Güzel bir gülümseme.

 

Gözyaşı ne ilginç bir madde. İnsanın bedenindeki su tüm yüzüne dağılıyor. Gözlerinden çıkıyor önce, dünyayı gördüğün yerden. Sonra yüzüne yayılıyor, insanların seni gördüğü yere.

Neden ağlıyorum bilmiyorum. Önceden ağlamamın sebepleri vardı. Bunu düşünmüştüm. Hatta bunu şimdi bile düşündüm. Ama sonra, asıl şimdiki ağlamamın ve aslında gittikçe seyrekleşen (nihayet) ağlamalarımın anlamlılaştığını keşfettim. Sanki gözlerimden akan sular arınmış gibiydi. Sindirilmiş kabullerin yaşları, sanırım bu kıymetli bir şey.

Buna ne denmeli bilmiyorum. Bir şeye üzülmek, bir şeye kızmak gibi değil. Olan olmayan veya geçen geçmeyen şeylerin yasını tutmak da tam olarak değil. Belki de sadece anlamak. Kendini sıkmadan ağlamak ve yalnızken ağlamayı kabullenmek. 

Sana çok komik bir şey itiraf edebilir miyim? Ağlarkenki en büyük dileğim, hep, yanımda birinin olmasıydı. Alelade birinin değil. Bazısı hani tanımadığı kişiye yakınır ağlar falan, öyle değil. Anlayan birinin yanında ağlamak, bu benim dileğimdi. Ne saçma sapan dileklerim vardı benim ah! :) Ama öyleydi. İçimden bunu geçirirdim. Kendimi sıkardım, kollarımı kendime dolamamak için kendimi nasıl sıkardım. Sonra kabullenirdim ve kendime sarılıp ağlar ağlardım. İçli içli. Biri görse neden ağlıyorsun dese, daha çok ağlayacak biri gibi ağlardım.

Ağlama nedenim zamanla aklımdan çıkardı da, kendime sarılmak ağır gelirdi. Bunu hem ben yaşamışım gibi, hem sanki bir başkası yaşamış da sana anlatıyormuşum gibi ne garip. Bir ara başkası yaşamış gibi geliyordu. Sanırım benim inkar evremdi. Başka biri o kadar ağladı üzüldü ve yalnız hissetti; ben değil. Bunun gibi bir koruma kalkanı.

Boş.

Çok değil birkaç ay evvel ilk kez kendime sarılma bariyerimi doğallıkla aşmıştım. Bir dolunay yazımda sana anlattım aslında. Neden anlattım, ağlayan beni gör diye sanırım. 

Neden anlatıyorum, ağlayan beni gördüğümü göreyim diye; sanırım.

Şimdi, son yazılarımdan birini okurken gözlerim doldu. İnsan kendi yazısına da ağlamaz ki yaaa, amannn :). Zaten yazıma ağlamadım, yazımı okurken gözlerimin dolmasına ağladım.

Kendine sarılmaktan nefret eden ve buna çok üzülen benin sahip olamayacaklarına da bazen ağlardım. Bu yazıyı ona adayabilirim belki de. Çünkü onun için, o noktadaki ben için, çok geç. Çünkü ben o değilim. Yalnız ağlamayı da, ağlamamayı da, ağlamaya direnmeyi de, ağlamayı kabullenmeyi de, ağladığımı gizlemeyi de, ağladığımı göstermeyi de; yalnız öğrendim.

Sana çok tuhaf bir özelliğimi daha söyleyim. Yaşamının neredeyse üçte ikisi (öncesi zihnimde net değil :) ağlamakla geçmiş bir kızın bu hayatta en sevdiği ve bence diğerlerine de izin verirlerse keşfettirmeye dair özel yeteneği olan şey (bence :)... gülümseme. Çok komik değil mi? Ben komik biriyim aslında, doğal komik. Hayır ağlayan palyaço gibi değil, daha çok... Bilmiyorum ben nemrut da biriyim ahahahah. 

Bildiğim en net şey, belki de çok ağlamanın bana kazandırdığı beceridir bu, gerçek bir gülümsemeyi gözünden tanıdığım ve hep en çok buna hayranlık duyduğumdur.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar