Koralin ve Gizli Dünya (Neil Gaiman) | Kitap Yorumu

Yazar: Neil Gaiman, Çevirmen: Niran Elçi,
İllüstrasyonlar: Dave McKean, Yayınevi: İthaki Yayınları

Kitap, Koralin isimli bir kız çocuğunun yeni taşındığı evlerinde yaşadığı macerayı anlatmaktadır. Kaşif ruhlu ve meraklı bir çocuk olan Koralin'in anne ve babası daima meşguldür ve kızlarıyla ilgilenmezler. İlgisiz ebeveynler, adını bile doğru öğrenemeyen komşular ve ona caka satan siyah kedi... Koralin'in canını sıkmaktadır. Evlerindeki girilmesi yasak olan misafir odasının bir köşesindeki kilitli kapı Koralin'in ilgisini çeker. Gündüz tuğla döşeli bir duvara çıkan bu kapı, gece karanlık gölgelerin yeni evlerine giriş yaptığı bir kapıya dönüşür. Kapının ardına geçen Koralin'i kendi evlerinin solgun bir kopyası karşılar. Üstelik bu evde onu soğuk düğme gözleri ve yapmacık bir sevecenlikle diğer anne ve diğer baba beklemektedir. Koralin'in bu kopya dünyadan çıkışı o kadar da kolay olmayacaktır. Kitap boyunca küçük kızın gölgelerden oluşan diğer dünyadaki maceralarını okuyoruz.


Bu kitabı farklı zamanlarda başka bir baskıdan birkaç kez okudum. Hatta en son okuduğumda da şu yazımda yorumlamıştım. Kitabı ilk kez, şimdi de yeniden okuduğum bu müthiş baskısından okumuş olsam da, kitap kardeşime ait olduğu ve kendisi kitabı ödünç verdiği kişiden geri alamadığı için yıllarca kitabın bu baskısını bir daha göremedim (on yıl kadar olmuştur). Geçen gün kardeşimin kitaplarını karıştırırken kitabın bu baskısına rastlayınca hem sevindim hem de şaşırdım. Kendimi adeta eski bir dostumu görmüşüm gibi hissettim. Demek ki ödünç verilip de kayıplara karışmış kitaplar yıllar sonrasında bile bize geri dönebiliyorlarmış. Doğrusu, kardeşimin asırlar sonrasında bu kitabı nasıl geri alabildiğini merak eden bir yanım da var...

Bu kitabı çok seviyorum. Kitabın bu baskısına hele bayılıyorum! Aslında çeviri tamamen aynı; diğer baskıyla arasındaki tek fark kapağın tasarımı ve ciltli kapaklı olması. Ben bu baskının cildini de, tasarımını da hep ayrıca bir sevmişimdir. Hatta kitabı sevmemde bence kitabın bu baskısının kapağının büyük payı var. Kitabın kapağı bile okuruna macera vaadi vermiyor mu baksana şuna bi'!


Neil Gaiman'ın klasik tarzı olan gotik ögeler bu kurgunun da her köşesine yayılmıştı. Hikayeyi bir çocuk öyküsünden çıkarıp bambaşka boyuta taşıyan da zaten yazarın tarzının özgün ve gizemli havası diye düşünüyorum. Kitabın içerisindeki illüstrasyonları da beğenmekle ve kurguya çok yakıştırmakla birlikte, çizimlerin ürkütücü olduğu uyarısını yapmalıyım. Kitabın arka kapağında yazarın bu kitabı için yaptığı kendi yorumuna yer verilmiş. Orada şöyle bir cümle geçiyor: ''İnsanlar kitabı okumaya başladıklarında öğrendim ki, çocuklara macera yaşatan, yetişkinlere ise kabuslar gördüren bir hikayeymiş bu.'' Yazarın bu cümlesine sonuna kadar katılıyorum.

Kardeşim çocukken gerçekten basit şeylerden bile korkabilen bir çocuktu (lunaparktaki oyuncaklara tek binmek, karanlıkta uyumak ve tuvalete giderkenki koridor yolculuğu gibi). Bu kitabı ise korkmadan severek okumuştu. Gölgelerden korkan bir çocuğun, gölgelerle savaşan bir kızın macerasından korkmaması ilginç bir durum. Öte yandan belki de bu nedenle korkmamış olabilir. Bense kitabı ilk okuduğumda liseye gidiyordum. Kitabı ikinci ve sonraki okumalarımda ise üniversite ve işte sonrasındaydım. Şunu söyleyebilirim ki, kitabı ben de çocukken okusaydım gerilmezdim ancak bence de yazarın söylediği gibi bu kitap yetişkinleri daha çok gerebilecek bir kurguya sahip. Çünkü çocuklar bu öyküyü somut bir macera gibi görerek okurlarken; yetişkinler kurgunun soyut kısmına, yani düşünsel boyuta gerek bilinçli, gerek bilinçaltı boyutunda daha çok odaklanma eğilimindeler diye düşünüyorum.

Tüm bu maceralı kurgunun alt metninde ise bizleri hüzünlü bir öykü karşılıyor: Yalnız küçük bir kız. Bu kız, aslında anne ve babasını özlüyor. Diğer evde gördüğü tüm o -başta anne ve babası olmak üzere- ''diğer'' şeyler gerçekten varlar mı yoksa küçük kızın hayal gücünün ürünü mü bunu tam olarak anlayamıyor ve gerçekten yaşanmış olaylar gibi okuyoruz. Ancak bunların karakter için hayali veya gerçek bir macera olmasının okur için temelde bir önemi de yok. Önemli olan, küçük kızın kendi içindeki yalnızlık hissinin verdiği korkuyu, bu ürpertici macera ile aşması.

Kitapta ''diğer'' anne karakterinin gücü gerçeği kopyalamak olarak anlatılıyordu. Diğer anne Koralin'in geldiği dünyayı taklit ederek bir çeşit ''mutluluk simülasyonu'' oluşturmuş ve bu yolla küçük kızın hep yanında kalmasını amaçlamıştı. Mutluluk olarak pazarlanan gerçeklik aslında zamanla çürümeye mahkumdu; çünkü temellenmiş bir noktası yoktu. Koralin bu mutluluk oyununu oynamayı kabul etseydi de bedel ödeyecekti ve bunu biliyordu. Dahası ona yalandan gülümseyen diğer anne baba yerine, onunla yeterince ilgilenemeseler bile gerçek bir sevgiye sahip anne babasını görmeyi istiyordu. Koralin'in bu çakma dünyadan çıkmasını sağlayan da bence buydu: Bağ kurma ihtiyacı.

Gerçek her ne kadar canımızı sıkan kabulleri içerse de, bizi aslında bu kabuller ilerletiyor ve yaşamımızın ''bizim'' olmasını sağlıyor. Bu kitaptaki gibi gerçeğin kopyası olan kusursuz durumlar ise, hep arka planında çözülmeyi bekleyen ve çözülmedikçe ekşiyen asıl gerçeğimizi, görmemiz gereken asıl gerçekliği barındırıyor. Biz onu görmeyi erteledikçe o gerçekler kaybolmuyor; hep orada ama zamanla çürüyen ve daha çok emek vermemiz gereken bir yapıya dönüşüyor. Koralin bunun en başından beri farkındaydı. Kitabı bu kadar ilgi çekici yapanın bu ilginç kurgusundan çok, ana karakteri olduğunu düşünüyorum. Tüm o birbirinden absürt yan karakterlerin arasındaki oldukça sıradan olan bu küçük kızın en benzersiz özelliği ise sorumluluk alma bilincinden doğan cesaretiydi. Gerçek cesaret de böyle bir şey değil midir zaten: Gerçeğin sorumluluğunu almak.

Kitabı bence alt sınır 12 yaş olmak üzere her yaştan okur severek okuyabilir. Kitabın ayrıca 2009 yapımı aynı isimli (Koralin ve Gizli Dünya) bir animasyon uyarlaması bulunmakta. 

Kitaplarla kalın.


ALINTILAR

''Bu siste yolunu bulabilmek için kaşif olman gerekir.''

''Ben bir kaşifim,'' dedi Koralin.

''Elbette öylesin tatlım,'' dedi Bayan Forcible. ''Sen yine de kaybolmamaya bak.'' (Sayfa: 22)


Koralin neden karşılaştığı yetişkinlerin pek azının mantıklı konuştuğunu merak etti. (Sayfa: 28)


''Merhaba,'' dedi Koralin. ''Bizim evin bahçesinde sana benzeyen bir kedi gördüm. Sen diğer kedi olmalısın.''

Kedi başını iki yana salladı. ''Hayır,'' dedi. ''Ben diğer bir şey değilim. Ben benim.'' Başını yana eğdi; yeşil gözleri ışıldadı. ''Siz insanlar her yere yayılırsınız. Diğer yandan biz kediler, kendimizi bir arada tutarız. Ne demek istediğimi anlıyorsundur umarım.'' (Sayfa: 44)


Siz insanların isimleri vardır. Çünkü siz kim olduğunuzu bilmezsiniz. Biz (kediler) kim olduğumuzu biliriz, bu nedenle isimlere ihtiyacımız yoktur. (Sayfa: 45)


Koralin gecenin bir yarısı, yapayalnız ağlamaya başladı. (Sayfa: 61)


Kabusları kaçırtmak için sıcak çikolata ve bir kucaklama gibisi yoktur. (Sayfa: 65)


Bir şeyi korkmana rağmen yapıyorsan, bu cesurcadır. (Sayfa: 69)


Cesur olacağım, diye düşündü Koralin. Hayır, ben cesurum. (Sayfa: 71)


''Ah. Sensin,'' dedi siyah kediye.

''Gördün mü?'' dedi kedi. ''Beni tanımak o kadar zor değilmiş, değil mi? Adım olmamasına rağmen.'' (Sayfa: 75)


Ben bir kaşifim, diye düşündü Koralin kendi kendine. Ve buradan çıkmak için olabildiğince çok yol bulmam lazım. Bu yüzden yürümeye devam edeceğim. (Sayfa: 84)


''Seni sevmeyi planlamıyorum,'' dedi Koralin. ''Ne olursa olsun. Beni seni sevmeye zorlayamazsın.'' (Sayfa: 89)


''İsimler, isimler, isimler,'' dedi başka, çok uzaklarda kaybolmuş bir ses. ''Nefesten sonra ilk giden isimlerdir ve yüreğin atışı. Anılarımızı isimlerimizden daha uzun süre saklarız. Bir mayıs sabahı, çemberimle sopamı taşıyan dadımın, arkasındaki sabah güneşinin, esintide sallanan lalelerin görüntülerini hala zihnimde saklıyorum. Ama dadımın adını unuttum. Lalelerin de.'' (Sayfa: 95)


Ciğerlerinde hava, damarlarında kan, yüreğinde sıcaklık varken kaç. Zihnin ve ruhun hala sendeyken kaç. (Sayfa: 97)


Ruhlar ne kadar büyük olur? (Sayfa: 107)


Ne de olsa, göremediğiniz bir şeyden korkmak daha kolaydır. (Sayfa: 108)


Sanki gerçekten bir ev değil, bir ev fikriydi; ve o fikri besleyen kişinin iyi biri olmadığından emindi. (Sayfa: 119)


Diğer anne onu seviyordu. Ama Koralin'i, cimri birinin parayı sevdiği, bir ejderhanın altını sevdiği gibi seviyordu. Koralin, diğer annenin düğme gözlerinde yalnızca ve yalnızca bir eşya olduğunu biliyordu. Davranışları artık eğlenceli olmayan, tahammül gerektiren bir evcil hayvan. (Sayfa: 120)


Onun gerçekten bir şey yapamadığı kanısına vardı Koralin. Yalnızca gerçekten var olan şeyleri kopyalayıp çarpıtıyordu. (Sayfa: 133)


Sevgini tuhaf bir biçimde gösteriyorsun. (Sayfa: 144)


Bilge ol. Cesur ol. Kurnaz ol. (Sayfa: 163)



Not: Bu kitap yorumu yazısı reklam değildir, kitap önerisidir.



12 yorum:

  1. Allahimm travmam :D Çocukken filmini izlerken hem çok eğlenmis hem de düğme gözlü reislerden korkmuştum bayağı. Şimdi büyüyünce daha da gerici geliyor hikaye hakikaten, gerçeklerden vazgeçip sahte bir dünyada mutluluk oyunu oynamak fikri korkunç ya :') Gerçekleri acısıyla tatlısıyla kucaklayıp oradan bir yol bulmak lazım.. Benzer şekilde su ara hep slice of life türünde diziler izliyorum, gerçek hayata benzer hikayeler ve karakterler ruhuma iyi geliyor, yalnızlık hissini azaltıyor :) Dünyanin benim gibi üzgün ve mücadele eden insanlarla dolu olduğunu hatırlatıyor bana.
    Malum internette orda burda herkes süper, hayatlar mükemmel, ilişkiler gıcır :D Tamamen çarpıtılmış bir hayat algısı. Üstelik bu normal olanmış gibi servis ediliyor, sanki tek sorun bizde.
    Bu rol yapma çağı depresif insanları daha da yalnız ve çaresiz hissettiriyor bence.
    Daha çok gerçek hissettiren, hayatlarımızla ilişkilendirebileceğimiz hikayelere ihtiyacimiz var bu devirde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle yorumun için teşekkür ederim. Yazımda değinmediğim birkaç noktayı yorumunda gördüm, birazdan geleceğim oralara. :)

      İlginçtir ben bu kitabın filmini yıllardır izlemek istememe rağmen (hatta iki yıl önceki yorum yazımda bile demişim) hala izlemedim. Benim işleri erteleme olayıma küçük bir örnek. :)

      Yazımda değinmediğim ama kitabın odak noktası da olan kısım bahsettiğin gibi gerçeğin çarpıtılması olayı (hatta ekleyim şimdi :). Diğer anne her şeyi ''mükemmel'' bir biçimde kopyalasa bile, dediğin gibi bu mutluluk oyununun hasır altında ekşimiş gerçekler kabak gibi duruyordu. Zaten Koralin bu sahte dünya yerine gerçek dünyası için mücadele ettikçe dünya da yıkılmaya (silinmeye) ve değişmeye başlamıştı. Evin üç boyutlu bir evden, bir çeşit eskiz çizime dönmesi ve hatta evin içindeki meyve tablosundaki meyvelerin zamanla yenmiş görünmesi bile buna örnek olarak gösterilebilir.

      Mutluluk olarak pazarlanan gerçeklik aslında zamanla çürümeye mahkumdu; çünkü temellenmiş bir noktası yoktu. Koralin bu mutluluk oyununu oynamayı kabul etseydi de bedel ödeyecekti ve bunu biliyordu. Dahası ona yalandan gülümseyen diğer anne baba yerine, onunla yeterince ilgilenemeseler bile gerçek bir sevgiye sahip anne babasını görmeyi istiyordu. Koralin'in bu çakma dünyadan çıkmasını sağlayan da bence buydu: Bağ kurma ihtiyacı.

      Diğer yandan evet günümüzde en sıradan insandan en göz önünde insana çoğu kişi evcilik oyununu pazarlama yoluyla mutlu olduğu sanrısını yaşama eğiliminde. Özellikle de influencerlar biraz ünlümsü olunca bu yolla daha da yükselmeyi amaçlıyorlar. Yaptıkları tek şeyse onları izleyip onlara özenen insanların enerjilerini emmek. Evet olay bundan ibaret aslında. İnsanlar o ayan beyan veya içten içe özendikleri insanlara olumlu veya olumsuz ilgi vererek aslında onları beslediklerini anlamak istemiyor, kendi ''mutsuzluk oyunlarını'' bu yolla oynuyorlar. Yapılması gereken tek şey hayatımızın sorumluluğunu almak. Tıpkı bu öyküdeki Koralin isimli küçük kızın sadece sorumluluk alarak gerçeğe ulaşması gibi.

      Ben de bu sıralar sorumluluklarımdan böyle kolay okunan ama anlamlı (ve hatta manidar) öyküler okuyarak kaçıyorum diyebilirim. :)

      Yorumun için tekrardan teşekkürler, sevgiler.

      Sil
    2. Rica ederim, ben de özenli cevaplar için teşekkür ederim, heyecanla bekliyorum yorum atınca cevap geldi mii acaba diye :)

      Bağ kurma ihtiyacı.. Sahiden olayın özü burada. Bir ruha sahip bir insan yalanlarla, hileyle hurdayla ne kadar avunabilir ki.. O dolmayan boşluklar elbette bir yerden sonra göze batacak, rahatsız edecek. O sahte mutluluk artık acı vermeye başlayacak.

      Bu kaçışların bir anlamı olmalı :) Her şey lazım ya hayatta, öyle bakıyorum artık komple. İki tane dizi var, onların başlıkları çok hoşuma gidiyor. Arada kendime hatırlatıyorum o cümleleri.
      Biri çünkü bu benim ilk hayatım, diğeri de it's okay to not be okay. Yani okey olmamak da okey :) -bunu izlemedim sadece adına tav oldum-
      Bir sürü hata yapabilir, elimi yüzüme bulastirabilirim. Uzun bir süre pes edip görmezden gelip sonra yeniden başlayabilirim de. Ya da belki tamamen vazgeçer bambaşka bir yol tutarım. Ah güzel İstanbul'da da şey diyordu hani, korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur. Er ya da geç kendimize göre bir şeyler şekillenir yol aldıkça diye düşünmekteyim.
      Bizden de sevgiler saygılar :)

      Sil
    3. Bloğa dair en sevdiğim şeylerin başında sohbet etmek yani karşılıklı yorumlaşmak geliyor. Bu nedenle bazen dozu kaçırıp çok uzun da yazabiliyorum. :) Ama yorumlaşmayı seven yazılarımı okuyanların olması beni ayrıca memnun ediyor. Senin de bunu sevmene sevindim. Yorumlarını seviyorum <3

      Evet, aslında herkesi olmayan veya çarpıtılmış bir şeye inandırsa da kişi, biraz bile olsa öz farkındalığı varsa yani bilincine hakimse, yalanlarla ele geçirilmemişse :), en başta kendisi rahatsız olur ve dayanamaz. Ya da zor dayanabilir, bilmiyorum. Her insanda bu biraz biraz bazı dönemlerde kendini gösterebilir tabi ama bazı insanlarda daha yüksek seviyelerde kendini gösteriyor. İnsanlar bunu ünün ve paranın artışına bağlayabilme eğiliminde. Sanki paran olunca kötü, etik olmayan veya yalanla karışık eylemlerde bulunmak senin kendi varlığından, karakterinden farklı bir şey olarak değerlendirilebilirmiş gibi. Yine söylüyorum, kişi başka bir şey tarafından (bu genelde bir durum olur, beğenilme pohpohlanma örneğin veya daha da kötüsü duygusal çatlaklardan sızan bağımlılıklar) ele geçirilmemişse, karakterinden ayrı bir davranış ve söylem örüntüsü yapmaz. Kendini tam yansıtmayabilir ama yani kişi kendi bilincinin farkındalığında ve özgürse, bunu ünlü, ünlümsü veya paralı diye veya oldu diye yapmaz. Karaktersiz olmaz yani bunu söylüyorum. Parayı bulunca karakterini satıyorsan zaten karaktersizmişsin be kardeşim :) ve herkes de aynı değil ama insanlar genelleme yaparak herkes aynıdır diyor, ben değilim mesela. Benim karakterim var. İnsan kendi karakterinden bile emin değilse o zaman neyden emin olacak bu dünyada? Boşa yaşayıp ölüyoruz o zaman. Bunu savunan da çoktur ama o da ayrı saçmalık. Kendi saçmalıklarına kılıf bulup boş ömürlerine değeri bu yolla biçiyorlar. Ay neyse yine durduk yere birilerini yargıladım :), hep bunu bıraktım artık diyorum ama yapamıyorum... Hayatta kendi bilincini tanımayı reddeden insan kadar beni sinir eden ikinci bir grup yok. Çünkü her afedersin bokluğun başı bence bu. Çünkü böyle olunca insanlar kolay yönetiliyorlar haberleri yok veya izin veriyorlar bilmiyorum.

      Geçtiğimiz günlerde Otuz Yedi isimli bir kitap okudum. Kitap çerezlik bir kitap ama sırf şu alıntısı için bile kitabı okuduğuma memnunum: ''Hayatının daha farklı olması gerektiği düşüncesinden uzaklaşırsan mutlu olursun. Ben de öyle yapıyorum. Daha farklı olabilir miydi? Olabilirdi. Ama umurumda değil, o yüzden mutluyum.''

      Bir noktada kabule geçip ilerlemek lazım. Çünkü evet bu tek hayatımız. Bunu kabul etmek benim için zor olmuştur bu arada ama gerçek de bu. Belki bile değil, ileride daha güzel günler elbette yaşanacaktır. En azından ben yaşayacağıma eminim. Çünkü genelde tatmin olmadığım bir hayat yaşadım :) Bunun sebebi de hep böyle olacak kaygımdı. Olan oldu, kalan sahalar benimdir yani ne yapayım. Bazen sallamak lazım gerçekten.

      Dizi filmlerden referanslarını da sevdim bu arada. :)

      Sil
    4. 'Çünkü bu benim ilk hayatım' fikrini kendimi rahatlatmak için kullanıyorum çoğunlukla. Saçmalayabilirim, doğru kararlar veremeyebilirim, milyon hata yapıp altından kalkamayabilirim de, her şey b,k gibi bile olabilir.. :) Çünkü bu benim ilk hayatım arkadaş!! :) Kendime yüklenmekten illallah edince böyle bir çözüm buldum kendime, nasıl ama hahaha fena fikir değil bence :)
      İlk hayatım ve herkes gibi amatörüm ben de, ilk olan şeyin de zaten mükemmel olacak hali yok haliyle.. O yüzden it's okey to not be okey :)) Amma cıvıdım ben de ahshah ne yapalım deliliğe vurmak da gerekiyor şimdi.

      Evet ya adamı ün para veya parasızlık vs bozmaması lazım normal şartlar altında.
      Bozulan adamin zaten skt'si yaklaşıyordur, bir günde buralara gelmemiştir o ahshsh :D

      Seninle yorumlaşmak her daim güzel <3 Ne saçma bir saatte yazıyorum şu an ya neyse aman çünkü bu benim ilk h... neyse yeter tamam iyi geceler iyi uykular efenim :)

      Sil
    5. Bir de bence iyisini yapmak istesek de aslında kendimize yüklenebiliyoruz. Bu yaşa kadar gelmek bile zordu, ben artık böyle düşünüyorum. Yani evet zor olduğunu hep düşünüyordum :) ama yani artık kabul ediyorum zordu ve tebrikler kendim?? :) Bu da bir başarıydı ve yaşamak, yaşam adı verilen oluşumda yaptığımız bir yolculuk. Bitene kadar devam :) Acemiyiz de yani, haklısın bu nedenle. Öğreniyoruz... Sadece herkesin şartları farklı. Zorlandıkları alanlar farklı, aşmaları gerekenler, engellendikleri noktalar, iyi oldukları noktalar... Bu bile belki de bir çeşit adalettir. Kimsenin yaşamı aynı değil ve herkes de birbirinden farklı kişilikte.

      Ahahahahhaha :) Ben de parayı bulayım vallahi bozulmayacağım :)

      Yok yok saçma vakitler (benim için gece saçma bir vakit asla olmaz :) yazdığında beynim daha açık oluyor :P Ve günaydın tünaydın güzel günler <3

      Sil
    6. Bence de hayatta kalmak bile başarı ya kolay iş mi :) Ne uğraş verdik yirmileri ortalayana kadar bu can sıkan sistemin içinde.. Her gün her şeye rağmen sabah yataktan kalkıp bir şeylerle uğraşmak, hayatını elinde olanları bir şekilde değerlendirme çabası vermek çok kıymetli bir başarı, kendi çapımızda bir zaferdir kesinlikle. Bitene kadar devam!.. :)

      Belki biraz iddialı olacak ama biz de bozulacaksak sağlam pabuç kimse yoktur gibi geliyor bi tık.. :) Ne bileyim, hep fazla düzgün çocuklardık ya, bu insanın kodlarına işleyince kendine karşı acımasızlaşıyor insan. Doğruları esnetemiyorsun, kafadaki sesleri susturamıyorsun böyle.. :)

      Benim de kafam en iyi geceleri çalışıyor hahah.
      Kendimle baş başa kalmayı, vakit geçirmeyi seviyorum gecenin sessizliğinde..

      Teşekkür ederim güzel günler iyi akşamlar olsun :) <3

      Sil
    7. İnsanın karakteri de önemli bence. Bunu tepeden bakan bir yerden söylemiyorum, bazı insanların gerçekten de kendi karakteri düzgündür. Ben bu yaşıma kadar öğrendiğim doğru davranışları ailem dahil kimseden öğrenmedim, kendim buldum ve içten bir bilinçle bildim, üstüne sorguladım, sorguluyorum.

      Millet beni gerçekten ilgilendirmese de, çoğu insan ezbere yaşıyor. Çoğu insanın kendi değerler sistemi olmadığından dolayı (hadi çoğu demeyelim, bazı diyelim madem) değişen şartlarda yalpalıyor bence. Bu bakımdan içimizden kopuk olmamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Öte yandan bazı insanların karakteri kötü veya düzgün değil. Doğuştan gelen özellikler de etkili bence.

      Bir de hatalı davranışlarını düzeltmek istemeyen ve yaşadıkları ile kendini tanımlayan çok. Bunu ben de yaptım ama hep gelişmek için, değişmek ve anlamak için de çabaladım. Ben bu konuda çok katıyım. Ben yapabildiysem herkes yapabilir diye bakıyorum olaya çünkü. İnsan isterse, düzgün olmayan yönlerini düzeltebilir. Ama çoğu insan mırın kırın yaşıyor. Tabi herkesin kendi hayatı ama sen de düzgün çocuklardık deyince değinmek istedim. Bazen keşke hep bu kadar düzgün biri olmasaydım dediğim de oldu ve oluyor yalan yok :) Erken olgunlaşmak bence kötü bir şey ama iyi yanları da var, eğer bunu kullanabiliyorsan...

      Güzel bir sohbetti, hep beklerim :)

      Sil
  2. Tatlı bir kitapmış, yorumunu okuyunca iyice merak ettim. İyi analiz etmişsin, teşekkürler paylaşım için. Alıntılar da dikkat çekici. 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, evet benim sevdiğim kitaplardan :)

      Sil
  3. okumadım ama izledim, bence korku filmiydi yaaa :) ama okurum da tabisi :) lunaparkta ise yüksekliği olanlardan korkarım :)

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar