Doğu Masalları.

 

İnsan yazdığı yazıya karşı sorumlu hissedebilir mi, ben hissediyorum. Biliyor musun hiçbirini rastgele silmiyorum, muhtemelen rastgele yazıyorum ama asla rastgele silmiyorum; çünkü zaten silemiyorum.

Bir şey öldüğünde bunu fark edersin. Bir yazı solduğunda bunu fark edersin. Ondan sana bir şey akmaz. Bir şeye bakmanın sonu aslında burada benim için. Ondan bana bir şey akmaz. Can akmaz, onun canı; varlığı.

Bir şey yazdığımda canımdan yazıyorum. En azından onun bir yüzünü. Aslında yaşadıklarımı yazmak istediğim dönemler oluyor. Ama bunu yapmam. O gün, o günler bana ait kalsın isterim. Onun içimdeki izini yazabiliyorum sanırım. Evet, ben izleri yazabiliyorum.

Bir şeyin solması da böyle bir şey, izinin solması. Tertemiz olduğunda siliyorum. Artık burada işi kalmıyor. Sonra yeniden yayınlayabiliyorum tabi, belki de yeni izler için bana güvence versinler istiyorum. Bir dost gibi. Yazılar mı bana güvence veriyor, onları birilerinin okuduğunu bilmem mi emin değilim. Belki de okumak da iz bırakmak, olabilir.

Tamamen silmeden taslak yaptığımda, aslında kaçıyorum. Oysa daha döngü bitmedi, o izleri silemem; çünkü daha yazacaklarım var. İzlerden bir resim çizmek gibi. İşte bunun gibi.

Bazen tabi zorlama yazılar da oluyor. Bunun gibi zorlama yazılar. Bu yazılar izler arasında tozlar oluyor. Evet, temizlemeden önce kirletiyorum. Her yerini kirletiyorum. Kendimi göremeyene kadar bir aynanın üstünü izler ve tozlarla kaplıyorum.

Sonra siliyorum. Ama vaktinden önce de silemem, kendime izin veremiyorum.

Eski bloğumu ilk açacağım günü hatırlıyorum. Kasım ayıydı. Yine de blog açtıktan hemen sonra yazı yazmamıştım. Bloğumun adını bile bulmamıştım. Sonra mart ayında ilk yazımı yayınlamıştım. Sonraki yılın mart ayında. Arkadaşımla bir filme gitmiştik ve (mini :) bir kitap alışverişi yapmıştım. İşte bu kadardı. Sadece bunu yazdığımı hatırlıyorum, cumburlop diye. Sanki hep blog yazıyormuşum gibi, öylece yazmıştım.

Kimse okumamıştı, şşşş.

Yine de yazmıştım. Sevdiğim her şeyi yazmıştım. Sevmediklerimi de ama daha çok sevdiklerimi. İlginçtir, hep mızık mızık ediyor gibi göründüğüm bir dönemimde olsam da, ben çoğunlukla sevdiklerimi buldum ve yazdım. Bak kitap ve film yorumlarıma, sevmedim dediğim azını bulursun. Bak mızık mızık yazılarıma, sevmedim dedikten hemen sonra... 

Yazmamın sebebi tabi ki okunmaktı. En azından bir yerden sonra. İnsan okunmak istemiyorsa niye yazsın ki? Ben yazmam.

Okunmayan bir yazı karanlıktadır. Kendi varlığına yabancıdır. Ben günlüklerimi hiç okumazdım. Onların canı yoktu biliyor musun? O yüzden yok etmek kolaydı. Çünkü onlar kendi varlıklarına karanlıktaydı.

Okunmanın ne anlama gelmesi gerektiğinden emin değilim tabi. Bazen ben de, özellikle aynı hafta içinde, yazdığım bazı yazılarıma göz atabiliyorum. Ne güzel ifade etmişim diyorum ahahhaha, diyorum diyorum. Çünkü biliyor musun, buna niyet ediyorum. Bu bir... şşşşş, büyü (sihir). 

- Sana bir sır verdim, sıkı tut.-

Galiba bu yüzden yazıyorum. Ben kendi içimde bir şeyleri çözmüş olabilirim ama onu karanlıkta bırakamam. İnsan, yeteneklerini kullanmalı. Belki de benim böyle gereksiz bir yeteneğim vardır, (şşşş).

Yıllarca yazdığım yolu düşünüyorum. Aydınlık gibi görünen bir hoplama zıplamadan ibaretti. Bir şeye inanmıştım, ona tutunmuştum. O şey, yoktu ama ben ona isim verdim sanmıştım. İsim bulursam, var olur sanmıştım. İlham, bunu bulurdum. Kendimi arardım, arardım arardım. Bunu bahanem yapardım. Oysa isteğim bu değildi. Sadece kendimi oyalıyordum.

Bunu keşke yapmasa mıydım? Hayır, yoksa tam gözümün dibinde şimşekler parlayamazdı.

Aslında biliyor musun, kendimi yazmam bitti. Çünkü, karanlık bitti. Belki de kendimi yazmamın bir yüzü bitti. Bir günlüğün sadece tek bir sayfasını on yıl boyunca yazmışım gibi hissediyorum. İşte şimdi ancak ikinci sayfasına geçebiliyorum...

Yine de yazarım ben, yazarım. Ama şaşırıyorum sana söyleyeyim, eski yazmalarıma. En eskilerden bugüne dek yazmalarıma. O hisse, o histen beslenişime şaşırıyorum. Kıymetliydi ama yine de...

Şehrazat her gece bir hikaye anlatırdı ve hikayeyi tamamlamadan... Böylece devam ederdi. Her gün yeniden yeniden, 1001 gece boyunca bunu yaptı. Hiçbir hikayenin sonunu getirmeden devam etti... Bunu kendi için yaptı. O kendi için yaptı ama sadece kendi için yapmadı. Doğu Masalları'nı okumak istiyorum.

Acaba hep neden bu kadar yanıldım? Yanıldığımı bile bile buna izin vermiştim. Yanıldığımı kabul etmek kalbimi kırıyordu çünkü. 

Rusça bir şarkı dinliyorum. Bu Slav dillerini seviyorum. Ben telaffuzumda da hep ''R'' harfini baskın kullanırım. Geçen Bulgarca alıştırma yapıyordum (yapamıyordum :), sesime tam oturdu o dil biliyor musunuz? Slav dillerini gerçekten seviyorum. Ama öğrenmesi zor (gibi).

Sadece laf salatası yapıyorum. Aslında tüm blog yazılarım bundan ibaret. Sadece birisiyle konuşmak istediğimden yazdım. Hep. 15 yaşımdan bugüne dek hep.


dinlemek için tıklayabilirsiniz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar