' dedi genç kız beraberinde.

Genç kıza şüpheyle bakan genç adam tüyler ürpertici, diye düşündü.

''Tüyler ürpertici'' dedi genç kız da. Ama bakışları ve ilgisi genç adamın üzerinde değildi. Karşıya bakıyordu, hayranlık ve huşuyla.

Gözleri parlıyor, diye geçirdi içinden genç adam. Oysa kendi gözlerini göremiyordu. Kendisi de genç kızdan farksız değildi. Bilmiyordu. 

Genç kız bakışlarını ona asla çevirmedi. ''En çok bu zamanları seviyorum. Hep makinemi ayarlıyorum ama o an hep uçup gidiyor. Kadrajdan bakmakla, gerçekten bakmak arasında ne kadar büyük fark var! Makineyi ilk kez elime aldığımda hayal kırıklığına uğramıştım.''

...

Genç adam, bakışlarını ilk kez genç kızın baktığı yöne çevirdi. Sanki güneşin batışını ilk kez izliyor gibi hissetti. Defalarca baktığı şeyleri, aslında ilk kez görüyor gibi.
Saçma, diye düşündü ikisi sahilde yürürken. Saçma...

Hava hala çok sıcaktı. İnsanlar her yerdeydi. Bugün her şey farklı gibi, diye düşündü genç adam.

''Bugün her şey farklı gibi ha, ne dersin?'' dedi genç kız.

Bu kadarı da fazla dedi genç adam. Tabi içinden.

Genç kız gülümsedi. ''Biliyorum, garipti. Ama başka türlüsünü beklemezdin benden değil mi?''

Beklemezdi.

''Bir keresinde hayal kurmakla ilgili sana bir ders vermiştim. Hatırlıyor musun?''

Nasıl unuturdu?

''Bugünlerde hayalleri gerçeklikte arıyorum. Bunu yapmaya ne ara başladım bilmiyorum. Sanırım şimdi de benim senden ders almam gerekli değil mi?''

Hiç değildi. Hiç ama hiç gerekli değildi. Yine de genç kızın söyleyecekleri genç adamın ilgisini çekmişti. Genç kız da devam etti.

''Gerçeklik konusunda bir ustasın Ozan. Peşinden ayrılmayacağım!''

Genç adam, genç kızın ne istediğinden veya başına gelebilecek olayların ne olabileceğinden emin değildi. Emin olduğu tek şey, genç kızın dudaklarındaki o oyunbaz gülümsemenin başından beri güven vermediğiydi. Yine de dudakları genç adama ihanet etti. Genç kızdan biraz daha masumca gülümsedi.



Küçük Bir Kesit #12 (19.08.18)

Genç kız, genç adamın titreyen ellerini avuçlarının içine aldı. Genç adamın ince uzun ellerinin yanında elleri ufacık kalmıştı. Gördüğü sanrılardan fırsat bulabilseydi, muhtemelen genç kızın ellerinin kendi nasırlı ellerinin yanında ne kadar da yumuşak kaldığını düşünecekti genç adam. Ama sanrılar buna fırsat vermiyordu. Genç kızı bile görmüyordu genç adamın gözleri.

Gözlerinin yanı sıra kalbi de buğulanmıştı sanki. Yalnızca titriyor, titriyor ve titriyordu. Ara sıra mırıldandığı sözcükleri genç kız anlamlandıramıyordu. Genç adamın ağzından duyduğu ilk kelimelerin böyle bir ortamda olacağı aklına gelmezdi. Oysa beklemeye hazırdım, diye düşündü. Ama aynı anda bunları kafasından atmaya çalıştı. Şimdi sırası değildi.

''Beni korkutuyorsun Ozan,'' dedi genç adamın sarsılan bedenini sabitlemeye çalışarak. Bu çabasında pek de başarılı olduğu söylenemezdi. 

Genç adam mırıldanmaya devam ediyordu. 

''Tamam, anlaşıldı bu böyle olmayacak. Ambulansı arayacağım.''

Genç adamın elleri genç kızın bileklerine uzandı ve onları sımsıkı sardı. Normal şartlar altında dehşete kapılmam gerekli, diye düşündü genç kız. Ama içinde bulunduğu durum hiç de normal görünmüyordu, hem de hiç. 

Genç adamın sarsıntısı geçmişti. Mengene gibi sıktığı ellerini gevşetse de genç kızın bileklerini bırakmadı ve ağlamaya başladı. Genç kızın etrafa saçılmış uzun eteğine kapandı ve ağladı, ağladı, ağladı. Şimdi mırıldanma sırası genç kızdaydı. Ne dediğini kendisi bile bilmiyordu. Genç adamı bir bebek gibi pışpışladı.

''Geçti,'' dedi ''geçti.''

Sonra da içinden ne kadar saçma diye geçirdi. Ne geçmişti ki? Ucu bucağı olmayan avuntulardan nefret ederdi. Şimdi avutan taraf kendisi olmuştu. Başkasının belki de en mahrem anlarından birine tanık olduğu için kendini mahçup hissediyordu. Bir de bunun üzerine ne olduğunu dahi bilmediği bir konuda avuntu vermeye çalıştığı için kendinden o an nefret etti. Ama elden ne gelirdi?

Genç kız, genç adamı uyutmuştu. Hem de bu sefer gerçekten. Oyunlar olmadan. Genç kız, bir peri gibi suların üzerinden yürümeyi severdi. Gerçekliğe dokunup dokunup çok yaklaştığı anda kaçmayı. Ama bu sefer kendini değil suyun, sanki bataklığın içinde batıyormuş gibi hissetti. Boğuluyormuş gibi. Bu kadar kriz bir güne fazlaydı. ''Toparlan'' diye fısıldadı kendi kendine. 
Bakışları ister istemez kucağındaki ağırlığa kaydı. Terlemişti ve bacaklarının uyuştuğunu hissediyordu. Yine de hareket etmeye cesareti yoktu. ''Biraz daha uyusun, olmadı kalkarım'' diye düşündü.

Genç adam uyurken daha da genç gözüküyordu. Yüzündeki kirli sakal bile çocuksuluğunu gizleyemiyordu. ''Tıraş olmaya bile vakit ayırmadıysa'' diye düşündü genç kız ''galiba bu seferki durum önemli.''

Genç adamın gizemini çözeceği için heyecanlıydı. Çok yaklaşmıştı, hatta elini uzatsa sanki tüm sırlarına dokunacaktı genç adamın. ''Olmaz'' dedi. ''Kendine yapılmasını istemediklerini başkalarına yapamazsın.'' Küçüklüğünden gelen bir nasihat. Bu nasihatler sanki biraz işe yarıyordu.

Genç kız iç geçirdi ve kafasını iki yana sallayarak düşüncelerini dağıtmaya çalıştı. Şu an için, genç adamı izlemek daha ilgi çekiciydi sanki. Ama kalkması gerekiyordu. Kucağındaki başı yavaşça kanepenin yastığına bıraktı. Genç adam kıpırdansa da uyanmamıştı. Genç kız tedirgin değildi. ''İçindekileri döktü,'' diye düşündü. ''Uyku hep iyi gelir.''

Arkasını dönmüşken topuğunu üzerinde döndü. Genç adamın alnına dökülen saçlarına belli belirsiz bir öpücük kondurdu. ''Senden daha anlamlı kelimeler duymayı umuyorum'' diye fısıldadı.

Dış kapının sesi de belli belirsiz çıkmıştı. Zaten genç adamı uyandıran da bu değildi. Yine de gözlerini sıkı sıkı yummaya devam etti. Belki de hayatta kandıramadığı tek kişi genç kızdı. 



 
Küçük Bir Kesit #13 (17.10.18)

''Görüşmeyeli uzun zaman oldu.'' 

Genç kız, genç adamı yine gafil avlamıştı. Her defasında bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü genç adam. Ama sonra sanki somutlarmışçasına elleriyle bu düşünceleri kovaladı. Genç kız, genç adamın tepkilerini kahkahalarla karşıladı.

''Bakıyorum da yine modundasın Ozan.''

...

''Beni çok özlemiş gibisin.''

Genç adamın dudakları garip açılarla yukarı kıvrıldı. 

''Bari yalandan gülerken düzgün becer şu işi.''

...

''Hep somurtmak da nereye kadar Ozan.''

...

''Hem sen n'apıyorsun bakalım?''

Genç kız başını genç adamın uğraştığı işle kendisi arasına set çektiği omuzlarından ileri uzatmaya çalıştı. Sonunda genç adam iç çekerek geri çekildi.

''Hıı, radyo bu.''

...

''Çok uzun zaman oldu radyo dinlemeyeli. Açsana bir şeyler.''

Genç adam bakışlarıyla alet kutusunu gösterdi.

''Yoksa tamir mi edeceksin?''

...

''Vay, on parmağında da on marifet'' dedi genç kız dirseğini genç adamın göğüs boşluğuna geçirirken.

Ne tepki verirsem vereyim gitmeyecek, diye düşündü genç adam. Genç kıza bir tabure getirip başıyla işaret etti.

''Gözlerim yaşardı doğrusu Ozan. Görüşmeyeli baya centilmen olmuşsun baksana.'' Genç kızın kahkahaları garajı doldurdu.

Genç adam bıkkınlıkla kafasını sallasa da, bu sesi ne kadar çok özlediğini fark etti. 

''Tamir etmene daha çok var mı?''

...

''Elini çabuk tut ama. Sıkılırım ben.''

Şu kız, diye düşündü genç adam, artık uygun kelime bile bulamıyorum.

Genç adam son ayarları yaparken genç kız elleri ve ayaklarıyla ritim tutuyordu. Şarkı olmadan da dans edebiliyor, diye düşündü genç adam yüzünde beliren gülümsemeyle. Sonra odayı başlarda tiz çıkan müziğin sesi doldurdu. Genç adam düğmelerle oynadıkça ses netleşiyordu.

''Whitney Houston değil mi?''

...

''Bir ara çok popülerdi bu şarkı.''

...

''Öhhö öhhöö!''

Acaba yine ne yumurtlayacak diye düşündü genç adam.

''Bu dansı bana lütfeder misiniz beyefendi?''

Genç adam itiraz etmenin yalnızca yorgunluk olarak geri döneceğini bilerek genç kızın elini tuttu. Elleri soğuk, diye düşündü genç adam. Soğuk ve küçük.

Genç kız telaffuzuna zerre dikkat etmeden bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordu. Genç adam kahkahalarına engel olamadı.
Sanki genç adamın kahkahaları genç kızın gözlerinin içine akıyor gibiydi. İkisi de öyle genç ve öyle ışıl ışıldılar ki, yoldan geçen biri gerçekten de parıldadıklarını düşünebilirdi. 

Şarkı bittiğinde genç kızın bakışları hüzünlüydü. Genç adamın geri çekilmesine fırsat vermedi.
''Benimle hiç konuşmayacak mısın Ozan?''

...

''Bunca zamandan sonra senden tek kelime bile olsa duymayı hak etmedim mi?''

Öyle değil, demek isterdi genç adam. Ama bu onun için de zordu. 

''Pekiii'' genç kızın sesinde sahte bir neşe vardı. Az önceki halinin bir yansıması gibi. Ama bakışları daha da mahzundu şimdi. Hayal kırıklığına uğramış gibi. Genç adamın içi burkuldu. 

''O zaman görüşürüz Ozan. Belki uzun bir süre görüşemeyiz diye gelmiştim.''

...

''Birazcık işim var da.'' 

Genç kız sır veriyor edasıyla öne doğru eğilip fısıldadı ''dünyayı gezeceğim.''

...

''Bensiz yeni şeyler öğren. İnsanları gülümseyerek karşılamak gibi. ''Genç kız göz kırparak arkasını döndü. Belli etmese de tüm vücudu titriyordu. 

''Aslı!''

...

Genç adamın sesi kullanılmamaktan boğuk çıkmıştı. Genç kız olduğu yerde kalakaldı. Sanki arkasını dönmeye korkuyor gibiydi. Daha öncesinde genç adamın sesinin nasıl olabileceğini hiç hayal etmediğini fark etti. Üstelik onunla konuşmayı delicesine isterken.

Gözleri dolmuştu genç kızın. Sinir bozucu gözyaşları, diye düşündü. Derin bir nefes aldı ve kocaman gülümsemesiyle genç adama döndü.

''Çok da zor değilmiş değil mi?''

Genç adam gergin duruyordu.

''Senden duyup duyabileceğim tek kelime bu diye korkuyorum Ozan.'' Genç kız gülümseyerek konuşsa da söylediklerinde gerçeklik payı vardı.

''Neyse gitmem gerek. Döndüğümde uzun bir sohbet borcun olsun, ha?''

''Kendine dikkat et'' dedi genç adam ciddiyetle. Gözlerinde endişe vardı.  Genç kızı uzun süre görememekten korkuyordu.

''Tamamdır.''

...

''Hem zaten uzun süre yok olamayacağım gibi.'' Genç kız başını bulutlarla bezeli gökyüzüne çevirdi. 

''Bu sıralar beni üzerlerinden çok çabuk atıyorlar.'' Genç kız göz kırparak gerisingeri yürümeye başladı.


 

 Küçük Bir Kesit #14 (21.11.18)

''Gülümsee!''

''Aslı..''

Çıkan patırdı genç kızı yerinden sıçratmıştı. Oysa genç adam yerinden bir milim bile kıpırdamamış, gözlerini öylece genç kıza dikmişti.

''Şu işe bak Ozan! Kenara çekil de şurayı süpürelim. Görüşmeyeli bir arpa boyu yol katedememişsin. Hala misafirlerini adamakıllı karşılamayı bilmiyorsun. Çıkçıkçık!''

Genç kız, genç adamı azarlaya azarlaya garajın içinde turlamaya başladı. Gülmemek için yanağını kemiriyordu.

''Üstelik hala oldukça dağınık ve pasaklısın.'' Genç kızın sesinde sahte bir azar vardı. Motor yağının kokusunu bile özlediğini düşündü.

''Aslı..''

''Ne Aslı Aslı? Adımı mı ezberliyorsun?''

...

''Zaten görmeyeli etrafı kendi haline bırakmışsın belli. Her yer kir pas içinde!''

''As..''

''Şu haline bak! Yüzün de iyice çökmüş. Yemek de mi yemiyorsun?''

''A..''

''Ah şu çocuk! Cidden çocuk gibisin Ozan!''

Şimdi genç adam ve genç kız yüz yüze, hatta dip dibelerdi.

''Ama buna rağmen.. Buna rağmen seni çok özledim.''

Genç kızın kolları genç adamın boynuna dolanmıştı.

''Aslı boğulu..''

''Kendine daha iyi bakmanı söylemedim mi ben sana? Niye böyle yapıyorsun? Hep burnunun dikine gidiyorsun Ozan!''

...

''Ah!''

''Aslı!''

''Ne Aslı Aslı?'' 

...

''Tamam biliyorum... Sadece seni daha farklı bulmayı ummuştum.''

...

''Daha enerjik?''

...

''Bir de seni duyamayacağım diye çok korktum. Ama şu hale bak şimdi de lafı ağzına tıkıyorum değil mi?''

Genç kızın gözleri dolu dolu olsa da yüzüne yerleşen kocaman bilindik gülümsemesi genç adama iyi geldi. Gerçekten de uzun zaman olmuş olmalı, diye düşündü genç adam. Bu anı görmeyi ne kadar da özlediğini göz ardı etmeye çalışarak. 

''Kafa dinlemek bana da iyi gelmiş olmalı aslında.''

''Yalancı!''

''Niye yalancıymışım ha, niye niye?''

''Çünkü sen de gülümsüyorsun.''

''Kim? Ben mi!''

''Yalancı!''

''Ah sen... Yine başlıyoruz değil mi?''

Genç kız bakışlarını çizmelerine indirip muzipçe başını salladı. Ayakkabıları çamurluydu.

Dışarısı yağmurlu, diye düşündü genç adam. Üşümüş olmalı.

''E içeri gel o zaman burada seninle çene çalacak vaktim yok.''

''Ona ne şüphe...''

''Efendim?''

''Hiç... Düşünüyordum da, görüşmeyeli çenen açılmış sanki.''

''Sen!..''

Genç kızın gülümsemesi yine genç adamı susturmuştu. Bunu nasıl başarıyor olabilir, diye düşündü. Birden numaradan da olsa genç kızla atışacak hali olmadığını fark etti. Daha fazla bir şey söylemeden içeri girdi. Pot kırmaktan hala çok korkuyordu.

''Ama ya burası?''

...

Genç adam oralı değildi.

''İyi o zaman çöp ev olsun burası!''

...

''Çöp garaj...''

...

''Hıh, peki bana neyse?''

.

.

.

''Pek çok yeri gezdik.''

''Belli. Yine bir şeyler anlatacaksın değil mi?''

''Tabi ki! Ne yani o kadar macera boşa mı gitsin?''

Genç adam bıkkınlıkla başını salladı. Ama dudaklarına yapışmış yarım bir gülümseme vardı.
''Anlat o halde dinliyorum.''

Genç kız anlatıyor, anlatıyor ve anlatıyordu. Sanki başka bir dünyada gibi, diye düşündü genç adam. Sanki anlattığı ana geri dönmüş gibi, gözü hiçbir şeyi görmüyor gibi. Genç kız anlatmayı heyecanla sürdürürken, genç adam onu arada başıyla onaylasa da anlattıklarını dinlemekten ziyade anlatışını izliyordu. 

''Bir sürü, bir sürü, bir sürü fotoğraf çektik bir görsen.''

''Göster de göreyim o halde.''

''Olmaz. Sergiyi bekleyeceksin. Kimseye torpil yok!''

''Kimseye mi?''

''Kimseye.''

''Peki...''

''Ama senin de hatırın var tabi şunun şurasında.''

''Tabii.''

''Sana tek bir kare gösterebilirim.''

''Tek bir tanecik mi?''

''İstemiyorsan...''

''İstiyorum!''

Genç kız sırt çantasından çıkardığı defterin arasından tek bir fotoğraf karesi çıkardı. ''İşte.''

Genç adamın gülümsemesi yüzünde donmuş kalmıştı.

''Görsen harika bir yerdi. Denizin kokusu, konser, müzik...''

Genç adam fotoğrafı bakışlarını üzerinden ayırmadan genç kıza uzattı. ''Güzel gibi gözüküyor.''

''N'oldu?''

''Hiç...''

''Ozan!''

''Burada olduğun için mutluyum.''

''Açıkçası ben de.''

Genç kız dikkatle genç adama bakıyordu. Numaracı, diye düşündü. Beni daha iyi geçiştirmeyi öğrenmelisin.

''Zaman ne çabuk geçmiş. Sanki daha dün vedalaştık, daha dün sesini ilk kez duydum gibi.'' Genç kız her gergin olduğunda yaptığı gibi dudağının bir köşesini ısırıp bakışlarını genç adamın yüzüne çevirdi. 

''Aslı...''

''Tamam tamam. Neden, niçin yok!'' 

...

''Soru yok!''

Genç kız elini dudağının bir ucundan diğerine götürerek genç adama göz kırptı. Zaten nedenini, niçinini biliyordu. Belki de genç adamdan bile daha fazla.

''Her şey gelip geçiyor baksana. Tüm anlar. Tüm şimdiler. Her şey gelip geçiyor.''

...

''Geriye kalan tek şeyse biz oluyoruz, değil mi?''

Genç adam soran bakışlarını genç kıza yöneltti.

''Geriye kalan tek şey biziz Ozan. Tüm geçmiş ve şimdilerde geriye kalan tek şey biziz.''

''Yani?''

''Yani... Daha fazla gülümsemelisin.''

''Nasıl?''

Genç adamın bakışları hala hüzünlüydü. Bu bir gün değişebilecek mi acaba, diye düşündü genç kız. Ama sonrasında, hüzünlü bakışlarının altında genç adam da tıpkı genç kız gibi gülümsedi. Belki biraz daha buruk. 

''İşte bunun gibi.''



Küçük Bir Kesit #15 (12.12.18)

''Çok üzgünüm'' dedi genç kız.

''Niçin?''

Genç kız yanıt vermek yerine serin akşam havasını içine çekti. 

''Çünkü...'' Cümlesinin devamını getirmek yerine bir süre boşluğa baktı. ''Çünkü çok güzel.''

...

...

''Kafam iyice karıştı'' dedi genç adam.

''İşte bu yüzden soru sormandan hoşlanmıyorum Ozan. Beni fazlasıyla yoruyorsun.'' 

''Bono fozlosoylo yor...''

''Haha hah!''

Genç kız derin bir nefes aldı. ''İşte bu. Bu sence de çok güzel değil mi? Sanki sessizliğin sesini duyuyorum. Sanki serinliğin sıcaklığını hissediyorum. Sanki...''

Genç adamın boş bakışları genç kızı susturdu.

''Boşversene.''

''Üşüdüm biraz.''

''Ben de.''

''O zaman...''

...

''Gitsek mi ki? Sen de üşümüşken diyorum.''

''Benim içim üşüyor Ozan. Sıcak bir yerin buna çözüm getireceğini sanmıyorum.''

...

''Hem burası... Burası bana hep ilham olmuştur. Hava kararmaya başlarken yanan sokak lambaları, evlerden yansıyan ışıklar, akşam serinliği...''

...

''Şimdi de senin şaşkınlığın.''

''Ama ben sahiden üşüdüm,'' dedi genç adam masumca.

''Yarın gidiyorum.''

''Yine mi?''

''Yine.''

''Ama daha yeni gelmiştin.'' 

''Yeni?'' Genç kız kısa bir kahkaha attı. Kahkahası o kadar hızlı gelip geçmişti ki, genç adam gerçekliğinden şüphe etti. Genç kız mahzundu, genç adamsa onun mahzunluğuna şaşkın.

''Ne zamana döneceksin peki?'' dedi başını usulca yere eğerek. Çünkü yüzüne yansıyan ifadeyi saklandığı gölgelerin gizleyemeyeceğinden endişeleniyordu.

''Bilmem. Belki...'' dedi genç kız yüzünde beliren bilindik gülümsemesiyle.

''Belki?'' Genç adam bakışlarını genç kıza yöneltmişti. Lütfen, diyordu içinden. Lütfen bu sefer o kadar uzun sürmesin.

''Belki yılbaşında bacandan girerim içeri.'' Genç kız gülüyordu. 

''Hah! Çok komik.'' Genç adamsa gülmüyordu.

''Biliyorum o kadar da iyi bir espri değildi. İşte bu yüzden gidiyorum ya, körelen espri yeteneğimi onarmam lazım.''

Genç kız genç adama kaçamak bakışlar atıyordu. Genç adam da genç kıza. Ama bakışları bir türlü kesişmiyordu. En sonunda genç kız genç adama dirseğini geçirdi.

''Yaa!''

''Sana yaa!'' dedi genç kız muzipçe. 

...

''Veda etmeden öylece gitmemi mi isterdin yoksa?''

''İstemezdim.''

''O zaman surat asmak yok'' dedi genç kız yine dirseğini genç adama geçirirken.

...

''Hem seni özleyeceğim.''

...

''Her ne kadar bazı konularda tam bir odun olsan da.''

Genç adam çattığı kaşlarının ardından genç kıza baktı.

''Yani şahsi algılama. Bazı mecazları anlamaman senin suçun değil. Bir şeyleri olduğu gibi söyleyememek benim eksikliğim.''

...

''Ozaann!''

...

''Yine mi konuşmayacağız?''

''Senin yüzünden.''

''Ne benim yüzümden?'' 

''İstediğin zaman gelip gidemezsin Aslı. Bu adil değil biliyorsun.''

''Biliyorum. Ama elden ne gelir?'' dedi genç kız gülümseyerek. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini asla kestiremiyorum, diye düşündü genç adam. Derin bir nefes aldı. Tıpkı genç kız gibi.
''O zaman, elden ne gelir?''

...

''Değil mi?''

''Öyle'' dedi genç kız önlerinde uzanan şehre bakarken.

''Aslı!''

''Efendim!''

''Nerede yaşıyorsun daha onu bile bilmiyorum baksana.''

''Dünyada.'' dedi genç kız bakışlarını gökyüzünden ayırmadan.

''Hayır ben ciddiyim'' dedi genç adam sakince. ''Seni nerede aramam gerektiğini bile bilmiyorum. Ama sen her defasında beni bir şekilde buluyorsun. Sadece... Sadece bilmek istiyorum.''

''Söyledim ya. Dünyada yaşıyorum'' dedi genç kız bakışlarını genç adama çevirirken. Gözleri, diye düşündü genç adam. Ne kadar parlak.

''Orada burada. Ne fark eder?'' genç kız yine belli belirsiz kahkahalarından birini patlattı. Ama gözlerinde kahkahasından eser yoktu. ''Şu an buradayım ya. Bunu bilmek sana yetmez mi?''
Yetmez, diye düşündü genç adam. Yetmiyor.

Bakışlarını umursamazca ileriye çevirdi. Sesi kalbinin hızına karşın olabildiğince sakindi. ''Sadece düşündüm de, senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Yani hep bir şeyler anlatıyorsun ama seni tanımıyorum bile.''

Karanlığın içinde genç kız da tıpkı genç adam gibi bir silüetten ibaretti. Öyle olmasaydı yüzündeki ifade genç kızı ele verebilirdi. Gerçi genç kızın bunu umursadığı yoktu. Ama sesi aynı genç adamınki gibi olabildiğince sakin çıktı. ''Öyle mi?''

''Öyle.''

''Düşündüğümden daha az dikkatsizmişsin Ozan.'' dedi genç kız tebessümle. 

Ama genç adamın pes etmeye niyeti yok gibiydi. ''Sadece arıyorum'' dedi genç kız. Bakışlarının keskinliği başka bir zamanda -genç adam da dahil- herhangi birine geri adım attırabilirdi. Ama bu sefer değil, diye düşündü genç adam. Bu kadar ileri gitmişken değil. Yine de sustu. Geriye savrulmaktansa olduğun yerde kalmak yeğdir, diye düşündü. Bir sonraki sefere. Tabi, bir sonraki sefer olursa.

Genç adamın yüzündeki ifade genç kızı korkutmuştu. Belki de ilk kez iplerin elinden kaydığını hissetti genç kız. 

''Eee o zaman içelim'' dedi genç kız elindeki kutuyu genç adama uzatırken.

''İçelim'' dedi genç adam eski bir anıya uzanırken gülümseyerek. 

''Kakaolu aldım bu sefer de'' dedi genç kız kocaman gülümseyerek.

''Bayılırım'' dedi genç adam pipetinden koca bir yudumu içine çekerken. ''Çok güzel.''

''Doğru, çok güzel.''



 Küçük Bir Kesit #16 (28.12.18)

Genç kızın gözleri kocaman, bakışları dalgındı. Ama genç adam bunun farkında değildi. Dikkatini verdiği tek şey kemanıydı. Genç kızın dikkatini verdiği tek şeyse uzaktaki bir anıydı.

''Aslı!''

Genç adamın yüzünün önünde şıklattığı parmakları genç kızı gerçekliğe döndürdü. 

''İyi misin? Dalmışsın.''

''Evet, dalmışım'' dedi genç kız yarım bir gülümsemeyle. Sanki üstüne ağırlık çökmüş gibiydi. Kendini olabildiğince uyuşuk hissediyordu ve bu durumdan olabildiğince nefret ediyordu. Hızlıca omuz silkti. Aklındakileri silktiği omuzlarından dışarı atmayı umuyordu. Ama genç adamın dalgınlığını izlemek hoşuna gidiyordu. Genç adam şimdi özenle kemanını siliyordu. Genç kız da hoşnutlukla onu izliyordu. Ya gerçekten dalgın biri olmalı, ya da gerçekten iyi bir oyuncu, diye düşündü genç kız. Ama her ne olursa olsun anı yaşamaya karar verdi. Burayı seviyordu. Genç adam da burayı seviyordu, genç kız biliyordu. Ama buradan her defasında kaçıyordu. Buradan değil, geçmişten kaçıyor diye düşündü genç kız. Hangimiz kaçmıyoruz ki?

''Daha sık alıştırma yapmalısın. Baksana paslanmışsın'' dedi genç kız muzipçe.

''O yüzden demin hayranlıkla beni dinliyordun ya?'' Genç adam aldırmaz gibi görünmeye çalışıyordu ama kızmıştı. Bu durum genç kızı gülümsetti.

''O zaman neden her defasında beni ekiyorsun?''

''Ekmiyorum.''

''Ekiyorsun.''

''Ekm...''

''Buraya gelmesen bile en azından evde alıştırma yapmalısın. Komşuları pek takma.''

... 

Genç adam cevap vermek yerine somurtmayı tercih etti.

''Hem o kadar da kötü çalmıyorsun bence. Seni dinlemekten şikayetçi olacaklarını sanmam.''

Genç kız inatla genç adama bakmaya devam ediyordu. Genç adamsa inatla genç kıza bakmamaya. Pes edeceksin, diye düşündü genç kız. Hep edersin.

Etti de. Genç adamın bezgin bakışları genç kızın ilgili bakışlarıyla buluştu.

''Bir şeyler içmek istersen ısıtıcıyı kullanabilirsin'' dedi genç adam. ''Hala çalışıyor olmalı.''

''Hala çalışıyor olması şaşırtıcı'' dedi genç kız. Suyu ısıtıcıya koyarken bir yandan da genç adama kaçamak bakışlar atmaya devam ediyordu.

''Kaç yıldır çalıyorsun?''

''Ne?''

''Kaç yıldır keman çalıyorsun?''

Genç adam şaşırmıştı. Kendisi hakkında konuşmak tercih ettiği bir şey değildi. O daha çok genç kızı dinlemeyi seviyordu. Bunu her ne kadar belli etmemeye çalışsa da. Ama yine de cevap verdi. Öylesine bir soruydu işte. Öylesine bir soru.

''Yaklaşık on beş yıldır.''

Ama genç kız hiçbir şeyi öylesine sormazdı.

''O zaman çalmayı ihmal etmemelisin. Özellikle de hayatının yarısından fazlasını uğraşarak geçirdiğin bir şeye karşı bu kadar ilgisiz olman şaşırtıcı.''

...

Genç adam susmaya devam edecek gibiydi. Olsun, diye düşündü genç kız. Ben ikimizin yerine de konuşabilirim.

''Hem kemanının modelini sevdim.''

Genç adam istemsizce elindeki eski kemana baktı.

''Eski. Ama bir hikayesi olmalı. Eski şeylerin daima bir hikayesi vardır.''

...

''Ve o hikayeleri daima...''

''Merak edersin'' diye tamamladı genç adam. Bakışları ikinci kez genç kızın bakışlarıyla buluştu. ''Ama bu kemanın özel bir hikayesi yok. Basit, eski bir keman işte.''

Yalancı, diye düşündü genç kız, genç adam kemanı aceleyle çantasına yerleştirirken. 

''Al'' dedi genç kız kahve kupasını genç adama uzatırken ''bari dışarıda oturalım.''

Genç adam cevap vermek yerine yalnızca söyleneni yapmakla yetindi. Genç kız hırkasına sıkıca sarıldı.

''Üşüdün mü?''

''Pek değil.''

...

''Kış gelecek, yine.''

''Doğal olarak'' dedi genç adam.

''Doğal olarak geleceğini ben de biliyorum'' dedi genç kız. ''Sinir şey.''

Genç adam üstüne alınmamıştı. Ama zaten genç kızın da aldırdığı yoktu. Sadece konuşmak istiyordu. Konuşmak, konuşmak, konuşmak. Ama ne konuşacaktı, ne anlatacaktı? 

''Ben güzel şeylere inanırım'' dedi genç kız aklından geçen sorulara göz yumarak. ''Pembe bulutlara, düşen yapraklara, rüzgarın hırıltısına...''

Burayı tarif ediyor olmalı, diye düşündü genç adam. Şu anı.

''Kesik kahkahalara. Hatta... Hatta geçip giden zamana.''

Genç adam ilgiyle genç kızı dinliyordu. Bir keresinde 'bana hiç kendinden bahsetmiyorsun' demişti genç kıza. 'Biz arkadaş değil miyiz?' Arkadaş değiller miydi?

İşte şimdi, tam şu anda, ona dikkatle bakıyordu. Belki onu biraz görebilmek umuduyla. Bu anlar rüya gibiydi genç adam için. Geçip gittikten sonra belli belirsiz hatırladığı ama onu olanca etkisiyle saran garip anlar. Garip biri, diye düşündü genç adam. Çok garip ve çok çok çok güzel biri.

''Bence bazı şeyler çok fazla abartılıyor. Sence?'' genç kız şimdi kendisi gibiydi. O anı yine kaçırdım diye düşündü genç adam.

''Bunu sen mi söylüyorsun?''

Genç kızın kahkahası solgundu. ''Doğru, bunu benim söylemem biraz garip kaçtı.''

...

''Ben soyut şeylerin kalıcılığına inanırım. Onun dışında her şeyin geçip gittiğine. Somut şeyler ölür.''

''Duygular da ölür'' dedi genç adam. Genç kız afallamıştı ama bunu belli etmedi. Genç adam o anı kaçırdığını düşünebilirdi ama genç kız yakalanmıştı.

''Doğru. Yani bir bakıma.''

''Bir bakıma?''

''Evet bir bakıma. Sen öldüğünü sanmaya devam edebilirsin. Ama ölmezler. Aslında somut şeyler de ölmüyor bu hesaba göre. Neyse boşver.''

''Hayır duymak istiyorum.''

Gerçekten de genç kızı dinlemek istiyordu. Belki de daha çok kendi için.

''Peki...'' Genç kız heyecanlıydı. Sonunda onunla gerçekten konuşabileceğini biliyordu. İkisi de farklı zamanlardan konuşuyordu bunu da biliyordu. Belki bir gün şu anda buluşabiliriz diye düşündü ve bu ümitle anlatmaya devam etti.

''Duygular ölmez. Yani yaşarken dokunduğun hiçbir şey ölmüyor,'' dedi genç kız bir sır verircesine. ''Hissettiklerin, hele hele onlar hiç ölmez. Ölümsüzlük bu olmalı! Bunu biliyor muydun?'' diye sordu.

''Hayır...'' dedi genç adam dalgınlıkla.

''Merak etme çoğu kişi bilmiyor zaten. Ben bile tam olarak bildiğimden emin değilim.''

...

''Ama ne var biliyor musun? Kaçmak veya bilmezden gelmek yersizdir. Çünkü...''

''Çünkü?''

''Çünkü her şey burada ve buradadır'' dedi genç kız beynini ve kalbini gösterirken. ''Sanırım bunlara anı diyorlar.''

...

Genç kız son bir kez derin bir nefes aldı. ''Bir kuple daha bir şeyler çalmak ister misiniz beyefendi?'' dedi gülümseyerek.

''Memnuniyetle.'' diye cevap verdi genç adam. İşte bu genç kız için beklenmedikti. 



Küçük Bir Kesit #17 (08.03.18)

''Görüşmeyeli biraz oldu değil mi?''

''Aslı!..''

''Hadi ama orada öylece duracak mısın, dondum burada.''

Genç adam kapının önünde öylece kalakalmıştı. Genç kızı görmeyeli tam iki ay olmuştu. Koskoca iki ay. Ama şimdi onu karşısında görünce, sanki daha dün görüşmüşler gibi hissetti. Sanki araya hiç zaman girmemiş gibi. Hatta genç kızın o iki ayda onu bir kere bile aramadığını unutuverdi. Çünkü koskocaman gülümsüyordu genç kız, her zamanki gibi.

''Ah Aslı...'' dedi genç adam genç kıza sarılırken. Sarılışı yumuşacıktı. O kadar yumuşaktı ki, bu yumuşaklık genç kıza bir anda fazla geldi. Kendini aniden geri çekmiş bulundu bu yüzden de. Ama imdadına her zamanki gibi gülümsemesi koştu. 

''Bakıyorum da yine ortalık darmaduman'' dedi genç kız bakışlarını içeride gezdirirken. ''Hadi dışarı çıkalım.''

''Üşüdüm demiştin,'' dedi genç adam şaşkınca. Genç kızı karşısında görmenin şoku hala üzerindeydi. Onu o kadar çok beklemişti ki, şimdi tam umudunu kesmişken onu karşısında görmek belli ki bünyesine fazla gelmişti.

''Üşüdüm ama acıktım da. Bahse girerim evde yiyecek namına bir şey yoktur. Baksana ortalığa, yine boşlamışsın her şeyi. Pasaklı, sen de!'' 

Genç kız her zamanki gibi genç adama şaka yollu sataşıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Mesafeleri kat etmenin en etkili yolu buydu, bunu genç kız çok iyi biliyor ve çok da iyi uyguluyordu.

''Hadi hadi toparlan, toparlan.''

Genç kız genç adamı kolundan tuttuğu gibi çekiştire çekiştire dışarı sürüklemeye başladı. Her zamanki yerlerine gidiyorlardı ama. Biliyordu genç adam bunu. Çünkü her şey her zamanki gibiydi işte.

Güneş batmaya yüz tutmuştu. Denizin üzerinde koyudan açığa doğru pembemsi turuncumsu bulutlar belirmişti. Hava serindi ama eskisi kadar soğuk değildi. Genç kızın ''bir süreliğine yurt dışına gidiyorum'' dediği gün daha dün gibi aklındaydı genç adamın. O zaman hava nasıl da soğuktu, buz gibiydi hatta. Ama hava mı, yoksa içindeki bir şeyler mi daha soğuktu kendi bile kestirememişti o gün genç adam. Öylece kalakalmıştı, gitme bile diyememişti hatta. Genç kız öylece gitmiş, üstüne üstlük hiç arayıp sormamıştı. Yeni yıla girerken de, doğum gününde de. Hatta o günde bile... Çok ağırına gitmişti genç adamın. Ama hiç bozuntuya vermemişti. İnsanlar giderdi çünkü, artık bunu iyice kavramıştı genç adam. Dengesiz işte, diye düşünmüştü genç kız için. Ama şimdi sanki içinde o gün soğukla birlikte katılaşan bir şeyler genç kızın parıldayan gözleri ve kocaman gülümsemesine dayanamamış ve öylece çözülüvermişti. 

''Bu renge bayılıyorum'' dedi genç kız. Ama gözlerini sımsıkı yummuştu.

''Gözlerin kapalı ama'' dedi genç adam kendini tutamadan. Gülümsemesine engel olamamıştı. Oysa sert olmalıydı.

Genç kız, genç adama küçümsercesine baktı. ''Resmi burada, merak etme'' dedi elleriyle şakaklarına dokunarak. Sonra ''Mehmet ağabey, buraya iki köfte ekmek iki de ayran'' dedi. 

''Hemeeenn geliyor kızım'' dedi yaşlı adam.

Genç adamın dikkatini çeken bir gariplik vardı. Aslında kendi de bunun adını koyamıyordu ama genç kız bir garipti. Cıvıl cıvıldı her zamanki gibi ama aynı zamanda hüzünlü bakıyor, diye düşündü. Genç kızı hep biraz garip bulmuş ama bu garipliğin adını bir türlü koyamamıştı. Ama işte şimdi her şey daha belirgindi. Bakışlarıyla gülüşü uyuşmuyor, diye düşündü genç adam. 
Genç kız da incelendiğinin farkındaydı. Bu farkındalık ona pek yarar sağlamıyordu gerçi. Abartıyor muyum acaba, diye düşündü. Ama yapabileceği pek bir şey de yoktu sonuçta.

''İşte ekmekler ve işte ayranlar'' dedi yaşlı adam siparişleri hasır masaya bırakırken.

''Yaşşa bee Mehmet amca'' dedi genç kız. 

''Afiyet olsun'' dedi yaşlı adam kocaman gülümseyerek. 

Bu kızın özel güçleri olmalı, diye düşündü genç adam. Yanına yaklaşan herkesi gülümsetiyordu ama sanki kimse ona değemiyordu. Ben bile değemiyorum, diye düşündü acı acı.

''Eee söyle bakalım ne var ne yok'' diye sordu genç kız ağzının dolu olmasına aldırmadan. Genç adamı her hareketiyle gafil avlıyordu. Genç adam böyle biriyle bir daha tanışabileceğini sanmıyordu. 

''Aynı işte, malum. İş güç...''

''Peki ya keman, konserler, çalışmalar?'' dedi genç kız bir solukta gözlerini kocaman açarak.

''Konser verebilecek konumda değiliz şu an. Ama özel ders vermeye devam ediyorum çocuklara. Çalışmalar sürüyor bir yandan'' dedi genç adam. Kendini rapor veriyor gibi hissetti ve tam da o an uyandı. ''Peki ya sen; neredeydin, ne yaptın bunca zaman? Hiç arayıp sormadın da'' dedi soğuklukla.

Geç bile kaldı, diye düşündü genç kız. Önüne eğdiği başını hafifçe gülümseyerek kaldırdı. Bakışlarının keskinliği genç adama fazla geldi. Sanki bana saplanacak gibiler, diye düşündü genç adam. Cesaretimi kırmayı iyi biliyor.

''Ne yapayım işte, yardım turuna çıktım. Zaten bir süredir istediğim bir şeydi. Afrika'ya gittik. Çok farklıydı Ozan çok. Burundi, Nijer, Somoli... Hep gitmek istiyordum zaten.''

Ben Avrupa'ya gideceğini düşünmüştüm, hiç söylemedin,'' genç adam şaşkındı.

Genç kızın yüzünde buruk bir gülümseme vardı. ''Hiç sormadın ki...''

Genç adam bakışlarını aniden genç kıza çevirdi. Sormadın mı demişti? Sormadın, sormadın! Hakikaten sormamış mıydı? İç sesi o sıra o kadar çok konuşuyordu ki neyi dillendirdiğinden emin değildi doğrusu. Mahçupça bakışlarını eğdi. Ama genç kız da üzerinde durmadı zaten.

''Neyse, zaten bana da sürpriz oldu. Dağcılıkta tanıştığım bir grupla gittik. Yardım kapsamında. Ama Ozan, öyle bir şey ki; fakirlik her yerde. Salgın gibi. Hem birçok şeye ihtiyaçları vardı, hem de her şeyleri var gibiydi. Gülümsemeleri... Ne garip, bizler uzaya çıkma hazırlıkları yaparken onların orada sefalet içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları. Çocukların, hatta bebeklerin açlıktan ölmeleri. Ama buna rağmen aralarındaki bağı ve inançlarını kaybetmemeleri. Yardıma ihtiyacı olan bizler miyiz, yoksa onlar mı karar veremiyorum Ozan. Belki maddi şeyler bir şekilde dolar ama ya yeri dolmayacak şeyler? İşte bunu kimse kimseye veremez.''

''Ama bu yaptığın yine de çok güzel bir şey Aslı. Keşke bana da haber verseydin belki...''

''Ne yani, sen de mi gelirdin?'' dedi genç kız.

''Gelemezdim ama...''

''Ama?''

Genç adamın verecek bir cevabı yoktu. Zaten ne söylerse söylesin, amadan sonra gelecek cümle ilk kurduğu cümleyi değersiz kılacaktı. O yüzden sustu. ''Haklısın gelemezdim'' dedikten hemen sonra.

''Aman ben de. Senin burada işlerin var. Hem birilerine yardım etmek için Afrika'ya gitmene gerek yok ki, değil mi?'' dedi genç kız gergin ortamı yumuşatmaya çalışırken.

''Hem zaten konserler vereceksin yakında. Dinletiler belki. İşte belki o zaman yardım kapsamında bir şeyler çalarsın. Çalarsın değil mi Ozan?''

Genç kız konuya nereden gireceğini iyi biliyordu. Genç adamın insanların önünde artık çalmak istemediğini çok iyi bildiği gibi.

''Bakarız'' demekle yetindi genç adam. Henüz hazır değildi.

Henüz hazır değil, diye geçirdi içinden genç kız. Bakışları ihtihatlıydı. Sessizce yemeklerini yediler. Hava da iyiden iyiye kararmıştı. 

''Sanki biraz serin oldu'' dedi genç adam. ''Üşüdün mü, istersen..''

''Yok hayır. Bu hissi seviyorum. Yani gece havasını duyumsamayı. Serinliği hissetmeyi. Özgür hissettiriyor. Sana da öyle hissettiriyor mu?''

''Galiba.'' dedi genç adam yeni bir şey fark etmiş gibi. ''Haklısın, özgür hissettiriyor.''

''Dolunayı hep sevdim'' dedi genç kız. ''Bazen gökyüzüne çok uzun süre baktığımda sanki ay ve yıldızlar sallanıyor gibi geliyor. Dolunaya baktığımda sanki koca bir pinpon topu tepemizdeymiş gibi hissediyorum. Komik.'' dedi genç kız hafifçe gülümseyerek.

İşte gerçek bir gülümseme, diye düşündü genç adam. Abartıdan uzak. Bu gülümsemeler o kadar nadir oluyordu ki, ikisi arasındaki farkı ayırt etmek genç adam için zor oluyordu. Ama işte, bir şekilde hangisi gerçek biliyordu.

''Aslı'' dedi farkında olmaksızın.

''Efendim?'' dedi genç kız. Yüzüne yansıyan ay ışığıyla çok masum göründü genç adama. Çocuk gibi.

''Seni çok özledim.''

''Ben de'' dedi genç kız. ''Ben de seni çok özledim.''




Küçük Bir Kesit #20 (19.10.19)

Genç kız derin bir nefes aldı. ''İşte başlıyoruz.''

''Neye?'' diye sordu genç adam şaşkınlıkla. 

''Neye olabilir şaşkın?''

Genç adamın boş bakışları genç kızı gülümsetti. ''Yaşamaya.''

''E şimdiye kadar n'apıyorduk, hava çarptı galiba.''

''Şimdi ben çarpacağım göreceksin' dedi genç kız kocaman gülümseyerek. Genç adam genç kızın gülüşünü her gördüğünde adeta büyülenirdi. Böyle anlarda genç kızın ağzından dökülen kelimeler adeta  sihirli gibi gelirdi ona. Her ne kadar kimi zaman azarlansa da.

Genç kızın kafasına esip gittiği zamanlarda genç adam kendini çok yalnız hissederdi. Ama genç kıza sitem de işlemezdi ki. Bu dünyada ona işleyebilecek bir şey var mı, diye düşünürdü genç adam kimi zaman. Bu düşünce onun gururunu zedelerdi. Neden derdi, neden böyle olmak zorunda...

''Böyle olmak zorunda'' dedi genç kız düz bir şekilde.

Genç adam afalladı. Bazen böyle şeyler olurdu. Sanki genç kız, genç adamın düşüncelerini okuyormuş gibi konuşurdu. Genç adama bu durum çok garip gelirdi. Belki de gerçekten okuyordur diye düşünürdü. Garip biriydi genç kız. Ama genç adama gurur yaptıran da işte tam olarak buydu. Ben bu kadar kolay okunabiliyorum demek ki, diye geçirirdi içinden. Ama ya o? Ben neden onu anlayamıyorum. Neden? Bu kadar kolayca olmasa bile, en azından biraz...

''Yollarımızı ayırmanın vakti geldi Ozan'' dedi genç kız. 

Genç adam kalakaldı. 'Yollarımızı ayırmak mı' dedi zorbela. 

''Evet yollarımızı ayırmak.''

''Ama... Ama neden? Hem sen neyden bahsediyorsun?'' diye kekeledi genç adam.

''Birbirimize iyi gelmiyoruz. Birlikteyken her şey güzel gibi geliyor ama bu... Bu bağımlı bir şey. İnsanlar bir şeyleri yaparken kendileri için yapmalı en başta. Ama sen... Ve hatta ben de, bir şey yaparken ilk düşündüğümüz onu birbirimize göstermek bir şekilde. Bu ilk etapta güzel geliyor doğru ama ya sonrası... Kendin için yaşamıyorsun Ozan. Ben bunu istemiyorum. Ben benim için yaşayacak birini değil, benimle yaşayacak birini istiyorum. O yüzden... O yüzden şimdilik bitmeli.''

''Şimdilik mi?'' dedi genç adam fısıltıyla.

Genç kız sessiz kalmayı yeğledi. 

''İstediğin zaman gelip istediğin zaman gidebileceğini mi sanıyorsun!'' dedi genç adam hiddetle. Sanki etraf bulanıklaşmıştı. Şimdi odağında yalnızca genç kız vardı. 

Genç kız kararlıydı. ''Şimdilik Ozan, şimdilik. Belki bir gün yeniden buluşuruz. İşte o gün seni dinlemek istiyorum. Müziğini dinlemek. Artık çabalamaktan yoruldum. Seni çabalatmaya uğraşmaktan da. Anlıyor musun?''

''Anlamıyorum'' dedi genç adam. Ama genç kızı çok iyi anlıyordu. İstemediği kadar iyi hem de.
Genç kız genç adamın yanağına hafifçe bir buse kondurdu. Varlığı gibi hafifti. Hisleri gibi hafif, diye düşündü genç adam. Yanılıyordu. Ama genç kız bunun da farkındaydı. Tam da bu yüzden gidiyordu. Yanılgılar artık onu bunaltıyordu.

 


İkilinin yolları ayrıldı. Belki bir gün yine birleşir. İşte o güne kadar ilham perimi takip edeceğim. Umarım izini sürebilirim. Sevgiyle okuyucum. Bu kısa kesitlerde bir anlam aramana lüzum yok. Gece yarısı televizyonda öylece bir kanala rastgelmişsin gibi düşün. O zaman anlam kazanacaktır işte. Çünkü her şey kendi içinde anlamlıdır bir yerde.

Ve bir de bu ikiliye bir veda bile etmemişim. Bunu hak ettiklerini düşündüm. Vedalar gereklidir, özellikle de başlangıçlar için. Belki onlarla yeniden bir araya geliriz, gelirim. Belli mi olur :)

 Şimdilik hoşça kal, sevgiyle :)

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar